14. bölüm · Steril Günahlar 🩺
Bölüm 13: Evdeki Sessizlik
Hastaneden eve döndüğüm akşamlar, artık çok daha sessiz ve puslu geçiyordu. Beryal Hastanesi’nin o bitmek bilmeyen koridor gürültüsü, EKG cihazlarının ritmik bip sesleri ve sedye tıkırtıları geride kaldığında, evimizin kapısından içeri adım attığım an üzerime ağır bir durgunluk çöküyordu. Eskiden hastanede geçen heyecanlı ya da gergin bir günün ardından eve koşar, bilgisayarın başına geçip en sevdiğim medikal dizileri izlerdim. Şimdi ise televizyonu açmak bile içimden gelmiyordu. Gerçek dünyadaki o beyaz önlük, dizilerdeki kadar pırıltılı ve dertsiz değildi.
Anahtarı kilitte çevirip içeri girdiğimde mutfaktan tanıdık bir koku yükseldi. Annem, her zamanki gibi o her şeyi şifalandıracağına inandığı tarhana çorbasını karıştırıyordu. Beni görünce yüzündeki yorgun çizgiler gevşedi, elindeki kepçeyi tencerenin kenarına vurup gülümsedi:
* "Geldin mi güzel kızım? Hoş geldin. Rengin yine solmuş, gözlerinin altı çökmüş iyice. Hadi hemen üstünü değiştir de sıcak bir çorba iç, içini ısıtır."
* "Hoş bulduk anne," dedim sesimi olabildiğince canlı tutmaya çalışarak. "Üstümü değiştirip geliyorum hemen."
Odama geçip kapıyı arkamdan yavaşça kapattım. Çantamı yatağın kenarına bıraktım ve derin bir nefes aldım. Üzerimdeki o beyaz stajyer önlüğünün düğmelerini tek tek çözerken, aynadaki yansımamla göz göze geldim. Aynadaki kız yorgundu. Ama en çok da yalan söylemekten yorgundu. Önlüğü katlayıp sandalyenin arkasına asarken kendimi yatağın üzerine bıraktım. Gözlerimi tavana dikip saatlerce öylece kalabilirdim.
Kitaplığımın en üst rafında, tıp fakültesinde okuyan öğrencilerin sabahlara kadar dirsek çürüterek çalıştığı, sayfaları kalın ve ağır anatomi kitapları duruyordu. Esra ve Aslı’nın evlerinde bunlardan onlarcası vardı; altını renkli kalemlerle çizdikleri, her bir Latince kelimeyi ezberlemek için uykusuz kaldıkları gerçek kitaplar... Benim rafımdakiler ise sadece o ilk günlerde sahte kimliğimi desteklemek için sahaflardan öylesine topladığım, kapakları bile doğru dürüst açılmamış dekorlardan ibaretti.
Bu hastanede geçirdiğim aylar bana çok şey öğretmişti. Pratik zekam ve dizilerden kaptığım refleksler sayesinde belki birkaç insanın hayatına dokunmuştum ama bu durum, yaptığım haksızlığı ortadan kaldırmıyordu. Gerçekten bu mesleği yapmak isteyen, tıp fakültesinin o ağır yükünü omuzlarında taşıyan binlerce genç varken, benim sadece bir tesadüf ve kurgu eseri o koridorlarda dahi stajyer rolü oynamam vicdanımı günden güne kemiriyordu. Üstelik artık o eski tehlikeli gizemler de yoktu. Erkan Uyal gitmiş, Arda tamamen hayatımdan çıkıp uzaklara yerleşmişti. Olaylar normalleştikçe, benim o sahte dünyamın çıplaklığı daha da belirginleşiyordu.
Annemin mutfaktan seslenmesiyle irkildim:
* "Sıla! Hadi kızım, çorba soğuyor!"
Yataktan doğruldum, derin bir nefes alıp yüzüme sahte bir neşe maskesi yerleştirdim ve mutfağa geçtim. Annemin karşısına oturup çorbamı kaşıklarken o heyecanla konuşmaya devam ediyordu:
* "Bugün komşu Fatma ablanla karşılaştım. Bizim Sıla dahi doktor olacak, hastanede herkes onu konuşuyormuş dedim. Gurur duyuyorum seninle kızım. Şu stajların bir bitsin, okulun hayırlısıyla tamamlansın, gerisi kolay."
Lokmam boğazıma dizildi, çorba birden bire tatsızlaştı. "Sağ ol anne," diyebildim sadece. Annemin bu saf gururu, omuzlarımdaki yükü iki katına çıkarıyordu. Telefonumun ekranı o sırada aydınlandı. Ekranda, stajyer grubundan gelen bir bildirim parıldıyordu: *"Yarın sabah 08:00 - Kadın Hastalıkları ve Doğum Stajı Başlıyor."*
Telefonu ters çevirip masaya bıraktım. Kafamdaki o büyük karar, bu evdeki sessizlikte ve annemin hak etmediğim gururunda iyice olgunlaşmıştı. Bu yalanı daha fazla sürdüremeyecektim. Sezonun sonuna, bu staj döneminin bitimine daha birkaç bölüm, yani birkaç hafta vardı. O son güne kadar bu rolü sessizce oynamaya ve ardından bu önlüğü bir daha asla giymemek üzere o dolaba kilitlemeye kararlıydım.
