4. bölüm / 6
Soğuk Sonbahar RüzgârlarıGeçmişle Gelecek arasındaki Kapı
Bölümler 6Şu an: Geçmişle Gelecek arasındaki Kapı
Sokağın sonuna geldiğimizde yaşlı adam durdu.
Karşımızda, boyası dökülmüş ahşap bir kapının üzerinde küçük bir tabela asılıydı. Tabeladaki harflerin bazıları silinmişti. Yalnızca son iki kelimeyi okuyabiliyordum: Çay Ocağı.
Adam cebinden bir anahtar çıkardı. Kapıyı açarken bana dönüp gülümsedi.
— Kusura bakma evlat, burası biraz eski. Ama en azından yağmur yağdığında başını sokabileceğim bir yer var.
İçeri girdim.
Burnuma eski ahşap, demlenmiş çay ve hafif bir rutubet kokusu geldi. İçerisi küçüktü. Duvarların birinde sararmış gazete kupürleri, diğerinde ise eski fotoğraflar asılıydı. Köşede duran sobanın üzerinde kararmış bir çaydanlık vardı.
Adam paltosunu çıkarmadan sobanın yanına gitti.
— Otur, birazdan çayımız hazır olur.
En yakın sandalyeye oturdum. Ellerimi birbirine sürterek ısınmaya çalışırken duvardaki fotoğraflara göz gezdirdim.
Bir fotoğrafın önünde gözlerim durdu.
Fotoğrafta genç bir adam, küçük bir kız çocuğunun elini tutuyordu. İkisi de gülümsüyordu. Fotoğrafın kenarları yıpranmış, üzerine yılların tozu sinmişti.
Diğer fotoğraflardan farklı olarak bu fotoğrafın kenarları duvara küçük, paslı bir raptiyeyle tutturulmuştu. Üstelik biraz eğri duruyordu. Sanki birisi onu aceleyle asmış, sonra da düzeltmeye gerek duymamıştı.
— Güzel bir fotoğraf, dedim.
Yaşlı adam arkasını döndü.
— Hangisi?
Parmağımla duvarı işaret ettim.
Adamın bakışları fotoğrafa çevrildiği anda yüzündeki ifade değişti.
Elindeki çay kaşığı yere düştü.
Bir süre öylece kaldı. Gözlerini fotoğraftan ayıramıyordu. Ardından yavaşça ayağa kalktı ve duvara yaklaştı.
— Bu fotoğrafı kim astı buraya? diye mırıldandı.
Sorusunu duyunca şaşırdım.
— Siz asmadınız mı?
Başını iki yana salladı.
— Hayır.
Fotoğrafı dikkatlice inceledi. Parmaklarını çerçevenin olmadığı, yalnızca kâğıdın kenarlarının göründüğü fotoğrafın üzerinde gezdirdi.
— Bunu buraya koyduğumu bile hatırlamıyorum, dedi. Sonra bir an duraksadı. — Hayır, ben koymadım. Bundan eminim.
— Peki, kim asmış olabilir?
Yaşlı adam cevap vermedi.
Gözleri fotoğrafın alt köşesine takılmıştı. Orada, kâğıdın üzerine kurşun kalemle yazılmış küçücük bir tarih vardı.
Parmaklarını uzatıp yazının üzerinden geçti.
Dudakları aralandı.
— Demek buraya kadar geldin kızım…
Sesi o kadar alçaktı ki ilk anda söylediklerini anlayamadım.
— Bir şey mi dediniz?
Adam irkilerek bana döndü.
— Yok evlat, bir şey demedim.
Ama bir şeylerin ters gittiğini anlamıştım.
— Fotoğraftaki kızınız mı?
Yaşlı adam yeniden duvara baktı.
— Evet, dedi. — Kızım.
Bir süre sessiz kaldıktan sonra fotoğrafı duvardan çıkardı. Arka yüzünü çevirdiğinde gözleri bir kez daha büyüdü.
Fotoğrafın arkasına bir cümle yazılmıştı.
Bazı kapılar yıllarca kapalı kalır ama anahtarı hiçbir zaman kaybolmaz.
Adam yazıyı okurken elleri titremeye başladı.
— Bunu o yazdı, dedi.
— Kızınız mı?
Başını salladı.
— Yıllar önce buraya geldiğinde de böyle yazılar yazardı. Ne zaman bir şey söylemek istese, doğrudan söylemek yerine birkaç kelimenin arkasına saklanırdı.
— Peki, buraya ne zaman geldi?
Yaşlı adam fotoğrafı yeniden duvara astı.
— Bilmiyorum. Ben uzun zamandır buraya her sabah gelirim. Ama bazı günler uğramadığım da olur. Belki o günlerden birinde geldi.
Birden aklına bir şey gelmiş gibi tezgâhın arkasına geçti. Eğilip alt çekmeceyi açtı. İçinden eski, pirinç iki anahtarlık çıkardı.
Anahtarlığın ikiside boştu.
— Bu dükkânın iki anahtarı var, dedi. — Biri bende, diğeri kızımda.
— Neden iki anahtar?
Yaşlı adam sandalyeye oturdu.
— Çünkü burası yalnızca benim dükkânım değildi. Bir zamanlar ikimizin de sığınağıydı. Kızım küçücükken burada oturur, okuldan sonra beni beklerdi. Bazen çay bardaklarını dizer, bazen de duvarlara resimler çizerdi. Büyüdüğünde de anahtarını geri istemedim.
— Hâlâ onda mı?
Adam anahtarlığa baktı.
— En son öyleydi.
— Peki, kızınızı en son ne zaman gördünüz?
Bu kez cevap vermesi uzun sürdü.
Yaşlı adam başını kaldırıp fotoğrafa baktı.
— Yıllar oldu evlat. Yıllar…
Sonra derin bir nefes aldı.
— Ama anahtarını hâlâ saklıyorsa bir gün geri döneceğine inanmak istiyorum.
İçimde tuhaf bir his oluştu. Bu adamın anlattıklarının arkasında, henüz bilmediğim çok daha büyük bir hikâye vardı.
Tam bir soru daha soracaktım ki adam masaya iki bardak çay bıraktı. Ardından karşıma oturdu ve ellerini bardağın etrafında birleştirdi.
— Sana bir şey soracağım, dedi.
— Sorun.
— Hayatında hiç birini çok sevdiğin hâlde ondan uzak durmak zorunda kaldın mı?
Bir an düşündüm.
Sonra gözlerimi çayıma çevirdim.
— Evet.
Adam başını hafifçe salladı.
— Peki, neden?
Gülümsedim ama bu gülümsemenin içinde mutluluktan eser yoktu.
— Bazen sevmek yetmiyor.
Yaşlı adamın yüzündeki ifade değişti. Sanki ağzımdan çıkan bu dört kelime, yıllardır kendisine sormaya cesaret edemediği bir sorunun cevabıydı.
Bardağını masaya bıraktı.
— Doğru, dedi. — Bazen sevmek yetmiyor.
Ardından sustu.
Dışarıdan bir arabanın sesi geldi. Pencerenin camına birkaç yağmur damlası çarptı. Akşam olmasına rağmen gökyüzü hâlâ karanlıktı.
Bir süre sonra adam yeniden ayağa kalktı. Fotoğrafın karşısında durup küçük kızın yüzüne baktı.
— O gün, bu çocuğa bir daha asla yalan söylemeyeceğime söz vermiştim.
Kaşlarımı çattım.
— Peki, tuttunuz mu sözünüzü?
Adam başını kaldırdı.
Gözleri gözlerime kilitlendi.
— Hayır.
Bu kadar açık bir cevap beklemiyordum.
— Neden?
Yaşlı adam fotoğrafı yeniden duvardan çıkardı. Arka yüzündeki yazıya son bir kez baktıktan sonra masaya bıraktı.
— Çünkü bazı yalanlar vardır evlat, gerçeği saklamak için değil, birini korumak için söylenir.
— Peki ya korumaya çalıştığınız kişi, o yalan yüzünden bütün hayatını kaybederse?
Adam cevap vermedi öylece duvarı izlemeye devam etti..
Ocağın arkasına geçip bir kaç dakika sonra geri geldi.
Elinde tozlanmış, yıpranmaya başlamış bir mektup vardı
-Tek bir amacım var bunu sahibine ulaştırmak olucak belki o zaman tüm hayatım düzelir beni affederler
Ne dediğini hiç anlamamıştım. Ama artık kalıcak yer bulmalıydım. Hafifçe doğruldum tekrar o soğuk sonbahar rüzgarlarına kavuşaktım.
Geçmişimden kaçmak için geldiğim şehirde geçmişimden kaçabilecek miydim?
Bölüm etkileşimi
