SİHİN kitap kapağı

7. bölüm / 14

SİHİN

(5) SİS.

Vaveyla Yazarı: Nisa Yuva

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 14Şu an: (5) SİS.

“Zaaflar en tehlikeli kozdur. İzin verme zaafın olmasın.“

🍂

Gücün fazlası kaybettir, azı ise hiç kazandırmaz. Kaybetmektense hiç kazanmamayı dilerdim. Kazanmak sadece bir hayal iken kaybetmek kırıktı. Varlığına alıştığın birinin yokluğuna alışmak mümkün müydü? Her gün sana gülen o kişinin gülüşünü bulamayınca başkalarında aramanın yokluğu hiç kazanmamış bir kişinin anlık hayaliyle bir miydi? Değildi. insanın en büyük kaybı varlığına alıştığın bir kimsenin yokluğuyla sınanmaktı. Hep öyle derlerdi.

Kimse en sevdiğini bırakamazdı. Alıştıklarından ayrılmak öyle kolay mıydı ki? Kolay değildi. Bırakamazdın. Sebebi ne olursa olsun asla alıştığın hayatını ve içinde sevdiklerini kendi hataların için kaybetmek istemezdin.

Bugün yaşadıklarıma bir isim vermekten korkuyordum. Babamın bir anda değişmesi, hayatımda meydana gelen garip olaylar hiçbirine verecek bir cevabım yoktu. Öğlene kadar o odaya kendimi kilitlemiş, odamın içini didik aramıştım. Benim içinde yılardır büyüdüğüm o ev sanki o ev değildi. Odamın içinde delireceğimi hissettiğim anda Asmin son son anda imdadıma yetişmiş, kız kıza eğlenmemiz için ben ve Beril'i evden aldırtmıştı. Telaştan ne giydiğime hiç bakmamıştım. Tek istediğim üzerime çöken bu huzursuzluktan kurtulmaktı. Neyse ki tüm bu süre zarfında babam evde değildi.

Nere gittiğini bilmiyordum, bir işler çevirdiği beliydi. Babamın eski hâliyle hiçbir alakası yoktu. Ondan korkmadığımı söylemem sadece yeni bir yalan olurdu.

"Bizi nereye getirdin sen böyle?" Sitemim karşısında göz deviren Asmin gitmek için bir adım atmıştım ki aniden koluma girip gitme girişimi engelledi. Simsiyah gözlerindeki ifade gitmeme katiyen izin vermeyeceğini söylüyordu. Yol boyunca neşemizi yerine getirmekten söz eden kızın bizi getirdiği yere inanamıyorum.

Asmin beni rahatlatmak ister gibi gülümseyerek, "Rahat ol kızım ya. Sadece biraz eğleneceğiz." dedi. Ben eğleneceğimi hiç sanmıyordum. Asmin ne düşündüğümü tahmln etmiş gibi,
"Hem o dedikodudan beslenen Beril bile geldiyse sana darılırım." Kendisine tip tip baktım bu kız beni ne sanıyordu? Her gün barlarda kulüplerde takıkanlardan falan mı? Tamam yane eğlenmeyi elbette severim ama bu şekilde kesinlikle değil.

Başımı iki yana sallayıp göz ucuyla tekrar önümüzdeki kulüba bakıp kolumu hızla çektim. Ekşi bir şey yemişim gibi yüzümü ekşiTerek, "Beni hiçbir güç o ayyaşların arasına sokamaz!" diye bağırdığımda Beril elleriyle kulaklarını kapattı. "Ayy gir içeri amma naz yaptın. Serflnaz bile o çirkin boyuyla, kısa boyuyla Rus kocasına bu kadar naz yapmadı."

Serfinaz kim?

Anlamayarak Beril'e döndüm. Benim gibi yanımdaki Asmin de merakla Beril'e bakıyordu. "Serfinaz kim?" Şaşkınca ikimiz aynı anda aynı soruyu kendisine sorunca, nihayet başını kaldırıp bize baktı. Beril yol boyunca elinden bir saniye bile indirmediği kurabiye tabağından bir kurabiye daha alıp ağzına atarken, eliyle uzakları göstererek, "Kız hani bizim şu gittiğimiz kır düğününü hatırlamıyor musun?" dedi, kurabiyesini ağzında çiğnerken. Aval aval yüzüne bakarken bir şeyi yeni hatırlamış gibi yüzünü buruşturdu. "Ay o kadınlar ne fenaydı, sırf geline altın takmadım diye ne yemek verdiler, ne bir dilim baklava."
Patavatsız olduğu yetmezmiş gibi birde aç gözlüydü.

Pes dercesine kendisine baktım. Bahsettiği düğüne daha biz on beş yaşındayken gitmiştik. Hâlâ unutmamıştı, Kızdaki zekâ ceviz maşallah. Yanımdaki Asmin'in hâlâ bir şey anlamadığını görünce homurdanarak, "On beş yaşındayken gitmiştik." dedim. Asmin bu söylediğimle elindeki siyah çantayı iki eliye kavrayıp çantayı Beril'in sırtına vurdu. "O çeneni mümkünse hiç açma!"

"Of ne vuruyorsun manyak karı!"

"Dedikoducu karılar gibi anca malzeme arıyorsun!"

"Ne var, on yıl sonra bizde onlar gibi olmayacak mıyız?" Eliyle hiçbir şey olmamış gibi saçlarını havalı bir şekilde omzundan geriye atarak, "Ben daha erken başlamayı tercih ediyorum."

İkisi tartışırken onlarla muhattap olmak yerine başımı kaldırıp önümüzdeki mekâna baktım. Kavga eden arkadaşlarımın sesi artık bir uğultu gibi geliyordu kulaklarıma.
Karşımdaki görkemli mekâna odaklandım.

Bir mekândan ziyade koca bir köşk gibiydi. Kocaman ormanın içinde ağaçların gizlediği tenha bir yerdeydi.
Ne araba geçiyordu nede yol üstü gelip giden. İnsan neden bu kadar tenha bir yere sırf bir eğlence için gelsin ki hiç anlamıyorum.

İnsanların bir kısmı bahçede eğleniyorlardı ama tâbi buna eğlenmek denilmezdi. Hepsi mustehcen bir pozisyondaydı. Baktığımda bile miğdem bulanıyordu. Gözlerimi açık saçık insanlardan çekip arkadaşlarıma çevirdim. Hâlâ zavallı Serfinaz için kavga ediyorlardı. Elimi anlıma vurup, "Ya yeter ya." Sanki ayrılmak için sesimi duymayı bekkiyorlarmış gibi sesimi duydukları an didişmeyi bıraktılar. Bunu farkedince hızla, "Yada devam edin." dedim.

Bana bulaşmalarındansa birbirleriyle kavga etmeleri şimdilik daha cazipti.

Bakışlarımı ikiliden ayırıp tekrar önümdeki mekâna çevirdim. Ürkütücü bir havası vardı içine girmek istemiyordum. Sanki adımımı atsam kendi kaderimi belirleyecektim. Baktığım bu manzarada beni rahatsız eden bir şey vardı. Adımlarım geri gitmek istiyor lâkin bu korkumun üzerine gitmek istediğim için bundan vazgeçiyordum.sasece eğlenmek için geldin Milen. Unutma sadece bunun için.

Kolumda birin temasını hissedince daldığım düşüncelerimden yerimde sıçrayarak kendime gelebildim. Bakışlarımın hedefine kolumu tutan Asmin'i aldım. İrkildiğimi gördüğünde, kaşlarını çattı. "Sakin ol, sadece dalmıştın." Dediğinde, Kolumu hızla elinden çektim. Herşeyden herkesten tam şu andan itibaren uzaklaşmak istiyordum.

Bana iyi gelmiyordu, çünkü kimseye güvenmiyordum.

Geldiğimiz bu yerde çok tedirgindim. Sebepsizce etrafıma bakıyor, kimseyi göremeyince kendi kendimi teselli ederek, kimse yok, rahatla sadece bir kaç saat burda kalacaksın diyordum. Fakat bunun işe yaradığı söylenilmezdi. Ürkerek etrafıma baktığımda daha fazla dayanamayarak
Asmin'e döndüm. "Gidelim Asmin." dedim ansızın. Asmin bana tuhaf tuhaf bakınca, ellerini tuttum. "Lütfen gidelim. Başka bir mekâna gidelim. Ama burası değil." İnce kaşları daha çok çatıldı bakışları yüzümü taradı. Beril elindeki porselen tabaktaki kurabiyeleri yerken bana garip bir bakış atıp, "Burda dedikodu toplayamayacağımız için mi bu kadar gerginsin?" dedi bu durumdan kendiside oldukça hoşnutsuzdu.
G

özlerimi sabırla yumdum. "Beni neden anlamıyor sunuz?" Hiç kimse beni anlamıyordu çünkü kimse ne yaşadığımı bilmiyordu.

Gözlerimi açtığımda Asmin elini beline koymuş beni süzüyordu. Tüm dikatimi ona verdim. Baktıkça bu gece için giydiği kıyafetinin ona ne kadar çok yakıştığını farkediyordum.
Giydiği zümrüt yeşili saten elbisesi ona çok yakışmıştı. İlgi çekici vücut kıvrımları vardı. Uzun kestane saçları beline dalga dalga hâlinde iniyordu. İri kahverengi gözleri uzun kripikleriyle birlikte güzelliğini belirginleştiriyordu. Saçlarını
omuzlarından arkaya attığında, yüzüme anlamak ister gibi baktı. "Neyi anlayacağız? Anlatacakların varsa anlat anlayalım Milen." dedi. Hâliyle haklıydı. Asmin gece mekânların kızıydı. Buralarda çok sık takılan biriydi Anlatmamı istiyordu. Anlatacak bir şey yoktu.
V

arsada ben Anlatamazdım. Anlatılmazdı. Söyleyecek hiçbir şey yoktu. Hislere kimse inanmazdı. Hisler yalanlanırdı. Asmin gözleriyle âdeta benimle kavga ederken daha fazla kaçamayacağımı anlayıp teslim oldum. Gözlerimle etraftaki insanları işaret ettim. "Şu insanlara bir bak, böyle bir oratama gireremem ben. Kusura bakma. Ben alışkın değilim." Değil, sebep farklıydı.

Asmin bana doğru bir adım attığında şüpheyle gözlerini kıstı. "Ortamla bir ilgisi yok Milen, Hem ayrıca bize ne insanlardan. Eğer illaki etrafında aksiyon görmek istiyorsan alt katta da bir Kafes dövüşü varmış." Gözlerimi belerterek abartma dercesine Asmin'e baktığımda, "Yoksa sen bizden bir şey mi gizliyorsun Milen?" Sesi kuşkuluydu. Bu düşüncenin olasılığına inanmışa benziyordu.

Ellerimi saçlarımdan geçirdim. "Yok bir şey, tamam hadi gidelim." Her tavrımdan bir anlam çıkaran arkadaşım sonunda beni rahat bıraktı. "Tamam başka bir sorun istemiyorum. Bu gece eğleneceğiz." Eğleneceğimizi hiç sanmıyorum en azından ben. Asmin önümüzden büyük bir özgüvenle yürümeye başlayınca ben ve Beril'de peşine takıldık. Yürürken giydiğim elbise yüzünden çok rahat adım atamıyordum. Üstümde yakası açık beyaz bir elbise vardı. Göğüs dekoltesi olmasa da boyun kısmı komple açıktı. Elbise bütün vücut kıvrımlarımı ortaya sermişti. Ve sırt kısmı da belime kadar açıktı. Neyseki üstümdeki bej rengi kabanım şuanlık vücudumu gizliyordu.

Omzumun hizasında biten kestene rengindeki saçlarımı kulağımın arkasına sıkıştırdım. O hayırsız hayriye saçlarımı kestiğinden bu yana uzamıyorlardı. Bir türlü uzamayan Saçlarımda sevdiğim tek şey kaküllerimdi.

Bahçeye geçtiğimizde Asmin insanların arasına karışmak yerine içeriye geçmeye karar verdi. Bahçede kocaman bir havuz vardı insanlar havuzun kenarında bir çoğu çılgınlar gibi dans ederken bazıları bir köşeye çekilmiş ortamdan bihaber öpüyordu. Bu kız bizi ne biçim bir yere getimişti böyle?

Hız kesmeden Asmin'in peşinden ilerlediğimizde aniden durup bize doğru dönünce adınlarımız yere çıvilendi. "Kızlar siz kendinize burda takılın. Ben hemen geliyorum. İçerisini kontrol edeceğim. Bir yere ayrılmayın geliyorum şimdi." İtiraz etmek için ağzımı açmıştımki Beril benden önce davrandı. "Tamam sen git canım. Rahat rahat takıl, Milen'i bir yere götüreceğim zaten." Asmin Beril'e gülümseyip mekânın kapısından içeri girip gözden kaybolduğunda, kaşlarım çatık bir vaziyette Beril'e döndüm.

Beril elindeki porselen tabakla birlikte koluma girdi. "Yürü seni çok eğlenceli bir yere götüreceğim. Varya heycandan bayılacaksın." Beril'in kolundan çıkıp, "Ben bir yere gelmiyorum. Sen git ben sizi beklerim burda." Beril bir şeyi açıklamak ister gibi mavi gözlerini pörtletip, "Bak Oraya giderken toplayacağımız dedikoduları düşünsene, bir yıl yeter bize" Allah bilir ne tür bir yerden bahsediyordu. Beril bu sonuşta. Daha önce dedikodu için bizi genel evinde bir hayat kadınıyla konuşturmuşluğu var. Az kalsın satılıyorduk! O yüzden Beril güvenilmek için çok yanlış biriydi. Ne zaman onunla gitsem, ya pavyonda yada karakoldan çıkarken buluyorum kendimi. Bir kez daha böyle bir şeyi yaşamamak için kendimi geri çektim. "Sen gidiyorsan git ben gelmiyorum." Ona arkamı dönüp bahçedeki boş masalardan birine geçtim.

Çok geçmemiştiki Beril tekrar kolumu tuttu sinirle ona dönüp kolumu elinden sertçe çektiğimde, tahammül sınırımı çıktan aşmıştı. "Gelmek istemiyorum neden anlamıyorsun! Bir şeyi anlamakta neden bu kadar zorluk çekiyorsun? Biri sana istemiyorum diyorsa anlayış gösteceksin zorluk değil." Sesimi yüksettiğim için Beril'in gözleri anında dolmuştu. Kırılgan bir şekilde titremeye başlayan dudaklarını birbirine bastırdı. "T-tamam gelme, ben kendi kendime giderim." diyip arkasını döndüğünde, hızla yanımdan uzaklaştı. Ellerim pişmanlıkla iki yanıma düştü. Hep böyle oluyordu işte. Bu kız hep böyleydi. Ne zaman onu geri çevirip reddetsem ya yalandan ağlıyordu, yada böyle küsüp gidiyordu. Oflayıp, "Tamam, gitme Allah'ın cezası. Geliyorum!" diye seslendim arkasından yetişirken. Sözlerimin üzerinden saniyeler bile geçmeşti. Beril öyle bir hızla bana döndü ki gözlerinden akmak üzere olan gözyaşlarının da yapay olduğunu anlamış oldum. Yerinde sevinçe ellerini çırpıp, "Ayy! Gerçekten mi? Biliyorum beni tek burakmayacağını!" Gözlerimi devirip. "Hadi gidelim. Nereye gideceksek." diye konuştum sertçe. Yemin ederim bıkmıştım bu kızdan. Asmin sürekli kendini bir şekilde kurtarıp benim başıma bırakıyordu. Ne merakı bitiyordu ne dedikodu sevdası!

Beril heycandan yerinde duramıyordu. Elindeki porselen tabağı dayanamayarak elinden aldım ve içinde kalan son kurabiyeyi de alıp tabağı önünden geçtiğimiz çöp kutusuna attım.

Beril'le birlikte mekânın arka kısmına doğru giderken içten içe yene başımıza bir şey geleceğini hissediyordum.

**

Bomboş bir koridordaydık. Nerden nereye gelmiştik hâlâ inanamıyorum. Beril'in bizi bahçeye çıkaracağını sanıyordum. Ama yanılmıştım Hemde bu sefer büyük yanılmıştım. Bizi her nereye götürecekse bunu benden gizli yapıyordu ve öyleki herkesin kolayca elini kolunu sallayıp girebileceği bir yer de değildi. En çok şaşırdığım şey Beril'in çantasından yüklü miktarda para çıkartıp bir adama verdiğiydi.

Sonrası bir asansöre binip yerin altına inmiştik. Bu yaklaşık beş dakikayı almıştı. Bu beş dakikayı alan süre içinde az kalsın asansörde nefessizlikten öleceğimi sandım.
N

eyse ki son anda durmuş ve dışarı çıkabilmiştik. Şimdi ise bomboş bir koridordaydık. Kimse yoktu, sadece sesler vardı. Bir takım erkek sesi. Kahkahalar, gür sesle edilen tezahüratlar çoşkulu bağırışlar.

Kalbim korkuyla kasıldı.

Nereye gelmiştik biz böyle?

Yerin kaç kat altındaydık hiç bir fikrim yoktu. tek bildiğim bir an önce burdan kaçıp gitmekti. Elim boğazıma gitti. Nefes almakta güçlük çekiyordum. Önümden çok rahat bir şekilde yürüyen Beril'i takip etmekten başka hiçbir şey yapamıyordum. Attığım her adımda geçmişten bir sayfa açılıyordu. Karaladığım sayfaların o siyah mürekkebi kalkıp yerine gerçekler kalıyordu

Kaçtığım gerçekler.

İsim konduramadığım bir şey vardı. Bir burukluk oturmuştu kalbime aynı zamanda gizli bir korku vardı. Sebepsizdi nedenini öğrenemediğim sebepsiz bir korku vardı üstümde. Panik dört bir yanımı esir almıştı sadece kaçmak ve uzaklaşmak istiyordum. Derine batıyordum. Tek bildiğim buydu; derine batıyordum. Nefes alamıyor, ayaklarım zeminin üstünde kayıyordu.
İ

çerden gelen butün sesler kesildi anında. İçerde buraya ait olmayan biri vardı.

Aşşağı inen merdivenlerden basamakları teker teker indik. Büyük bir gürültü sesi geldi. Bir adamın acı dolu haykırışını duyduğumuzda, Beril merdivenleri hızlı hızlı inip, "Çabuk çabuk, Ay inşallah kaçırmamışızdır." dedi telaşla. Neyi kaçırmayacaktık? Etrafıma korkak bakışlar atıyordum.

Her taraftan kasvet akıyordu.

Uzun merdivenlerin sonuna geldiğimizde, önümüzde bir kapı vardı. Beril bana dönmeden kolumu tutup kapıyı açtı ve daha ben bir şey söylemeden beni kendisiyle beraber içeriye soktu.

Kendimi bir anda büyük bir kalabalığın arasında bulduğumda neye uğradıgımı şaşırdım. O kadar çok ses vardı ki kulaklarımın zarı kopacaktı.

Ellerimi kulaklarıma koyup ürkerek etrafıma baktım. Bir sürü insan vardı. Hepsi telin etrafında durmuş tezahürat ediyordu. Ellerini havaya kaldırmış haykırıyorlardı. Şaşkınca etrafıma baktım. Yoğun alkol ve ter kokuyordu. Ne idüğü belirsiz insanlarla doluydu.

Kahretsin aptal Beril bizi kafes dövüşüne getirmişti!

Bir sürü erkeğin içinde tek kadın bizdik. Neyse ki erkekler tek bir noktaya daldıkları için henüz kimse bizi farketmemişti. Kapının girişinde dururken Beril'in yanımda olmadığını farkettiğimde, erkeklerin arasına baktım. Lânet kız nereye kabolmuştu? Hep aynısını yapıyor daha öncede beni pavyon kadınlarıyla başbaşa b8rakıp gitmişti! İnsanların kendini unutmuş gibi bütün dikkatlerini üzerine verdiği tarafa baktım. Ensemden aşşağıya bir ürperti geçtiğinde tüylerim diken diken oldu. İçimi esir alan bu tarifsiz diygulara karşı mücadele edemedim. Yutkunmak istedim lâkin gördüğüm manzarayla bunu yapmak nerdeyse imkânsız bir hâle geldi.

Gözlerim kilitlenmiş gibi tek bir kişinin üzerindeydi. Delirmiş gibi adamı dövüyordu. Vahşice, acımasızca. O kadar hızlıydıki parçalamak istercesine attığı yumrukları saymak mümkün dâhi değildi. Elleri kan gölü olmuştu. Aldığı gergin nefesler öfkesini tatmin ediyor ve her snaiye biraz daha kendini kaybediyor.

Bir sürü insan vardı ama benim gözlerim sadece bana arkası dönük olan o adamın üzerindeydi.
G

özlerim üzerinde oyalandıkça ruhuma atılan prangalar çoğalıyordu.

Kafes dövüşünde hiçbir rakibine acımayıp bir avcı gibi önüne geleni avlamıştı. Tam üç adam ring'in içinde baygındı, belkide ölmüştü. Yüzleri kandan görünmüyordu ve dördüncüsü elindeydi. Kontrolünü kaybetmiş gibiydi bu hâlinden deli gibi korktum. Parçalamak ister gibi dövüyordu. Adam yerde hareketsizce yatarken o üzerinde öfke kontrolü geçirmiş gibi durmadan yumruk atıyordu. İnsanların tezahüratlarını zerre duymuyor gibiydi. Heybetli kaslı vucüdü gözleri üzerine kilitleyecek türdendi.

Yarı çıplaktı üzerinde sadece siyah bir şort vardı. Bronz teni dikkat dağıtıcıydı. Yüzünü görmemiştim yanlızca saçlarını görüyordum. Fakat hangi renge sahip oldukları tartışılır bir konuydu. Ne kestane, nede siyahtı. Sadece ona özel kılınmış bir renk gibi eşsiz ve benzersizdi. Yumruk atarken kullandığı güç fiziksel gücün çok ötesindeydi. Kaslı bedeni günaha davetkârdı. Herkesin içinde onu farklı kılan bir şey vardı, Karanlık... Sınırsız bir karanlık.

Soğuk nefesleri ortama buz gibi bir hava katmıştı. Geçmişin kapıları sonuna kadar açıldı onun için. Geçmiş harabeden farksızdı anılarımı enkazın altında bırakmıştım lâkin bugün aslında hiç o enkazın altına girmediklerini görüyordum. En başından beri orda çırpınan anılarım değilde ruhumdu.

Gözlerim doldu, sadece doldu yaşlar akmadı. Buz tutmuş parmaklarım içe doğru büküldü, bir dehşetin içindeydim her taraf kan kokuyordu.

O kimdi bilmiyorum.

Tanıdık bir koku ondan bana geliyordu. Kokusu duyularıma yasaktı. İçimde beni ona doğru sürükleyen bir şey vardı. Put kesilmiş bir vaziyette ona bakarken dönmemesini diliyordum. Yüzünü görecek cesaretim yoktu. Kendimde o gücü bulamıyorum.
F

akat bu kabulsuz bir duaydı çünkü o benim bedduam olmaya yemit etmişti.

Üzerinde dakikalardır yumruklar attığı adam kendinden geçmiş olmalı ki üzerinden kalktı. Uzun boyunun gölgesi insanların üzerine düştü, Vücudu terliydi. Oldukça heybetli ve iri yapılıydı. Aldığı sert nefesler soluarı kesmişti.

Yavaşça arkasını döndüğünde, sendeleyecek gibi oldum. Görüşümü bulandıran yakıcı sisli gözleri gördüm. Ateş kadar yakıcı, sis gibi bulanıktı irisleri. Üzerine gölgelik etmşti saçları. Bulanık grilerinin etrafını saran siyah bulutlar gözlerindeki merhametsizlikti. Çehresi gergin ve bütün kasları seğiriyordu. Kalın etli dudaklarında çiğnediği gülüşünün emaresi duruyordu. Geniş omuzları hiç düşmemiş gibi çöküşe tecrübesizdi. Geniş göğsünden yükarıya tırmandı gözlerim. Siyah ve kül grisinin karışıp ortaya bıraktığı o mükemmel renkti saçlarının rengi.

Karanlık kokuyordu, yüzüne resmedilmişti gecenin siyahı. Keskin sureti ilk kez karanlıktan çıkıp aydınlığa görünmüş gibi yabancıydı ışığa. Her zerresini inceledim hafızama kazımak ister gibi.

Unutulmayacak biriydi.

Unutulmayacak bir yüze sahipti. Siyah ve kül grisinin karışımı sakalları çehresiyle büyük bir uyum içindeydi. Avcı bakışları kalabalığı es geçip bir arayışa çıktı, birini arıyordu.

İnsanlar delirmiş gibi haykırıyordu. Kimse ismini, kimliğini bilmiyordu. Öğrenmek iatiyorlardı bu kişiyi tanımak istiyorlardı.

Keskin bakışlarını üzerime kilitledi. Korkuyla yutkundum. Bedenime bir sıcaklık bastı. Bu korkudan mı geliyordu bilmiyorum ama onun bakışları üzerimde yoğunlaştığında terledim. Dolmuş gözlerimden bir damla aktı. Aradığını bulmuş gibi dudaklarında çiğnenmiş gülüşün yerini acımasız bir kıvrılış aldı.

Geleceğimi tahmin mi etmişti?

Beni nerden tanıyordu? Bakışları, sisli gözleri neden bu kadar tanıdıktı?

Herşeyine neden bu kadar aşinaydım? Beni rahatsız eden bir gariplik vardı onda.

Dakikalardır put gibi dikildiğim yerde zorlukla kendime gelebildim. Gözlerimi kaçırıp hızla arkamı döndüm ve hızlı adımlarla kapıya doğru ilerledim. Yakıcı bakışlarını tenimde hissediyordum. Elim ayağım birbirine dolanmıştı. Kalbim şiddetle göğsümü tekmeliyordu.

Bana bakarken o dudaklarındaki kıvrılış hâlâ gözlerimin önündeydi. Duygularım karmakarışıktı kendime hâkim olamıyordum. Bütün bedenim zangır zangır titrerken biraz sonra yere yığılacaktım sanki.

Zorlukla nefes aldığımda, soluklarım düzensizleşti. Dışarı çıkttığım an duvara tutundum ve derin derin nefesler almaya başladım. Kendimi teskin ederek, Sakin ol Milen. Sakin ol. Kim olduğunu bilmiyorsun, sen onu tanımıyorsun.

Onu tanımıyorsun.

Duvarın önübde soluklandığım esnada bir çift kuvvetli adım sesi işiti kulaklarım.

kaskatı kesildim.

Zihnim bu adımlara aşinaydı. Sert adımlarının zemindeki tok yankısıyla zemin titriyordu sanki ayaklarının altında. Bir an bile düşünmeden hızla yürümeye başladım. Beril'in içirde olmasını zerre umursamadım zaten ne geldiyse başımıza onun yüzünden gelmişti.

Merdivenlerden çıkamıyordum. Kuvvetli bir güç beni geriye çekiyordu sanki. Merdiven trabzanlarına tutunarak çıktığımda, tehlikeli adımlarının peşimden geldiğini farkettim. Üst üste yutkunarak bacaklarıma yüklendim. Yoğun adranilin damarlarımdaki kan akışını hızlandırıyor bana Zorluk çıkartıyordu.

Basamakları tüketip koridora yetiştiğimde korkulu nefeslerim hayalet gibi etrafımdaydı. Tehlikede olma hissi kaçıp uzaklaşmam için zihnime alrm veriyordu. Her taraf fazla sessizdi. Tam koşacağım esnada arkamdaki ışıklardan biri söndü. Buz kestim ama durmadım. Panikle arkama bakmadan hızla yürümeye başladım. Bir an önce karşımdaki asansöre yetişip burdan çıkmak istiyordum. Adımlarım zeminde kayıyordurdu yere düşmem an meselesiydi. Hızlı hızlı nefes alıp Asansöre yetiştiğimde titreyen parmaklarımla düğmesine bastım.

Açılmadı.

Bir kez daha bastım. Yene açılmadı. Ensemdeki nem birikiyordu. Hissettiğim bu tehlikeli duyguları defetmem gerekiyordu. Sakin olmalı ve burdan hiçbir şey olmadan çıkıp gidecektim. Lânet olsun yapamıyordum. Arkamdan gelen adımların sesini duydukça rahat falan olamıyordum. Gözlerim korkuyla koridorda gezdi. Sertçe düğmeye bastım. "Açıl! Kahretsin açıl!" Göz bebeklerime kadar titriyordum.

İlk kez bu kadar çıkmaza girmiştim. Tek çıkışım bu bozuk asansörken şansızlığıma denk gelmiş olsa gerek açılmıyordu. Panikle arkamı dönüp sırtımı asansöre yasladım. Az önce çıktığım merdivenin tarafı tamamen karanlıktı. Her bir adımına bedel bir ışık sönüyordu. Göğsüm hızla inip alçalırken kesik kesik nefeslerim kalbimde bir deprem meydana getiriyordu. Hücrelerime sığınan hislerim şimdilik bana hiç yardımcı olmuyordu. Karanlık koridorda atılan her adımıyla birlikte varlığı biraz daha hacim kazanıyordu.

Avuç işlerim terledi.

Zifiri karanlığın içindeki gizlenmiş silüetini bana yasaklamış yanlızca azametli adımlarını dinlememe izin veriyordu.

İki ışık daha söndüğünde biraz daha yaklaştı bana karanlık. Sırtımı yasladığım asanaörden ayırıp bir kez daha düğmesine bastım. Bu katta sadece bu asansör vardı ondan başka hiçbir çıkışım yoktu. O yaklaştıkça daha çok korkuyordum ve ben korktukça elim ayağım birbine dolanıyordu. Tekrar tekrar bastım düğmeye migdem kasılïyor kulaklarım uğulduyordu. Adımları yaklaştı, ışıklar güçsüzce söndü. Bütün çıkış yollarım kapandı. Tamamen kapana kısıldım. Sırtımı döndüm, görmeye cesaretim yoktu. Son bir ışık vardı üzerimde aydınlık yapıyordu. Bir süredir gözyaşlarım yanaklarımı ıslatmıyordu. Yaklaştı.

Kokusu duyularıma karıştı.

Buna korku mu deniliyordu? Karanlık bir koridorda hiç bir ışığın sızmadığı bir alanda neden korkudan çok daha başka duyguları hissediyordum? Benliğimi asırlardır terketmiş ve bir an bile uğramamış bu hisleri ruhumda ve jalbimden defetmeliydim.

Kendime yasaklamıştım onu.

”Kaçmak istiyorsun. Yeterince kaçmadın mı?” dedi ağır bir vurguyla. Etrafa sininen sükût sesiyle yerle bir oldu. O kasabada bana yaptıklarını hatırlamak zihnime zulüm egmekten başka birşey değildi. Usulca arkamı döndüm. Korkaklığı artık bırakmalıydım. Beni karşılayan gör karanlıkta üzerimdeki acı veren bakışları hissediyordum.

İzbe bir bir koridorda onunla yapayanlızdım. Ellerimi asansörün duvarına yaslarken, "Karanlıkta kendini gizleyerek kadar korkaksın."dedim tükürcesine. Ne istiyordu benden? Neden peşimdeydi? Ürkütücü bir hâl almaya başlayan sessizliği kahkahasıyla bozdu. Kontrolünü kaybetmişcesine gülüyordu. Sırtımı biraz daha duvara gömdüm. Sağır kesildiğim düşüncelerim beni kaçmam için uyarmaktan vazgeçmiyordu. Gülüşü ağır ağır kendini öfkenin koynuna bıraktığında sert nefesleri koridorda duyuldu. "Korkuyu sana seçtim Raven, senin hissettiklerin bana yasak." dedi bilmediğim bir gerçeği bana hatırlatır gibi.

Benim hissettiklerim korkudan ibaretti. Korku ona yasaktı. Değil. Çünkü o korkuyu hissettirmeyi bilirdi hissetmeyi değil.

"Anca köşe bucakta kısrabilirsin, değil mi? Oysa ben seni güçlü diye biliyordum. " dedim alaya karışık bir sesle. Gerginliğini hissettim. Üstüme doğru bir adım attığında,"Soluk bir ışıktan başka hiç bir şeysin. Ama hâlâ karşımda konuşacak cesaretin var." Kısık ve baskın bir sesle cesaretimi küçümsediğinde, kelimelere olan yabancı dokunuşu sözlere aşina olmadığını söyleyecek nitelikteydi. Bir adım daha attığında bedeni ve bedenim arasında kâğıt geçmeyecek kadar ufalmıştı mesafe. Daralan nefeslerim göğsüne ulaşıyordu. Boyu benden uzundu ve sanırım en büyük zayıflığım fisiksel güçte bitiyordu.
Zorlukla kelimelerimi hecelemeden toparlayıp dile getirdim. "Bildiğim kadarıyla güçlü bir kimse kendinden güçsüz birine yaklaşarak kendine hakaret etmez." dediğimde keskin bir bıçaktan farksız bakışlarını yüzümde hissettim. "Sende tan tersi olmuş sanırım." Zorlukla gülümsediğim için yanaklarım isyan ediyordu.

Saçlarımda dokunuşunu hissettiğim an tüylerim diken diken oldu. Üzerime kaynar sular dökülmüş gibi oldu.

Omurgamdan aşağıya inen ürperti dokununuşunu hazmedemeyen bedenimden kaynaklıydı. Omzuma düşen saçlarım onu rahatsız etmiş gibi tehlikeli bir yavaşlıkla iteleyip omzumun gerisinden attı.

Tennime temas etmeyi bırakmayan parmakları boynuma değindi. Kıpırdansam bedenim bedenine değecekti. Nefesi usul usul yüzüme ulasıyor kalp ritimlerimi bozuyordu. "Güçlü olduğumu söylemeyeceğim."
Deli gibi korkuyordum. Parmağı yavaş yavaş boynumda gezinirken, "Ki seni yoketmemk için güçlü olmama da gerek yok." diye fısıldadı. Yakınlığından rahatsız olarak, "Öldürmeye geldiysen eğer elindeyken öldür derim." Hınç dolu kelimelerim benden bağımsızdı. Hareketsiz kaldı. "Aksi hâlde bir dahaki sefere silah benim elimde olacak."

Lânet olası aklımdan neler geçiyordu böyle? Bütün bedenim zangır zangır titrerken bu tehditleri savuran kişi ben olamazdım. Bu sözlerim üzerine son yaşama ihtimalini de yok etmiştim. Hızlı davranarak yanından geçmek için bir hamle yapmıştım ki daha adımı atmadan sırtım sertçe asansörle buluştu. Çıkan gürültülü sese benim acı dolu iniltim karıştı. "Gitmene izin vermedim." Öfkeyle harlanmış kelimeler ateş gibi kül ediyordu.

İki yanımda duran ellerimin üstüne soğuk elleri değindi. Ellerimi çekmeme müsade etmeden duvara yasladı. Gücünün yarısını bile kullanmadı ellerime baskı uygularken. Ama ben sanki avuçlarım elleri arasında eziliyormuş gibi hissettim.

Bedeni biraz daha yaklaştığında, göğsüm sert göğsüne çarptı çıplak teninin soğukluğunu kumaşın altından bile hissedebiliyordun. Nefesimi tuttum.

O kadar çok yaklaştı ki burnu saçlarıma değdi. Başımı hızla yana çevirdim. "Kaçmak için artık sebeplerin yok." Sesi genzinden boğuk geliyordu. İki yanımda hemen belimin yanında asansörün kapısına yasladığı ellerimi iri avuçlarına aldı. Bir anda kıracak kadar sıkıp hemen sonra tutuşunu gevşettiğinde, "Bırak ellerimi." dedim dişlerimin arasıbda. Bırakmadı bilâkis daha çok sıktı. Dudakları şakaklarıma sürtündü. Vucüdundaki soğukluk azalıyordu sanki, Ellerimi tutan soğuk avuçları ısınıyordu. O yaklaştıkça biraz daha göğsüne çekiliyordum. Görünmez bir çekim beni ona çekiyordu yada o bunu yapıyordu bilmiyorum.

"Bırak, acıtıyorsun." Sinirle soludum.
Dudakları şakaklarımdan sürtünerek kulağıma geldiğinde, tüylerim diken diken oldu. "Canının acıması umrumda mı sanıyorsun?" Değildi elbette. Ellerimi tutan avuçları bileklerime çıktı dokunuşları acı veriyordu. "Sana uzaklaş dedim." Çırpınamıyordum ayaklarıma Prangalar takılmıştı sanki.

Dudakları yanağıma geldiğinde başımı kıpırtatdığım gibi yanağım yüzüne çarptı. Kendini kaybetmiş gibiydi. Sağ elimi tutan elinin parmağı yavaşça bileğimi okşadı. Bunu isteyerek mi yoksa kendinde olmadan mı yapıyordu? Bana olan bu gizli bağlılığı neydi?

Bildiğim bir şey varsa oda buraya bana acı çektirmek için geldiğiydi. Yumuşak dudakları boynuma ulaştı. Titredim. Geçmişin karanlanmış sayfaları bir bir açılıyor, uyuyan anılar yeniden uyanıyordu.

"Her zerreni acı için istiyorum." Kan dondurucu sözcükleri bir yemin gibiydi. "Ve ben arzuladığım o ruhu, o bedeni söküp alırım senden Raven."

Buz kestim.

Boynumda hep kalıcı olacak gibi duran dudakları tam şah damarımın üzerine iz bıraktıracak bir öpücük bıraktığında o an öleceğimi hissettim.

Tutku, ve sevginin öpücüğü değildi. Bu az bir zamanımın kaldığının göstergesiydi. Nefretle, öfkeyle harlanmış acı bir öpücüktü. Sakalları boynuma batıyor, saç tutamları tenimde sürtünüyordu. Şah damarımın üzerindeki dudakları aralandı. "Kaybettiklerinle sevineceksin, başka şansın yok." Dolan gözlerimden bir damla yaş aktığında, o an yabancı bir ses yankılandı koridorda.

"Kum!" diye bağırdı. Kulağıma hiçte yabancı olmayan bu isim beni kendisine tutsak eden o adama aitti. Ellerimin üstündeki elleri çekildiğinde bedenimin yaslı olduğu göğsü uzaklaştı. Yaptığı şeyin yeni yeni farkına varmış gibi benden hızla uzaklaştı. Ama ben uzaklaşamadım. Dizilerindeki bütün güç çekilmiş gibi dizlerim çöktü. Saçlarım bir süredir yanaklarımı ıslatmayan gözyaşlarımı gizledi.

"Ne yaptığını sanıyorsun sen? Gelmeseydim ne olacaktı?" Ne olacaktı? Ölecek mıydım? Hayır öldürmezdi biliyorum. Ona bağıran kişi bir kadındı. Kendisine sesini yükseltmesine öfkelenmiş gibi, "Bana sakın bir daha bağırmaya cüret etme." Adımlarının tok vurgusu yankılandı koridorda. Gitti ve ben öylece kaldım.

Beni öpmüştü. Bu öpücük ölümü simgeliyordu, şah damarıma bırakılan öpücük nefesimin kesileceğinin anlamına geliyordu. Bu yaşadıklarımın hepsi gerçek miydi?

Gerçekti.

Herşey gerçekti.

Kaderime ölümü kendi elleriyle ölümü yazan o adam gitti lâkin konuşan kadın gitmedi. Adınları bana doğru geldi. Topuklu ayakabılarının tıkırtıları önümde bitti. Bana üsten attığı bakışlarına başımı çevirip cevap vermedim. Bir süre başımda beni izledi. Karanlıkta beni görüyor müyfü? Ben göremiyordum. Kendime çektiğim dizlerime başımı yaslarken, "Sıra sana mı geldi?" dedim titrek bir sele. Çok geçmemişti ki sözlerini duydum. "Çocukken de böyleydin. Korktuğun an dizlerin üstüne çöker ağlardın. Hâlâ o zavallı çocuksun." Zihnimde geçmişten bir perde açıldı. İşte bu sözler ordaydılar.

”Sürekli ağlıyorsun. Anneme söyleyeceğim seni!"

“Sen söyledin korkunca ağla diye. Niye bana kızıyorsun? Bende seni babama söylerim.”

”Sen bir zavallısın. Her zaman ağlıyorsun başın sıkışınca da babama söylüyorsun.“

”Babam seni sevmiyor diye hep bana kızıyorsun."

”Annem de seni sevmiyor!“

“Hiçte bile. Bu sabah saçlarımı ördü benim. Hani senin saçlarını örüyor mu yoo. Demek annem benide seviyor."

🍂

BÖLÜM SONU-

Sevgili okurlarım. Bu bölümde iki baş rolün karşılaşmasını yazdım. Beğenmenizi umuyorum.

Kurguya ilk dâhil olacak isim Son sahnede gelişini gördüğümüz kadındı. Gelecek bölümlerde sık sık olacak. Ve 6‘ncı bölümde kurgu gerçekliğini kazanacak. Sihin bizi çok farklı yerlere sürükleyecek.

Bölüme yıldız atmadan geçmeyin. Oy sayısı bizim için çok önemli çünkü.

Gelecek bölümde görüşme dileğiyle hepniz kendinize çook iyi bakın☺️

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

83okunma 1beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Okumak istediğin dünyayı bul.

Kitap Kategorileri 36

Kitap Temaları 144

abiabilerabilerimabimin arkadaşıabiminarkadasiacıAileajanAkademi / OkulaksiyonAnlaşmalı Evlilikanonimarkadaş grubuArkadaşlıkArkadaştan Aşkaaskeraskerîaskeri kurguaskerikurguaşiretAşkAşk/ Romantikaşk üçgeniAvukatayrılıkbabaBerdelBilim KurgubilimkurguBiyografiblBüyübüyücücadıCinayetçocukluk arkadaşıÇocukluk Aşkıdark romancedarkromanceDistopyadoğaüstüdoktorDostluk#DramdüşmanDüşmandan Aşkaeğlenceenemies to loversFantastikGeçmişgenckurguGenç edebiyatgenç kurgugençlikgerçek ailegerçek ailemgerçekailemgerilimgizemGizli KimlikgüchayatHayran KurguhukukHuysuz x NeşeliHüzünihanetİkinci Şansİlk görüşte aşkimkansızintikamİsFadİş Yeri AşkıkaderKaradenizKardeşlikkatilKehanetkomediKomşudan AşkakorkuKraliyetkrallıkkurtadamKüçük KasabaLanetliseLise aşkılise kurgusumaceraMafyamahalleMahalle KurgusuMardinmektupmitolojimizahmutluluknefretNefretten AşkaOkulölümörgüt#özlemPatron x ÇalışanpolisPolisiyePolitik EntrikapsikolojiPsikolojikPsikolojik GerilimromantikRomantik komediromantizmSahte SevgililikSaraysavaşSeçilmiş KişiSenkul Hobi Yazar:MaviduslersokagimSenKul:Maviduslersokagimsevda#sevgisırSırlarslowburnSporsuç#Şiir#takıntıteodenTers KöşetextingtravmaTutkuüniversiteVampirwattpadyalnızlıkYasak AşkyetimhaneZıt KutuplarzorbalıkZorunlu Yakınlık+18