11. bölüm / 15
Soğuk savaş11. Bölüm
Bölümler 15Şu an: 11. Bölüm
- 1 1. Bölüm776 kelime
- 2 2. Bölüm638 kelime
- 3 3. Bölüm604 kelime
- 4 4. Bölüm528 kelime
- 5 5. Bölüm606 kelime
- 6 6. Bölüm726 kelime
- 7 7. Bölüm669 kelime
- 8 8. Bölüm697 kelime
- 9 9. Bölüm1.399 kelime
- 10 10. Bölüm1.362 kelime
- 11 11. Bölüm1.069 kelime · Okuduğun bölüm
- 12 12. Bölüm746 kelime
- 13 13. Bölüm1.013 kelime
- 14 14. Bölüm827 kelime
- 15 15. Bölüm929 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Gölge Kalesi’nin kütüphanesinden yayılan mürekkep kokusu, Selene’nin odasından gelen o taze bahar parfümleriyle yer değiştirdiğinde, herkes sarayda bir şeylerin kalıcı olarak değiştiğini anlamıştı. Günler süren zehrin ağırlığını atan Selene, artık bir kurban değil, oyunun yeni kural koyucusuydu. Hizmetkârlar ipek elbiseleri üzerinde düzeltirken, o aynada kendine baktı; porselen gibi duru teni, Douyin stili göz makyajıyla birleştiğinde ortaya çıkan o keskin, avcı bakış, karşı karşıya geldiği herkesi susturmaya yetecek güçteydi.
Akşam yemeği saati geldiğinde salon, şamdanların titrek ışığı altında toplanmıştı. Selene salona girdiğinde, her adımında elbisesinin hışırtısı bir nota gibi duyuluyordu. Karan, masanın başındaki tahtında, her zamanki o sert ve disiplinli heykel duruşuyla oturuyordu. Bakışları, Selene’nin üzerinde bir anlığına durduğunda, adamın elindeki şarap kadehini ne kadar sıkı tuttuğu fark ediliyordu. Selene, Karan’ın öfkeli bakışlarını tamamen yok sayarak, Kral’ın hemen yanındaki boşluğa, krallara layık bir zarafetle yerleşti.
"İyileşmene çok sevindim, kızım," dedi Kral, yüzünde içten bir tebessümle. "O zehir olayı hepimizi çok korkuttu, özellikle de bu kalenin asıl koruyucusunu."
Selene, Kral’a en parlak gülümsemesini sunarak, "Korktuğuna emin misiniz Kralım? O sadece, kendi kendine konuşacak birini bulamadığı için eksikliğimi hissetmiştir," dedi. Sesi, sanki masanın öbür ucunda devasa bir öfke yığını oturmuyormuş gibi duru ve neşeliydi. Kral, Selene’nin Karan’a attığı bu keskin ama hafif dokundurmaya gülerek karşılık verdi, Karan ise sadece çatalını tabağına sertçe bırakmakla yetindi.
Kral, bir anlık sessizliğin ardından masadaki havayı değiştiren o haberi verdi: "Çin Krallığı’nın delegasyonu ve prensesleri, ittifakımızı kutlamak için birkaç haftalığına sarayımızda misafirimiz olacaklar."
Karan, masaya hafifçe vurarak, "Bu stratejik olarak büyük bir hata. Delegasyonun buraya gelmesi, sınır boylarındaki huzursuzluğu artıracaktır," dedi.
Selene, tabağına bakmaya devam ederek, "Belki de sadece senden sıkılmışlardır, Karan. Başka bir sarayda biraz nezaket ve zarafet görmeye ihtiyaçları vardır," diyerek cümlesini bitirdi.
Kraliçe, Selene’nin bu laf sokuşu karşısında kendini tutamayarak elindeki peçeteyle ağzını kapattı ve sessizce kıkırdadı. Karan, sandalyeyi geriye iterek ayağa kalktı. "Bazı insanlar kendi hayatlarını mahvetmekle yetinmiyor, tüm sarayın düzenini bozmayı bir görev biliyor," diyerek masadan hızla uzaklaştı. Selene, onun gidişini tek bir bakış bile atmadan tabağındaki yemeğine devam ederek kutladı.
Yemekten sonra kütüphaneye gittiğinde, Aren’in parşömenlerin arasında boğulduğunu gördü. "Aren, yine mi o tozlu kitaplar? Seni kurtarmamı ister misin yoksa bu sıkıcı büyülerin içinde boğulmayı mı tercih edersin?"
Aren güldü, kitabını kenara bıraktı. "Seni görünce tüm büyüler anlamını yitiriyor, Prenses. Yine birini çileden mi çıkardın?"
"Karan'ı mı? O zaten doğuştan çileden çıkmış," diye cevapladı Selene, omuz silkerek. "Hadi bana gitmem gerektiğini söyle, çünkü şu an senin o ciddi yüzünden daha sıkıcı bir şey varsa o da bu kütüphanedeki sessizlik." Aren’in gülüşünü arkasında bırakarak saray salonuna, Kraliyet ailesinin yanına döndü.
Salona girdiğinde, Kraliçe’nin Çin delegasyonu hakkındaki sorusuna, "Sanırım sadece biraz egzotik bir tat alacağız," diye cevap verdi. Tam o sırada, büyük kapılar gürültüyle açıldı ve Çin delegasyonu içeri girdi. Selene, kalabalığın arasından geçerken tam arkasını dönecekken devasa bir cüsseye çarptı. Başını kaldırdığında, kumral, uzun boylu ve çarpıcı derecede yakışıklı bir Lord ile karşılaştı.
Lord, hafifçe eğilerek elini öptü ve, "Affedersiniz leydim, bu kadar güzel bir engele çarpmak günün en şanslı kazasıydı," dedi.
Selene, gülümseyerek, "Bu kadar iyi frenleme yeteneğiniz olduğunu bilseydim, daha önce çarpmaya çalışırdım," diye karşılık verdi. Aralarındaki bu tatlı iddialaşma, salonun diğer köşesinden onları izleyen Karan’ın adeta nefesini kesti.
Gölge Kalesi’nin büyük kabul salonu, Çin Krallığı’ndan gelen delegasyonun getirdiği egzotik tütsü kokuları ve ipek kumaşların hışırtısıyla dolmuştu. Salonun ortasında, Kraliçe Helena’nın hemen yanında duran Çinli Baş Prenses, meraklı ve biraz da küçümseyen bakışlarını Selene’nin üzerinde gezdirdi. Kraliçe’ye dönüp, elindeki yelpazeyi yavaşça kapatarak, "Gölge Kalesi’nin yeni gelini bu mu?" diye sordu; sesi, nezaketin arkasına gizlenmiş bir iğnelemeyle doluydu.
Kraliçe Helena, başını dikleştirerek Selene’nin elinden tuttu ve omuzlarını gururla gerdi. "Evet, o benim en büyük oğlum, Lord Karan’ın eşi. Sarayımızın ışığı, Drakon’un prensesi Selene."
Bu cümle salonun içindeki atmosferi bir anda dondurdu. Selene’nin az önce kütüphanede tanıştığı, o uzun boylu, kumral ve yakışıklı Çinli Lord’un gülümsemesi anında soldu; gözlerindeki o flörtöz ışıltı yerini ciddi ve mesafeli bir bakışa bıraktı. elindeki asayı hafifçe sıkarak merakla Selene’nin yüzüne odaklandı. Selene ise sakinliğini bozmadan, o porselen makyajının ardındaki soğukkanlılıkla bir adım öne çıktı. "Selene Saltor, Drakon’un gelini. Krallığınızın misafirperverliğimizden memnun kalacağını umuyorum," dedi. Sesindeki o saf, iddiasız ama otoriter tını, salondaki tüm gözlerin ona dönmesine neden oldu.
Tam o sırada, salonun girişindeki devasa kapılar gürültüyle açıldı ve Karan içeri girdi. Adımları, salonun taş zemininde bir infazcının ayak sesleri gibi yankılanıyordu. Bakışları doğrudan Selene ve yanındaki yabancı Lord’a kilitlendi. Lord, Karan’ı görür görmez başıyla selam verdi ama yüzünde alaycı bir ifade vardı. "Drakon’un Lordu Karan! Bu kadar uzun süre, bu denli güzel bir eşi nasıl yalnız bırakabildin? Doğrusu, senin yokluğunda onu ağırlamak benim için büyük bir zevkti."
Karan’ın yüzündeki o sert ifade, yerini tehlikeli bir gülümsemeye bıraktı.
"Benim olanı ağırlamak bir zevk değil, bir cesaret göstergesidir, Lordum. Umarım bu cesaretin karşılığını, krallığının sınırlarında ödemek zorunda kalmazsın."
Selene, Karan’ın sesindeki o zehirli kıskançlığı duymasına rağmen, sanki havadan sudan bahsediyorlarmış gibi omuz silkip, "Lordum, gereksiz gerginliğe ne gerek var? Sadece nezaket gösteriyorlardı," dedi. Karan’ın cevabını beklemeden Çinli prenseslere döndü ve kendi krallığının gelenekleri üzerine alaycı bir dille konuşmaya başladı. Karan ise dişlerini sıkarak, okyanus kadar derin ve öfkeli bakışlarını Selene’den ayırmadı.
Gece ilerleyip herkes odalarına çekildiğinde, Selene sarayın o upuzun, karanlık koridorlarını ağır adımlarla geçti. Kalbi yorgunluktan ziyade, Karan’ın o garip halleriyle meşguldü. Odasına girdiğinde, yatağının başında, mum ışığında gölgesi duvara vurmuş, öfkesi odanın havasını ağırlaştıran Karan’ı gördü. Duraksadı. Karan’ın varlığını görmezden gelmeye çalışarak dolabına yöneldi. En sevdiği saten geceliğini çıkardı, Karan’ın ona diktiği o yakıcı bakışları umursamadan, paravanın arkasında ağır hareketlerle üstünü değiştirdi.
Yatağa girip sırtını ona döndüğünde, gözlerini kapatmak üzereydi ki, Karan’ın yatağın kenarına oturmasıyla yatak hafifçe çöktü. Karan, Selene’nin kulağına doğru eğildi; sesi, bir bıçak kadar keskin ve kışkırtıcıydı.
"O yabancı lordu oldukça beğendin, değil mi? Bütün akşam gözlerini üzerinden ayırmadın."
Selene, uykunun o uyuşuk ağırlığı altında, gözlerini bile açmadan, "Ne saçmalıyorsun?" diye fısıldadı. Sesi titrek ve umursamazdı.
Karan, Selene’nin omuzlarından tutup onu kendine doğru çevirdi; gözlerinde saf bir kıskançlığın yarattığı o karanlık parıltı vardı. "Saçmalamıyorum! Karşında kim olduğunu bile bilmeden, sanki hayatının aşkını bulmuş gibi gülümseyip durdun."
Selene, şaşkınlıkla gözlerini araladı. Karan’ın bu kadar açık bir şekilde kıskançlığını kusması, onun üzerinde anlık bir şok etkisi yarattı. Bir an için sessiz kaldı, sonra dudaklarında o alaycı gülümsemelerden biri belirdi. Takmamaya çalışarak yastığına geri gömüldü ve "Öyle mi? Demek bu yüzden kütüphaneden beri beni izliyordun... Bu gerçekten çok zavallıca, Karan," diyerek gözlerini kapattı. Karan’ın nefes alışı hızlandı, Selene’nin bu kayıtsızlığı karşısında ne yapacağını bilemez halde yatakta dikilmeye devam etti, ama Selene o kadar derin bir uykuya dalmış gibiydi ki, adamın tüm öfkesi odanın içinde boşlukta yankılandı.
Bölüm etkileşimi
