18. bölüm · Taş Köprü
Kan ve Kalp
İso Furtuna
Odada yankılanan anahtar sesiyle yavaş yavaş uyanmaya başladım.
Esme yengemin kalın perdeleri açmasıyla gözüme güneş ışığı vurdu.
Işıktan rahatsız olup gözlerimi kıstım.
Yengem önümüze geçti ve gülerek konuştu.
Esme: Siz küçükken de böyleydinuz,
akşam birbirinizi yerdinuz sabahına koyun koyuna uyanırdinuz.
Yengem masanın üzerindeki kolu aldı.
Yanımıza geldi ve üzerime eğildi.
Pencerenin kolunu bana doğru salladı.
Esme: Ha buni unuttum sanma.
Baş parmağımı ona doğru kaldırdım ve
taklidini yaptım.
İso: Hani oni unuttun sanmam.
Yengem bana elini kaldırınca gülerek abimin omzuna sokuldum.
Abim omzuna sokulduğumu hissedince hafiften kafasını sola doğru eğdi ve kısık sesle konuştu.
Oruç: Eleni az daha kal ya
Esme ile birbirimize dönüp kıkırdadık.
İşaret parmağımı abimin burnuna sürttüm ve kadın sesi çıkarmaya başladım.
İso: Yaa aşkım ama Adil keser benii gitmem lazıım.
Esme yengem dayanamayıp bir kahkaha patlattı. Ayakta duramayınca masaya oturdu ve gülmeye devam etti.
Oruç abim kahkaha sesleri sayesinde irkilerek uyandı.
İkimizi gülerken görünce kaşlarını çattı.
Oruç: Ula noliyi da,
uyuyoruz şurada az saygı ya.
Esme yengem güldürmesini durdurup Oruç'un taklidini yaptı.
Esme: Eleni az daha kal yaa!
Bu seferde kahkahayı ben patlattım.
Oruç: Etmedum diyin bana!
Esme: Ettun kot kafali!
Oruç abim iç çekti ve telefonunu eline aldı.
Oruç: Ula saat kaç olmuş uyandırmaysiniz beni!
İso: Eleni diye sayıklayacağına işini düşünseydun o vakit.
Oruç abim ayağa kalktı ve ayakkabılarını giydi.
Esme yengemi kafasından tuttu ve anlını öptü,
sonra da ceketini alıp çıktı.
Esme yengem yüzünde bir tebessüm ile
yanıma oturdu.
Esme: Fadime ile konuştun mu?
İso: Buluşacağız yenge bugün.
Yengem elini saçlarıma götürdü ve okşadı,
aynı zamanda iç çekti.
Esme: Eğer kötü bir şey olursa ara beni,
tamam mı?
Sıcak bir gülümseme ile cevap verip başımla onayladım.
İso: Ararım yengem.
Yengem sırtımı sıvazladı ve kalkmamı sağladı.
Esme: Hadi iyi şanslar.
Yengemi yanağından öptüm ve ayakkabılarımı giydim. Ceketimi de alıp çıktım.
Dışarıda yağmur çiseliyordu.
Yağmurun altında gezmek normalde bana huzurlu geliyordu,
Ama bugün üstüme düşen her yağmur damlası
kalbimi titretiyordu.
Aslında kalbimi titreten yağmur damlası veya soğukluk değildi, Fadime'yi kaybetme korkusuydu.
Bu korkuyu hiç yenemeyecektim.
Fadime Koçari
Saat 14:10
Üstümü giyindikten sonra aynanın karşısına geçtim. Bütün gece bugünü düşünmekten uyuyamamıştım,
o yüzden doğal olarak göz altlarım şişmiş ve morarmıştı.
Belli olmasın diye kapatıcı sürdüm.
Elim istemsizce saçıma gitti.
Diğer elim ile tarağı aldım ve onları taramaya başladım.
Artık örmüyordum,
eski boncuklarım olmadığı sürecede örmeyecektim.
İç çektim ve salona geçtim.
Abim masada kulaklığı ile oturmuş bir şey dinliyordu. Beni görünce masadan kalktı ve yanıma geldi.
Adil: Fadime, nereye?
Fadime: Kalbine söz geçirmeye çalış dedun ya,
kalbime söz geçirmeye gideyrum.
Abim ne dediğimi anladı ve saçlarımdan öptü.
Adil: Git bakalım geçirebilecek misun.
Ona gülümsedim ve ayakkabılarıma doğru yöneldim. Ceketimi ve ayakkabılarımı giydikten sonra
Gezep abim elinde beyaz bir şapkayla yanıma geldi.
Gezep: Al abim, dışarıda yağmur var.
Şapkayı kafama geçirdikten sonra kulağıma eğildi.
Gezep: Seçimini yapmadan önce iyi düşün,
hâlâ vakit var.
Sonra geri çekildi ve şapkayı düzeltti.
Kapıyı açtı ve beni uğurladı.
Dışarıda yağmur damlaları şapkamı yavaş yavaş ıslatırken düşüncelere daldım.
İso'yu o kadar çok seviyordum ki,
onun için ölebilirdim bile.
Ama abim için onu bile öldürebilirdim.
Yani şimdilik böyle düşünüyordum.
Her adımımda kalbim daha da fazla çarpıntı
yapıyordu.
Taş Köprü'ye geldiğimde İso çoktan gelmişti.
İçimdeki itiraz eden sesi susturdum ve ona seslendim.
Fadime: Furtuna.
İso yavaşça arkasını döndü.
Bir elinde sigara vardı, diğer eli ise cebindeydi.
Sigara içtiğini bilmiyordum.
Elindeki sigarayı beni görünce aceleyle köprüden aşağı attı.
İso: Fadime, bana Furtuna deme.
Ben seni severken aklımın ucundan kan veya intikamı bir saniye bile geçirmedim.
Ayrılma nedenimiz bu yüzden olsa bile bunu yüzüme vurma, içinde tut.
Çünkü ailelerimiz düşman, biz değil.
Sertliğimi koruyarak konuştum.
Fadime: Öyle değil işte Furtuna!
Benim babam senin babanı öldürdü,
senin amcanda benim babamı.
Sen nasıl düşünürsün bilmem,
ama bu kan hep taze kalacak,
asla kurumayacak.
Biz bu işin çoktan bir parçası olduk bile,
kabullen artık.
İso'nun gözleri doldu.
İso: Ayrılaysun yani?
Dişlerimi sıkmamak için cebimdeki anahtarı sıkarken cevap verdim.
Fadime: Aynen öyle.
İso: Kararına saygı duyuyorum,
ama eğer geri dönmek istersen
sadece ışıkları kapattım, kapılar hep açık.
Cevap vermedim. Arkamı döndüm ve eve doğru ilerlemeye başladım. Daha fazla kalsaydım kalbime söz geçiremeyecektim.
İso benim için çok değerliydi,
ama bizden olmazdı,
çünkü bu düşmanlık ebedi sürecekti.
Eve gidecektim ve hiç bir şey olmamış gibi davranacaktım, her zaman yaptığım gibi.
İso Furtuna
Bunun olacağını çok iyi biliyordum,
ama bu kadar sert ve anlık olması ağır gelmişti.
Köprünün korkuluğuna yaslandım.
Onun sözleri kafamın içinde birbirine karıştı,
hepsi yankılanıyordu. Derin derin nefes alarak kalp ritmimi kontrol etmeye çalıştım.
Biz bu kanın çocukları olabilirdik,
ama hepimiz ailelerimiz gibi olmak zorunda değiliz ki.
Mesela ben asla annem, abim ve amcam gibi acımasız olmadım, olmam da.
Benim onlardan bir farkım yokmuş gibi konuşması gerçekten zoruma gitmişti.
Yağmur çok hızlanmıştı, eve dönmem gerekti
ama dönmeye gücüm yoktu.
Yalnız kalmaya ihtiyacım vardı,
Fadime'yi kaybetme korkusunu yenmeliydim.
Yenmezsem kapı açıldığında kendimi tamamen ona bırakırdım. Bir çöküş daha yaşamak istemiyordum.
Yani kısacası unutacağım, ama tamamen değil.
Fadime Koçari
Eve geldiğimde kapıda abim beni karşıladı.
Kolunu omzuma attı ve beni içeriye aldı.
Adil: Eee fırıldak, kalbine söz geçirebildin mi?
Fadime: Geçirebildim.
Abim yanağımdan bir makas aldı ve beni odama gönderdi.
İçeriye girdiğimde yatağım toplanmıştı,
İso'nun kazağı ise yatağımın ucunda duruyordu.
Onu götürmeyi unutmuştum.
Montumu ve şapkamı astıktan sonra yatağın ucundaki kazağa uzandım.
Yatağa oturdum ve kazağı burnuma götürdüm.
Kokusunu içime çektikten sonra gözlerim doldu,
yalnız olduğum için göz yaşlarıma hakim olmak istemedim.
Ama kararım hâlâ netti.
Net kalması içinde bundan kurtulmam lazımdı.
Atamazdım, çünkü bana ait değildi.
O yüzden kazağı dolabıma,
boyumun yetmediği en üst rafa atmayı karar verdim,
onu oraya atarsam geri almak için uzanamazdım.
Dolabı açtım ve kazağı yukarıdaki rafa atmaya çalıştım, ama beceremiyordum, her attığımda geri düşüyordu.
Uzun bir denemeden sonra kazağı düştüğü yerden kaptım ve yere fırlattım.
Zaten doluydum, kazağın yanına çöktüm ve onu elime aldım, kafamı kazağa gömdüm.
gözyaşlarım kazağı ıslatıyordu.
Yavaşça geri kalktım ve yatağıma uzandım.
Kazağı yastığımın altın koydum.
İsodan kurtulmak sandığım kadar kolay olmayacaktı.
....
Kalktığımda hava tamamen kararmıştı.
Telefonu elime aldım ve saate baktım.
2:17
Aklımda birden şu sorular belirdi:
Acaba İso uyudu mu?
Yazsam cevap verir mi?
Telefonumu elime aldım ve İso'ya tıkladım.
Defalarca bir şeyler yazıp sildim.
Nasılsın?, İyimisin? ve özür dilerim gibi.
Aklımda her şey bitmişti, ama kalbimde hâlâ sonucu net olmayan kargaşalar vardı.
İso Furtuna
2:17
Odamda telefonum ile ilgileniyordum.
Instagram'da reels kaldırırken önüme çıkan bir video bana Fadime'yi hatırlattı.
Acaba Taş Köprüdeki buluşmadan sonra hiç aklına gelmiş miydim...
Telefon karnımda ters bir şekilde duruyordu.
Birden telefonum titredi. Titremesiyle gözlerim açıldı.
Ellerim yavaşça telefonuma yöneldi.
Ana ekrandan gelen bildirime bakarken boşuna heveslendiğimi anladım, Oruç abim yine her zamanki gibi bana yan odadan reels atıyordu.
Fadime ile son mesajlarımızı okumak için chatine girdiğimde onunda çevrimiçi olduğunu gördüm.
Bu canımı acıtmıştı.
Eski mesajları okurken istemeden gülümsüyordum.
Biraz kaydırdıktan sonra şöyle düşündüm:
Hayatının merkezine koyduğun bir insanı bile 1 günde kolayca kaybedebiliyor muşsun.
