17. bölüm · SÖZLEŞME

16.BÖLÜM

zümrüdüanka zümrüdüanka

Emir’le Koray’ın kaldığı odaya vardığımızda kapıyı açmadan derin bir nefes aldım ve odaya girdim. Odaya girmemle yatakta göğsündeki sargıyla birlikte yüzüstü yatan onu gördüm. Çoktan uyanmıştı ve gözleri beni bulmuştu. Bakışları yüzümden aşağıya indiğinde kaşlarını çatıp Emir’e döndü:

"Emir! karımla kol kola ne yapıyorsun sen!" derken bakışları Emir’le kollarımıza kaydığında, sanki mümkünmüş gibi kaşlarını daha çok çattı. Emir garibimde ne diyeceğini şaşırmış öylece Koray’a bakarken onun yerine ben konuşmaya başladım:

"Hâlimi görmüyor musun Koray! Kızma Emir’ime!" dediklerimle Koray anlamaz gözlerle beni süzmeye başladı. Gözleri serumlu elimi bulunca önce bana ve Emir’in tuttuğu serumuma, sonra da Ekin ve Karahan’a baktı. "Hani kantindeydi lan siz benimle oyun mu oynuyorsunuz! Ne oldu ona?" Emir’e sıcak bir tebessüm gönderip kolundan çıktım ve Koray’a göz devirip kendimi yatağın yanındaki tekli koltuğa bıraktım.

"Abartma abartma..." dedim, koltuğa iyice yayıldım. Bu sefer de bana gürlemeye başladı:

"Aslıhan bir dur?! Ekin karım hani acıkıp kantine gitmişti! Bu hâli ne?"

Ekin derin bir nefes alıp konuşmaya başladı:

"Koray ne yapsaydım, sen bu hâldeyken nasıl söyleyebilirdim?"

"Konuyu saptırma Ekin! Karıma ne oldu, onu söyle! Bunu söylememenin hesabını sonra soracağım."

"Tamam lan tamam. Yenge senin vurulduğunu öğrenince fazla endişelendi üstüne açlık, korku falan da gelince bünyesi kaldıramamış, yorgun düşmüş."

Ekin’in dedikleriyle gözlerimi olabildiğince açtım. Koray için endişelendiğimi ona söylemesine gerek yoktu! Ekin’in dediklerinden sonra bakışlarını ondan çeken Koray bana döndü:

"Doğru mu bu?"

Omuz silkip umursamaz gibi görünen bir tavırla onu cevapladım. "Kısmen..."

Duyduklarıyla tekrardan bağırmaya başladı. Bu adam niye her dakika bağırıyor!

"Çıkın dışarı!"

Kimse yerinden kıpırdamayınca tekrarladı: "Size dışarı çıkın dedim!"

Tam dediğini yapmak için kalkmıştım ki yine konuşmaya başladı:

"Sen değil Aslıhan."

Kendimi bozuntuya vermeden ayağa kalkıp konuşmaya başladım:

"Kovsan bile gitmezdim lavaboya gideceğim."

Emir’e doğru ilerledim ve hâlâ elinde tutmuş olduğu serumu ondan alıp kolunu nazikçe gidebilirsin dercesine sıkıp odanın içindeki lavaboya doğru ilerledim. İçeride bir 4-5 dakika oyalandıktan sonra çıktığımda odada kimse kalmamıştı. Koray hepsini dışarı çıkarmıştı. Lavabodan çıktığımı fark edince az önce oturduğum koltuğu işaret edip konuşmaya başladı.

"Geç otur."

"Emredersin paşam," deyip işaret ettiği koltuğa oturmak yerine yatağın diğer tarafındaki koltuğa geçip oturdum. Başını kaldırıp benim olduğum tarafa çevirip yanağını yeniden yastığa yasladı. Sırtından vurulduğu için yüzüstü yatıyordu, bu yüzden de beni görmek için yatakta dönemiyor yalnızca başını çevirmekle yetiniyordu.

"Ah Aslıhan ah... Kimden aldın sen bu inadını?"

"Desene sana çekmişim diye," gözlerini şaşkınlıkla açtı.

"Ben mi inatçıymışım?"

"Yok Koray sen sabır taşısın, inadın i'si bile yok sende."

Gözlerini devirip baştan aşağıya doğru beni süzmeye başladı. "İyi misin? Bir şeyin yok, değil mi?"

Kaşlarımı çattım. "İyiyim tabiiki birkaç saat baygınlık geçirdim diye kötü olacak değilim."

"Ondan bahsetmiyorum," dedi sıkıntıyla.

"Saldırıya uğramışsın, ondan bahsediyorum."

Dedikleriyle Emre’nin Koray’la konuştuğunu söylediğini hatırladım. "Merak etme seni rahat bırakma gibi bir düşüncem yok ben ölürsem bu sana ödül olurdu bu yüzden ölmeye hiç niyetim yok en azından şimdilik."

Dediklerimle derin bir nefes aldı. Nasıl oldu bu? Kim yaptı bunu sana?"

"Kim acaba?"

Gözlerimin en derinlerine baktı. "Aslıhan, en azından 5 dakikalığına bana olan nefretini bir kenara bırak olmaz mı?"

"Olmaz. Sen istedin diye sana farklı davranmayacağım. Sen istesen de istemesen de bu konuşma nasıl başladıysa öyle bitecek. Şimdi ne sormak istiyorsan sor."

"Peki tam olarak nasıl oldu tüm bunlar? O adam nasıl odana girdi mesela?"

"Sen göndermişsin!"

"Ben mi göndermişim!"

Kaşlarımı çattım. "Bir saniye, bir saniye... Ben bunu niye daha önce düşünemedim."

"Neyi daha önce düşünemedin?"

"Sen o adamı bilerek yolladın, değil mi! En başından beri benden kurtulmak istiyordun!"

O da kaşlarını çattı. "Aslıhan ne saçmalıyorsun sen, ben niye senden kurtulmaya çalışayım?"

Gözlerimi kıstım. "Bilmem, onu da sana sormalı. Beni öldürmeye mi çalıştın?"

"Hayır, tabii ki de!"

Şüpheyle konuşmaya başladım.

"Saldırıya uğradığımda Emre’yle konuşmuşsun. Sen yaptırmadıysan saldırıya uğradığımı nasıl öğrendin?"

"Mesaj geldi." dedi tok bir sesle.

"Kimden?"

"Aynı kişiden."

"Kim bu? Ne istiyor senden?"

"Bilmiyorum," dedi usulca. Canının sıkıldığını fark edince konuyu daha fazla üstelemedim.

"Sen peki?"

"Ne ben?"

"Sen nasıl vuruldun? Ekin bizi defalarca tembihledi ama kendisi vuruldu dedi.Nasıl oldu bu?"

Gözlerini kaçırdı. "Telefonumu kapatmayı unutmuşum. Mesaj gelince titreşim dikkatimi dağıttı..."

"Bu kadar mı yani?"

"Evet, bu kadar."

"Ne yani, koskoca ajanlık biriminin en üst düzey ajanlarından olan Koray Şanlı basit bir telefon titreşiminden dolayı mı vuruldu?"

"Evet Aslıhan, evet. Ajanlar da insan değil mi, dikkatimiz dağılamaz mı?"

Dudaklarımı büzüp teslim olursasına ellerimi havaya kaldırdım. "Tamam, sustum kızma."

Deyip oturduğum yerden kalktım.

"Nereye?"

"Uyu dinlen artık, ben de odama geçeceğim."

"Ne gerek var, kal işte burada."

"Nedenmiş o?"

"Dışarıdaki kişilerden Ekin hariç kimse gerçekten evli olmadığımızı bilmiyor. Farklı odalarda kalmamız garip kaçacaktır."

Omuz silktim. "Tamam, o zaman uyu sen," deyip odadaki ikili koltuğa oturdum.

"Ne yapıyorsun?"

"Yatıyorum, görmüyor musun?"

"Olmaz öyle koltukta, yanıma gel." dedi tok bir sesle.

"İyiyim ben böyle."

"Aslıhan, yanıma gel!"

"Gelmeyeceğim ya!"

"Aslıhan gelsene şuraya!"

"Emir!" Emir ona seslendiğimi duyunca hemen içeri geldi. "Yenge?"

"Gel yengeciğim. Yat şöyle," deyip Koray’ın yanını işaret ettim. İkisi de dehşete düşmüş bir ifadeyle aynı anda bağırdı: "Ne?!"

"Ne öyle bakıyorsunuz? Abin karanlıktan korkuyormuş tutturdu yanımda biri olmadan yatmam diye ne yapsaydım!"

"Aslıhan! Ne yaptığını sanıyorsun sen!"

Dudaklarımı büzdüm ve tatlı olduğunu düşündüğüm bir ifadeyle "Ben sadece kocam uykusuz kalmasın istemiştim," dedim masumca.

"Yenge yapma etme evli barklı adam."

Gözlerimi şaşkınlıkla açtım.

"Evli olmasa yatacaksın yani Emir!"

"Y-yok yenge o anlamda demedim ben."

"Hangi anlamda dedin Emir!"

Araya Koray girdi. "Aslıhan kes şunu! Emir, sen de çıkabilirsin yengen bugün şakacı gününde anlaşılan."

"Anlaşıldı Koray Bey," deyip odadan çıkan Emir'e arkasından bağırdım.

"Bu mesele burada kapanmadı Emir, ayrıca şakacı günümde falan da değilim, ben gayet ciddiyim!"

Emir’in arkasından bakmayı bırakıp Koray’a döndüğümde yatakta doğrulmuş, ayaklarını yere sarkıtmıştı.

"Koray ne yapıyorsun?"

"Geç yat, ben koltukta yatarım."

"Koray saçmalama istersen! Vuruldun sen, farkında mısın?"

Omuz silkti. "Bir şey olmaz. Hadi yeterince yoruldun zaten, geç yatağa yat."

Oturduğum koltuğa iyice yayılıp yattım. "Kalkmıyorum ben buradan."

"Tamam, bana fark etmez. Ben de yerde yatarım o zaman," dedikleriyle hemen yattığım yerden doğruldum.

"Dur dur dur! Sakın yatma, deli misin ya sen! Yaran mikrop kapacak."

"Madem yaram mikrop kapmamalı, ya bu yatakta kendin yatarsın ya da bu yatakta benle birlikte yatarsın. Seçim senin."

"Ya Koray, dikişlerin var, zarar veririm ben, olmaz."

"Yatak yeterince büyük Aslıhan. Ayrıca sen bana zarar vermezsin."

"Ama..."

"Tamam, o zaman ben de yatakta yatmıyorum," deyip yataktan kalktı. Daha fazla dayanamadım.

"Tamam ya tamam, geliyorum yat hadi," dediğimi yapıp yatakta yan bir şekilde yatıp kolunu uzattı ve gözüyle kolunun üstüne yatmam için işaret etti.

"Hadi gel."

Ben de onun dediğini yaptım ve usulca yanına kolunun üstüne yattım.

"Arkan dönük mü yatacaksın?"

"Evet Koray, sen yanında yattığıma dua et. Uyu şimdi."

Gülmeye başladı. "Koray gülme!"

"Tamam tamam, sustum."

Günün yorgunluğuna daha fazla dayanamadım ve Koray’ın son dediklerinden sonra uykuya daldım.