1. bölüm · Taş Köprü
Beklenmeyen karşılaşma
Selamlarr, ilk defa heveslenip yazdım böyle
bir şey umarım beğenirsiniz, eleştiriye açığım.
İyi okumalar💕
Fadime Koçari
Telefonumun titremesiyle irkildim.
Telefonu elime aldım ve ana ekrana gelen mesajı okumaya başladım.
*Eyüphan kişisinden bir mesaj*
Kendisi akrabamız olur,
bir keresinde Boztepe'de çay içtik diye bizi sevgili sanıyordu. Ona ne kadar sert davransamda peşimi bırakmıyordu.
Mesaj: Ya şimdi benimle Taş Köprü'de buluşursun, ya da patrona sevdaluk ettiğimizi söylerim.
Sinirle bir of çekip koltuktan kalktım.
Hızlı ve sert adımlarla kapıya yöneldim, ceketimi ve çizmelerimi giyerken söylendim.
Biz sevgili değildik, uyduruyordu.
"Ula ben de seni o taş köprüden atmazsam!"
Kapıyı hızlıca açıp çarptım.
Arabaya doğru ilerlerken Amirum dayı,
Eyüphan'ın babası seslendi.
"Kız Fadime nereye?"
Göz devirip cevap verdim,
"Arkadaşlarımla Trabzona sinemaya gidiyoruz,
geçe kalmam."
Gelen cevabı dinlemeden arabaya ilerledim.
Arabanın kapısını açtım ve anahtarı çevirip arabayı çalıştırdım.
Eyüphan'a sinirimden gaza abanmıştım.
Arabayı sürerken bir yandan da Eyüphan'a diyeceklerimi kendi kendime söyleyerek prova yapıyordum.
Taş Köprü'ye varmıştım. Ama ne tesadüf ise, karşımda Eyüphan yerine İso Furtuna duruyordu.
Eskiden aynı okula gidiyorduk. Ailelerimiz düşman olduğu için doğal olarak o zamanlar bizde birbirimizden haz etmezdik, ama İso ailesine kıyasla her zaman daha iyi bir insandı.
Uzun zaman sonra onu ilk defa görecektim.
Önceden okulda onunla samimiydik,
ama bir gün aniden okulu bıraktığını duydum.
O günden sonra onu sadece bir kere köylerimizin arasında olan çatışmada gördüm.
O çatışmada onunda ailesinden bir farkı olmadığını anladım.
Uzun zaman sonra daha normal bir karşılaşma olur diye düşünmüştüm.
Onu gördüğüm an kaşlarımı çattım.
Ayaklarımı gazdan, ellerimi direksiyondan çektim ve camı araladım.
İçimde biraz şaşkınlık ve heyecan ile karışık bir his vardı. Ama şu anda o duyguyu yaşamanın sırası değildi.
"Eceline mi susadın furtunacuk, ne diye yolumun ortasında duruyorsun?"
Cevap alamayınca arabanın kapısını hafif araladım,
sonra da işaret parmağımı havaya kaldırıp konuştum:
"Ula bana bak, ya arabanı çekersun ya üstüne sürerum."
İso arabasına yaslanıyordu, benim sözlerimi duyunca hafif sırıttı ve ayağa kalktı.
Yürürken bir yandan da deri ceketinin yakasını düzeltiyordu.
Bana yaklaştı ve ellerini havaya teslim olurmuşcasına kaldırdı.
Aramızda bir adımlık mesafe kala durdu ve başını bana doğru eğip benle alay ederek konuştu:
"Uyy sakın yapma, lütfen acı bana Fadime Koçari."
Tam ona ağzının payını verecektim ki, o sinir bozucu alaycı gülüşünün yerini ciddi bir surat aldı.
Hafif araladığım kapıyı komple açtı. Ne olduğunu anlamayınca ben de onu itmeye çalıştım.
Kemerimi çıkarttı ve beni arabamdan indirdi.
Kolumdan tutup kendi arabasına doğru sürükledi.
Ne kadar çırpınsam da bir fayda etmedi.
Çok iriydi, kollarından kurtulamadım.
Birden aklıma sürekli yanımda taşıdığım, arka cebimdeki silahım geldi.
Fikirim çok dahiceymiş gibi gözlerim açıldı,
sol kolumu onun kolundan kurtarıp ardından arka cebimdeki silahıma yöneldim.
Ne olur olmaz diye silahın sürgüsünü arabada çekmiştim.
Silahı çıkardım ve namluyu karnına dayadım.
Az da olsa korkup beni bırakır sanmıştım.
Bana sırıttığını gördüğümde savunmasız olduğumu anladım,
ben solak değildim ki.
İso silahı sol elimden kaptı, sonra da kendi cebine attı.
"İyi deneme Koçari, ama fayda etmedi."
Köprünün ortasında durdu. Arkasında arabasının bagajının açık olduğu gözüküyordu, beni kaçıracağını anlamıştım. Her şeyi en ince ayrıntısına kadar planlamıştı.
Eyüphan'ın buralarda olabileceği aklıma geldi,
eğer öyleyse duysun diye avazım çıktığı kadar bağırdım.
"Bıraksana beni!"
Köprünün ortasında durdu,
Eyüphan'a güvendiğimi anlamıştı. Gözlerini kısıp konuştu.
"Eğer Eyüphan salağı duyarda gelir diyorsan,"
Eyüphan'ın telefonunu havaya kaldırdı
"Aha telefonu burda, kendiside ha orda."
Dedi ve beni tuttuğu kolumdan ileriye doğru hafifçe itti. Ona birşey yaptığı bariz belliydi.
Boğazım düğümlendi. Beynim beni kim kurtaracak diye düşünürken bacaklarım yavaş ve korkar adımlarla beni ittiği yere doğru doğru gidiyordu. Köprüden aşağı baktım.
Eyüphan'ı arabaya ellerinden bağlamıştı. Aynı şekilde ayaklarınıda. Yüzü kan içindeydi. Çırpınıyordu.
Onu orada öyle görünce gözlerim doldu, kalbim hızla atmaya başladı.
Bir anda ona olan sinirim yok olmuştu.
Titreyen ellerimi tuttuğum demirden yavaşça kaldırdım.
Artık beni kurtaracak kimsenin olmadığını anlamıştım.
Ama ne olursa olsun bir Furtunalıya yenilemezdim. Korkunun yerini bir anda öfke aldı.
Hızlı bir şekilde arkamı döndüm ve İso'ya yaklaştım. Onu itip bağırarak konuşmaya başladım.
"Sen ne yaptın!"
İso onu itmeme rağmen yerinden bir santim bile kıpırdamamıştı.
Yüzüne bakılırsa bu halimden baya zevk alıyordu.
Yanıma yaklaşıp ellerini cebine koydu ve yine başını havaya kaldırıp indirdi, bir yandan da yüzüne alaycı ama ciddi bir bakış takındı ve cevap verdi.
"Her yerde Fadime Koçari benim diye geziniyormuş, en sevmediğim Koçari türü."
"Ula sanane-"
Sözümü bitirmeden eğildi ve beni dizlerimin arkasından kaldırıp bedenimi omzuna yasladı.
Karnını tekmeledim, sırtını yumrukladım.
Yine de kurtulamadım.
Arabasına doğru ilerleyip beni bagaja attı.
Beni, bana acır şekilde büyük bir zafer kazanmışcasına
süzdü.
Yenilmiş hissediyordum.
bagajı kapatmasıyla etrafa karanlık çöktü.
Artık umudum kalmamıştı.
Tek umudum bir an önce abimin beni bulması, ve ona gününü göstermesiydi.
