13. bölüm · Tahtın Gölgesi
12.Bölüm
Yıl;1997 kasım.
Atlas Korhan(veys)
Kardeşim ile küçük bir odada oturmuş oyun oynuyorduk;saklambaç.
Bir duvara yaslanıp gözlerimi kapattım yine kardeşimin saklanmasını bekledim kurallar belliydi saklanan kişi hiç ses çıkarmayacaktı biri onu bulana kadar bu oyun sürecekti.
Rüzgarın küçük adımlarından saklandığını hissetmiştim bende saymayı bırakıp etrafa baktım aşağıdan gelen sesleri dinlemiştim babam yine silahlı adamlar ile konuşuyordu bizden çok onlar ile oyun oynuyordu saçmalıktı çünkü hep ben oynuyordum kardeşimle bir kez o oynasındı ama olmazdı yoksa incileri dökülürdü.
Rüzgar istese bile konuşamazdı engeli vardı doğuştan gelen bir hastalıktı kulaklarıda duymuyordu o yüzden onu her zaman saklanan kişi yapıyordum zaten ben bulamayınca olduğu yerde uyuyordu istediğimde buydu zaten biraz olsun kafa dinlemekti ama yeterli olmamıştı çünkü ben bile anlamamıştım babamları dinlerken boynumda bir metalin soğukluğunu hissettim o an ilk defa Rüzgarın iyi saklanmış olduğunu diledim çünkü boynumdaki soğukluk kardeşime dokunmamalıydı ama ne Rüzgar iyi bir yere saklanmıştı ne'de Atlasın dilekleri kabul olmuştı. Atlasın mavi gözlerinde korku vardı okyanusu andıran gözler durgun değildi. Düşünceler kafasını kurcalamıştı bu adamlar nasıl gelmişti odasına? Babası nerdeydi? Adamlar iki kardeşi de plakası olmayan bir araca bindirmiştiler bu soğuk havada kardeşinin üzerinde bir hırka bile yoktu kasım soğuğu dondurucuydu keşke kardeşine bir hırka alsaydı o üşüse bile diyemezdi ki Atlas kardeşine yaklaştı bir abi gibi kardeşini koynuna aldı ve sıcak tutmak için sarmıştı onu biliyordu yetmezdi ısıtmaya ama başka çaresi yoktu o daha çok küçüktü.
𝘉𝘪𝘳 çocuğu 𝘣𝘶 𝘴𝘰ğ𝘶𝘬 𝘩𝘢𝘷𝘢𝘥𝘢 𝘥𝘢𝘳 𝘣𝘪𝘳 𝘣𝘢𝘨𝘢𝘫𝘢 𝘬𝘰𝘺𝘢𝘯 𝘢𝘥𝘢𝘮𝘭𝘢𝘳ı𝘯 𝘷𝘪𝘤𝘥𝘢𝘯ı 𝘷𝘢𝘳𝘮ı𝘺𝘥ı? Cevap belli. 𝘈𝘵𝘭𝘢𝘴 𝘰𝘺𝘶𝘯𝘶 𝘣𝘪𝘵𝘪𝘳𝘮𝘦𝘮𝘪ş𝘵𝘪 sözü 𝘷𝘢𝘳𝘥ı Rüzgara .Atlas daha fazla dayanamadı ve üzerindeki kazağı kardeşine giydirmişti zaten hep iki kat giyinirdi Atlas şimdi kısa kollu beyaz bir tişört ile kalmıştı en azından kardeşi daha az üşüyordu. 𝘏𝘦𝘳ş𝘦𝘺𝘥𝘦𝘯 𝘩𝘢𝘣𝘦𝘳𝘴𝘪𝘻 küçücük 𝘣𝘪𝘳 𝘴ı𝘤𝘢𝘬𝘭ığ̆ı𝘯 𝘬𝘢𝘳𝘥𝘦ş𝘪𝘯𝘪 yaşatacağını 𝘴𝘢𝘯ı𝘺𝘰𝘳𝘥𝘶
Atlas kardeşine daha sıkı sarılıp korumak istedi bagajda ki sarsıntılar bile korkutucuydu küçük çocuk için.
Araba durdu Atlas tüm ihtimalleri düşündü bulamıyordu hiçbir şey az mı düşünmüştü?
Tabiki az düşünmüştü! Atlas iç çekip kendini suçlamıştı dışarıya yansıtmasa da iç sesi yetiyordu canının yanmasına.
Adamlar bagajı sertçe açıp Atlas ve Rüzgarı ayırdılar, Atlas bir çocuğa göre çok direndi elinden gelenin fazlasını yaptı ama sonuç değişmedi.
𝘔𝘢𝘢𝘭𝘦𝘴𝘦f çocuktum.
𝘠𝘦𝘵𝘦𝘳𝘪𝘯𝘤𝘦 𝘥üşü𝘯𝘮𝘦𝘮𝘪i𝘵𝘪𝘮.
𝘛𝘶̈𝘮 𝘪𝘩𝘵𝘪𝘮𝘢𝘭𝘭𝘦𝘳 𝘨𝘦𝘭𝘮𝘦𝘮𝘪𝘴̧𝘵𝘪 𝘢𝘬𝘭ı𝘮𝘢.
Ç̧𝘰𝘤𝘶𝘬𝘵𝘶𝘮 𝘣𝘦𝘯.
𝘕𝘦𝘳𝘦𝘥𝘦𝘯 𝘣𝘪𝘭𝘪𝘳𝘥𝘪𝘮 𝘬𝘪?
𝘒𝘢𝘳𝘥𝘦ş𝘪𝘮𝘪 𝘣𝘦𝘯𝘥𝘦𝘯 𝘢𝘭𝘮ış𝘵ı𝘭𝘢𝘳 sesim kısılana kadar bağırmıştım adamları parçalamak istedim ama işe yaramadı özür diledim kardeşimden ama duymadı 𝘥𝘶𝘺𝘢𝘮𝘢𝘻𝘥ı
En sonunda yüzlerini elim ile çizdiğim adamlar beni ve Rüzgarı bir depoya getirmiş bırakmıştılar ilk yaptığım Rüzgara kalkan olmaktı abiydim ben kardeşimi korumak benim görevimdi.hiçbir şey umrumda bile olmamıştı tek düşündüğüm kardeşimi korumaktı ama bu sarılmam kısa sürmüştü adamlar güçlüydü boyları uzundu bu çok sinir bozucuydu. Babam her ne olursa olsun gururu olan bir yoldan başka hiçbir yol seni yaşatmaz demişti zaten benim değil kardeşimin yaşaması lazımdı annem onu seviyordu eğer ölürse bırakırdı beni.
Siyah ceketli adamlardan bir tanesi telefon ile biriyle konuşmaya başladı ilk başlarda alay ediyordu sonlara doğru ciddiyeti nedense sonra telefon bize döndü 𝘬𝘦ş𝘬𝘦 𝘥ö𝘯𝘮𝘦𝘴𝘦𝘺𝘥𝘪 𝘥𝘦𝘥𝘪𝘮 iç𝘪𝘮𝘥𝘦𝘯.Babam ve annem telefondaydı yüzlerinde büyük bir endişe vardı 𝘣𝘦𝘯𝘪𝘮 𝘪çi𝘯 değil
Rüzgara zarar gelmesinden korkmuşturlar başka ne olabilir ki? Annemin biricik oğlu tabiki endişe edilmeyi hakediyor. Bense hiçbir şeydim böyleydi nedene gerek yoktu.
Telefon ile konuşan adamın ismi Borisov? Sanırım emin değildim doğru duyduysam öyleydi.Annem çıldırmıştı Rüzgarın ismini feryad ediyordu.
Borisov "Ne kadar aptalsın krovinski! Daha oğlunu koruyamıyorsun işe yaramazın tekisin"
Bayan krovinski: "Kes sesini!! Rüzgar iyimi! Bana rüzgar iyimi onu söyle!Rüzgar... İyimi dedim sana!
Borisov: " burada sadece rüzgar yok ne yazıkki diğeri de burada hani şu zekası ile övdüğün o çocuk neydi ismi... Atlas. Onun değeri yokmu?"
Babam annemi sakinleştirip odadan çıkardı çünkü babam çok iyi biliyordu sonucu. 𝘣𝘪𝘳 𝘰ğ𝘭𝘶𝘯𝘶𝘯 𝘦𝘭𝘪𝘯𝘥𝘦𝘯 𝘢𝘭ı𝘯𝘢𝘤𝘢ğı𝘯ı ç𝘰𝘬 𝘪𝘺𝘪 𝘣𝘪𝘭𝘪𝘺𝘰𝘳𝘥𝘶. 𝘎ö𝘻𝘭𝘦𝘳𝘪𝘮𝘥𝘦 𝘣𝘪𝘳 𝘬üçü𝘬 çocuğa 𝘺𝘢𝘬ış𝘮𝘢𝘺𝘢𝘯 𝘣𝘢𝘬ış𝘭𝘢𝘳 𝘷𝘢𝘳𝘥ı.
O 𝘨ü𝘯 𝘣𝘪𝘳 𝘬𝘢𝘳𝘥𝘦ş üşüdü, 𝘣𝘪𝘳 𝘢𝘣𝘪 büyüdü
Adamların gözlerindeki intikam ateşini değil bir damla vicdan bir deniz bile söndüremez gibiydi. Lanet etti Atlas babasına, bu pis işlerinin kardeşine sıçradığı için babasından nefret ediyordu. 𝘈𝘵𝘭𝘢𝘴 𝘬𝘦𝘯𝘥𝘪 𝘤𝘢𝘯ı𝘯ı önemsemezdi zaten o bir abiydı önceliği bu dünyaya masum olan kardeşiydi 𝘈𝘵𝘭𝘢𝘴 çocuk olduğunu 𝘶𝘯𝘶𝘵𝘶𝘺𝘰𝘳𝘥𝘶. Kardeşi gibi kendisi de masumdu ama kabul etmiyordu eğer masum olsaydı tanımadığı adamların ölen insanların cenazelerine katılmakla geçmezdi çocukluğu ya da annesi onun saçlarına bir kez bile olsa okşardı ama o eller asla dokunmamıştı nazikçe. Çünkü Atlas babasına benziyordu mavi gözleri kumral saçları annesine hiç benzemiyordu ama Rüzgar öyle miydi? Rüzgar annemin kopyasıydı en azından birimizi sevebiliyordu.
Adam elindeki telefon ile sırıtarak çocuklara yaklaştı elinde bir silah vardı ama Atlas o silahtan değil kardeşine bişey olmasından korkuyordu.
Borisov "Eğer yanındaki kadın gittiyse rahat rahat seçim yapabilirsin çokta zor değil bence"
Krovimski"Ne seçiminden bahsediyorsun! Gerçekten yaşadığını yaşatacakmısın Borisov Atlas varis Rüzgar ise engelli bir çocuk sen hem bir varisi öldürmekle hemde engeli olan bir çocuğu öldürmekle tehdit ediyorsun, dalga mı geçiyorsun? Kurallara aykırı bu! "
Varis...
5 Harf. .
Atlas Varisden fazlası değildi.
Atlasın gözünden yaş düştü istemeden olmuştu.
Borisov "yaşadığımı yaşatmadan ölmek istemiyorum, yazık sana krovinski"
En sonunda konuşmuştum sesim yankılanmıştı boşlukta.
"Bayım...kardeşimi bırakın! Onun suçu yok biz sadece oyun oynuyorduk hata yapmadık eğer ceza varsa ben çekerim"
Borisov "Bak sen! Krovinski ailesinde ilk defa gördüğüm bir özellik bu! Bencil değilsin akıllısın ama küçüksün sen o aptalın oğlu olmakla çok şey kaybetmişsin"
Karşımdaki adamın ne dediği hakkınds fikrim yoktu öylece dinledim onu konuşmaya devam etti.
Borisov "Silah kullanmayı bilir misin? Bilirsin tabii baban avlanmayı sever sende illa bilirsin. Eğer kardeşini kurtarmak istiyorsan sana gösterdiğim hedefleri vur ama kardeşin yanında olmasın korkar değilmi sonuçta çocuk"
O an bir umuda inanmıştım kardeşimi kurtarmak için herşeyi yapardım. Kafa sallayarak verdiği silahı tuttum biraz beklemiştim sonuçta vuracak bir hedef lazımdı.
Önüme 3 tane çuval konmuştu üzerindeki işaretten vuracaktım oldukça uzaktı ama kardeşim yaşayacaktı vurursam bende tüm dikkatimi vermiştim.
Üçünü de hedeften vurmuştum
𝘕𝘦𝘥𝘦𝘯 𝘪𝘺𝘪 nişan almıştım?
Keşke 𝘣𝘢𝘣𝘢𝘮 𝘣𝘢𝘯𝘢 nişan 𝘢𝘭𝘮𝘢𝘺ı öğretmeseydi.
Çuvalları vurduktan sonra sevinmiştim vurduğum yere bakmamıştım bile.
Eğer 𝘣𝘢𝘬𝘴𝘢𝘺𝘥ı𝘮 çuvaldan süzülen 𝘬𝘢𝘯ı görürdüm ama farketmedim.
Adamın yanına koşup hepsini hedeften vurduğunu söyledim.
Adam ise telefondaki babama birşeylwr fısıldadı doğru mu duymuştum? Hayır hayır yanlış olmalıydı.
Borisov "Artık ne varisin kaldı ne de oğlun biri hapiste diğeri mezarda bil"
Telefonu kapattı elimdeki silah yere düşmüştü göz yaşlarımı tutmuştum etrafıma bakmıştım benim vurduğum anı kameraya çekmişlerdi anlamaz bir şekilde Borisov denilen adamın yanına gittim.
"Neden beni çektiniz? Anlaşmada bu yoktu... Kardeşimi istiyorum nerede o? "
Bana cevap vermeden polis sirenleri kapladı burayı babam gelmişti umarım!
Kardeşimi getirdikleri yere gittim oda boştu ama benim ona verdiğim kıyafet yerdeydı.
Elime aldım kıyafeti onu arıyordum odada saklanmıştı değil mi? Saklanbaç oynuyorduk
"Rüzgar! Özür dilerim abicim hadi gel saklanma ben buradayım üşüyeceksin...hırkanı da çıkarmışsın"
Hızla atış yaptığım yere gittim polisler kapıdaydı bende aralarından geçtim.
Gördüklerim midemi bulandırdı.
Hedef aldığım çuvallardan oluk oluk kan geliyordu. Kardeşim olabilir miydi? Çuvala mı saklanmıştı? Hayır hayır...
"Hayır... Hayır! Rüzgar...Rüzgar! "
Sesini duymamıştım.
En ufak kımıldamayı görmemiştim.
Ben kendi kardeşimi vurmuştum.
Çuvaşları açtığımda dizlerim daha çok çöküyordu yere ilk iki açtığım kişiler yabancıydı tanımıyordum ama ölmüştü.
Ben öldürmüştüm.
3.çuval daha küçüktü çuvalı açtığımda Rüzgarın kapalı gözleri ile bakıştım her yeri kan olmuştu benim yüzümden hemen sarıldım ona sıkı sıkı sarıldım daha fazla kanamasın diye. Üşümesin diye kollarımı sardım, saçlarına başımı gömdüm
Gözyaşlarım hızlı hızlı döküldü.
Kardeşim üşüyor diyemedim.
Küçük bir sıcaklığın onu yaşatacağını sanmıştım.
Ben bir katildim.
Çocuk katiliydim.
Kendi kardeşimin katiliydim.
Küçük yaşta ölmüştü küçüklüğüm.
Hiç çocuk olarak görmemiştim kendimi zaten ama bu kadarı fazla değilmiydi...polis abiler bir çocuğun çocuk öldürdüğüne inanmıştı ama bir çocuğun kandırılacağına inanmamıştı.
“Bir çocuğun gözyaşı, insanlığın utancıdır.”
Der'Fyodor Dostoyevski
