9. bölüm · Tahtın Gölgesi

8.Bölüm

Öyle bir Yazar

Nera Smirn;

Sessizlik çöktü.
O cümle bir tehdit gibi değildi. Daha çok bir tespit gibiydi. Ve en çok da bu rahatsız ediciydi.Her şey griydi. Salonun içi, perdeler, yüzleri…. Renk değil, niyet görüyordum.

“Demek tehlikeliyim,” dedim.
Yarkın hafifçe güldü.
“Yok,” dedi, başını yana eğerek. “Şimdilik sadece potansiyelsin. Tehlikeli olmak emek ister.”

Atlas ona kısa bir bakış attı. Susturma bakışı.Ama Yarkın geri çekilmedi.

“Yanlış anlama,” diye devam etti. “Biz genelde gerçekten tehlikeli olanlarla uğraşırız. Sen… daha çok soru işaretisin.”

Bu bir küçümseme değildi. Bu bir manüpüle etme denemesiydi.Gözlerimi ondan ayırmadım.

“Ve soru işaretleri sizi rahatsız eder,” dedim.
Yarkın’ın dudak kenarı kıpırdadı.
“Beni mi? Hayır. Ben belirsizliği severim. İnsanları en kolay o zaman yönlendirirsin.”

Yarkın omuz silkti. Ama geri adım attı.
Atlas tekrar bana döndü.
“Luzia seni bilinçli olarak görünmez tuttu,” dedi. “Bu bir zayıflık değil.”
“Görünmezlik güç değildir,” dedim. “Güç, görünür olup ayakta kalabilmektir.”
Yarkın hafifçe alkışlar gibi iki parmağını birbirine vurdu.

“Bak işte bu hoşuma gitti,” dedi. “Demek içinde biraz ateş var. Ben tamamen pasif bir miras devraldık sanmıştım.”

Onun tonu hafifti ama gözleri değildi. Sözleri ölçüyordu beni. Tepkimi arıyordu.

“Hayır,” dedi Yarkın, sahte bir masumiyetle.

“Sadece dayanıklılık testi yapıyorum. Ücretsiz. Normalde ücret alırım.”

Atlas’ın sabrı ince bir çizgideydi.
“Yarkın.”
Bu sefer uyarı daha netti.
Yarkın iç çekti.
“Tamam, tamam. Ciddileşiyorum.” Bana döndü.

“Bak ela göz, durum basit. Sen istemesen de bazı insanlar seni bir hamle olarak görüyor. Biz sadece o hamleyi kimin yapacağını öğrenmeye çalışıyoruz.”

Ela.

Rengimi o söyledi. Ben seçemiyordum. Ama onun söyleyişi bilinçliydi. Kimliğimi yüzüme koyuyordu.
“Ben hamle değilim,” dedim.
“Henüz değilsin,” dedi Atlas.
Yarkın araya girdi.
“Ya da yanlış oyuncunun elindesin.”
Bu cümle bilinçliydi. Bölmek için. Güvensizlik yaratmak için.
Atlas ona dönmedi bile.
“Biz seni kullanmak için gelmedik,” dedi bana.

Yarkın kaşlarını kaldırdı ama sustu.
“Öldürmek için de gelmedik,” diye devam etti Atlas. “Ama seni yok sayamayız.”
Yok sayılmak.
Belki en güvenli pozisyon buydu.
Ama aynı zamanda en değersizi.
“Peki,” dedim. “Beni yok sayamazsınız. Ama beni tanımıyorsunuz da.”
Yarkın gülümsedi.

“İnsanları tanımak için geçmişlerini bilmek gerekmez,” dedi.
“𝘒ı𝘳ı𝘭𝘥ı𝘬𝘭𝘢𝘳ı 𝘺𝘦𝘳𝘦 𝘣𝘢𝘬𝘢𝘳𝘴ı𝘯. 𝘌𝘯 ç𝘰𝘬 𝘰𝘳𝘢𝘥𝘢𝘯 ş𝘦𝘬𝘪𝘭 𝘢𝘭ı𝘳𝘭𝘢𝘳.”

“𝘉𝘦𝘯 𝘬ı𝘳ı𝘭𝘮𝘢𝘥ı𝘮,” 𝘥𝘦𝘥𝘪𝘮.
𝘠𝘢𝘳𝘬ı𝘯 baş̧ı𝘯ı 𝘩𝘢𝘧𝘪𝘧ç𝘦 𝘺𝘢𝘯a eğ̆𝘥𝘪.
“𝘏𝘦𝘳𝘬𝘦𝘴 𝘬ı𝘳ı𝘭ı𝘳,” 𝘥𝘦𝘥𝘪 𝘺𝘶𝘮𝘶𝘴̧𝘢𝘬 𝘣𝘪𝘳 𝘴𝘦𝘴𝘭𝘦. “𝘚𝘢𝘥𝘦𝘤𝘦 𝘣𝘢𝘻ı𝘭𝘢𝘳ı çatlağını 𝘴𝘢𝘬𝘭𝘢𝘮𝘢𝘺ı öğrenir. "
𝘈𝘵𝘭𝘢𝘴 𝘣𝘶 𝘬𝘦𝘻 𝘯𝘦𝘵 𝘣𝘪𝘳 ş𝘦𝘬𝘪𝘭𝘥𝘦 𝘢𝘥ı𝘮 𝘢𝘵𝘵ı.
“𝘠𝘦𝘵𝘦𝘳.”
𝘉𝘶 “𝘺𝘦𝘵𝘦𝘳” 𝘠𝘢𝘳𝘬ı𝘯’𝘢 deği𝘭, 𝘰𝘺𝘶𝘯𝘢 söylenmiş 𝘨𝘪𝘣𝘪𝘺𝘥𝘪.
𝘉𝘢𝘯𝘢 𝘣𝘢𝘬𝘵ı.
“𝘒𝘢𝘳𝘢𝘳 𝘷𝘦𝘳𝘮𝘦𝘯 𝘨𝘦𝘳𝘦𝘬𝘦𝘤𝘦𝘬,” 𝘥𝘦𝘥𝘪. “𝘒𝘢ç𝘮𝘢𝘬, 𝘴𝘢𝘬𝘭𝘢𝘯𝘮𝘢𝘬 𝘺𝘢 𝘥𝘢 öğ𝘳𝘦𝘯𝘮𝘦𝘬.”

Yarkın hemen ekledi:
“Dördüncü seçenek de var aslında. Ama onu tavsiye etmiyorum.”
“Ne o?” dedim.
Yarkın’ın gülüşü bu kez daha inceydi.

“Yanlış kişiye güvenmek.”

Sessizlik yeniden indi.
Gri dünyanın içinde üç kişi duruyorduk.
Biri ölçüyordu.
Biri yönlendirmeye çalışıyordu.
Biri ise ilk kez seçmeye hazırlanıyordu.

En tehlikeli pozisyon oyunun dışında olmak değilmiş.
Kiminle aynı masada oturduğunu fark ettiğin andır asıl tehlike.
**************************************
Kimse yorum yazmayınca bir garip hissediyorum :)