12. bölüm · Sırların Dansı

Kuğu Ve Avcı

𝐿𝒾𝓁𝒾𝓉𝒽 𝐿𝒶𝓃𝒸𝒶𝓈𝓉𝑒𝓇

Vincent Vance ile kantinin o loş köşesinde yaptığım o tehlikeli pazarlığın üzerinden üç gün geçmişti. Daktilo, söz verdiği gibi susmuştu. Okulun o meşhur ahşap panosu üç gündür bomboştu ve koridorlardaki o gergin bekleyiş, yerini geçici bir rahatlamaya bırakmıştı. Ancak benim içimdeki fırtına dinmek bir yana, her geçen saniye daha da büyüyordu. Sene sonundaki o büyük festival solomu, tüm geleceğimi, sırf kızları ve kendimi korumak uğruna o robotun ellerine teslim etmiştim. Sahnede yüzlerce insan bana bakarken, ben sadece onun o simsiyah, dipsiz gözlerine bakarak dans edecektim. Bu düşünce tenimi ürpertiyor ama aynı zamanda içimde garip bir hırsı tetikliyordu.
Perşembe sabahı okulun büyük bale salonunda, aynanın karşısında puantlarımın üzerinde yükselirken zihnim tamamen darmadağındı. Madam Catherine arkada durmuş, elindeki ritim çubuğuyla zemine sertçe vuruyordu.
"Daha dik, Anastasia! Adımların bir Belmont gibi asil olmalı, zincirlerinden kurtulmaya çalışan bir esir gibi değil!" diye gürledi Madam Catherine’in sert sesi. "Bugün sende tuhaf bir ağırlık var. Eğer o büyük festivale böyle çıkacaksan, soloyu şimdiden unutabilirsin."
Dişlerimi sıktım, parmak uçlarımdaki o keskin acıya rağmen pivot dönüşümü tamamladım. Aynadaki yansımama baktığımda, salonun arka tarafındaki cam kapının ardında bir gölge fark ettim. Kapüşonunu gözlerinin üzerine kadar çekmiş, elleri cebinde, ifadesiz bir suratla beni izleyen Vincent’ı gördüm. O koyu gözleri doğrudan aynadaki yansımdan bana dikilmişti. Bakışları adeta bir avcının, tuzağa düşürdüğü kuğuyu izlemesi gibiydi. Madam Catherine’in varlığını bile umursamadan, sadece bana bakıyordu. Anlaşmamız çoktan başlamıştı; benden ruhumu istiyordu ve o ruhu antrenman salonunda bile parça parça topluyordu.
Vincent'ın o üzerimdeki baskısı yüzünden dengem hafifçe sarsıldı ama Belmont maskemi düşürmedim. Antrenman biter bitmez havlumu alıp salondan çıktım. Koridora adım attığımda Chloe Sterling ve Kate Almedia hemen yanımda bittiler.
"Anastasia, inanamayacaksın," dedi Kate, sesini alçaltarak. O lüks Almedia tarzıyla etrafı süzüyordu. "Vincent dünden beri sürekli senin olduğun katlarda dolaşıyor. O tuhaf çocuk bizimle uğraşmayı bıraktı sanıyorduk ama sanki gözü hep senin üzerinde. Chloe ile fark ettik, kantinde bile kafasını kaldırdığı an doğrudan sana bakıyor."
"Evet," diye onayladı Chloe, elindeki Sterling marka pahalı tasarım çantasının sapını sıkarak. Gözlerinde korumacı bir dostluğun verdiği o endişe vardı. "O mektup meselesinde bizi Harrison’ın elinden kurtardı diye ona güvenecek değiliz. O çocuk tekin değil Anastasia. Sana zarar vermesinden korkuyoruz. Eğer seni tehdit falan ediyorsa söyle, babama tek bir telefonuma bakar onun bu okuldan sürülmesi."
Kızların bu sarsılmaz sadakati içimi sızlattı. Onları korumak için kendi geleceğimi yaktığımı bilseler ne yaparlardı, tahmin bile edemiyordum. Kate ve Chloe'nin ellerini sıktım, yüzüme en sahte ama en ikna edici gülümsememi yerleştirdim.
"Saçmalamayın kızlar," dedim, sesimi olabildiğince rahat tutmaya çalışarak. "O mektuplar durdu işte, müfettiş de gitti. Vincent sadece kendi karanlık dünyasında yaşayan bir tuhaf, hepsi bu. Benimle bir derdi olamaz. Hem benim tek odağım sene sonundaki o solo, biliyorsunuz."
Kızları bir şekilde sakinleştirip sınıfa gönderdim ama içimdeki o huzursuzluk geçmiyordu. Öğleden sonraki büyük kütüphane etütünde bilerek en arkadaki kuytu masalardan birine oturdum. Kalın tarih kitabımın sayfalarını karıştırırken, masanın üzerine aniden bir gölge düştü. Başımı kaldırmama gerek bile yoktu; burnuma dolan o hafif kahve ve yağmur kokusu onun geldiğini fısıldıyordu.
Vincent Vance, tam karşımdaki sandalyeye, o her zamanki umursamaz ve robotik tavrıyla oturdu. Kapüşonunu hafifçe geriye ittiğinde, dağınık siyah saçlarının arasından o keskin yüz hatları ortaya çıktı. Elindeki küçük bir not kağıdını masanın üzerinden bana doğru kaydırdı.
Kağıdı elime alıp baktım. Daktiloyla değil, bu kez kendi el yazısıyla yazmıştı. Satırlar jilet gibi netti.

Bale salonundaki dönüşlerin harikaydı Belmont. Ama gözlerindeki o korkuyu aynadan bile görebiliyordum. Arkadaşlarına yalan söylerken çok başarılısın, peki o sahnede bana bakarken de bu yalanı sürdürebilecek misin?

Kağıdı avcumun içinde sıkarak buruşturdum ve gözlerimi onun o meydan okuyan simsiyah gözlerine diktim. "Beni izlemeyi kes, Vincent," dedim fısıltıyla, sesimdeki öfkeyi saklamayarak. "Anlaşmamıza sadık kaldım, o soloyu senin için dans edeceğim. Ama bu, hayatımın her anına bir gölge gibi sızabileceğin anlamına gelmez."
Vincent hafifçe öne doğru eğildi, dudaklarının kenarı alaycı bir tavırla kıvrıldı. "Ben sızmadım Anastasia, sen kapıyı kendi ellerinle açtın," dedi, sesi kütüphanenin o sessizliğinde adeta zihnime kazınarak. "Ayrıca seni izlemek hoşuma gidiyor. Kusursuz bir kuğunun, sırf o tacı düşmesin diye nasıl bir avcıya boyun eğdiğini izlemek... Bu oyunu daha eğlenceli kılıyor. Unutma, daktilo şimdilik suskun ama parmaklarım hâlâ tuşların üzerinde. Adımlarına dikkat et."
Vincent ayağa kalktı, arkasını dönüp o soğuk ve mesafeli adımlarla kütüphaneden çıkarken arkasında yine o nefes kesici gerilimi bıraktı. Onun esiri miydim yoksa onu kendi oyununda bitirecek olan gizli tehlike mi, bunu zaman gösterecekti.