SÜRGÜN kitap kapağı

4. bölüm / 4

SÜRGÜN

3. Nergis

Vaveyla Yazarı: Melonistik

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 4Şu an: 3. Nergis

3.
Nergis.
Anıl Emre Daldal- K.
Can Kazaz -Zifir Karanlıkta Bulursun
" Ve beklenenler neden hep vazgeçildikten sonra gelir. " Oğuz Atay.

Karan M. Kibritçi
Denizin karaya kavuştuğu ikinci andı bu.
Burada, tam karşısında olmama hâlâ inanamıyormuş gibi bir bana bakıyordu sonra gözlerini kaçırıyordu ve tekrar bakıyordu.
Dudaklarım yukarı kıvrıldı istemsizce. Sonra aniden hüzün sardı dört bir yanımı.
Büyümüştü. Serpilip daha da güzelleşmişti. Kim bilir neler yaşamıştı ama olduğu kişi hiç değişmemişti. Kimse onun acısında yanında olmazken o herkese sarardı böyle kollarını. Bana da sarılırdı böyle, yaralarımı sarardı. Üzerini öperdi. Öyle tatlı bakarak, "Geçti mi?" Derdi ki benim zaten aklım başımdan gitmiş olurdu.
Portakal çiçeği.
Bir zamanlar benim portakal çiçeğimdi.
Artık buna hakkım yok.
Arkadaşının telefonunun çalmasıyla birbirlerinden ayrıldıklarında çenemi hafifçe kaldırdım. Bundan sonraki hamle bana gelecek gibiydi çünkü ellerini sımsıkı yumruk yapmıştı.
Cesareti beni her seferinde kendine hayran bırakıyordu. O gecenin üzerinden sadece 3 gün geçmişti oysa bana 3 ömür gibi gelmişti. Yıllardır onun yanına gelmemek için çok büyük bir savaş vermiştim zaten. Ama bütün iradem onun kokusunu ve sesini tekrar duyana kadardı.
Arkadaşı telefonu kapatıp alelacele bir şeyler söylerek eşyalarını toplamaya başladığında göz ucuyla dahi bana bakmıyor ve arkadaşına yardım ediyordu.
Bu kesinlikle fırtına öncesi sessizlikti.
Yeter ki konuşsun isterse essin gürlesin...
Kalbim, arkadaşını uğurlayıp bana döndüğünde o kadar sert ve hızlı çarpmaya başladı ki öleceğim sandım. Ancak aksine bu yaşamın bana geri geldiğine işaretti.
Çantasını ve gömleğini sandalyeden kaptığı gibi bana doğru yürümeye başladı. Ben de sandalyemi geriye doğru itip ayağa kalktım ve dolanıp masanın önüne geldim. Arka cebimden telefonunu çıkarmıştım ki tam karşımda durdu.
Kokusu bütün hücrelerimi ele geçirirken şu an alev saçan mavileri bir an bile benden ayırmıyordu. Benimse bakışlarım omuzlarında olan saçlarına çarpıyordu sürekli.
Benim bir teline zarar gelecek diye ödümün koptuğu saçlarına nasıl kıymıştı?
Yakışmış mıydı? Kesinlikle!
Bu bile onun artık benim Burçin'im olmadığına kanıttı.
Sinirle, " Nasıl girdin buraya? Nasıl buldun beni?" Diye sorduğunda sesi yüksek çıkmıştı. O bunun için utanıp sağa sola bakınırken ben onun sesini daha fazla duyabildiğim için oldukça mutluydum.
Dudaklarım usulca kıvrılırken elimdeki telefonu ona uzattım. "Kızmakta haklısın," dedim içimdeki heyecana nazaran oldukça sakin bir sesle. " Özür dilerim geç kaldım. Bazı işlerim vardı birkaçına senin sebep olduğun. " Dememi beklemiyor olacak ki gözleri mümkünmüşçesine daha çok aralandı. Mavileri bir bana bir de elimdeki telefona bakarken artık etrafımızdaki kimse umrunda değildi.
Elimdeki telefonu aldığında yüzünde alaycı bir gülümseme oluştu ve, " Telefonumu getirmişsin," dedi ardından bir anda yere fırlattı. Gözlerini gözlerime çevirdiğinde yüzünde saf bir kin vardı. " Al başına çal telefonunu! BEN SANA NE DEDİM, BEN SANA TELEFON FALAN UMRUMDA DEĞİL HAYATIMDAN DEFOL GİT DEDİM!" Diye bağırdığında sadece gözlerimi yumdum . Onu hemen buradan uzaklaştırmalıydım yoksa zor duruma düşecekti. Bu yüzden kısık bir sesle, " Dışarıda konuşalım," demiştim ki bu onu daha da sinirlendirdi. " Hala konuşalım diyor ya! Hala konuşalım diyor," diye bağırmaya devam ettiğinde, " Burçi-" diye uyarıda bulunacaktım ki, " Benim bir katille konuşacak hiçbir şeyim yok, olamaz," dediğinde artık benim de sabrım taşmıştı.
" Ama katilin seninle konuşacakları var. " Dediğim gibi bir şey yapmasına ya da demesine izin vermeden onu kolundan tutup kendime çektim ve sırtıma attığım gibi yürümeye başladım. Onu indirmem için bağırıp tekmeler savurmasına rağmen hiç umursamadan esyalarını boşta kalan elime alıp kantin çıkışına doğru yürümeye başladım. Herkes şok içinde bizi izlerken benim umrumda olan tek şey oydu.
Konuşmamız lazımdı. Bunu gerçekten istememin yanında onu korumam için söyleyeceklerimi dinlemesi ve benim yanımda olması lazımdı.
Ancak o Burçin Hilal Altaylı'ydı. İnadıyla yarışabilecek biriyle henüz tanışmamıştım, tanışabileceğimi de sanmıyordum.
Ama ben de Karan Kibritçi'ydim. Onun için onu bile karşıma alabilirdim. Onun için tüm dünyayla savaşır, ne olursa olsun bir tek ona yenilirdim.
🌊
Burçin H. Altaylı
Beni sonunda yere bıraktığında okkalı bir tokadı yüzüne yapıştırdım. Yakışıklı yüzü kısa bir anlığına sağına döndü fakat hızlıca toparlandı. " Bir daha sakın bana dokunma, kibritçi yoksa bedeli ağır olur!" Demiştim ki, " Ne yaparsın yine beni şikayet mi edersin?" Dediğindeki alaycı tavrı beni iyice çileden çıkarmıştı. " Ederim, yine yine yine, sen gün yüzü görmeyinceye kadar şikayet ederim seni. Duydun mu? Uzak dur benden. " Dediğimde arkamı dönmeye yeltenmiştim ki kolumdan tutup beni durdurdu. Kolumu hızla ondan kurtardım ama gitmedim. " Bir kez konusmama izin ver sonra gideceğim." Dediğinde tam kantinde söylediklerimi tekrar edecektim ki benim yerime o, " Biliyorum senin bir katille konuşacak hiçbir şeyin yok ama beni dinlemek zorundasın."
Son söylediklerinden sonra alayla güldüm. " Ben hiçbir şeye, özellikle seninle olan hiçbir şeye mecbur değilim ." Demiştim ki, " Zorundasın, çünkü konu seninle ve ailenle alakalı," dediğinde bir anlık afallamadım desem yalan olurdu ama altını çiziyorum bir anlık. Sonra hemen toparlanıp, " Konu benimle ve ailemle ilgiliyse bundan sanane kibritçi?" Dediğimde sabır dileyen bir nefes çekti içine verirken, " Bir kere beni dinlemeyi kabul edersen sana anlatacağım merak ettiğin her şeyi. " Dedi yalvaran bakışlarla. İstediği kadar yalvarabilirdi. Beş dakikam yoktu hayatımda ona ayıracağım. Çünkü o benden yıllarımı çalmıstı.
" Bak, bana sinirlisin biliyorum," diye başlamıştı ki başımı olumsuz anlamda salladım ve " Değilim," dedim. " İnsan ancak bir şeyler hissetiği birine sinirlenebilir. Sokaktan geçen birine kızabilir misin? Kızamazsın, kızsan bile bir süre sonra geçer. Ben sana karşı hiçbir şey hissetmiyorum. Sana sinirli değilim olamam. Ben sadece korkuyorum senden, çünkü gözlerimin önünde birini öldürdün. " Dediğimde bir adım uzaklaştı benden ve bakışlarını kaçırdı. Üzmüş müydü sözlerim onu? Sanmam, onun kırılacak bir kalbi yoktu. Hissedecek duygulara sahip değildi.
" Ve ailemle alakalı konu da her neyse ben çözerim, seni ilgilendirmez. Eğer benim için bir şey yapmak istiyorsan sadece git buradan, git hayatımdan ve sana yalvarırım bir daha karşıma çıkma. "
" Hayatından çıkamam, senden uzak duramam. " Demesi beklediğim son şey bile değildi. Gözlerim sözleri karşısında irileşirken kalbimde bir acı hissettim. Hayır Burçin, sakın sakın...
Sen ondan sadece nefret ediyorsun.
Bir şey diyemediğim için o konuşmaya devam etti. " Seni bırakamam hele ki peşinde benim aksime gerçek bir katil varken," dediğinde beynimden vurulmuşa dönmüştüm.
Peşimde bir katil vardı.
Ve bana yardım edecek kisi de başka bir katildi.
Ben neyin icine düsmüştüm böyle?
"Ne? Ne diyorsun ya sen?" Dediğimde bir adım daha yaklaştı bana. Bir adım daha attığında ben bir adım geri çekilmiştim fakat o hızlıca açtığım mesafeyi kapatıp üzerime eğildi.
Kokusu bütün hücrelerimi ele geçirirken yakışıklı olduğunu reddedemeyeceğim yüzü bu kadar yakınımdayken ve bir zamanlar izlemekten kendimi alamadığım güzellikteki siyah gözleri tam gözlerimin içine bakarken sinirli kalmam çok zordu. Bu yüzden gözlerimi sımsıkı kapatıp başımı çevirdim.
Bu hareketime güldüğünü duydum ama dönmedim ona.
Ayrıca, KONUMUZ BİR KATİLKEN BİZ NE YAPIYORUZ ŞU AN?
" Burada olmaz. Yarın seni bekeleyeceğim kantinde." Dedi ve bir şey dememi beklemeden yanımdan geçip gitti.
Bombayı kucağıma bırakıp kaçtı.
En iyi yaptığı şey.
Kaçmak.
Bir de utanmadan seni bırakamam diyor.
Senden uzak durmam diyor 6 yildir yanımdaymışçasına.
Hayatından çıkmam diyor bir sabah güneşinden önce çekip giden o değilmişçesine.
Bir katilin peşimde olduğunu söylüyor. Güya kendisi bir katil değil.
Evet bir katil peşimde ve o da ta kendisi.
Bir daha olmaz Kibritçi. Bir kere güvendim sana. Bir kere yandım bir daha yemem numaralarını.
Sonraki gün ne mi yaptım.
Okula gittim. Okuldan çıktım. Ve tıpış tıpış evime gittim.
Çünkü ne demiş Nova Norda, gördüm beteri yok uslanmaktan.
Öyle herkesin her dediğini yapacak olsaydım bir kukla olurdum fakat maalesef ve iyi ki ben insanım. Ben Burçin'im , o gel dedi diye gelecek git dedi mi gidecek olan kuklalarından biri değildim.
Artık Karan'ın hayatım hakkında kararlar verebileceğini düşünmesi tamamen saçmalıktı.
Onun yalanları da doğruları da umrumda değildi.
Ailemi de kendimi de koruyabilirdim.
Eve geldim hatta bununla da yetinmedim. Kızları da alıp üsküdardaki en sevdiğimiz kafelerden birine götürdüm. Beraber boğazı izledik, kahve içtik ve onun adını dahi anmadım.
Sonrasında üç gün daha bu döngü devam etti. Tabii ödevlerden her gün dışarıya çıkamıyordum. Ama evime geliyordum kahvemi evimde içiyordum.
Ha bir de unutmadan, ilk iş olarak onun numarasını engellemiştim.
Artık bana ulaşabileceği hiçbir yol kalmadı sanıyordum fakat yanılmıştım.
Çünkü o adi herifin bu hayattaki en büyük hobisi benim düzenimi alt üst etmekti.
Onsuz geçen huzurlu dört günün sonunda, beşinci günün sabahında kantinde oturmuş çayımı içiyordum. Dersim öğleden sonra başlayacak olmasına rağmen canıma kastım olduğu için okula erken gelmiştim.
İhsan abiye laf atarak uykumu açmaya çalışıyordum ama Buse arayınca küçük çaplı uyandırma servisimizin sonuna gelmiştik.
İhsan abi kızıyla konuşurken ben de öylece çayımı izliyordum ki yanımda bir hareketlenme hissettim.
Ancak ona dönmeme bile gerek kalmamıştı. Lanet olası kokusu ondan önce geliyordu.
Kalkmaya yeltendiğim esnada hemen elimi tutarak beni durdu. Ancak ben de aynı hızla elimi çektim ve ona dönmeden " Dokunma bana!" Diye çıkıştım.
Etrafa kısa bir göz attım. Neyse ki kaosu bol bir okulda okuyordum ve her gün o kadar fazla entrika dönüyordu ki bizim olay çoktan unutulup gitmişti.
"Tamam, dokunmayacağım ama kaçma. Sadece bir kere dinle beni." Dedi sanki anlatacak bir şeyi varmış gibi.
" Anlat," dediğimde hâlâ yüzüne bakmıyordum. " Anlat, sen de kurtul ben de kurtulayım." Dediğimde kısa bir an sessiz kaldı. Sonrasına önüme bir dosya koydu.
Şaşkınlıkla dosyaya göz ucuyla baktığımda şeffaf kapağın ardında halamı görmek kesinlikle beklemediğim bir şeydi.
Halamı kaybedeli birkaç ay olmuştu. Beni büyüten, annemden kaçtığımda saklandığın güvenli limanım olan kadını kaybetmek benim için çok zor olmuştu. Acısını atlatabildiğimi de söyleyemezdim. Zaten onu görür görmez gözüme dolan yaşlar da bunun kanıtıydı.
Ardından içimi yakıcı bir öfke kaplamıştı. Karan, halama ne kadar çok değer verdiğimi biliyordu ve onu kaybettiğimde hissetiklerimi anlayabilecek tek kişiyken nasıl böyle hassas bir konuyu bana karşı koz olarak kullanabilirdi.
" Sen," diye kızmaya hazırlanıyordum ki beni bölerek, " Halan, son beş ayda kaybettiğin on beş sevdiğinden sadece biri ve eğer beni dinlemezsen sıra annene babana hatta Parla'ya gelecek." Dediğinde resmen kanım çekildi.
Bu ruh hastası neyden bahsettiğinin farkında mıydı?
Konuşamadığımın farkında olduğu için devam etti.
" Aynı şeyler benim için de geçerli. Peşimizde, ikimizin ve ailelerimizin peşinde biri var. Kim olduğunu henüz bilmiyorum ama yakında bulacağım. Ben onu bulana kadar seni korumama izin vermeni istiyorum sadece." Dediğinde sonunda ona döndüm ve göz göze geldiğimiz an bir damla usulca yanağıma düştü.
" Kimsin sen?" Diye zorlukla fısıldadım. Dosyayı hafifçe kaldırdım, " Nereden biliyorsun tüm bunları," ellerim titriyordu. " Sen beni, bizi nasıl koruyacaksın? Sen, sen bu değilsin," dediğimde bir damla daha düştü gözümden. Baştan aşağı süzdüm onu. Anlarım sandım, tanırım sandım ama olmadı. Tanıyamadım. O benim Karan'ım değildi.
O benim için sadece bir yabancıydı.
" Sen, kim oldun kibritçi?" Dediğimde gözümden son bir damla düştü. Diğerlerinde olduğu gibi bu damlayı da tüm yolu boyunca takip etti ve silmemek için elini yumruk yaptı. Çünkü bana dokunmamasını söylemiştim.
Gözyaşım canını mı yakmıştı?
"Önemli değil, " dediğinde yutkunamıyordu sanki. " Benim kim olduğumun hiçbir önemi yok. Önemli olan sensin. İzin ver seni koruyayım, yanında olayım." Dediğinde bir katilin nasıl bu kadar derin bakabileceğini düşünüyordum.
Simsiyah gözleri nasıl bu kadar çok anlamı barındırabilirdi?
Derin bir iç çektim.
" Git," dedim sonunda. " Hemen şimdi git buradan. " Dediğimde yüzündeki hayal kırıklığı tıpkı bir çocuğunki kadar masumdu.
Tam itiraz etmeye hazırlanıyordu ki, " Akşam saat sekizde attığım konuma gel ve bana her şeyi baştan anlat. " Dediğimde ise başını hafifçe öne eğdi kararlılıkla.
Kalkarken dosyayı geri ona uzattım. Alacağı esnada ise hafifçe geri çektim ama elim hâlâ üzerindeydi. " Yalnız gel Kibritçi, adamlarını görmek istemiyorum." Dedim ve elimi çekip ondan önce ayağa kalkıp arkamı döndüm.
Madem ondan kurtulmam imkansızdı o zaman oyun benim kurallarıma göre oynanacaktı.
Oyunu ben kurmamıştım ama yöneten olma fırsatım varken bunu değerlendirmeliydim. Çünkü kaybedeceğim şeylerin sayısı giderek azalıyordu. Bu beni güçlendirmek bir yana, her geçen gün daha da zayıf düşürecekti.
Evet dünden daha zayıftım ama hâlâ yarından daha güçlüyken pes etmek benlik bir hareket değildi.
O gün sanki zaman büküldü ve saatler bir türlü geçmedi. Ne kadar uğraşsam da hiçbir şeye odaklanamadım onun dışında.
Son zamanlarda ailemden birçok kişiyi kaybetmiştim ama hepsi de belli sebeplerden ölmüşlerdi. Ve bu sebeplerden hiçbiri cinayet değildi. Bir kısmı yaşlılık kalanlar hastalık ya da kalp krizi. Kaza bile geçirmemişlerdi nasıl bir katille bağları olabilirdi ki.
Üstelik aynısını onun da yaşaması çok saçma. Bizim ortak bir düşmanımız yok. Benim düşmanım bile yok. Ailelerimiz arasında bir bağlantı ya da tanışmışlık yok. Neden koca dünyada sadece o be benim başıma geldiğini düşünüyordu.
Bir seri katil olsa niye bizi seçsin?
Belki Karan'ı seçmiş olabilir ama neden ben?
Ayrıca psişik güçleri yoksa kimseyi hasta edip ölüme terk edemez zaten.
Çok mantıksızdı söyledikleri. Sadece mantıksızdı hatta.
Ama neden böyle bir yalan söylemiş olsun ki sırf benim yanımda kalmak için?
Bu okulda okuduğunu ima etmişti. Öylesine de yanıma yaklaşabilirdi niye böyle bir yalan uydurmaya ihtiyaç duysun ki?
Bir de korumak diyordu. Sen kimsin ki beni koruyacaksın? Ne yapacaksın yani peşime adam mı takacaksın, kapıma güvenlik mi takacaksın ya ?
Sonunda saat 20.00 olmuştu.
Numaramı nereden bulduğunu bile sorgulamadan ona karşılaştığımız gece düşüp kaldığım parkın adresini atmıştım.
Hem park karanlık ve ıssızdı hem de karakola yakındı.
Yani bizi hem bahsettiği , eğer gerçekten öyle biri varsa, katilden saklardı hem de benim kaçmam için ideal bir noktadaydı.
Ben saat tam 20.00 da parkın girişine geldiğimde onun çoktan bir bankta oturmuş olduğunu gördüm. Dirseklerini dizlerine yaslamış, öne doğru eğilmiş sigarasını içiyordu.
Benim geldiğimi hissetmişçesine başını kaldırdı ve göz göze geldik. Ayağa kalkıp sigarasını yanındaki çöpte söndürdü hızlıca. Fakat tam o an gözüme arkasında duran çiçekler çarptı.
Frezya.
O gece düşürdüğüm çiçeklerin aynısıydı arkasındaki.
Derin bir nefes alıp banka doğru yürüdüm ama gözlerimi çiçeklerden çekemiyordum. Vücudu önlerini kapatana kadar sadece frezyalara baktım.
Üzerine kan bulaşan frezyalara. Bir katilin getirdiği frezyalara.
"Gelmezsin sanmıştım. " dediğinde sonunda gecede kaybolan siyah gozlerine cevirdim mavilerimi.
"Geldim. Son kez konuşmak ve bu saçmalığa bir son vermek için geldim." Dedim kendimden emin bir şekilde.
Gelme amacim teklifini kabul etmek için değildi sadece gerçekleri öğrenmekti.
Derin bir nefes aldi ve beklediğimin aksine itiraz etmek yerine, " pekala," demekle yetindi. Birbirimizi şaşırtıyorduk bu bile artik birbirimize yabancı olduğmuzun bir kanıtıydı sanki.
" Oturmaz mısın?" Diyerek bankı işaret ettiğinde başımla onaylayıp yanından geçtim ve oturdum. O da yanımdaki yerini aldiginda arkasinda kalan buketi cekti ve bana dogru uzatti. Gözlerini buketten çekmeden, " O gece için özür dilerim, görmeni istemezdim. " dediğinde güldüm alayla.
" Yaptiğindan değil de, benim görmemden mi rahatsizsin?" Dediğimde gözlerini yumdu bir anlık. Elindeki çiçekleri alıp tek tek dokundum yapraklarına. " Bir dal çiçeğe bile bulaştıysa kan, bir tarladan arınmaz kokusu." Dedim ve usulca yanıma bıraktım buketi.
Ona döndügümde beni izlediğini gördüm sakince. Dudaklarımda oluşan gülümsemede sadece hayal kırıklığı vardı bu sefer, " Gerçi sen alışmışsın kan kokusuna, ben kime anlatıyorsam?" Dediğimde sessizligini korudu.
Başımı omzuma doğru yatırfım. " Hadi konuş Kibritçi, konuşalım diyen sen değil miydin? Hadi anlat bana çok yakınımdaki katili. " dediğimde aslında peşimde olduğunu savunduğu katili kast etmiştim ama şu an yanımda olan katil de anlaşılıyordu.
" Yapma," dedi sonunda dişlerinin arasından ama o kadar kısıktı ki sesi.
" Konuşmayacak mısın ?" Dediğimde derin bir nefes verdi.
Bense durmadım yine. Ve yine.
" Biliyorum işte. Tanıyorum seni. Konuşmak sana göre değil. Sen susmayı bilirsin, kaçmayı bilirsin. Hatta çok özür dilerim, sen yaninda olmak istiyorum diyip yanimda olmana ihtiyaç duyduğumda hiçbir zaman orada olmamayı bilirsin. Ama yine de sana güvenmemi soylemeyi bilirsin dimi? Ben artık sana muhtaç o kız değilim kibritçi. Ben artık kimseye muhtaç değilim. " dedikten sonra yanından gecip gidecektim ki kolumdan tutup geri oturttu beni.
Şaşkınlıkla ona bakakalmışken, " Ama ben sana muhtacım. " dediğinde mumkunmüş gibi şaşkınlığım daha da artti. " Ben senin iyi olduğunu görmeye muhtacım, senin nefes aldığını, güldüğünü , yaşadığını bilmeye muhtacim. Burçin ben senin ışığına muhtacım ve o ışığa kimsenin gölge düşürmesine izin vermeyeceğim. Ben senin güvenini kırdım biliyorum beni böyle görmeyi beklemiyordun ve emin ol ben de beni böyle görmeni istemezdim ama şu an seni koruyabilecek tek kişi benim ve ben de sana muhtacım. " dediğinde sanki dilim tutulmuştu. Aklım durmuştu. Hiçbir şey söylemeden öylece dinliyordum.
Derin bir nefes aldığında tepki vermeyeceğimi anlamıştı. Uzanıp çiçeğin altinda kalan dosyayı aldı ve bana doğru uzattı.
" Dediğim gibi ikimizin de son beş ayda kaybettiği herkesin kayıtları bu dosyada. Hepsinde benzer sebepler var. Fakat dikkat çeken kısım ikimizin de kaybettiği kişilerin öldükleri günler degişiyor olsa da ölüm saatleri paralel ilerliyor. Tam olarak birer dakika arayla ölüyorlar. " dediğinde iyice kafam karışmıştı.
Fark etmis olacak ki dosyanin ilk sayfasini acti.
Leyla Altaylı. Ölüm tarihi 28 ağustos saat sabah 6.45
Ardından sayfayı çevirdi.
Fatih kibritçi. Ölüm tarihi 27 ağustos saat sabah 6.45
Bir sayfa daha çevirdi.
Sedef Görkem Kıbritçi. Ölüm tarihi 5 temmuz saat sabah 6.44
Hatice Gülsüm Altaylı. Ölüm tarihi 4 temmuz saat sabah 6. 44
Anladığımdan emin olunca kapattı ve anlatmaya devam etti.
"Ve hiçbiri evlerinde ölmemiş. Yani kaydoldukları hastaneye gelmeden önceki gün hiçbiri kendi evinde değilmiş. Her biri farklı yerlerdelermiş. Bunlar tesadüf mü Burçin?" Dediğinde resmen nutkum tutuldu. Kaşlarım iyice çatılırken öylece sayfaları çeviriyordum ama hiçbir yazıyı okuyamıyordum, sanki hepsi farkli bir dilde yazilmisti.
" Başta ailelerimiz arasında bir bağlantı aradım ama yoktu. Sonra ikimizin de tanıdığı herkesi tek tek araştırdım, onlardan da bir şey çıkmadı."
Sonunda " peki ya senin düşmanların?" Diyerek onu böldüğünmde başını iki yana salladı. " Benim hiçbir düşmanım sana ulaşamaz Burçin. Ben seni o kadar derine sakladım ki, hiç kimse geçmişimi o kadar kazamaz. " dediğinde sinirlerim patlamıştı.
" Bulmuş ama Kibritçi. Bir şekilde bulmuş gelmiş ailemizi bile bulmuş hatta onların ölümünü manyakça bir kusursuzlukla organize etmiş." dediğimde dediklerime ben bile inanamiyordum ama gercek buydu işte.
Her şey ortadaydı.
"Ben babama soracağım belki o bulur bir şey," demiştim ki, " Sakın!" Diyerek böldü beni. " Bunun farkında olan, bundan haberdar olan sadece ikimiziz. Bizi öldüremeyeceğine göre, en azından beni öldürmediğinden yola çıkarsak bundan emin olabiliriz ama başka birinin bilmesi durumunda neler yapacağından emin olamayız. Onları riske atamayız. Bu işi çözene kadar sadece sen ve ben varız. Bana güvenmek zorundasın ki seni ve aileni koruyabileyim. "
" Kendin de söylüyorsun bana bir şey yapmayacak. Ailemi korumak için de bir şey yapamam, araştırabileceğim alan da çok dar. Neden bunları bana anlatıp hem kendi bildiğini hem de artik benim de bilgimi deşifre edip iyice ortalığı karıştırdın ki?
"Daha acı bir şekilde fark etme diye yaptim. Daha da yakinlarimiza gelmeden haberin olsun ki sana kendini fark ettirmek zorunda kalmasın. Onun farkında olduğumuzu bilsin. Şu an birkaç adım önümüzde olsa bile ona yaklaştığımızda paniğe kapılıp hata yapsın diye. "
" Ne zaman onu yakalayacağımızı bilmiyorum, bilemem. Ama yakalayacgim ve yakaladigimda sana zarar vermememesi, beni seninle tehdit edememesi icin seni korumalıyım. " dediğinde lanet olsun ki çok mantıklı konuşuyordu ve benim ona inanmak disinda bir seçeneğim yoktu.
Derin bir nefes alıp gözlerimi kapattım birkaç saniye.
Bu kıyametti.
Bu felaketti.
Bu sonun başlangıcıydı.
Ve maalesef benim hikayem nasıl Karan'la başladıysa Karan'la bitecekti.
Benim kaçamadığım, kurtulamadığım belam oydu.
Sonum da tabii ki onunla olacaktı.
"Tamam," dedim sonunda gözlerimi açtığımda. "Kabul ediyorum."
Bir an ama sadece bir anlığına gözlerinin içinin güldüğüne yemin ederim. Sonra ifadesizliğini takınmış olsa da bir anlığına gardının düştüğünü gördüm.
Bana yakın olmak mı mutlu etti seni kibritçi.
O kadar erken sevinme.
" Tek bir şartla. " dediğimde çatılfı kaşları.
Olabilecrk en ciddi ve kabul etmeliyim ki çekici ses tonuyla, " Dinliyorum" dediğinde biraz ona doğru yaklaştım.
" Sen beni korurken ben seni görmeyeceğim , duymayacağım, varlığını bile unutcağım. Gerekmediği sürece asla karşıma çıkmayacaksın. Bana bir şey söylemek istersen o peşime taktığın çocuğu yollarsın ama kibritçi, sakın, sakın bana yaklaşmaya kalkma." Dediğimde aramızda sadece iki parmaklık mesafe vardı.
Ne kadar da sözümün eriyim!
Bunu fark edip geri çekilecektim ki kolumdan tutup beni geri çekti ve mesafemizi bir parmağa düşürdü.
" Sen istediğin kadar yakın olabilirsin ama öyle mi?" Dediğinde zorlukla yutkundum. " Peki , kabul," dedi dudaklsrında serseri bir sırıtışla.
"Hayır, öyle demedim," diye karşı çıkacaktım ki bi anda elimi bırakıp benden uzaklaşınca boşluğa düştüm. Saçmalama burçin, saçmalama kızım ne kadar uzak o kadar iyi.
Bu adam beni mahvediyordu.
Aklımla oynuyordu ve bence bu kesinlikle onu tekrar şikayet edip tekrar nezarete attırmam için bir sebepti.
" Söz bir kez ağızdan çıkar. Sen istediğin zaman hemen yanında bulacaksın beni ama aksi takdirde asla görmeyeceksin merak etme."
Dediğinde daha fazla uzatmadım ve başımla onaylamakla yetindim.
Telefonunu çıkarıp saate baktı ardından bana dönüp, " Seyit gelmek üzeredir. Seni eve bırakacak,"
"Gerek yok ben kendim giderim," diyecektim ki daha az önce anlaştık der gibi bakışlarını görünce sustum.
Bankta sessizce oturup seyit dediği adamı bekledik birkaç dakika.
Seyit önce üniversitede sonra da o gece gördüğüm çocuktu. Kısa bir tanışma faslının ardından arabaya binmeden son kez dönüp Karan'a baktım.
" İyi geceler Karan Kibritçi. Kendine dikkat et." Dedim vedalaşır gibi. Oysa onla hiç vedalaşmamıştım. Nasıl yapılır bilmiyordum bile.
" İyi geceler Burçim Altaylı. Sana dikkat edeceğim." Dediğinde ona arkamı döndüm ve arabaya bindim..

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

11okunma 2beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Okumak istediğin dünyayı bul.

Kitap Kategorileri 36

Kitap Temaları 139

abiabilerabilerimabimin arkadaşıabiminarkadasiacıAileAile sırlarıajanAkademi / OkulaksiyonAnlaşmalı Evlilikanonimarkadaş grubuArkadaşlıkArkadaştan Aşkaaskeraskerîaskeri kurguaskerikurguaşiretAşkAşk/ Romantikaşk üçgeniAvukatayrılıkbabaBerdelBilim KurgubilimkurguBiyografiblBüyücadıCinayetçocukluk arkadaşıÇocukluk Aşkıdark romancedarkromanceDistopyadoğaüstüdoktorDostluk#DramdüşmanDüşmandan Aşkaeğlenceenemies to loversFantastikGeçmişgenckurguGenç edebiyatgenç kurgugençlikgerçek ailegerçek ailemgerçekailemgerilimgizemGizli KimlikgücHayran KurguhukukHuysuz x NeşeliHüzünihanetİkinci Şansİlk görüşte aşkimkansızintikamİş Yeri AşkıkaderKaosKaradenizKardeşlikkatilKehanetkomediKomşudan AşkakorkuKraliyetkrallıkkurtadamKüçük KasabaLanetliseLise aşkılise kurgusumaceraMafyamahalleMardinmektupmitolojimizahmutluluknefretNefretten AşkaOkulölümörgüt#özlemPatron x ÇalışanpolisPolisiyePolitik EntrikaPsikolojiPsikolojikPsikolojik GerilimromantikRomantik komediromantizmSahte SevgililiksavaşSeçilmiş KişiSenKul:Maviduslersokagimsevda#sevgisırSırlarslowburnSporsuç#Şiir#takıntıteodenTers KöşetextingtravmaTutkuüniversiteVampirwattpadyalnızlıkYasak AşkZıt KutuplarzorbalıkZorunlu Yakınlık+18