15. bölüm · Taş Köprü
Düşmana Muhtaç
Fadime Koçari
Yavaşça İso'nun kucağından kalktım. Yanına geçip başımı omzuma yasladım, dizlerimi de kendime doğru çektim. İso da başını benim başıma yasladı.
İso: Biz şimdi sevgili miyiz?
Bu soruyu beklemiyordum. Tabi az önceki an yaşanırken bunu hesaba katmamıştım. Ne diyeceğimi düşünürken telefonumun çalması beni kurtardı. Telefonumu cebimden çıkardım. Hoparlörlerine su kaçmıştı, ama yine de çalışıyordu. Telefon çalarken içindeki su da temizleniyordu.
Telefonun ekranında o ismi görünce yüzüm düştü. "Eyüphan... Umarım yine klasik hikayelerine başlamaz, yoksa onu kendi ellerimle boğardım." Ayağa kalktım ve telefonu açtım.
Dişlerimi sıkarak, "Ne var?" dedim.
Eyüphan: Fadime, eve git. Şimdi olacaklara şahit olmanı istemiyorum.
Fadime: Yine ne zırvalıyorsun Eyüphan?
İso, Eyüphan dediğimi duyunca ayağa kalktı, hoparlöre almam için işaret etti. Telefonu kulağımdan çekip hoparlöre aldım. Eyüphan bağırarak konuşmaya başladı.
Sesi baya sinirli geliyordu.
Eyüphan: Her şeyi gördüm Fadime!
Eğer ben İso'yu o taşların altında ezerken sen izlemek istemiyorsan, git!
Etrafa bakındım, onu görebilirsem kaçmak için bir şansımız olabilirdi.
İso gözlerini arkama kilitleyince ben de arkamı döndüm. Eyüphan ve 4-5 tane iri adam üzerimize yürüyordu.
İso kolumdan tuttu ve beni merdivenlere doğru sürükledi. Elini yarama bastırdığı için kolumu çektim ve elini sıkıca tuttum. El ele merdivenlerden yukarı çıktık.
Furtuna konağına çıkan yokuşu aceleyle tırmandık. İso'nun bizi konağa götürdüğünü anlayınca durdum.
Fadime: Yok hayır, asla olmaz! Ben asla Furtuna konağına girmem!
İso: Fadime, zorundasın!
Beni konağa doğru çekiştirdi. Cebinden anahtarı çıkardı ve kilidi açtı. Beni tuttuğu elimden içeri çektikten sonra kapıyı yavaşça kapattı.
Yandaki ayakkabılara bakınca bütün ev halkının evde olduğunu fark ettim. Neyse ki salonda kimse yoktu.
Fısıldayarak konuştum:
"İso, herkes evde. Ne yapacağız?"
İso elimden tuttu ve merdivenlerin önünde durdu. Kendisi öne geçti. Parmak uçlarında yukarıya çıktık.
İso odasının kapısını açtı ve beni sırtımdan hafifçe içeri itti.
Oruç'u, İso'nun yatağının üstünde İso'yla olan küçüklük fotoğrafını okşarken görünce elimle yüzümü kapattım.
Oruç kapı sesini duyunca bakışlarını bize çevirdi.
Yakalanmıştık.
Oruç: Ne yapıyorsunuz siz?
Önce Eyüphan'a, şimdi de Oruç'a yakalanmıştık.
Oruç'un kısık ama buz gibi sesi kafamda yankılandı. Tüylerim diken diken oldu.
İso'ya döndüm. İso abisine sus işareti yaptı ve kapıyı kapattı. Hiç korkmuşa benzemiyordu.
Oruç: İso, sen kahvaltıda yürek mi yedin abim?
İso ellerini montunun cebine soktu.
İso: He abi, yürek yedim.
Oruç: İso, ben seni evdeki bu yangından korurken, sen eve benzin getirmişsin resmen.
İso dişlerini sıktı. Oruç bana döndü.
Oruç: Niye getirdi bu yangaz seni buraya?
Elimi kolyeme götürüp sağa sola çekiştirdim.
Fadime: Eyüphan bizi beraber görünce ellerinde sopayla 5 iri adam getirmiş. Bizim de başka çaremiz yoktu...
Oruç: Beraber görünce mi? Sizi yan yana gördü diye niye adam toplasın? Ne yaptınız ki siz?
Oruç bize biraz daha yakınlaştı.
O an yaptığımız şeyin belki de yanlış olduğunu anladım.
İso tek eliyle abisini itti.
İso: Her şeye burnunu sokup sorgulamayı kes artık!
Oruç bir adım geri çekildi.
Oruç: Ben burnumu neye soktuysam seni kurtarmak için soktum İso. Peki söyle bakalım... Kurtardım mı, kurtarmadım mı?
İso: Abi, tamam. İşime karışma, lütfen.
Oruç: Tamam İso, karışmam. Ha ben söylemem. Ama eğer annem öğrenirse, seni korumam. Ona göre hareket et.
İso: Öyle olsun.
Tek kız, iki kavga eden kardeşin arasında kalmıştım. Zaten kavgalıydılar.
Oruç'un da dediği gibi, ortalığı daha fazla alevlendirmiştim.
Oruç yumruk yaptığı eli sıkarak odadan çıktı.
O çıktıktan sonra İso'nun karşına geçtim.
"İso, nasıl çıkacağım ben buradan?"
İso iki elimi tuttu.
"Buluruz bir yolunu güzelim."
Bakışlarımı ellerimizden yukarı, gözlerine çektim. Bu ciddi bir durumdu, onun da ciddiyetle yaklaşması gerekiyordu.
Ellerimi onun ellerinden kurtardım.
"İso, ben ciddiyim. Sen de ciddi olur musun lütfen? Eyüphan'a ve Oruç'a yakalanduk. Ve Eyüphan istediğini alamazsa, bunu abime söylerse ne olacak?"
İso bir elini tekrar cebine soktu, diğeriyle de başını kaşıdı.
İso: Tamam, haklısın. Şu an flörtleşmememiz lazım.
Koridordan gelen ayak seslerini duyunca İso beni omzumdan tutup kenara çekti, sonra kapıyı kilitledi.
Tam zamanında hareket etmişti, çünkü 2 saniye sonra biri kapının kolunu zorladı.
İso'nun kolunu tuttum.
"Şimdi ne yapacağız?"
Zarife: Uşağım, bir konuşalım mı?
İso dolabını açtı: "Buraya gir."
Hemen dolaba dikkatlice girdim.
İso üstüme bir battaniye attı ve dolabı kapattı. Zarife de o sırada kapıya vuruyordu.
İso'nun kapıyı açtığını duydum.
İso: Ben konuşmak istemiyorum. Gidebilirsin.
Dolabın kapağını araladım, İso'yu izledim. O da kapıyı aralamıştı.
Zarife: İyi, sen bilirsin. Bugün olmazsa yarın.
Zarife'nin cevabını duyunca içime ferahlık geldi.
İso kapıyı yeniden kapattı ve kilitledi. Dolabın kapağını ittirip açtım ve içinden çıktım.
Fadime: Ula, evin içinde bir tane bile iyi kalpli insan yok ki, kimseden yardım da alamayruz.
İso'nun dudağının kenarı kıvrıldı.
İso: Aslında var... Esme abam.
Aklıma onun omzunda ağladığım gün geldi. Aslında yardım edebilirdi, ama ben yardım istemeye utanırdım. Ona zamanında çok kötü davranmıştım.
Fadime: Ben utanırım, sen yaz.
İso sessizce güldü.
"Tamam, ben yazarım."
1 hafta önce düşmanım olan kadından 4-5 gün içerisinde ikinci. kez yardım isteyecektim.
Hayat bu, bazen düşmanına bile muhtaç kalırsın.
