8. bölüm · Soğuk savaş

8. Bölüm

Aren Özkan

Gölge Kalesi’nin soğuk taş duvarları arasından ormanın o nemli ve tekinsiz derinliklerine sızdığında, Selene’nin içindeki öfke hâlâ bir kor gibi yanıyordu. Gümüş renkli ay ışığı altında, menekşelerin arasından sızan o huzurlu ışık bile onu sakinleştirmeye yetmiyordu. Tam bir ağacın dibine oturmuş, zihnindeki o bitmek bilmeyen “yük” kelimesini çiğneyip dururken, karanlığın içinden gelen o sert adım seslerini duydu.
Karan, ormanın o yoğun gölgelerinin arasından, sanki bir avcı gibi Selene’nin tepesine dikildi. Bakışları, Selene’nin o sahte huzurunun üzerinde gezindiğinde kaşları çatıktı.
"Kendi krallığında bir prenses gibi şımarıklık yapmaya alışmış olabilirsin," dedi Karan, sesi ormanın sessizliğini bir bıçak gibi kesti. "Ama burası senin o çiçekli bahçelerin değil. Bir kraliçe adayı gibi değil, bir kaçak gibi davranmayı ne zaman bırakacaksın?"
Selene, bir kedi zarafetiyle ayağa kalktı. Yüzünde, Karan’ın damarlarındaki kanı donduracak o meşhur alaycı gülümseme vardı. "Kaçak mı? Lordum, senin o nefes almayı bile lütuf saydığın, her anı bir askeri disipline mahkûm ettiğin bu kaleden kaçmak, bir suç değil, bir kurtuluştur. Eğer benim varlığım senin o devasa egonu zedeliyorsa, suç bende değil, o egonun kırılganlığındadır."
Karan, Selene’ye doğru bir adım atıp aralarındaki mesafeyi sıfırladı. "Egonun zedelenmesi mi? Sen sadece bir problem yumağısın, Selene. Her yerde bir kaos çıkarmak zorunda mısın? Dün geceki o sessizliği bile kendi oyunlarınla bozdun."
"Dün geceyi ben mi bozdum?" Selene, Karan’ın göğsüne işaret parmağını sertçe vurdu. "Senin o duygusuz, robotik tavırların olmasa belki o anın bir anlamı olurdu. Ama sen, insanlarla nasıl konuşulacağını bile bir emir komuta zincirine hapsetmişsin. O k kadın... senin için sadece birer aksesuar, değil mi?"
"Onlar senin o bitmek bilmeyen kıskançlık krizlerini tetiklemek için orada değiller!" Karan bağırdı, sesi ormanda yankılandı. "Sen sadece her şeyin odağında olmak istiyorsun. Bir eş olmanın ne demek olduğunu, bir kraliçenin sorumluluklarını ne zaman öğreneceksin?"
Selene, kahkahayı bastı. "Sorumluluk mı? Sen bana sorumluluğu mu öğreteceksin? Karan, sen henüz kendi duygularının sorumluluğunu alamamışsın, bir de bana mı ahkâm keseceksin?"
İkisi de soluk soluğa birbirine bakarken, Karan ani bir hareketle Selene’nin kolundan tutup onu sarstı. "Seni burada bırakıp gidebilirdim. Ama babamın o bitmek bilmeyen emirleri..."
"O zaman git!" Selene kolunu hızla çekti. "Git ve askerlerinle, o donuk dünyanda antrenmanına devam et. Beni burada bırak, belki kurtlar senden daha merhametli çıkar."
Karan, Selene’nin üzerine atılacakmış gibi bir hamle yaptı ama durdu. Derin bir nefes alıp o sert çehresini biraz yumuşattı. "Yürü," dedi, sesi artık emirden çok bir yorgunluk ifadesiydi. "Yürümek, bağırmaktan daha az enerji harcatır."
Yürümeye başladıklarında, aralarındaki o zehirli kavga yavaş yavaş garip bir didişmeye evrildi. Selene, Karan’ın bir adım gerisinde yürürken, her zamanki gibi söyleniyordu.
"Bu ormanın yolu bile senin gibi; düz, soğuk ve hiçbir sürprizi yok," dedi Selene, ayağı bir köke takılınca söylenerek.
Karan, omzunun üzerinden ona baktı. "Yolun suçlu olduğunu mu düşünüyorsun? Belki de beceriksiz olan sensin."
"Beceriksiz mi?" Selene hızla onun yanına geldi. "Drakon’un en iyi binicilerinden biriyim ben, senin o antrenman sahasındaki şövalyelerini cebimden çıkarırım. Sadece bu elbiseler, senin o 'sade' hayatına uygun değil."
Karan güldü, ama bu seferki gülüşü alaycıydı. "Binici mi? Atını bir kez bile düzgün sürdüğünü görmedim."
Selene, Karan’ın elindeki kılıç kınına hafifçe vurdu. "İddiaya var mısın? Kaleye vardığımızda, eğer seni geçemezsem... bir hafta boyunca senin o disiplinli, sıkıcı askerlik antrenmanlarına katılırım."
Karan kaşlarını kaldırdı. "Ya sen kazanırsan?"
Selene, dudaklarında şeytani bir gülümsemeyle Karan’a yaklaştı. "O zaman bir hafta boyunca, her yemekte istediğim tatlıyı sen ellerinle hazırlatacaksın ve o 'sert komutan' maskeni bir günlüğüne çıkarıp, bana sadece bir insan gibi davranacaksın."
Karan, Selene’nin bu teklifi karşısında bir an duraksadı. Gözlerinde o alışılmadık parıltı belirdi. "Bir hafta mı? Çok uzun bir süre, Prenses. Ama madem kendine bu kadar güveniyorsun... Kabul."
"Hazırlıklı ol Lordum," dedi Selene, Karan’ın yanından geçerken omzunu onunkine hafifçe çarparak. "O antrenman sahasında seni küçük düşüreceğim anı şimdiden iple çekiyorum."
"Küçük düşürmek mi?" Karan, arkasından yürürken başını iki yana salladı. "Sen sadece bir haftalık angarya kazandın, Selene. Ama itiraf etmeliyim ki, seni izlemek en azından bu geceyi biraz daha katlanılır kılıyor."
Selene, Karan’ın bu sözü karşısında bir an duraksadı. İlk defa, kavgadan arta kalan o gerginliğin yerini, merak ve iddia dolu garip bir enerji almıştı. Ormanın tekinsiz sessizliği, artık onların o bitmek bilmeyen, birbiriyle yarışan inatlaşmalarının gölgesinde kalmıştı. Kaleye giden yol, artık o kadar da uzun görünmüyordu; aksine, birbirlerini alt etmeye yeminli bu iki ruh için, sadece yeni bir oyunun başlangıcıydı.