22. bölüm · Steril Günahlar 🩺
Bölüm 20:Yeni Bir Sayfa
Hastanenin o ağır kapısından dışarı adım atıp Arda’nın siyah arabasının arkasından bakakaldığım o eylül akşamının üzerinden tam bir yıl geçmişti. Zaman, insanın en büyük yaralarını bile kabuk bağlatmayı başarıyordu. Beryal Hastanesi’ndeki o sahte stajyerlik günlerimi, vicdan azaplarımı, bodrum katındaki o tehlikeli saniyeleri zihnimin en derin köşesine kilitlemiştim. Önlüğümü o dolaba bıraktığım gün, sahte kimliğimi de orada bırakmıştım. Geçen bir yılda ne Esra ve Aslı ile görüşmüştüm ne de o hastanenin yakınından geçmiştim. Arda ise o tehditkar vedanın ardından bir daha hiç ortaya çıkmamıştı. Belki de elindeki o dosya, beni sadece korkutmak için kullandığı son bir blöften ibaretti.
Artık yepyeni bir hayatım vardı. Tıp fakültesini tamamen bıraktığımı anneme açıkladığımda evde kıyametler kopmuştu elbette. Ama ona, hastane ortamının ruhumu tükettiğini ve kendime başka bir yol çizmek istediğimi ağlayarak anlattığımda sonunda bana sarılıp kararıma saygı duymuştu. Şimdi, şehrin en köklü ve en büyük holdinglerinden biri olan **Karadağ Holding**’in insan kaynakları ve organizasyon departmanında asistan olarak çalışıyordum. Maaşım sıradandı, hayatım tehlilesizdi ve en önemlisi geceleri yatağıma yattığımda vicdanım tamamen rahattı.
Pazartesi sabahı, holdingin gökyüzüne uzanan devasa cam kulesinin döner kapısından içeri girdim. Üzerimde şık, lacivert bir ceket ve kumaş pantolon vardı. Saçlarımı tepeden sıkıca toplamıştım. Hastanedeki o dağınık, uykusuz Sıla’dan eser yoktu; karşımda tam bir plaza kadını duruyordu. Asansöre binip 14. kata çıktım, masama oturup bilgisayarımı açtım. Bugün holding için çok önemli bir gündü. Yönetim kurulu başkanının yurt dışında eğitimini tamamlayan ve şirketin başına geçmek üzere Türkiye’ye kesin dönüş yapan küçük oğlu **Karan Karadağ** bugün iş başı yapıyordu. Şirketteki tüm dedikodu kazanları günlerdir onun ne kadar sert, disiplinli ama bir o kadar da karizmatik ve dahi bir iş insanı olduğuyla çalkalanıyordu.
Müdürüm hışımla masama doğru yaklaştı, elindeki kalın dosyaları önüme bıraktı:
* "Sıla, çabuk bu evrakları imzalatman gerekiyor. Karan Bey az önce 28. kattaki VIP ofisine giriş yaptı. Kimseyi bekletmeyi sevmez, hemen yukarı çık ve dosyaları teslim et. Sakın hata istemiyorum."
* "Tamam Aylin Hanım, hemen hallediyorum," diyerek dosyaları göğsüme bastırdım.
Kalbimde garip bir heyecanla VIP asansörüne bindim. 28 rakamına bastığımda, asansörün aynasından kendime baktım. İçimden bir ses bu holding binasının da bana yeni sürprizler hazırladığını fısıldıyordu. Asansörün kapısı büyük bir sessizlikle açıldı. Kat tamamen sessizdi, taban pahalı halılarla kaplıydı ve duvarlarda modern sanat tabloları asılıydı. Koridorun sonundaki devasa, siyah cam kapıya doğru yürüdüm. Kapıdaki sekreter beni görünce başıyla onaylayıp, "Karan Bey içeride, sizi bekliyor," dedi.
Derin bir nefes alıp kapıyı hafifçe tıkladım ve içeri girdim. Oda, İstanbul Boğazı’nı tamamen ayaklar altına seren muazzam bir manzaraya sahipti. Masanın arkasında, arkası dönük bir şekilde dışarıyı seyreden, uzun boylu, geniş omuzlu ve jilet gibi oturan siyah takım elbisesiyle bir adam duruyordu. Sol elindeki kahve fincanını hafifçe sallıyordu.
* "Karan Bey, merhaba. Ben organizasyon departmanından Sıla. İmzalamanız gereken acil dosyaları getirdim," dedim sakince.
Adam sesimi duyduğu an bir saniye kadar duraksadı. Ardından yavaşça, büyük bir asaletle masanın etrafından dönüp yüzünü bana çevirdi.
Onu gördüğüm o ilk saniyede, zamanın tamamen durduğunu hissettim. Kusursuz hatlara sahip esmer yüzü, hafif kirli sakalları ve en önemlisi insanı delip geçen o koyu kahverengi, keskin gözleri tam karşımdaydı. Bakışlarında öyle bir güç, öyle bir karizma vardı ki dizlerimin bağının çözüleceğini sandım. Hayatımda daha önce hiç bu kadar etkileyici ve çekici bir erkek görmemiştim. Aralarındaki o çekim, odadaki havayı bir anda elektriklendirdi.
Karan Karadağ, masasına doğru iki adım attı. Gözlerini bir an bile gözlerimden ayırmıyordu. Yüzünde, beni ilk kez görmesine rağmen garip bir merak ve hafif, flörtöz bir tebessüm belirdi. Ses tonu o kadar tok ve derindi ki kulaklarımda yankılandı:
* "Demek Sıla sensin... Aylin Hanım yeni asistanından bahsetmişti ama bu kadar pratik ve hızlı birini beklemiyordum."
Dosyaları almak için bana doğru uzandığında, parmakları hafifçe parmaklarıma değdi. O an tenimden içeri tenimi yakan sıcak bir dalganın yayıldığını hissettim. Gözlerindeki o yoğun, samimi ve insanı içine çeken bakışla bana doğru hafifçe eğildi:
* "Bu şirkette çok sıkılacağını düşünüyordum Sıla. Ama görünen o ki, seninle çalışmak bu holdingdeki en eğlenceli şey olacak."
Karan’ın bu sözleri ve bana olan o inanılmaz samimi, sıcak yaklaşımı içimdeki tüm savunma mekanizmalarını bir anda darmadağın etmişti. Beryal Hastanesi’nin fırtınalı günlerinden sonra, hayatımın gerçek aşkının bu odada, bu adamla başlayacağını o an ruhumun en derin yerinde hissettim. Ancak tam o sırada, arkamdaki oda kapısı aniden ve kabaca açıldı.
İçeri giren kişinin ayak sesleri loş odada yankılanırken, Karan kaşlarını çatarak kapıya doğru baktı:
* "Arda? Kapıyı çalmayı unuttun galiba?"
Korkuyla arkama döndüm. Kapının eşiğinde, elinde holdingin güvenlik direktörlüğü rozetiyle duran kişi, bir yıl önce beni tehdit eden **Arda Soydoğan**’ın ta kendisiydi! Arda, Karan’a hafifçe gülümsedi ama gözlerini doğrudan benim üzerime dikti. Elindeki o eski stajyer dosyamı Karan’ın masasına doğru fırlatarak o buz gibi sesiyle konuştu:
* "Kuzen... Şirkete yeni aldığın bu kadına fazla güvenme derim. Kendisi holding yönetmeyi iyi biliyor olabilir ama eski bir sahte doktordur. Sıla ile yarım kalmış bir hesabımız var."
