8. bölüm · Taş Köprü

Sınır

𝐢𝐬𝐟𝐚𝐝 ⭐️

Fadime Koçari

Sabah erkenden kalkıp abime saçlarımı kestirmiştim.
O Zarife yılanının ellediği saçları istemiyordum.

Pişman olacağımı zaten biliyordum, anlık sinirle kestirmiştim zaten.

Bugün İso'yla buluşacağım için çok heyecanlıydım.
Aslında... İso'ya karşı hislerim yoktu,
ama içimdeki liseli kız heyecanını da bastıramıyordum işte.

Saat 08:00

İnstagram'a girdim. Eyüphan ile attığım daha süresi dolmamış story'i sildim.

Onu görmek istemiyordum. Beni nedensizce sahipleniyordu, bu benim hiç hoşuma gitmiyordu.

Telefonu kapattım ve yastığımın altına koydum.
Her zaman her yerde uyuyabilen kız, bugün nedense heyecandan uyuyamıyordu. Hiç uykum olmasa da biraz gözümü kapattım.

...

Gözümü ağır ağır açtığımda Eleni tepemde dikilmiş bana bakıyordu.

Fadime: Ula ne dikileysun başımda karabasan gibi?

Eleni: Bre kalk kahvaltı edeceğiz. Ha bu arada saçların çok güzel olmuş beğendim.

Fadime: Sağol da, Eleni..

Eleni yatağımın ucuna oturdu bir haltlar yediğimi anlamıştı.

Fadime: Benim İso ile buluşmam lazım, ama yazmaya utanıyorum. Çok önemli.. Acaba diyorum, sen yazarmısın İso'ya?

Eleni: Yazarım tabii ki, ama eve gelince neler döndüğünü anlatacaksan.

Fadime: Tamam, anlatacağım.

Eleni telefonunu ayıcıklı pijamasının cebinden çıkardı ve İnstagram'a girdi. Bana göstermeden bir şeyler yazdı. En son bana gösterdiğinde yerimden zıpladım.

Mesaj: İso, Fadime senle buluşmak istiyor. Kendi yazmak istemiyormuş. Çünkü yazmaya cesareti yokmuş.

Fadime: Ula niye cesareti yokmuş yazdın!

Eleni: Bre napsaydım ne yazacağımı söylemedin ki!

Eleni'nin telefonu titreyince gözlerimi Eleni'ye diktim

İso'nun mesajı: Sebep? Eyüphan ile çekildiği selfieleri mi gösterecekmiş?

Eleni mesajı bana gösterdi ve sonra sırıtarak konuştu:

Eleni: Ahaa, kıskandı bu senii.

Fadime: Ula sus! Yangaz boş yapmasun gelecek ise Taş Köprü'de bekliyorum onu.

Eleni: Tamam bre sakin. Ha şey, yangaz ne demek?

Fadime: Of, boşver.

Biraz sert davranmıştım çünkü İso'ya sinirliydim.
Umarım onu kırmamışımdır.

Üstüme beyaz bir kazak giyindim. Altıma siyah ispanyol paça pantolon giyindikten sonra hemen ayakkabılarımı giyindim, siyah şişme montumu askıdan alıp çıktım.

Bir yandan yürüyüp bir yandan da montumu giyiyordum. Montumu giyindikten sonra gece cebimde bıraktığım kulaklığı telefonuma bağladım. Spotify'a girdim ve Otobüs durağında şarkısını açtım. İso ortalıktan kaybolduğu gün birlikte dinlemiştik.

Taş Köprü'nün ortasına doğru ilerledim. Demirliklerden tutup Sahili izledim. Çok heyecanlıydım. Yani ben değil, içimdeki liseli kız heyecanlıydı. Ben bu yalanı kendime yedirmeye çalışırken omzumda bir el hissettim. Kulaklığımı çıkarıp cebime attım. İso şaşırmış görünüyordu.

İso: Fadime.. saçların?

Aslında annesi yüzünden kestirmiştim abime anlık sinirle, ama egom tavan yaptığı için..

"Sizin dokunduğunuz saçları istemiyorum.", Diyebildim.

İso gözlerime derince baktı, yalan söylediğimi anlamıştı.

İso: Ya da annemin dokunduğu saçları istemiyorsun.

Tam isabet etmişti ama kendimi ele vermedim, asıl konuya geri döndüm.

Fadime: Cıvıtma ula, uzatmadan konuya giriyorum. Benim bilmediğim şey ne?

İso ilk önce duraksadı. Sanırım o güne geri dönmüştü. Benim gibi.
İç çekip anlatmaya başladı.

İso: O gün annem beni de abimi de tehdit etti. Eğer seninle görüşürsem, Fatih abimin seni kaçıracağını, ve sana ne isterse yapabileceğini söyledi. Abime de eğer ters bir hareket yaparsa, onu İstanbula göndermekle, ve benimle görüştürmemekle tehdit etti.

Duyduklarım karşısında şaşırmıştım. Böyle bir şey beklemiyordum açıkcası. Sanki kalbimi senelerdir her şeye kapayan sert kalkan çatlayıp kırılmıştı. İlk defa bir duyguyu net olarak hissettim. Hiçbir şey düşündüğüm, sandığım gibi değilmiş. Gözlerime dolan yaşları hissetmiştim. Yinede dik durmaya çalıştım. Titreyen dudaklarımı zorla açtım.

Fadime: Bana neden birşey söylemedin?

Aslında sorulacak çok şey vardı. Ama çok duraksadığım için ağzımdan bu soru çıktı.

İso: Seninle o gün bir defa daha yüzyüze gelseydim, bir daha geri dönemezdim. En önemlisi, seni paramparça ederlerdi.

İso'yu benimle mi tehdit etmişlerdi?

Onu artık daha iyi anladım.

Artık konunun üzerinde durmayı bırakıp geçmişte ne hissettiğimden bahsetmeye çalıştım.

Fadime: Sürekli aklıma geldin,
sensiz aldığım her nefes ciğerlerime saplandı.
Ama... bu sene çok şey değişti.

İso: Ben sana olan duygularımı hiç kaybetmedim.
O gün gömüldüğüm gözlerinden kimse çıkaramadı beni."Daha dikkatli olsaydım, şuan daha iyi yerlerde olabilirdik.", diye düşündüm hep.

Hâlâ aklındamıydım yani? Bunu duymak nedensizce içimi rahatlatmıştı. Kalbim ile aklım savaş içindeydi.

Ama sanırım artık ortak bir karara varmışlardı ki ağzımdan şu kelimeler döküldü:

"Neyse İso, ben düşüneceğim bu konuyu. Geldiğin için teşekkür ederim."

Aslında ilk 5 saniye dediklerimden pişman olmuştum ama sonra belki de bir adım atmanın iyi bir karar olabileceğini düşündüm.

Sonra da İso'nun önünden çekildim ve eve doğru yol aldım.

İso'nun dedikleri kafamda yankılanıyordu. Demek ki onun hiç bir suçu yokmuş. Ailelerimiz yüzünden birbirimize kavuşamamışız, İkimizinde suçu yokmuş. Acaba karışmasalardı şu an beraber olur muyduk?
Veya... birbirimizden hâlâ utanır mıydık? Aslında aramızda ki tek engel ailelerimizdi.

Şu an içimdeki duyguya bir isim veremiyordum.
Onun Gözlerindeki okyanus mu beni yüzme bilmememe rağmen kendine çekiyordu,
Yoksa ben mi yüzme bilmememe rağmen
o okyanusa teslim oluyordum?

Eve gidince Eleni'ye anlatıp anlatmamak arasında kalmıştım. O çok sır tutabilen biri değildi. Biliyorum iyiliğimiz için uğraşıyor, ama ben abime karşı çıkmak istemiyordum. Abim bunları öğrense kim bilir İso'ya neler yapardı.

Bunları düşünürken eve gelmiştim bile. Kapıya sertçe vurdum. Karşımda Esme'yi görünce donakaldım.

Fadime: Ula sen napıyorsun burada!

Esme: Merak etme, ben de meraklı değilim size. Ha bu abin getirdi beni.

Gözlerimi kocaman açıp abime döndüm.

Adil: Hiç öyle bakma tattara, Esme burada kalacak. Şerif'ten koruyorum onu.

Fadime: Ula bize ne o kılçuktan da karısındanda!

Esme: O benim kocam değil, boşanıyorum ondan.

Fadime: Sen benim abimle sevdaluk edebilmek için kocandan mı ayrılaysun?

Esme: Başlama ula yine görümcelik yapmaya!

Fadime: Allahım görümce diyor hâlâ!

Montumu falan çıkarmamıştım. Kapıyı çarpıp çıktım. Abim arkamdan Eyüphan'ı göndermiş olmalı ki oda benim arkamdan geldi.

Kafa dinleyecek bir yer aklıma gelmediği için İso'nun beni kaçırdığı mağaraya doğru ilerledim.

Evet, kaçırıldığım mağaraya şimdi de sakinleşmek için gidiyordum.

Eyüphan beni kolumdan tutup kendine çekti.

Eyüphan: Fadime, iyi misin?

Elini kolumdan çektim.

Fadime: İyiyim Eyüphan git başımdan.

Hızlı adımlarda ilerledim.

Eyüphan: Hiç bir yere gitmiyorum Fadime.
Seninle kalacağım. Adil abi merak ediyor

Onu dinlemeyip yürümeye devam ettim.
Mağaranın önünde siyah bir araba vardı,
ama kafam dağınık olduğu için garipsemedim.
İçeri girince Eyüphan beni kendine doğru çekti.
Ben de onu arkaya doğru ittim.

Fadime: Eyüphan bıraksana peşimi!

Eyüphan elini tekrar koluma götürecekti ki Oruç araya girdi. Hafifçe Eyüphan'ın havadaki elini indirdi.

Oruç: Yavaş.

Eyüphan: Ula sen napaysun Koçari'de!

Oruç: Seni ilgilendirmez. Asıl sen niye Fadime'nin rızası olmadan ona dokunaysun?

Eyüphan: Ula sanane!

Oruç: Kız istemiyor belki? İstiyor musun Fadime?

Fadime: İstemiyorum Oruç, isteseydim susardım.

Oruç bunu duyunca Eyüphan'a döndü.

Eyüphan: Benim seni korumamı istemiyorsun ama seni kaçıranların yanına koşuyorsun.
Demek hoşuna gitti ha?

Ne demek istediğini çok iyi anlamıştım.

....

İso Furtuna

Abime bugün konuştuklarımızı anlatmak için mağarada buluşacaktık. Arabamı park ettim.
Mağaradan sesler geliyordu. İçeri sessizce girdim. Eyüphan'ı arkadan görünce ilk neler olduğunu anlamadım. Sonra Eyüphan şunları dedi,

"Benim seni korumamı istemiyorsun ama seni kaçıranların yanına koşuyorsun.
Demek hoşuna gitti ha?"

o cümleyi duyunca, senelerdir içimde biriktirdiğim tüm öfkeyi kusasım geldi.

Artık aklımla beraber kalbim de aynı fikirdeydi.

Onun suratına o yumruğu indirmek bana şuan çok cazip geliyordu.

İşaret parmağımla omzuna dokundum. Arkasını dönünce hayatımda attığım en sert yumruğu suratının tam ortasına yemiş oldu.
Dengesini kaybedip yere yığıldı.

Onun üstüne çıkıp onu öldüresiye dövesim vardı. Ama Oruç abim beni geriye çekti.

Beni tutmasaydı, Eyüphan son nefesini burda verebilirdi, hiç acımazdım.

Ama Oruç abim tuttuysa Eyüphan'a acıdığından değil, benim başım derde girmesin diye tutmuştur.
Bunu bildiğim için üstüne gitmedim.

Fadime'nin gözlerinde öfke yoktu. Bunu fırsat bildim. Oruç abimin ellerinden kurtulup Fadime'ye yaklaştım.

Elimle omzuna hafifçe dokundum.

İso: Eyüphan sana dokundu mu?

Fadime: Hayır, dokunmadı.

Eyüphan'a döndüm. Yerden kalkmıştı

İso: Dokunamaz da zaten.

Eyüphan: Sen furtunalar ile bir oldun da bana mı oynaysun?

Yumruğumu kaldırdım. Yüzünü hedeflerken
Oruç abim kolumu tutup indirdi.

Fadime: Eyüphan ne bir olması ne diyorsun sen!
Kafanda neler kurdun bilmiyorum, ama yapma.

Oruç: Uza artık Eyüphan.

Eyüphan Fadime'ye iyice yaklaştı.

Eyüphan: Bu tavırlarını konuşacağız Fadime.

Oruç abim Eyüphan'ın yakınında olduğu için Eyüphan'ı geriye doğru itti.

Oruç: Yaklaşma Eyüphan. Kıza mı yetiyor gücün?

Eyüphan bu sefer de benim üstüme gelmeye çalıştı, ama abim bana yaklaşmasını engelledi.

Eyüphan: Sizinle de hesaplaşacağız!"

Oruç: He Eyüphan hesaplaşırsın.

Eyüphan mağaradan çıktı.

Oruç: Fadime sen niye geldin buraya?

Fadime: Bu soruyu benim sormam gerekirdi bence, kafa dinlemeye geldim.

Abim omzuma dokundu.

Oruç: Desene tek değilmişiz.

Fadime: Ula siz Koçari'de mi kafa dinliyorsunuz?

İso: Burayı küçükken keşfetmiştik, annem bizi bulmasın diye buraya geliyorduk sürekli.
Onu geç de senin ne derdin var hayırdır?

Fadime: Evde bunaldım.

İso: O Eyüphan iti mi bunaltıyor seni?

Fadime: Uçtun sen de İso, yok.

İso: Öyle olsun.

Fadime'ye yaklaşıp yeniden omzuna hafifçe dokundum.

İso: Bak bu herif bir daha seni rahatsız falan ederse haber et bize.

Fadime: Tamam, merak etme.
Teşekkür ederim bu arada.

Oruç: Bu yangazı tek başına bırakma Eyüphanla kendini zapt edemiyor bu.

Fadime hafif gülümsedi.

Fadime: Yok bırakmam.

Bende gülümsedim.

Saat geç olmuştu, hava kararmıştı.

İso: Gel seni biz bırakalım istersen hava karardı.

Fadime: Kendim giderim.

İso: Peki, nasıl istersen. Dikkat et eve varınca yaz bana.

Başını sallayıp mağaradan çıktı. Umarım az da olsun kafası dağılmıştır.

Abim beni kendisine doğru çevirdi.

Oruç: Gel gidelim, evde konuşuruz.

İso: Tamam.

Mağaradan çıktık ve eve gittik.