18. bölüm · SÖZLEŞME

17.BÖLÜM

zümrüdüanka zümrüdüanka

Elimde hissettiğim acıyla uykumdan sıçrayarak uyandım.

"Şşt, Aslıhan sakin ol, serumunu çıkardılar. Ben yanındayım, korkma."

Duyduğum sesle bakışlarım bana sarılan adama kaydı. Bu adam bana sarılmadan uyuyamıyor mu ya! Neden her beraber uyandığımızda başımı onun göğsüne yaslı bir şekilde buluyorum? Ben onun suratına aval aval bakarken o beni izleyip gülümsedi.

"Günaydın."

Kendime gelip yattığım yerden doğruldum. "Günaydın." Arkamdan kalkmaya çalıştığını fark edince onu durdurdum. "D-dur, kalkma, sen yüklenme yarana."

Dediklerimden sonra kalkmak yerine yatağa iyice yerleşip konuşmaya başladı. "Aslıhan iyiyim ben, ayrıca inanır mısın bilmiyorum ama garip bir şekilde yaram hiç acımıyor."

"Olsun sen yine de dikkat et." deyip onu uyardıktan sonra kapı çalındı.

"Gir!" dedim tok bir sesle.

Kapıdan içeri giren Emir beni görünce konuşmaya başladı. "Günaydın yenge."

"Günaydın Emir'im." Gözüm elindeki çantaya kaydığında konuşmaya devam ettim. "Hah, getirdin mi istediklerimi?" diyip elindeki çantaya uzandım.

"Evet yenge, hepsi burada, buyur," diyip uzandığım çantayı bana verdi.

"Ellerine sağlık Emirciğim. Şimdi çıkabilirsin sen, ben de birazdan geleceğim."

"Tamam yenge."

Emir odadan çıktıktan sonra Koray'a dönüp ona doğru ilerlemeye başladım. "Hadi yavaşça doğrul."

Anlamaz gözlerle sordu: "Neden?"

Elimdeki çantayı yatağın kenarına bırakıp içindekileri çıkarırken onu cevapladım. "Kaç saattir bu haldesin, üşümedin mi sen?" derken yüzümü buruşturdum ve Emir'in Koray için getirdiği beyaz t-shirt'ü aldım onun tarafına geçtim ve t-shirt'ü kafasından geçirip ona giydirmeye başladım. O da direnmeden bana ayak uydurdu. Çantaya tekrar uzanıp içindeki eşofman altını çıkarıp ona uzattım. "Bu da altın, al giy."

"Aslıhan, altımda kotum var ya zaten..."
Ona gözlerimi devirerek cevap verdim. "Koray, o altındaki leş gibidir şimdi. Temiz temiz giy işte şunu."

Koray dediklerimi mantıklı bulmuş olmalı ki daha fazla ikilemeden altını değiştirmeye başladı. Arkamı dönmüş, giyinmesini beklerken gelen inleme sesiyle endişeyle ona döndüm. "Koray?!"

"İyiyim ben, iyiyim, merak etme. Sadece eğilince bir yaram sızladı, o kadar. Sorun yok."

"Sana inanamıyorum Koray ya! Gelmiş bir de 'Sorun yok' diyorsun! Gerçi suç sende değil, bende. Tahmin etmeliydim eğilince yaranın ağrıyacağını. Bekle," diyip karşısına geçtim. Yataktan aşağıya sarkıttığı ayaklarının üstünü örtüp önünde diz çöktüm.

Pantalonunu üzerinden sıyırırken konuşmaya başladı.

"Ne yapıyorsun sen!?" Bunu söylerken sesinde hem öfke hem merak vardı.

"Giyinmene yardım ediyorum, görmüyor musun?"

"Boş ver, yardım etme, kalsın işte bu üstümde."
Gözlerimdeki haylaz parıltılarla, "Emir'i çağırmamı ister misin?" dedim muzipçe. "O sana seve seve yardım edecektir."

Dehşetle, "Ne?!" diye sordu. Ben boşuna demedim bu adamda Emir travması var diye. Dehşete düşmesi için Emir'i çağırmam yetiyor.

"Vallaha elimizdeki mallar bunlar kocacığım. Sen seç artık: Emir mi, ben mi? Çünkü o pantolon ya değişecek ya değişecek, başka şansın yok."

Gözlerini kapatıp derin bir nefes aldı. Bakışlarını tekrardan bana yöneltirken:

"Önümde diz çökmeni istemiyorum," dedi tok bir sesle.
Çıkardığım kotunu kenara bırakıp gri eşofman altını aldım ve ona giydirmeye başladım. Başımı kaldırıp gözlerine bakarken, "İnsan bazen kibrini bir tarafa bırakıp mazisi için bir şeyleri feda etmeli. Bizim durumumuzda bu kişi ben oluyorum," diyip örtünün altında dizlerine kadar geçirdiğim eşofmanı işaret ettim.

"Bu kadar eğilmen de bir sakınca olmaz, dikişlerin ağrımaz değil mi?"

Ağrımaz anlamında kaşlarını havaya kaldırıp cıkladı. Ayağa kalkıp arkamı döndüm ve altını tamamen giymesini bekledim.

"Giydim üstümü dönebilirsin," demesiyle tekrardan ona döndüm ve bu sefer de çantadan gri eşofman üstünü çıkarıp onu da giydirdim.

"Şimdilik üstünde kalsın, sanmıyorum ama olur da terlersen o zaman çıkarırsın," diyip eşofman üstünü işaret ettim.

Yataktaki çantayı alıp kendi üstümü giyinmek için banyoya doğru ilerlerken duraksayıp ona arkam dönük şekilde konuşmaya başladım. "Ha bir de önünde diz çöküp üstünü giymene yardım etmeseydim Madde 83'ü ihlal ederdim," diyip banyoya geçtim.

Üzerime siyah takımımı ve paltomu giyip banyodan çıktım. Koltuktaki kol çantamı almış odadan çıkıyordum ki Koray'ın sorusuyla duraksadım. "Nereye?"

Omuzumun üstünden başımı çevirip ona baktım. "Bugün 3 Temmuz, abim gideli tam 2 yıl oldu."

Nereye gideceğimi anlamış olmalı ki nazikçe konuşmaya başladı. "Gelmek isterdim ama durumlar malum. İyileşince en kısa sürede ben de gideceğim."

"Biliyorum, hiç yorma kendini, dinlenmene bak," diyip odadan çıktım.

Kapıda bekleyen Emir çıktığımı fark edince bana döndü. "Emir, çıkıyoruz, araba hazır mı?"

Başını aşağı yukarı sallayıp, "Evet yenge, abimler bizi bekliyor," diye cevap verdi.

Aşağıya inip hastaneden çıkınca yüzüme vuran rüzgarla ürperdim. Aslında yaz ayındaydık ve havalar soğuk değildi. Koray yaralı ve direnci şimdilik zayıf olduğu için klima onu etkilemesin diye ceket giydirmiştim ama dışarısı gayet sıcaktı. Buna rağmen üzerimde palto vardı çünkü bugün yıllardır beni kollarında ya da kalbinde her türlü her zaman ısıtan abimsiz 2. yılım. 2. 3 Temmuz'umdu işte, ben de onun yokluğunun soğukluğunu bu paltoyla dindirmeye çalışıyordum. Ama abim gitmişti bir kere benim... Bir daha hiçbir şey onun sıcaklığını veremezdi bana.

Emre'nin kapımı açıp beni arabaya bindirmesiyle düşüncelerimden sıyrıldım. Herkes arabadaki yerini alınca fark ettiğim detayla burukça gülümsedim. "Ne o, cenazemiz falan mı var, bugün niye hepiniz siyah giyindiniz?"

İlk konuşmaya başlayan Ömer oldu. "Aslıhan Hanım..."

"Buyur Ömer."

"Aslına bakarsanız bu, Koray Bey'in bizi işe almadan önceki ricalarından biriydi. 3 Temmuz günleri acınıza ortak olup yasınızı beraber tutmamız. Başınız sağ olsun."