1. bölüm · Tahtın Gölgesi
Tanıtım.
(1997- kasım-13)
Nera Smirn: Gerçek ailesinden uzakta büyümüş tamamen ailesinden habersiz,Soyadı boynuna urgan gibi yapışmıştı kimse onu tanımıyordu Nera ismi Rus köken taşımasına rağmen Türk topraklarında büyümüştü ailesi onu ihanetin kan ile taştığı bu dünyadan uzaklaştırmak için kızlarını soğuk yalnızlığa bırakmıştı...Sözde. Ankara da yaşamını sürdürmüştü Kimseden habersiz yaşadığı bu hayat yaşanır gibi değildi, Nera Ailesinin onu kendisi yüzünden terk ettiğini sanarak kendini lanetlemişti, ona bakan bir ailesi yoktu sadece evde yıllardır olan hizmetçiler ve tabiki Anneannesi... Evet annesini tanımıyordu ama anneannesi ona ulaşmayı başarmıştı küçüklüğünden beri Anneannesi Luzia Grav bakmıştı.Nerayı en iyi şekilde eğitmişti hiçbir şeyden eksik etmemişti Özellikle dövüş sanatlarında çünkü Nerayı geleceğe hazırlıyordu Bir gün öleceğini bilirdi yaşlı kadın..Nera'da habersiz bir varis olduğu için Soyu o kıza emanetti bu Dünyada acıma yoktu büyük balık küçük balığı yerdi.
25 Ekim 1993)
Atlas Krovinski
Bazı insanlar bir odaya girdiğinde sesler azalır. Fısıltılar kesilir. Bakışlar istemsizce yere kayar. Atlas Krovinski, daha konuşmadan bile insanlarda böyle bir etki bırakırdı.
Onu herkes tanırdı — ama kimse gerçekten bilmezdi.
Çoğu kişi ona Veys Krovinski derdi. Bu isim, gerçeğin önüne çekilmiş bir perdeden ibaretti. Çünkü Atlas bir gölge gibi yaşamayı öğrenmişti; ne kadar görünürse görünsün, kimse ona tam anlamıyla ulaşamazdı.
Geçmişi karmaşıktı. Ailesinin karanlık mirası, daha çocuk yaşta omuzlarına yüklenmişti. Böyle bir soyun içinde büyüyen bir gencin kaderi sıradan olabilir miydi?
Olamazdı.
Oyun için zamanı asla olamamıştı zaten küçük yaşta atılan bir suç ile çocukluğunu kaybetmişti.
Kim verebilirdi ona 13 yılını?
Kimse.
---
Yıl 1997
Atlas henüz yedi yaşındaydı.
Her zamanki gibi odasında kardeşi Rüzgar ile vakit geçiriyordu. Bu bir tercih değil, bir sorumluluktu. Çünkü Rüzgar’ı gerçekten anlayan başka kimse yoktu. İşitme ve konuşma engeli vardı; bu acımasız dünyaya fazla saf, fazla kırılgandı.
Atlas, kardeşiyle konuşabilmek için işaret dili öğrendi.
Bu evde zayıflığa yer yoktu. Güçsüz olan görmezden gelinirdi. Rüzgar da çoğu zaman yok sayılanlardan biriydi.
Ama Atlas için değil.
Daha çocuk olmasına rağmen gözleri soğuktu; insan baktığında içinde bir kış esintisi hissederdi. Yine de o gözler kardeşine döndüğünde bambaşka olurdu — yumuşar, ısınır, neredeyse ışık taşır içinde ki soğukluk bir gence fazlaydı ama ailesinin intikam olarak damgaladığı işler yüzünden gitmişti o sıcaklık gözlerinden.𝒚𝒂𝒛 𝒕𝒂𝒓𝒊𝒉𝒊 𝟏𝟗𝟗𝟕 𝒌𝒂𝒔ı𝒎 𝒂𝒚ı.
(Fotoğraf kafanızda canlanması için buradaki model biraz genç)
(17 Nisan 1994)
Yarkın Borisov
“İnsan en çok, bir daha asla dönemeyeceği yere yanar.”
1997 yılı… Yeraltı dünyasının kanla anıldığı o karanlık yıl. İntikamın gölgesi yalnızca düşmanları değil, masumları da yutmuştu. Borisov Ailesi de o gecenin kurbanlarından biri oldu.
Onların “yuva” dediği ev, alevlerin arasında yok oldu. O ev hiçbir zaman gerçek bir yuva gibi kokmamıştı belki, ama o geceden sonra geriye yalnızca külün ağır, yakıcı kokusu kaldı. Ve o kokunun içinden sağ çıkan tek kişi vardı:Yarkın.
Henüz bir çocuktu. Ama bazı çocukluklar bir gecede biter. O geceden sonra Yarkın için dünya ikiye ayrıldı — yananlar ve hayatta kalanlar.
Borisov soyunun devamı artık ona emanetti.
Krovinski Ailesi, Borisovlarla olan eski bağlarından dolayı çocuğu sahipsiz bırakmadı. Onu yanlarına aldılar. Ancak bu yalnızca bir merhamet hikâyesi değildi. Krovinskiler zekâyı tanırdı… ve Yarkın sıradan bir çocuk değildi.
Sessizdi. Gözlem yapardı. İnsanların söylemediklerini duyar, göstermediklerini görürdü. Zamanla bunun bir yetenek değil, bir silah olduğunu öğrendi.
Manipülasyon onun için bir oyun değil, hayatta kalma biçimiydi.Atlas Krovinski ile birlikte büyüdüler. Aynı çatı altında, aynı kurallarla, aynı karanlığın içinde yetiştirildiler. Dışarıdan bakıldığında kardeş gibiydiler — ve belki de bu dünyada birbirlerine en yakın oldukları tanım buydu.
Yıllar geçti.Yarkın on dokuz yaşına geldiğinde artık kimsenin korumasına ihtiyaç duymuyordu. Kendi ayakları üzerinde durabilen, plan yapan, bekleyen ve zamanı geldiğinde hamlesini yapan birine dönüşmüştü.
İntikam onun için öfkeyle atılan bir çığlık değildi.Soğukkanlı bir karardı.Alaycı tavrı çoğu zaman gerçek düşüncelerinin önüne geçerdi. Gülümsemesi rahat görünürdü ama o rahatlığın altında sürekli hesap yapan bir zihin vardı. İnsanlar onun ne düşündüğünü asla tam olarak anlayamazdı.
Atlas’ın ise güvendiği tek kişi oydu.
Fakat Yarkın’ın geçmişi, alevlerin arasından kurtulmuş olsa bile onu asla tamamen bırakmadı.
Ateş onun için sadece bir element değildi — bir hatırlatıcıydı.
Kibritin keskin kokusu…
Dumanın havaya ağır ağır karışması…
Çakmağın kısa, metalik sesi…
Hatta yanan bir sigaranın ince çizgisi bile…
Bedenini düşünmeden verdiği bir tepkiye sürüklerdi.Bu bir korkudan çok daha fazlasıydı.Bir refleksti.
Çünkü bazı yangınlar sözmezdi.
(Fotoğraflar kafanızda canlanması için vardır)
