11. bölüm · Tahtın Gölgesi

10.Bölüm

Öyle bir Yazar

Oyalanmamak için son bakışlarını bile geride bırakıp uzaklaşmışlardı. Söylenmemiş cümleler, yarım kalmış tehditler ve gururla karışık bir öfke havada asılı kalmıştı. Yarkın kapıyı arkasında kapatırken dudaklarının kenarında hafif bir tebessüm vardı. Yolda ilerlerlerken Yarkın’ın gözleri sürekli etrafta dolaşıyor, yeşil bakışları sanki sıradan şeylerin içinde bile bir anlam arıyordu. Sokak lambalarının titrek ışığı, karanlığın içinde garip gölgeler yaratıyor; onun zihni bu gölgeleri bile bir ihtimal, bir işaret olarak yorumluyordu. Dikkati dağınık görünüyordu ama aslında her detayın farkındaydı.Atlas ise direksiyonun başında dimdik oturuyordu. Omuzları gergin, bakışları yolun sonuna kilitliydi. Onun için gereksiz hiçbir ayrıntı yoktu; plan vardı, hedef vardı ve ulaşılması gereken bir sonuç… Duygulara yer bırakmayacak kadar net bir zihne sahipti. Rüzgâr açık camdan içeri sertçe vururken saçları hafifçe dalgalandı ama o bunu bile umursamadı.
Tam o sırada uzaktan gelen motor sesleri ve lastiklerin asfalta sürtünüşü dikkatini çekti.İleride siyah araçlar beliriyordu.
Lüks, ağır ve korumalıydılar. Camları karartılmış, duruşları kasıtlı bir tehdidi andırıyordu. Sıradan arabalar değildi; bir mesaj taşıyor gibiydiler. Atlas bir an gözlerini kıstı, ardından hiç tereddüt etmeden direksiyonu kırdı. Aracını çapraz şekilde yolun ortasına çekerek onların geçişini kesti.
Arabalar durdu.Bu duruş, bir çatışmanın sessiz başlangıcıydı.
Yarkın hafifçe sırıttı. Sanki bu anı bekliyormuş gibi sakin bir hareketle torpidoya uzandı. İçeride duran bombaları dikkat çekmeden montunun iç cebine yerleştirdi. Hareketleri aceleci değildi; bilinçli ve ölçülüydü.
Atlas ona bakmadı bile. Aralarında sözlere ihtiyaç yoktu. Göz teması yeterliydi. Planları konuşulmadan anlaşılmıştı.
Siyah araçların kapıları açılmaya başlamıştı.
İçlerinden inen siluetler, ağır adımlarla yere bastı. Sessizlik uzadıkça gerilim artıyordu. Atlas derin bir nefes aldı; kalbi sakin görünse de zihninde saniyeler hızla akıyordu.
Toz hâlâ havada asılıydı. Silah sesleri kesilmiş ama gerilim katlanarak artmıştı.
Sekiz kişi… Şimdi altıya düşmüştü.
Yarkın ayağa kalktı. Üzerindeki tozu umursamadan omuzlarını hafifçe silkeledi. Yüzünde yine o rahat ifade vardı — ama bu rahatlık boş değildi. Bilerek takındığı bir maskeydi.
Bir adım öne çıktı.
“Bakın…” dedi sakin bir sesle. “Siz gerçekten Borisov adamları mısınız, yoksa sadece emirle hareket eden figüranlar mı?”

Adamlar birbirine baktı.
Yarkın onların tereddütünü gördü ve o an gülümsedi.

“Çünkü şunu bilin… Borisov böyle bir çatışmayı önemsiyor gibi görünse de, kaybeden tarafın kim olacağı umursadığı şey değil. Siz burada ölürseniz yerinize yenileri gelir.”

Sessizlik.

Bu cümle bir silah gibi çalışmıştı.
Aralarından biri huzursuzca geriye baktı. Bir diğeri kaşlarını çattı.
Yarkın tam da bunu bekliyordu.
“Şimdi düşünün…” dedi yavaşça yürürken. “Biz iki kişiyiz. Siz hâlâ kalabalıksınız ama organizasyonunuz içinde değersizsiniz. Peki gerçekten hayatınızı burada mı bitireceksiniz?”
Bir adım daha attı.
“Yoksa üstlerinize gidip ‘Bu iki kişi bizi dağıttı’ mı diyeceksiniz? O zaman sorumluluk kimin üstüne kalacak?”
Adamların arasındaki güven kırılmaya başladı.
Atlas bunu fark etti.

Yarkın savaşmıyordu — zihne oynuyordu. Gruplaşmayı dağıtıyor, liderlik bağını kırıyordu.
Yarkın bir anda silahını kaldırdı ama ateş etmedi.
“Sakin olun,” dedi hafif bir alayla. “Eğer saldırırsanız, birkaçınız daha yere düşer. Ama kaçarsanız… hayatta kalma ihtimaliniz artar.”
Bu bir tehdit değildi.
Bu bir seçenek sunmaktı.
Ve seçenek sunmak, insanın karar mekanizmasını bozar.
Aralarından biri geriye doğru bir adım attı.
Sonra bir diğeri.
Gruptaki disiplin çözülmeye başlamıştı.
Lider konumundaki adam öfkeyle bağırdı:
“Geri çekilmek yok! Ateş edin!”
Ama o komut artık eskisi kadar güçlü çıkmadı.Yarkın o an fısıldadı:
“Geç kaldın.”
Ve tam lider silahını kaldırdığı anda, Yarkın ani bir hareketle adamın dikkatini kendi üzerine çekti — göz teması kurdu.
O bakış…O an karşı tarafın zihnine küçük bir şüphe yerleştirdi.Atlas fırsatı gördü.
Yan taraftan hamle yapıp liderin kolunu kontrol altına aldı, silahını yere düşürdü.
Yarkın ise geriye doğru çekilip kollarını açtı.
“Gördünüz mü?” dedi diğer adamlara.
“Sizin lideriniz bile ilk hatasında düştü.”

Artık korku taraf değiştirmeye başlamıştı.
Sekiz kişi… ama artık saldıran değil, ne yapacağını bilmeyen bir grup gibi görünüyordu.Yarkın hafifçe eğildi, sesini daha da alçalttı:“Bugün savaşmak zorunda değilsiniz.”Bu cümle tehditti.Ama aynı zamanda kurtuluş kapısı gibi sunulmuştu.Yarkın konuşurken Atlas geri planda kalmış gibi görünüyordu. O, sözlerle değil hamlelerle konuşmayı tercih ederdi.Ama aslında her kelimeyi dinliyordu.Yarkın’ın zihinsel baskı kurduğunu, grubun çözülmeye başladığını ve korkunun yüzlere yavaş yavaş yerleştiğini fark ediyordu. Bu tam da planın bir parçasıydı.Atlas hafifçe başını eğdi.Karşı tarafta lider bağırsa da artık kontrol elinden kayıyordu bu kadar kolaydı bir kaç cümleye tüm yetkisi gitmişti ne yazık