15. bölüm · Son Sözüm
15
1 Ay Sonra•
02.09.2024•• Sezay ve İkbal
Kadın kuaför dükkanının önüne geldiğimde heyecanım kalbimden fırlayacak gibiydi. Arabayı kaldırım kenarındaki boş kısma park ettim. Anahtarı cebime atıp, arabanın yanından ayrılmadan kapılarını kitli olduğundan emin olmak için kapının kolunu tutup oynattım. Kapalıydı. İlerleyip kapıyı açtığımda içerideki fön makinesinin kokusu midemi bulandırsa da aldırış etmedim. Simli ve beyaz renkteki uzun abiyesi ile şahane görünen İkbal'im, bakışlarını aynadaki yansımasından ayırıp bana baktığında. Gözlerimiz birbiriyle buluştu, içim ısındı. Birkaç adımda tam karşısına geçip durdum. Ellerini ellerimd dolayıp, gözlerine baktığımda içten bir gülümseme belirdi dudaklarında. "Hayatım, çok güzel görünüyorsun." tam iltifat etmeye başladığımda çalan telefonumun sesi buna mani oldu. Etrafı dolduran askeri marş şarkılarından biri olan zil sesimle telefonu ceketin iç cebinden çıkarıp ekrandaki isme bakındım. Arayan Mehmet'di.
- Efendim devrem? Nerdesiniz?
- Biz nikah salonuna geçelim mi? Kuaförde misin sen? Etraftaki aynaların olduğu duvarlara ve etraftaki dağınık masalarda gözlerimi gezdirirken cevapladım. "Evet şimdi geldim. İkbal'i alıp geçeceğim." diyerek durum güncellemesi belirttim. Telefonu cebime koyup, karşımdaki beni büyüleyen güzelliğin beden bulmuş haline baktım... İkbal'im... Benim Bal Kız'ım. Maşa yaparak kıvır kıvır olan saçlarının uçları, başındaki ince taşlarla dizili tacı ile masallardaki gibi muazzam bir prensesten bile öteydi. Güzelliği, bana bütün orduyu alev alev yandırırdı.
Narin ve incecik ellerini ellerimin arasına alıp, saçlarını omzundan geriye doğru savurduğumda evimin kapısı aralandı. Kafamı boynuna yaslayıp, dudaklarımı boynuna bastırdım. Kıkırdayan bir ses çıkardığında güzel gülüşünü görmek için kafamı yasladığım boynundan geri kaldırdım. "Allığı mı fazla kaçırmışlar yoksa kızardın mı?"
" Yaa Sezay, çok seviyorum seni." Boynuma doladığı kollarını başımı yana çevirip öptüm. Her santimini tek tek öpmek istedim. Çünkü göreve gittiğimde altı ay hasret kalacaktım.
Aceleyle kuaförün kasasına ödemeyi yapıp, arabama bindik. Salonun olduğu alana vardığımızda bütün gözler arabadan inip, salonun koridorlarında ilerleyene kadar bizi izlemeye devam etti. Pistin tam ortasında durup gözlerimiz buluştuğunda bir elini havada asılı kalan ellerimde, diğer elini de omzuma koydu. İncecik belini saran kollarımla birlikte çalan müziğin melodisiyle dans etmeye başladım. Asker adımlamasıyla koşmak bile bu kadar zorlamamıştı. İkimizde dışarıya gülücükler saçarken, acaba hata yapacak mıyız korkusundan bedenlerimizin ne kadar gerildiğini hissedebiliyorduk.
Şarkı çalmaya devam ederken elindeki mikrofonla anons yapan beyefendi "hadi bu tatlı çiftimize eşlik edelim. Kalkın bakalım!" diyerek seslendi. Ardından pistin her köşesinde dans eden çiftler ile dolduğunda gözlerimi her birinde gezdirdim ve tekrar karşımdaki İkbal'imin güzel çehresini izlemeye koyuldum. Makyajı yapan kişi boşuna zahmet etmişti çünkü benim eşim doğal haliyle bile dünyamın en güzeliydi.
Müziğin karmaşık sesi arasında kulağıma doğru yaklaşıp "Sezay?" diye seslendi İkbal.
- Efendim karım? son harfi uzatarak söylediğimde keyifle dudağı yukarı doğru kıvrıldı.
- Mehmet ve Sevda nerede? Bir aksilik yok değil mi?
Tahminimden emin bir şekilde " gelirler merak etme. Kafamla sol tarafı işaret ederek göstetirken "Çocuklarla uğraşıyorlar bak oradalar!" diyerek geçiştirdim. Gülümseyerek gözlerini Mehmet ve Sevda'nın olduğu noktayı izlerken bende o tarafa bakındım. Bir anda sabırsız bir ifadeyle gözlerime bakarak "Bizde çocuk yapalım! Düğünden hemen sonra!" dediğinde gülme krizim tuttu. Şarkı durduğunda kendimi toparlayıp pistin kenarına geçerek ayakta beklemeye başladık. Sıraya giren herkes tek tek altın ve paraları boynumuzda duran kurdeleye takıyordu. Gülümseyerek her bir misafirle anılarımızı ölümsüzleştirmek üzere fotoğraf çektik. Altın ve paraları düğünlerde görmeye alışıktım ama askerdeki tim arkadaşlarım Sefa, Deniz, Celal, Güray, Fuat, Hakan ve Gülay her birinin elinde temizlik malzemesi ile bana doğru yaklaşıyordu. İçimdeki ürkek hissimle gözlerimi onlardan kaçırıp yan tarafımda kıkırdayan eşim İkbal'e en tip bakışımı attım.
"Ne oluyor lan! Tezgah lan bu! Hanımcı diyecekler bana! Bana bana komutanlarına yaptıklarına bakın hele!" içimden sayısız laf söylenirken ellerindeki deterjan, bulaşık süngeri, mutfak önlüğü üstünde "Sezay pişirir İkbal Şef tadına bakar!" yazıyordu. Omuzlarımı dikleştirip burnumun ucunu yalandan kaşıdım. Önlüğün ipini bağlayıp boynuma asarken boşta duran ellerime çamaşır suyu ve deterjan kutularını verdiklerinde burnumdan soluyarak sakince yere ayaklarımın olduğu hizaya bıraktım. İkbal ve Nazan birbirlerine bakarak gülerken misafirler de aynı haldeydi. Koskoca Sezay Komutanlarıyla aklınca eğleniyorlardı. Göreve döndüğümde onları hizaya sokacağıma emin olabilirlerdi.
İkbal'e doğru bakışlarımı çevirip " bunlar kimin başının altından çıktı?" dercesine baktım. Deniz " Sezay Komutanım, önlük üstünüzde de baya iyi durdu!" derken Tim'deki tek kadın olan Gülay'a cilve yapan Sefa'nın kolunu dürtüp bizden yana taraf bakmasını sağladı. Sefa " ne oldu amına koyayım?" dercesine en tip bakışını kaşlarını çatarak atarken araya Deniz girdi.
" Hadi içeri geçiyoruz, bizim gösterimiz başlıyor! Barut Tim toplan!" diyerek kollarıyla "bana doğru gelin" dercesine işaret belirttiğinde herkes sırayla arkasından ilerledi. Hepsi birden toplanıp salondan çıktıklarında merakla neler olacağını bilmediğimden içimden dualar ettim.
İkbal'i elinden tutup kırmızı taht model koltuğa oturttum. Ayakta omuzlarımı dikleştirirken Şahlanış Marşı melodisi salonda yankılandı. İkbal oturduğu yerden doğrulup kalktığında ikimizde ayakta durduk. Deniz ve Celal önümüzde sağ dizinin üzerinde çömelerek beklerken bir adım gerisinde Güray ve Hakan da aynı pozisyonda çömeldi. Onların ardından ayakta duran Fuat ve Sefa'da Gülay'ın büyük şanlı bayrağımızı sallarken çömeldi. Gülay şarkı eşliğinde bayrağı sallandırırken, hepsi düzeni bozmadan pistte kenara ayrıldı ve tam karşımıza doğru gelip durduğunda bayrağı başımızın üzerinde dalgalandırdı. O kadar büyülü bir andı ki herkes pürdikkat odaklandıkları gösteriyi kameraya alıyordu. Kameraman beyefendi sağdan ilerleyerek her açıdan çekmeye çalışıyordu. Kameraya gülmseyerek bakarken belini hafifçe tutup daha rahat dönmesine müsade ettim. Şarkı sesi gitgide azalırken bizde yerlerimize geçip oturduk.
Sefa hâlâ izin günündeyken nasıl eve getirildiği konusunda Deniz'e dert yakınıyordu. " Lan oğlum ben nasıl geldim onun evine?" dedi Sefa. Hâlâ şaşkın bakışları Deniz'deydi. " Valla telefonunu aldım suratına tuttum. Şak diye açıldı kilit! Bende navigasyonda kayıtlı adresten Gizem'in evini buldum. "
Avcunu açıp yüzüne " hay anasını avradını" dercesine yapıştırdı. " Oğlum o benim eski sevgilimdi kuş beyinli!" sinirle elini masaya hafifçe vurduğunda Deniz oturduğu sandalyesinde en rahat halini takınarak gülüyordu. Otuz iki diş sırıtarak gülüyordu!
" Ama bana kapıyı açtıklarında, eve seni içeri taşırken masaya gözüm çarptı. iki kadeh hazır şekilde duruyordu."
" Siktir! Sabah bornozla gördüğüm adam yoksa yeni erkek arkadaşı mıydı?" diyerek burnundan soluyan Sefa, gözlerini etraftaki kalabalığa çevirdi. Sakinleştiği saniye tekrar Deniz'e doğru döndü. Deniz'in kulağına doğru eğilip " Anasını avradını! Ben çatırdama sesi duyduğumda, aldırış etmedim. Yoksa o ses... Rezil oldum amına koyayım! " Deniz kahkaha atarken umrunda olmadığını belirtircesine omuz silkerek bakışlarını Sezay ve İkbal'e döndü.
Halay oynamaktan artık yorgun ve bitap düşen Gülay ne olduğunu anlamaya çalışırcasına Deniz ve Sefa'nın yanındaki boş sandalyeyi geriye iteleyip oturdu. "Hayrola Deniz neye güldün?" dedi gözlerini kırpıştırarak. "Yine ne yaptın Sefa?" derken sağ eliyle Sefa'nın omzuna doğru hafifçe yapıştırdı.
- Ya ben sarhoşken beni Gizo'nun evine götürmüş! Orangutan suratlı kas yığını Deniz abin! dedi Sefa, tek nefeste tatlı tatlı kızıyordu bütün öfkesiyle. Oysa aynı zamanda en yakın arkadaşıydı Deniz. Tim'e katıldığı andan beri aynı tastan yer, biri açken diğeri tok yatmazdı. Biri ağlarken diğerimiz gülmez, onu derdi sayar çözüm odaklı olurdu.
Nişan bitimiyle birlikte yanımıza gelen her akrabalarla mutlu aile pozları vererek fotoğraflar çektirdiğimiz an farkında olmadan İkbal'in albiye elbisesinin uzun kuyruğuna basıverdim. Anlık refleksle fark edip, yana doğru ittirdim. Salon boşalmaya başladığında içimden yarın ki düğünümüzün de böyle sağsalim geçmesini diledim. Yanımıza gelen Barut Tim'i ekibindeki asker arkadaşlarımla vedalaşıp tokalaştım. Sefa göğsümün üzerine avuç içiyle vurup arkasını döndüğünde hepsi bir ağızdan " ANASOOON KOKARKEEEN SOFRALAR! YAŞLANDIRIYOOOR SENİ AYNALARR! HER GEÇEN YIL BİRER BİRER MASADAN EKSİLİYOR DOSTLARR!" diye şarkıyı söylerken her birinin ellerini sallaya sallaya kapıdan çıkışlarını izledim.
Akmak için tek bir göz kırpışıma bakacak olan o gözyaşımı onlar gittiği an salıverdim. Kız gibi ağlatıp duygulandırmışlardı. Böyle bir veda kısmını beklemediğimden, kendimi mutluluk ve hüzün arasında kalarak İkbal'in beni saran ellerini tutup öptüm.
İkbal ve benim ailem üç araba arka arkaya kornaya basa basa ilerledik. Her bir kırmızı ışıkta durduğumuz an, arabanın camına yapışan çocuklara zarflar attık. Elimdeki son zarfı da minik çocuğa uzatıp camı yukarı kaldırarak kapattığımda yanımızdan uzaklaştı.
Yol boyunca İkbal'in yarın için seçtiği iki topuklu ayakkabısından hangisini son bir gece kala hâlâ düşünüyor olmasına gülmemle geçti. "Aşkım hangisini seçersen seç, gelinliğin altında kim ne görsün?" diyerek en anlamlı soruyu yönelttiğimde alık alık suratıma baktı. " Ben biliyorum ya o yeterli. Sana kalsa crocs terliklerimi bile giysem bişey olmaz. Değil mi?" dediğinde dudaklarım keyifle yana doğru kıvrıldı. "Yani zaten yanımda minnaksın onu giysen hiç görünmezsin." dememle vitesi tutan elimin üzerini tutup derimi çimdikledi. Ufak bir inilti çıkarıp elimin üzerine baktım ve tekrar önüme döndüğümde direksiyonu kıvırıp sola döndüm. Dakikalar sonra uzun süren trafiğin hedef noktasına yani İkbal'in evine vardım. Arabayı park edip, seri adımlarla İkbal'in kapısını açtım. Yol ayrımında ara ara benzinciye uğrayıp ihtiyaç giderdiğimiz için ailesi bizden önce eve varmıştı.
Abiye elbisesinin arkasını düzeltirken, küçük çantasını alıp koluma taktım. Boşta kalan kolumu kavalyesi olarak ona ayırdığımda beni saran narin ellerine yandan bir bakış atıp gülümsedim. Göz göze geldiğimiz an o narin dudaklarını öpme isteğimi içimde bastırıp önüme döndüm. Arabanın kapılarını kitleyip, anahtarı pantalonumun cebine koydum. Demir kapıyı açarken duraksayıp, bana doğru döndü. Boynuma sarıldığı an içimdeki kelebekler yeniden uçmaya hazırlandı. Beline sarıldığımda boynuna ufak bir öpücük bırakarak bir adım geri çekildim. "İyi geceler İkbal'im.Yarın alırım sizi." diyerek arabaya doğru yöneldim. Omzumun gerisinden dönüp İkbal'e baktığımda, yorgun olmasına rağmen güçlü bir gülümsemesi vardı. "İyi geceler, ömrümün baharı."
İçeri geçtiğinden emin olana dek arabayı çalıştırmadan öylece bekledim. Üzerine örttüğü beyaz şalını yakalarını düzeltip demir kapıyı ittirerek içeri girdi. Anahtarı deliğe takıp çevirdiğimde, göstergelere bakındım. Gaz ve benzini fullemem gerekiyordu. Ama en azından şimdilik bu eve kadar beni idare eder diye düşünüp ilerlemeye devam ettim. Birkaç saat geçtiğinde sıkışan trafik canımı sıkmaya yetse de kravatımın yakasını çözüp boynumdaki yükü hafiflettim.
Işığın yeşile dönmesiyle sağ tarafımda ilk gördüğüm benzinciye doğru ilerleyip boş kısma arabayı yanaştırdım. Görevlilerden biri olan orta yaşlardaki, kır saçlı beyefendi yanıma gelerek "hoşgeldiniz efendim." diyiverdi.
" Hoşbuldum, iyi akşamlar. Gaz ve benzini fuller misiniz?" dememle harekete geçip arka kapağı açıp doldurma işlemine başladı. Kısa bir işlem ardından, eksikleri tamamlanan arabama bindim. Ödediğim paranın fişini torpidoya atıp tekrar kapağını kapattım. Başıyla selam veren ustaya gülümseyerek "kolay gelsin, ustam iyi akşamlar." diyip ayrıldım. Çok kararsız bir insan olduğum için, verdiğim bir karar asla sabit kalamıyordum. Yarın erkenden uyandığımda en azından benzinci derdim olmadan direk İkbal'i almaya gideceğim.
Eve vardığımda saat gecenin kaçıydı, bilmiyorum. Telefonun ekranına baktığımda, açılmadı. Vestiyer kısmına ceketimi asıp, salona ilerledim. Mutfağım salonla birleşik oluşundan dolayı su içip aynı sakin adımlarla ilerlerdim. Telefonumu şarja takıp kısa bir an açılmasını beklerken odama doğru yöneldim. Camı açıp içerideki havasızlığı gidermeye çalıştım. Üzerimdekileri çıkarıp, kenara atıverdim. Yarın giymem gereken ikinci takım elbisemi çıkarıp dolabın kulpuna asılı bıraktım.
Düz siyah renk oversize yaka tişörtümü ve eşofmanımın paçalarını bacaklarımdan geçirip belindeki hafif sıkı duracak şekilde bağladım. Işığı söndürüp yatağın kenarına geçerken kol saatimi çıkarıp komodinin üzerine bıraktım. Yorganımı kaldırıp içine girdiğim an çıplak ayaklarım çarşafın soğuk kısmıyla buluşunca titredim. Kısa süre sonra vücudumdan soğuk hissi atarak uykuya daldım.
