20. bölüm · Taş Köprü

Sır

𝐢𝐬𝐟𝐚𝐝 ⭐️

Oruç Furtuna

Telefonu tekrar çaldı, arayan yine aynı kişiydi.
İso açmam için işaret ettiğinde telefonu açtım.

Bilinmeyen: Özlediniz mi beni?

Ses Abimin sesiydi, onu tekrardan duymak bana hiç iyi gelmemişti, aksine kanım kaynadı.
Kulaklarım uğuldamaya başladı.

Oruç: Çık.

Fatih: Ne?

Elimi taş duvara vurdum.

Oruç: Her neredeysen çık dedim!

Fatih: Sakin çıkacağım da
Eleni ile aranız nasıl doktor bey?

Oruç: Ne diyorsun sen,
Nerden tanıyorsun sen Eleni'yi!

Fatih: Eleni'nin Yunanistan'daki annesi selam söyledi.

Telefonu tek avucumun arasında ezmiştim resmen,
sinirden gözüm dönmüştü.

Oruç: Ne anlatıyorsun sen?

Fatih: Sen burda kahramancılık oynarken
ben yıllardır onu izliyorum.

Dişlerimi sıkmaktan çenem sızlıyordu.

Oruç: Oynadığın her neyse çok yanlış adama oynuyorsun Fatih Furtuna!

Kapıdan bir motor sesi duyuldu.

Oruç: Fatih bir daha sormayacağım, nerdesin?

Fatih: Çok da uzakta değilim aslında.

Telefon kapandı, mağaranın girişinden
taş ezilme sesleri duyuldu.
O an gözlerimi girişe kilitledim.

Girişte Fatih belirdi. Bir süre ona baktım.

Fatih: Hiç değiştirmemişsiniz burayı.

Ayağa kalktığımda İso Fatih'e doğru bir adım attı,
onu kolumla geriye çektim.

Oruç: Arkada kal.

İso'nun önüne geçtim ve Fatih'e doğru adımlar attım.
Onun gözleri benim her hareketimi izlerken benimkiler ateş fışkırtıyordu.

Fatih'de yavaş ve küçük adımlar ile bana doğru ilerledi.

Onu yakasından tuttum ve duvara sertçe yasladım.
Çok sakin duruyordu, sanki hazırlıklıymış gibi.

Dilini bir tur dudağında gezdirdikten sonra yüzündeki sırıtma kayboldu, aniden ciddileşti ve karnıma diz attı.

Onu bıraktım ve acıyla karnımı tuttum.

Fatih yüzüme bir yumruk indirdi.
Geriye doğru savruldum. Tekrar bir yumruk atacakken yumruğunu avucum ile engelledim.

Bu sefer yüzüne ben bir yumruk indirdim.
Ardından dizlerinin arkasına bir tekme attım,
dizleri kıvrıldı ve dengesini kaybedip yere düştü.

Üstüne çıktım ve ona defalarca kez yumruk attım,
yüzü kan içinde olmasına rağmen sırıtıyordu.

Fatih: Bir de Reis mi olacaksın sen?

Oruç: Olacağım!

Fatih: Eleni gerçeği öğrenirse ne olur sanıyorsun?

O an durdum, haklıydı.
Ağırlığımı onu üzerinden aldığımda beni kollarımdan tutup yere indirdi ve kendisi üstüme çıktı.

Fatih: Aileni korumak için o kızı manipüle ettin resmen!

Arka cebinden küçük bir bıçak çıkardı ve kasığıma sapladı.

Acı içinde inledim, bıçağı geri çektiğinde
Her yerime bir soğukluk dağıldı.

Fatih'in üstüne bir gölge düştü.

Bir yandan kanayan yeri tutarken bir yandan da bakışlarımı Fatih'in arkasına doğru çevirdim.

İso Fatih'in kafasına silah dayamıştı, o an şaşırdım.
Fatih kafasındaki silahı hissettiğinde üstümden kalktı.

Bir elinde bıçağı tutarken iki elini yukarıya kaldırdı.

Fatih: Sen büyüdünde abini mi koruyorsun?

İso silahın sürgüsünü çekti.

İso: Bas git!

Fatih: Emredersiniz İso Furtuna, giderim.

Fatih girişe doğru ilerledi,

Fatih: İkinizi birden alt etmek çok zevkli olacak.

İso Fatih çıkana kadar silahı ona tuttu.

Fatih çıktığında İso bana doğru koştu ve eğildi,
kanayan yerimi gördüğünde kazağını çıkardı ve kanayan yerime bastırdı.

İso: Abi iyi misin?

Gözlerim arkaya doğru giderken hâlâ girişi izliyordu,
ben kaybetmiş olamazdım!

Oruç: Kaybedemem...

İso telefonunu çıkardı ve birini aradı.

İso: Yenge acil gel, Koçari'deki
mağaradayız çabuk!

Telefonu kapattı.

Etraftaki her ses kafamın içinde yankılanıyor,
başımı zonklatıyordu.

İso bir süre üzerimde göz ve yeniden birini aradı.

İso: Eleni, sağlık ocağında mısın?

Eleni'yi duyduğumda kalkmaya çalıştım, telefonu uzatması için elimi ona uzattım ama vermedi.

İso: Abim bıçaklandı, sağlık ocağına geliyoruz hazırlan!

Oruç: Eleni...

İso telefonu kulağıma uzattı.
Sesler boğuk olsada Eleni'nin sesini duydum.

Eleni: Oruç dayan!

O sırada kapı kapanma sesi geldi,
gelen Esme yengemdi.

Yengem beni gördüğünde yanımıza koştu.

Esme: Kim yaptı bunu!

Geriye kalan konuşmalar daha da fazla boğuk gelmeye başladı anlayamadım, aklımda sadece intikam vardı.

İso ve yengem koluma girip beni arabaya doğru taşıdılar.

Yengem arkaya yanıma bindi.

Esme: Dayan oğlum, dayan!

Başımı kucağına aldı ve saçımı okşamaya başladı.
Bir yandan da göz yaşı döküyordu.

Sağlık ocağına geldiğimizde tekrardan koluma girdiler ve beni içeriye taşıdılar.

Eleni beni gördüğünde baya panikledi.

Gözlerim geri doğru gitmeye başladı,
vücudumda bir karıncalanma hissettim ve nefes nefese konuşmaya çalıştım.

Oruç: Eleni.. korkma.

O an başım iyice dönmeye başladı ve görüşüm bulanıklaştı.
Bir süre sonra gözlerim karardı ve bilincim kapandı.

İso Furtuna

Kollarımda yığılmış olan abimi sedyeye yatırmaya çalıştım.

Oruç'un gözleri kapalı, nefesi düzensizdi.
Kalbim deli gibi atıyordu.
Eleni hemen Oruç'un yanına atladı.

Eleni kanayan yerine bastırdığım kazağımı çekti
ve yerine temiz bir bezi kasığına bastırdı.

İçimden keşke korkak olmayıpta Fatih'e karşı çıkabilseydim diye düşündüm,
sonuçta abim o an savunmasızdı, bir şey yapamazdı.

Eleni: Çıkmanız lazım, lütfen!

Yengemin sırtına elimi götürdüm ve kapıya doğru yönelttim.

Yengem donuktu, beti benzi atmıştı.

İso: Fatih abim...

Yengem kendine geldi ve kocaman gözlerle bana baktı.

Esme: Ne?

İso: O numara Fatih abimmiş,
Oruç abimin sinirden gözü döndü, dövüştüler.
Ben engel olamadım, özür dilerim...

Esme: Senin suçun değil İso,
bunları düşünmeyi bırak.
Başımızda çok büyük bir bela var, nasıl kurtulacağız?

İso: Bilmiyorum yenge, ama şunu biliyorum,
abim katili olmadan Fatih'in peşini bırakmayacak.

Sağlık ocağının kapısı açıldı,
Fadime'yi görünce donakaldım.
Nefes nefese kalmıştı.

Fadime: Oruç iyi mi?

Yengem Fadime'nin yanına gitti ve ona sarıldı.
Fadime'de ona karşılık verince yengem ağlamaya başladı.

İso: Belli değil. Gelin bekleme odasına geçelim.

Bekleme odasına girdiğimizde hepimiz sessizdik,
sadece yengemin ağlama sesleri vardı.
Stresten elim ayağım titriyordu.

Fadime: Kim yaptı?

Parmaklarımı kucağımda birleştirdim.

İso: Fatih.

Fadime bir süre gözlerime baktı.

Fadime: O numara Fatih miydi?

İso: Sana da mı yazdı?

Fadime: Yazdı, abime bile.

Artık abi kardeş bitmiştik,
Koçari'nin gazabından bu sefer kurtulamayacaktık.

İso: Ne?

Fadime: Sana bir şey demedi,
buluşacağımızı biliyordu, ama Oruç'a çok kızdı,
ben abim yaptı sanıpta geldim.

İso: Abime bir şey yapacak mı?

Fadime: Eleni konuşacak onla.

Abimin kanlı yüzü aklıma her geldiğinde
kalbim daha da hızlı atıyordu.

Bir süre sessizlikten sonra Eleni kapıdan çıktı ve
bizi içeriye çağırdı.

Eleni: Gelebilirsiniz, nefes alıp verişi düzeldi.
Yarasını temizleyip pansuman da yaptım,
her şey yolunda.

Üçümüzde ayağa kalktık ve odaya yöneldik.

Her zaman dik güçlü ve sert duran abimi öylece uyurken görünce bir karar verdim.

Artık eskisi gibi kırılgan veya korkak olmayacaktım,
olsam bile içime atacaktım.

Bu hayat güçlüleri bile alt üst ediyorsa,
zayıflara neler yapardı kim bilir.

Böylece hem çocukluğumun intikamını alacaktım,
hemde abimin.

Abim yavaş yavaş gözlerini açmaya başladı,

İçime ferahlık gelmişti.

Fadime Oruç'un yanına koştu.

Fadime: Abi... iyi misin?

Abim zorlanarak yutkundu.

Oruç: İyiyim.

Fadime'nin yanına yaklaştım, abimin elini tuttum.

İso: Abi, yanlarına kalmayacak.

Oruç: Kalmayacak.

Eleni Oruç'un başına geçti ve gülümseyerek Oruç'un saçlarını okşadı.

Eleni: Oruç, gerçekten iyisin değil mi?

Oruç abim onun gözlerine bir süre baktı,
sanki içinde pişmanlık varmış gibi.

Oruç: Evet.

Abimi çok iyi tanırım, onun aklında şu an Eleni'ye
ettiği ihanet vardı, bu yüzden kendini suçlu hissediyordu.

Eleni bana baktı, sonra bakışlarını Fadime'ye çevirdi.

Eleni: Şey... siz dışarıda bekleseniz, benim Esme ile konuşmam lazım, Oruç'u da yalnız bırakamam.

Aslında yengem ile konuşmayacaktı
bizi yalnız bırakmak istiyordu.

Fadime ile dışarıya çıktık ve kapıyı kapattım.

Az önce verdiğim karar aklıma geldi.

Fadime'ye döndüm.

İso: Gidebilirsin artık.

Fadime: Ne?

İso: Abimi gördün, durumu stabil işte.

Fadime kısa bir süreliğine gözlerini kapattı ve derin bir iç çekti.

Fadime: Bu kadar çok mu istiyorsun gitmemi?

İso: Ya sen, Bu kadar çok mu istiyorsun
kalmanı istememi?

Fadime: Soruma soruyla cevap verme!

Başımı ona doğru eğdim.

Aslında gitmesini istemiyordum,
ama ona da zarar gelmesini istemiyordum.

İso: Fatih hâlâ dışarda.
Benim yanımda takılırsan hem bu oyuna alet olmuş olursun, hem de kendini tehlikeye sokarsın, lütfen.

Fadime: Gitmemi bu yüzden mi istiyorsun?

Ellerimi cebime koydum.

İso: Abin kızacak git artık hadi.

Bunu biraz da neden ayrıldığımızı hatırlatmak için söylemiştim, belki benimle yanmaya razı gelirdi.

Fadime Koçari

İso'nun sözleri git, gözleri kal diyordu.
Hangisini dinleyeceğimi bilemedim.

Sanırım sözü kalbime tamamen geçirememiştim.
Benim de aklım git, kalbim kal diyordu.

Sonunda ben de dişe diş olmaya karar verdim,
ben bu değildim. Kolayca dağılamazdım.

Arkamı döndüm ve dışarı çıktım.

Tüm cesaretimi toplayıp sormuştum o soruyu oysaki. Ama o beni tersledi. Ondan bunu beklemiyordum,
o yüzden oldukça şaşırmıştım.

Yolda yürürken birden iri bir adama çarptım.
Hemen özür diledim ve geriye çekildim.

Kafamı yukarı çevirdiğimde karşımda
Fatih Furtuna'yı gördüm.

Beni görünce dudağının kenarı kıvrıldı.

Fatih: Sorun değil, eski gelin.

Fadime: Ne istiyorsun?

Fatih: Yeğenini.

Gözümün önüne gelen saçımı çektim.

Fadime: Ne saçmalıyorsun sen?

Arkadan biri havaya iki el silah sıktı.

İso: Fatih Furtuna!

Fatih arkasını döndü ve gülümseyip bana döndü.

Fatih: Vayy, canım kardeşim de gelmiş.

Fadime: Ne saçmalıyorsun sen?

İso yanımıza geldi ve beni arkasına aldı.

Fatih: Ula çekil da, Fadime'ye bilmesi gereken
bir şey söylemem lazım.
Ha istersen sen de söyleyebilirsin, işime gelir.

Kalbim bir an durdu. Ne demekti bu?
Kim kimin neyi oluyordu?