11. bölüm · Steril Günahlar 🩺
Bölüm 10: Nöbet Odası Sohbetleri
Dahiliye polikliniğindeki sakin günlerin ardından staj rotasyonumuz değişmiş ve kendimizi Genel Cerrahi servisinin gece nöbetinde bulmuştuk. Hastanenin gündüz yorucu olan kalabalığı el ayak çekilince yerini derin, hafif tekinsiz bir sessizliğe bırakıyordu. Koridorlardaki loş ışıklar, arada bir çalan çağrı cihazlarının mekanik sesleri ve uzaklardan gelen ayak sesleri gece nöbetlerinin vazgeçilmez ritmiydi.
Gece yarısını çoktan geçmişti. Ben ve Esra, acil servis katının hemen arkasında bulunan küçük stajyer nöbet odasında oturuyorduk. Dışarıda bardaktan boşanırcasına yağan yağmurun sesleri odanın eski pencerelerine vuruyordu. Esra, nöbetin getirdiği yorgunluğa rağmen pes etmemiş, masanın üzerine koyduğu köpük bir yastık üzerinde cerrahi dikiş setini deniyordu. Portegüyü parmaklarının arasında ustaca çeviriyor, naylon iplikle köpüğe düzgün düğümler atmaya çalışıyordu.
Gözlerini yastıktan ayırmadan bana döndü:
* "Sıla, farkında mısın? Hastane o büyük olaylardan sonra o kadar sakinleşti ki... Bazen o eski aksiyonu özlediğimi fark ediyorum. Tamam, Erkan Uyal falan korkunçtu ama o günlerdeki tıbbi heyecan bambaşkaydı. Şimdi ise sadece apandisit ve safra kesesi dosyası düzenliyoruz."
Çayımdan derin bir yudum alıp yağmurun süzüldüğü pencere camına doğru baktım. İç geçirdim:
* "Ben o heyecanı hiç özlemiyorum Esra. Bir insanın hayatının sorumluluğunu almak, o pamuk ipliğindeki dengede yürümek bana göre değilmiş. Şu anki o sıkıcı dediğin rutin var ya, benim için çok daha huzurlu."
Esra portegüyü masaya bırakıp şaşkınlıkla bana baktı. Bakışlarında dostça bir sitem vardı:
* "Saçmalama Sıla. İlk geldiğin günkü halini hatırlasana. Ameliyathanede Fatma Hoca’nın bile takdir ettiği o soruyu soran, acilde çocukların hayatını kurtaran kız nerede? Sen resmen bu meslek için doğmuşsun. Bazen seni kıskanıyorum biliyor musun? Biz Aslı ile sabahlara kadar ders çalışırken sen her şeyi içgüdüsel olarak çözüyorsun."
Esra’nın bu içten övgüsü kalbime bir bıçak gibi saplandı. Bilmiyordu ki... Her şeyi sadece televizyon karşısında, cips paketleriyle izlediğim medikal dizilerden öğrenmiştim. Gerçek bir tıp eğitimi almamıştım, anatomi bilgim kulaktan dolmaydı ve aslında her an patlamaya hazır bir bomba gibi bu hastane koridorlarında yürüyordum. Onun hak ederek, dirsek çürüterek elde etmeye çalıştığı bu unvanı ben büyük bir yalanın üzerine inşa etmiştim.
* "İçgüdüler her zaman yetmez Esra," dedim sesimdeki burukluğu gizlemeye çalışarak. "Bazen sadece şansın yaver gider. Ama hayat şansa bırakılmayacak kadar ciddi."
Tam o sırada cebimdeki çağrı cihazı acı acı ötmeye başladı. Ekrana baktım: *Acil Servis - Sarı Alan - Akut Karın.*
Esra hemen ayağa kalktı, önlüğünün düğmelerini ilikledi:
* "Hadi bakalım, rutin bitti galiba. Cerrahi vakası geliyor."
Birlikte hızlı adımlarla acil servisin sarı alanına indik. Sedyede 20'li yaşlarda, acı içinde kıvranan ve bacaklarını karnına doğru çekmiş genç bir adam yatıyordu. Nöbetçi cerrahi asistanı hastanın karnına dokunuyor, hasta her dokunuşta çığlık atıyordu.
Asistan bizi görünce hemen komut verdi:
* "Sıla, hastanın sağ alt kadranında ciddi bir rebound ve defans var. Ateşi 38.5. Kan tahlilinde lökositi yüksek çıkmış. Ne düşünüyorsun?"
Dizilerdeki klasik bir apandisit tablosuydu bu. McBurney noktasına basıldığında çekilen o acı...
* "Akut apandisit hocam," dedim sakince. "Perfore olmamış gibi görünüyor ama cerrahi endikasyon var."
Asistan başıyla onayladı:
* "Aferin. Hemen ameliyathane hazırlığını yapın, dosyayı eksiksiz doldurun. Fatma Hoca’ya haber verin, yarım saate operasyona alıyoruz."
Esra ile birlikte hastanın onay formlarını hazırlayıp dosyayı sisteme girdik. Hastayı sedyeyle ameliyathaneye uğurlarken Esra bana göz kırptı: "Bak, yine tek bakışta bildin."
Gülümsemeye çalıştım ama içimdeki o gitme isteği bu nöbette daha da büyümüştü. Bu hastane, bu önlük, bu başarılar bana ait değildi. Ben sadece bir başkasının rolünü oynayan bir oyuncu gibiydim ve sahne ışıkları yavaş yavaş kararıyordu. Nöbet odasına dönüp sabaha karşı koltuğa uzandığımda, gözlerimi kapatırken bu yalanı ne kadar daha sürdürebileceğimi düşündüm. Dönemin sonuna daha çok vardı ama benim içimdeki son çoktan gelmişti.
