1. bölüm / 6
Soğuk Sonbahar RüzgârlarıHer şeyin başladığı o an..
Bölümler 6Şu an: Her şeyin başladığı o an..
SOĞUK SONBAHAR RÜZGÂRLARI
Yıl 1994…Aylardan eylül, günlerden salıydı.
Saat yediyi buçuk geçiyordu.
Küçük otel odamda gözlerimi açtığımda ilk hissettiğim şey soğuktu. Odam öylesine rutubetliydi ki gece boyunca doğru düzgün uyuyamamıştım. Çalışmayan kalorifer peteği, gecenin ayazını odanın içine hapsetmişti.İki battaniyeyi üzerime çekmiş, biraz olsun ısınmaya çalışıyordum. Dişlerim birbirine vurmaktan çenem ağrıyordu.Bir süre daha yatakta kaldım.Otelin kahvaltısına inmeye o kadar üşeniyordum ki… Ama midem de açlıktan gurulduyordu.
Birkaç dakika daha ısınmaya çalışırsam kendime gelebileceğimi düşündüm.Gözlerimi kapattım.
Sonra bir süre daha…
Bir süre daha…
Kahvaltı saati de böylece geçti.Üzerime montumu geçirip otelden ayrıldım.
Kapıdan dışarı adımımı attığımda yüzüme keskin bir soğuk çarptı. Hava o kadar sisliydi ki birkaç metre ilerisi bile zor görünüyordu. Sokaklar neredeyse bomboştu.
Elimi cebime attım.Parmaklarım birkaç bozuk paraya dokundu.Çıkartıp avucumun içine baktım.Hepsi buydu.
Son param.
O an, insanın cebindeki paranın miktarından çok, artık başka hiçbir şeyinin olmadığını anlaması ne kadar ağırmış, onu öğrendim.Karnımı doyuracaktım.Ama bu parayla ancak bir simit alabilirdim.Başka çarem yoktu.Uzun bir yürüyüşün ardından küçük bir parka geldim. Sis, parkın içindeki ağaçların arasına kadar çökmüştü. Sararmış yapraklar ıslak zemine yapışmış, birkaç eski sokak lambası sisin içinde güçlükle ışık saçıyordu.
Tam o sırada onu gördüm.
Parkın aydınlatma lambasının altında, küçücük bir simit tezgâhı…
Tezgâhın başında ise on bir, bilemedin on iki yaşlarında bir çocuk vardı.Üzerinde yamalı, eski bir mont ve dizleri hafif yırtılmış bir kot pantolon vardı. Küçük ellerini birbirine sürterek ısınmaya çalışıyordu.
Yanına yaklaştım.“Bir tane simit alabilir miyim?”
Çocuk yüzüme baktı.
Burnu akıyordu. Kolunun ucuyla burnunu sildi.
Sonra hafif titreyen sesiyle:“Hava çok soğuk,” dedi. “Eve gitmem lazım… İki tane alsan olur mu?”
Cebimdeki paraları tekrar yokladım.İki simit alamayacağımı biliyordum.Ama nedense ona “Param yetmiyor.” diyemedim.
Belki gururumdan…
Belki utancımdan…
Başımı hafifçe eğip:“Yok… Bir tane alsam yeter benim için.” dedim.
Çocuk bir an yüzüme baktı.Sonra hiçbir şey söylemeden tezgahtan bir simit aldı. Küçük bir kese kâğıdına koyup bana uzattı.
Parasını avucuna bıraktım.
Simitimi aldım ve oradan uzaklaştım.Birkaç adım sonra boş bir bank gördüm.Oturup simidi çıkardım.
Kuru kuru yemeye başladım.
Her lokmada boğazım biraz daha düğümleniyordu.Simitin yarısını yedikten sonra durdum.Kalanını tekrar keseye koydum.
“Akşam yerim.”
Bunu söylerken aslında akşam ne yapacağımı hiç bilmiyordum.Bankta oturmaya devam ettim.Sis ağır ağır dağılıyor, soğuk ise daha da içine işliyordu.
Sonra düşünmeye başladım.Param yoktu.Kalacak yerim yoktu.Karnım açtı.Ve akşam olduğunda bu soğukta nereye gideceğimi bilmiyordum.İnsan bazen hayatının ne kadar küçüldüğünü böyle anlarda fark ediyor.
Bir oda…
Bir yatak…
Bir tabak yemek…
Ve güvenli bir çatı.
Bunların hepsi bir anda ulaşılması imkânsız şeylere dönüşebiliyordu.Ben bunları düşünürken gökyüzünden ilk yağmur damlası düştü.
Sonra bir tane daha.Sonra bir tane daha…
Şemsiyem yoktu.Sığınabileceğim bir ev de.Banktan kalktım ve yakındaki küçük bir ağacın altına geçtim.Ama ağaç, yağmurdan korunmak için yeterli değildi.Damlalar dalların arasından süzülüp omuzlarıma düşüyordu.Montum ağırlaşmaya başladı.Ellerim buz kesmişti.Bir elimle kollarımı ovuşturuyor, diğer elimle başıma düşen yağmurdan korunmaya çalışıyordum.O an kendimi garip bir şekilde yağmurla dans ediyormuş gibi hissettim.Her damla üzerime düşüyor, ben ise onlardan kaçmaya çalışıyordum.Ama kaçacak hiçbir yerim yoktu.Ağacın altında yapayalnızdım.Sırılsıklamdım.Üşüyordum.Ve çaresizdim.Elimi cebime attım.İçinde birkaç kuruş bile kalmamıştı.Sonra gözlerimi kapattım.Yağmur yüzümden süzülürken, aklımdan tek bir soru geçti:
“Bu gece nerede uyuyacağım?”
Bölüm etkileşimi
