7. bölüm · Şizofren'in Oyunu

Hasta ve Doktor

Züleyha Öksüz

Korkma Kardelen kimse seni zehirlemeyecek. Çünkü ben artık buradayım. Bu yüzden sana asla kimsenin dokunmasına izin vermeyeceğim.

'Masanın üzerinde duran mercimek çorbasını tadıp ardından kaşıkla Kardelen'in içmesini sağladım.
Şimdi ilaç zamanıydı. İlacı içip içmediğini kontrol ettikten sonra onu yatağına yatırdım. Doktor hasta değilde baba evlat gibi daha doğrusu
annenin şefkatiyle birlikte Kardelen'e sevgimi ve ilgimi vermeye çalışıyordum. Çünkü Kardelen ne anne sevgisini nede baba sevgisi tadabilmişti. Bunların eksikliği onda güven korkusu sağlıyordu bu yüzden benim dışımda kimseye güvenmiyordu.

- Sahi bana nasıl güvenebiliyordu? İşte bunu merak
ediyordum doğrusu.

- Kardelen sen biraz dinlenmene bak ben seni daha fazla rahatsız etmeyeyim.

- Lütfen gitme Kayra elimi tutup başımı okşarmısın?

- Tamam Kardelen senin daha iyi uyuyabilmen için alnına masaj yapacağım. Hadi kendini uykunun kollarına bırak.

- Beni hiç bırakma Kayra Lütfen beni yalnız bırakma.

-Nedense gözlerim dolmuştu Kardelen gibi masum birisi nasıl olurda sevgisiz büyüyen bir çocukluk geçirebilirdi? O Kayra denilen adamı bir bulsam ona bunun hesabını soracağım.

- Sen sakın endişe etme Kardelen ben seninle beraber
olacağım. Seni asla yalnız bırakmayacağım. Hadi güzel kız uykuya dal.

-Kardelen' in başını okşarken onun sevgi ihtiyacını benden karşılamaya çalışması kalbimi çok acıtıyordu. Ama ona duygusal davranışlar sergileyemezdim. Ben ona iyi gelmek
için buradayım. Sana söz veriyorum Kardelen seni bu hale getiren o Kayra' yı bulup karakola teslim edeceğim.

Telefonumun bildirim sesini duyar duymaz ceketimden çıkartıp elime aldım.
Gizli numaradan gelen bir mesaj..

-Beni aradığını öğrendim eğer şuan Kardelen'in yanındaysan benim olduğumu belli etme.

Adeta şok olmuştum mesajı görünce , çünkü ben onu ararken o beni bulmuştu.

- Kayra sen misin gerçekten? Hadi bana nerede olduğunu söyle? Bu kızı ne hale getirmişsin böyle? Şuanda hastanede sen olmalıydın, Kardelen değil?

- Sakin ol evlat biliyorum bana kızgınsın ama gerçekler senin bildiğin gibi değil. Sen farkında olmadan bir oyunun içerisine
girdin. Ve o oyundan ölmeden çıkamazsın.

- Sen neler saçmalıyorsun böyle? Ne oyunu ne ölümü? Sen
cidden hastasın Kayra?

- Kardelen senide büyüledi değil mi? Tabi ki o masum bakışlara inanmak sana daha cazip geldi. Bana inanmak zorunda değilsin evlat ama ben senide o dokuz doktor gibi
cinayete kurban gitmeni istemiyorum. Kardelen'e belli etmeden sana atacağım konuma gel ama asla takip edilmediğinden emin ol.

- Dokuz doktorun cinayete kurban gittiğini sen nereden biliyorsun onları sen öldürdün değil mi? Madem öldürdün cesetlerini nereye sakladın? Onların arkasında bıraktığı ailelerini hiç mi düşünmedin?

- Bana bak doktor eğer ölüp gitmek istemiyorsan, ya
Kardelen'den uzak dur! Yada benim atacağım konuma gel sana gerçekleri güzelce anlatayım. Birazdan konum atacağım gece üç gibi seni bekliyor olacağım. Gelirken kimsenin seni takip etmediğinden emin ol.

- Ben nasıl bir ikilemin içerisine düştüm böyle?

Kendine faydası olmayan masum bir kız bana nasıl zarar verebilir?

Önemli olan gerçekleri öğrenmek değil kimin doğruyu söylediği. Şuanda bana anlatılanlar doğru mu yalan mı? Bir kere peşine düştün Kaan kendini korumak için kapana
düşmemeye gayret etmelisin.

-Kayra kiminle konuşuyorsun?

-Kardelen henüz uyumamış mıydı yoksa uyuma numarası mı yapıyordu?

-Kim doğruyu anlatacaktı Kardelen mi yoksa Kardelen'e kötülük yapan Kayra mı?

-İşte şuanda ikilemin ortasında takılı kalmıştım ve kendimi bu ikilemden kurtarmalıydım.

Gizli numaradan gelen mesaj.

Büyülü ormana gel oraya geldiğinde ıslık çal.
Büyülü orman mı orası da neresi?
Benim Giresun'a geleli dört hafta olmuştu. Gidelim bakalım ikilem arasında kalmaktansa bir şeyleri öğrenmek daha doğru olacak.

YALAN İLE GERÇEKLİK ARASINDA KISA BİR ÇİZGİ
VARDIR. YALAN SÖYLEYEN ENİNDE SONUNDA
ORTAYA ÇIKACAKTIR. PEKİ DOĞRUYU SÖYLEYEN
YADA ÖĞRENEN HAYATTA KALABİLECEK Mİ?
İŞTE BUNU KİMSE BİLEMİYOR..

ÜÇÜNCÜ SEANS

- Bana gelen mesajın üzerinden üç hafta geçmişti. Kayra denilen adam bana konum atmıştı fakat o adama güvenmek konusunda henüz hazır değildim. O gün Kardelen'in uyumaması benim gitmeme engel olmuştu. Kardelen 'in üç hafta boyunca yaşadığı anılarını dinledim. Şimdi sıra Kayra
denilen adamın anlatacaklarındaydı. Kardelen' in
anlattıklarına bakarsam Kayra acımasız,duygusuz p*ç**in tekiydi. Ve her anlattıkları Kardelen için büyük bir travmaydı.

Üvey babasının yaşattıkları üzerine anlatmaya başlamıştı.

Çünkü o henüz doğmamış, annesinin karnında küçük bir bebekti. Ve üvey babası öldürdüğü katillerin birini organ nakli
için sedyede ameliyat ederken o ameliyat sahnesini izleyen
Kardelen'e annesinin onu aldattığı anılarını teker teker anlatmaya başlamış. Ve Kardelen de bana tüm öğrendiklerini teker teker anlatmaya başlamıştı. Ve anlattığı geçmiş şu şekildeydi.

- 10 yıl önceydi o zamanlar ben 12 yaşındaydım. Üvey babam beni illegal kötü yollarına ortak edip, öldürmek istediği bazı insanları benim sevimliliğimi kullanarak onları tuzağa çekiyordu. Ve onları bayıltıp bizim kimsenin bilmediği
özel kulübemize götürüp ilk başta uyutup ardından önemli organlarını yerinden çıkarıyordu. Ve bu sahneyi benim gözümün önünde canlandırıyordu. Sağlam bir organı
kalmayan adamı tekrardan geri dikip ardından siyah muşambaya koyup onu yakıyordu ki ardında iz kalmasın diye.

-Bunların hepsini senin üvey baban mı yaptı? Hem de senin gözünün önünde.

- Evet üvey babam tehlikeli ve duygusuz birisiydi. Aslında benden nefret ediyordu çünkü ben onun çok sevdiği eşinin aldatma yoluyla dünyaya gelen uğursuz kızıydım. İlk benim öz babamı öldürdüğünü ardından beni doğurana kadar annemi
hayatta tuttuğunu söyledi. Üstelik ameliyat ettiği kişilerin yattığı sedyenin üzerinde benim annemi de hayatta tutmuş.

Ondan o kadar nefret etmiş ki aç ve susuz bıraktığı zamanlar
olmuş. Annemi ve babamı öldürdüğü yetmemiş gibi beni hayatta tutmasının tek sebebinin kendi gibi kötü birisini
yetiştirmek olduğunu ve yaşarken yaşama fırsatı vermek istemediğini söylemişti. Benim üvey babam beni hiç sevmedi çünkü ben onun kanından değildim

-Ne kadar zalim bir babaydı böyle? Sevmek için kanından mı olması gerekiyordu? Kız o kadar kötü hissetmiş ki kendini
hala bile bu anısı için üzülüp gözyaşı döküyordu.

- Üzülme ve o değersiz birisi için gözyaşını harcama bile çünkü Kayra’nın sevgisine ihtiyacın yok Kardelen. Zaten
üvey baban gibi şerefsiz birisinin kendi kaybı, seni
sevmemesidir.

-Ama ben babamı sevmiştim tıpkı abilerimi çok sevdiğim gibi. Fakat babam beni hiç sevmek istemedi.Neden bu kadar nefret etti ki benden?
Tek sorun üvey kızı olmam mı? O zaman keşke beni de öldürseydi. Belki o zaman bu kadar üzülmezdim. Bana o kadar eziyet etti ki en büyük eziyeti benim gülümsemem di . Ben mutlu olsam beni ağlatacak bir eziyet yapardı mutlaka.

Bir keresinde hiç unutamayacağım bir
anı yaşattı bana. Bir gün üvey babam, abilerim ve benim çok sevmiş olduğumuz kedi ve farelerimizi öldürdü. Hem de sırf o hayvanlara gülümsüyoruz diye. Bize ne okuma şansı sundu
nede mutlu olmamıza fırsat tanıdı. Normalde abilerimi çok severdi ama abilerim beni seviyor diye üvey babam onlara da kızmaya başladı ve değer verdiklerini elinden almak istedi.

Hiç unutmuyorum abilerim ile sessizce odanın bir köşesinde babamın eziyet ettiği hayvanları izliyorduk. Ve onların kanına zehir koyarak birbirlerini öldürmesini zevkle izledi. Hem ben
hem de abilerim artık babamızdan korkmaya başladık. Çünkü
hayvanların ölümünü zevkle izleyen birisi yakında bizi de öldürmek isteyebilirdi. Bu hayvan olayını babam şöyle anlatmıştı bana sanki o olaya şahit olmamışım gibi.

O zaman 14 yaşındaydım, abilerimse 17'di. Abilerime acı çektirmek
istemiyordu ama bana sürekli acı üzerine acı çektiriyordu.
Bana, hayvanlarımıza neler yaptığını gülümseyerek bir anda zevkle
anlatmaya başladı. Halbuki her adımını dört odalı kulübenin içerisinde şahit olmuştum. Ama mecburdum yoksa beni dövecekti. Ve dinlemeye başladım.

- Dört odalı kulübemin bir odasına girdim. Biliyorsun ki orası çoğunlukla zaman geçirdiğim odalarımdan birisiydi Kardelen. Ardından kafese koymuş olduğum iki farklı
hayvanı yani sizin en sevdiğiniz hayvanları birbirleriyle
kapışmaları için kafeslerinden çıkarttım. Bu hayvanları gördükçe aklıma sen ve abilerin geldi. Hayvanlardan biri kedi
diğerleri ise fare idi. Herkesin bildiği ortak bir bilgi vardı. Bu
da kedinin fareden daha güçlü olduğuydu. Elbette bildiğimiz gibi oldu. Kedi kafesten çıkar çıkmaz fareyi yakalayıp onu
öldürdü ve ardından yemeye başladı. Galip gelmenin sevinci ile öldürmüş olduğu fareyi yerken tüm dikkatini fareye
vererek yiyordu. Bu yüzden benim yapacağım hamleden habersiz yemek yemeye devam etti. Kedi fareyi yerken ben
ise DNA’sıyla oynadığım fareyi kafesten çıkardım. Arsız
farede kafesten çıkar çıkmaz yemek yemeyle meşgul olan
kediyi arkadan hamle yaparak öldürdü. Kedi fareyi
yiyemeden kendisi ölüme gitti. Hem de bir fare sebep oldu
ölümüne. Aslında kedi daha güçlüydü fareden ama unuttuğu
veya kaçırdığı ufak bir detay vardı. Kedi de olsan insan da
olsan sağına, soluna, özellikle de arkana mutlaka bakmalısın.Çünkü en güçlü sinsi darbe her zaman arkadan gelir.

Bunu gidip abilerine anlat sana pek güvenmesinler senden gelecek herhangi darbeden kaçınsınlar. Sonuçta sen benim evladım değilsin. Senin sevginde yalandır değil mi?

- Ne oldu zoruna mı gitti söylediklerim? Neyse anlatmaya devam ediyorum zırvalamayı kes!

Şimdi odanın içerisindeydim fakat henüz etrafımı
incelemeden sadece hayvanlara odaklanmıştım. Ama şimdi baktığımda etrafım örümcek ağlarıyla süslenmişti. Bende kafeslerin karşısında oturmuş ,tebessüm ederekten
sırıtıyordum ölmüş hayvanlara . Çünkü onların çaresizce ölmüş olmaları beni mutlu ediyordu. Ama ben sadece cesetlerin ölmesine izin veremezdim. Bu yüzden katil olan kediyi de sinsi bir hamlede fare tarafından öldürdüm. Bu keyif verici sahneyi izlerken şunu anladım.

- İşte şimdi zafer güçlünün değil, işini layığıyla yapanındı.