7. bölüm · Soğuk savaş
7. Bölüm
Gölge Kalesi'nin üzerine doğan güneş, her zamanki o çiğ ve kasvetli rengiyle sarayın taş duvarlarına vuruyordu. Selene gözlerini araladığında, bedenine saplanan keskin ağrı, zihninin derinliklerinde dün geceye dair anıları birer birer uyandırdı. Yatağın içinde doğruluğu sırada yüzünü buruşturdu; zayıf, ipek geceliğinin içinde bedeni, sanki bir kavgadan çıkmış gibi sızlıyordu. Dünkü birliktelik, hafızasında net bir mutluluk değil, aksine bir tuhaflık ve belirsizlik tortusu bırakmıştı. Ne sevgi vardı ne de nefret; sadece birbirini yok etmeye yeminli iki yabancının fiziksel çarpışmasıydı bu.
Yanına baktığında Karan’ın yerinin soğuk olduğunu gördü. Adam gitmişti. Selene yatakta biraz daha gevşedi, tavanın kasvetli ahşap oymalarına daldı. Hizmetkarlar içeri doluşup onu hazırlarken, Selene’nin yüzündeki o donuk ifadeyi fark etmemek için ellerinden geleni yaptılar. Selene, zihnindeki tüm fırtınaları bir maske gibi yüzüne geçirdiği o kusursuz soğukkanlılıkla bastırdı.
Hazırlanıp dışarı çıktığında, kalenin avlusu dünkü düğün şöleninin artıklarıyla doluydu. Bahçeye çıktığında, Karan’ı göremeyince mutfağa, kütüphaneye baktı; yoktu. Kraliçe Helena ile karşılaştığında, kadının gözlerinde hafif bir telaş sezdi. Kraliçe, "Oğlumu bahçenin en ücra köşesindeki, o eski, yaslı ağacın altında bulabilirsin Selene. Dün gece... dünden beri oldukça huzursuz," dedi.
Selene, Kraliçe’nin tarif ettiği o ağaca doğru yürümeye başladı. Karan’ı ağacın gövdesine yaslanmış, bakışlarını uzaklardaki sisli dağlara dikmişti. Ancak tam yanına birkaç adım kalmıştı ki, gördüğü manzara karşısında kanının çekildiğini hissetti. Karan’ın yanında, o meşhur saray soylularından biri olan ve Karan’a olan hayranlığıyla bilinen Lady Elara vardı. Elara, Karan’ın koluna girmiş, başını onun omzuna yaslamış, fısıldaşarak bir şeyler anlatıyordu. Karan ise onu itmek yerine, hafifçe başını eğmiş, Elara’nın neşeli kahkahalarına buz gibi ama tepkisiz bir ifadeyle eşlik ediyordu.
Selene, bu görüntü karşısında bir an donup kaldı. Öfke, bir volkan gibi zihninin derinliklerinden patlayarak yüzüne vurdu. "Bu kadarı da fazla!" diye mırıldandı kendi kendine. Hızlı adımlarla onlara doğru ilerlerken, topuklarının taşlara vuruşu bir savaş davulu gibi yankılanıyordu.
Onların yanına vardığında, Elara’nın o zafer dolu gülümsemesiyle karşılaştı. Selene, hiç duraksamadan Elara’nın elini Karan’ın kolundan sertçe çekti. "Sınırını bil, Lady Elara!" diye gürledi Selene. "Bir prensesin eşiyle bu kadar yakın durmak, senin gibi birinin haddine mi düştü?"
Elara, sinsi bir gülümsemeyle geriledi. "Prenses? Ah, sadece kağıt üzerinde bir evlilik bu, değil mi? Karan’ın kime yakın olacağı, senin o soğuk saray kurallarınla sınırlanmaz."
Selene, Elara’ya dönüp, "Defol buradan!" diye bağırdı. Elara gittikten sonra, Selene Karan’ın tam karşısına dikildi. Gözleri alev alevdi. "Bunu mu yapıyorsun? Dün geceki o 'sahte' yakınlığın üstüne, şimdi de herkesin önünde bu kadının kollarında mı oluyorsun?"
Karan, Selene’nin öfkesine anlam veremeyen soğuk bir ifadeyle baktı. "Ne saçmalıyorsun? Sadece bir şeyler anlatıyordu."
"Bir şeyler mi anlatıyordu? Senin omzunda mı anlatıyordu? Sen tam bir ikiyüzlüsün Karan! Kendi krallığında beni bir kraliçe gibi onurlandırman gerekirken, beni burada bir yabancıdan bile daha değersiz kılıyorsun. Dün gece... seninle olan o anı, aramızda bir bağ kurduğunu sanacak kadar düşündüm ama sen düşünmedin, değil mi? Asıl sen küçüksün! Senin o zırhının altında atan bir kalp yok, sadece bir boşluk var."
Karan, Selene’nin bu öfke seli karşısında sertleşti. "Bana bağırma, Selene! Senin o saraylı kibirin, gerçek dünyada sadece bir yük. Dün gece olanları kutsallaştırmaya çalışma, o sadece bir andı. Seninle olan her an, sadece bir yükten ibaret!"
Selene, duyduğu sözlerle sarsıldı. "Bir yük mü? O zaman o yükü at Karan! Beni bu kalede daha fazla bekletme, çünkü ben senin o karanlığında yaşayacak kadar zavallı değilim!"
Karan, soğuk bir şekilde arkasını dönüp antrenman sahasına yürüdü. Selene, arkasında yıkılmış, gururu kırılmış ama öfkesiyle diri bir halde kalmıştı.
Gece olduğunda, saray sofrası her zamanki gürültüsüyle kurulmuştu. Ancak baş köşede Selene yoktu. Kral Alaric, Karan’a dönüp, "Karın nerede?" diye gürledi. Karan ise, sanki Selene hiç yokmuş gibi, "Bilmiyorum," dedi düz bir sesle.
Tüm saray halkı, meşalelerle orman yoluna döküldü. Selene, ormanın derinliklerinde, Karan’ın o kırıcı sözlerini zihninde tekrar tekrar yaşatıyordu. Hayatını, evliliğini sorgularken ormanın çok derinlerine girmişti. Aniden, gecenin sessizliğini yaran, yakınlardaki bir ağacın tepesinden gelen o korkunç kurt ulumasıyla irkildi. Ses o kadar yakındı ki, kalbi duracak gibi oldu. Korkuyla nefesi kesilen Selene, ne yapacağını bilemez halde, karanlığın içinde hızla ormanın daha da derinlerine, ağaçların o sık ve tekinsiz dokusuna doğru koşmaya başladı. Kaderi, artık Karan’ın o buzdan yüreğinden çok daha tehlikeli olan ormanın karanlık gölgesindeydi.
