11. bölüm · Something Else
Zihin Paraziti
ON BİRİNCİ BÖLÜM: Zihin Paraziti
Willow Creek, Iowa. 3 Ekim 1987.
Willow Creek Lisesi'nin spor salonu, kasabanın geri kalanındaki sessizliğin aksine, sağır edici bir gürültüyle çalkalanıyordu. Tribünler tıklım tıklımdı. Okulun yıllık geleneksel basketbol turnuvası, kasaba halkı için her şeyi unutmak için bir kaçış noktasıydı.
Sam'in Kader Maçı ve Tribündeki Gözler
Sam, saha kenarında ısınırk
en kalbinin basketbol topundan daha sert çarptığını hissediyordu. Forması üzerindeki 12 numara, ışıkların altında parlıyordu. Ama dikkati sahada değildi. Gözleri sürekli tribünlerin en ön sırasında oturan, umursamaz bir tavırla sakız çiğneyen Max’e kayıyordu. Max, üzerinde California logolu eski bir sweatshirt ile orada oturmuş, etrafa "beni etkilemek o kadar kolay değil" mesajı veriyordu.
Maç başladığında Sam bir fırtına gibi esti. Max'in onu izlediğini bilmek, Sam'e sanki yerçekimine meydan okuma gücü veriyordu. Turnikeler, üçlük atışlar... Sam kariyerinin en iyi maçını çıkarıyordu. Tribünler her sayıdan sonra Sam’in adını haykırıyordu. Max, her ne kadar belli etmemeye çalışsa da, Sam her basket attığında hafifçe gülümsüyor, yanındaki Dusty’ye "Fena değilmiş," diye fısıldıyordu.
Ancak Sam’in zafer sarhoşluğu içinde olduğu o anlarda, spor salonunun dışındaki dünyada her şey parçalanmaya başlıyordu.
Zihinsel Bağ: Leo ve Elanor
Aynı dakikalarda Elanor, kütüphanenin sessiz bir köşesinde Finn ile oturmuş, ödev yapmaya çalışıyordu. Birdenbire başının içinde devasa bir çekiç darbesi hissetti. Kulakları uğuldamaya başladı ve burnundan sicim gibi kan boşaldı.
"El! İyi misin?" diye bağırdı Finn, Elanor’u tutarak.
Elanor’un gözleri geriye doğru kaydı. Dünyası karardı ve kendini bir anda hastanenin beyaz, steril koridorunda buldu. Ama bu bir rüya değildi. İki yıldır komada olan Leo’nun zihnindeydi. Leo, telekinezi ve zihinsel bağ yoluyla Elanor’a ulaşmıştı.
Leo’nun sesi yankılandı: "Elanor... beni duyuyor musun? Vakit daralıyor. Kapı hiç kapanmadı. Sadece... saklanıyordu. O geliyor Elanor. Binlerce canavarın efendisi, gölgelerin içindeki o adam uyanıyor. Herkesi uyar... Tom'u koru!"
Elanor, Leo'nun zihninde büyük bir dehşet gördü: Willow Creek'in yanışını, insanların kemiklerinin kağıt gibi kırılışını ve Leo'nun çaresizliğini. Elanor sarsılarak kendine geldiğinde Finn’in kollarındaydı. "O geri döndü Finn," diye fısıldadı sesi titreyerek. "Leo söyledi. Canavar... canavar değil, bir adam. Bir şey... çok daha kötü."
Pençesinde
Bu sırada spor salonunun hemen dışındaki koridorda, Tom su içmek için çeşmeye yönelmişti. Aniden her yer sessizliğe büründü. Kalabalığın sesi sustu, yerini derin bir çan sesi aldı. Işıklar karardı ve duvarlar çürüyerek o siyah damarlarla kaplanmaya başladı.
"Finn? Sam?" diye seslendi Tom, sesi boş koridorda yankılandı.
Tom bir anda kendini Upside Down’ın kalbinde buldu. Karşısında, etten ve damarlardan oluşan, gözleri olmayan ama her şeyi gören o korkunç figür belirdi, yavaşça Tom’a doğru süzüldü. O buz gibi, pençeye benzer elini Tom’un yüzüne yaklaştırdı.
"Küçük Tom..." dedi, sesi binlerce ölü ruhun fısıltısı gibiydi. "İki yıl önce seni bıraktığımda, içine bir tohum ekmiştim. Sen benim bu dünyadaki gözümsün. Kaçamazsın. Arkadaşların, o küçük kız... hepsi bu kasabanın topraklarına gömülecek. Sen de benim yanımda kalacaksın. Bu sefer kaçış yok."
Gerçek dünyada ise Tom, çeşmenin önünde gözleri açık ama bilinci kapalı bir şekilde dikiliyordu. Bir öğretmen yanına gelip "Tom, iyi misin?" diye dokunduğu an, Tom sarsılarak gerçekliğe döndü. Vücudu buz gibiydi.
Boş Yatak ve Büyük Panik
Elanor, Finn, Dusty ve Tom (maç biter bitmez yanlarına gelen Sam ve Max ile birlikte) büyük bir dehşetle toplandılar. Sam, maçın kahramanı olmanın verdiği mutluluğu, Tom'un anlattıklarını ve Elanor'un mesajını duyunca bir kenara bıraktı. Nancy ve Dorian’ı da yanlarına alarak derhal hastaneye, Leo’nun yanına koştular.
"Hızlı olun!" dedi Nancy, arabayı sürerken. "Eğer Leo uyandıysa, bu her şeyin bittiği anlamına gelir."
Hastaneye ulaştıklarında, sokağa çıkma yasağının ilan edildiği günkü gibi bir kaos vardı. Yoğun bakım ünitesinin önüne geldiklerinde, Şerif Reyes’i orada, odanın içinde dehşet içinde bakarken buldular.
Nancy içeri daldı. "Leo nerede? O uyan..."
Cümlesi yarım kaldı. Leo’nun iki yıldır yattığı yatak bomboştu. Üzerindeki çarşaflar parçalanmış, makineler duvarda sanki bir patlama olmuş gibi yamulmuştu. Odadaki pencere paramparçaydı. Ama en ürkütücü olan şey; yatağın tam ortasında, Leo'nun yattığı yerde, siyah bir mürekkeple şu not yazılmıştı:
"HE HAS AWAKENED. THE VOID IS HUNGRY." (O UYANDI. BOŞLUK AÇ.)
Leo orada değildi. O uyanmıştı ama bir şekilde gitmişti veya bir şey tarafından kaçırılmıştı. Elanor yatağa dokunduğunda, Leo'nun hala hayatta olduğunu hissetti ama artık Leo "onlardan biri" gibi bir enerji yayıyordu.
Sam, Max’in elini sıkıca tuttu. Max, California'nın güneşli günlerinin geride kaldığını ve Willow Creek'in karanlık labirentine hapsolduğunu o an anladı.
