6. bölüm · Shiroi Tsuki no Ken
3. CİLT: GÖLGELERİN VE ÇELİKLERİN BULUŞMASI
3. CİLT: GÖLGELERİN VE ÇELİKLERİN BULUŞMASI
BÖLÜM 5: DEVLERİN GÖLGELERİ VE AURA ÇARPIŞMASI
Toplantı salonunun devasa ahşap kapıları, yüzyıllardır süren kanlı bir savaşın ve binlerce kayıp ruhun ağırlığıyla gıcırdayarak açıldı. İçeri sızan loş ışık, salonun zeminindeki kadim ahşap kaplamaların üzerindeki kılıç izlerini aydınlatıyordu. Yamato, 1. Tümen Kaptanı Ryousuke’nin hemen arkasında, adeta asırlık devlerin arasına aniden bırakılmış cılız bir fidan gibi yürüyordu. Boyu sadece 160 santimetreydi ve buradaki her bir kaptanın yaydığı o ezici, soğuk ruhsal enerji, salonun havasını solunamaz hale getiriyordu. Her köşe, her gölge, imparatorluğun kaderini iki dudağının arasında tutan efsanevi bir komutanın aurasıyla doluydu.
Yamato, adımlarını yavaşlatıp Kurunomi’nin kabzasına dokunurken gözlerini salonda gezdirdi.
Salonun tam merkezinde, 2. Tümen Kaptanı Arakawa Ashura duruyordu. Yapılı, heybetli vücudundaki derin ve eski savaş yaraları, onun geçmişte kaç cepheyi tek başına yerle bir ettiğini fısıldayan birer madalya gibiydi. Göğsü açık gezen bu öfkeli savaşçının omuzlarından sarkan yırtık pırtık haorisi, elindeki 1.6 metrelik simsiyah, uğursuz kılıcı Asura-maru ile birleştiğinde ortaya tam anlamıyla bir yıkım makinesi çıkarıyordu.
Ashura’nın hemen yanında, adeta gölgelerin içinden hiçbir ses çıkarmadan aniden beliren 3. Tümen Kaptanı Kaminari Raijin vardı. Sol gözünün üzerinden geçen şimşek şeklindeki o derin yara izi ve vücudunu sımsıkı saran tamamen siyah suikastçı kıyafetiyle, kılıcı Narukami’yi bir gölge gibi yanında taşıyor, gözleriyle odadaki her hareketi analiz ediyordu.
Salonun sağ köşesinde, bu vahşi ve kan kokan odadaki tek huzur kaynağı olan 4. Tümen Kaptanı Kiyotaki Kirin duruyordu. Savaş alanında bile tek bir leke almamış, tertemiz beyaz-yeşil şifacı kimonosu ve etrafına şefkat yayan yumuşak bakışlarıyla bir meleği andırıyordu. Elinde tuttuğu o zarif, mor renkli kılıcı Saisei, bu karanlık dünyada sadece bir ölüm aracı değil, aynı zamanda yaşama tutunacak bir umuttu.
Kirin’in tam karşısında ise yüzünü ve ağzını tamamen kapatan ninja maskesiyle 5. Tümen Kaptanı Kageyama Kage duruyordu. Küllü gri saçları gözlerinin önüne dökülmüştü ve etrafı sürekli, şüpheci bakışlarla süzüyordu. Bilgi ve istihbarat onun tek mutlak silahıydı; belinde taşıdığı sarı parıltılı kılıcı Yamikage ise karanlığın her köşesini ansızın aydınlatıp düşmanını kör edebilecek kadar sinsi ve tehlikeliydi.
Gözleri biraz daha sola kaydığında, 6. Tümen Kaptanı Hiwatari Suzaku ile göz göze geldi. Suzaku, kollarını göğsünde sıvamış, o alev kırmızısı küt saçları ve hırçın turuncu gözleriyle Yamato’ya her zamanki gibi ters ters, öfkeyle bakıyordu. Belindeki kırmızı kılıcı Homura, tıpkı içindeki o deli dolu savaşçı ruh gibi etrafa sıcak bir enerji yayıyordu. Onun hemen yanında duran 7. Tümen Kaptanı Kazemaru Fujin ise bembeyaz saçlarının ardına gizlenmiş yüzü ve elinden asla düşürmediği devasa yelpazesiyle, fırtına öncesi sessiz bir rüzgar kadar hafif ama her an kesebilecek kadar keskin duruyordu.
Odanın diğer ucunda, devasa cüssesiyle adeta yürüyen bir kale yükseliyordu: 8. Tümen Kaptanı Kurogane Genbu. Üzerindeki ağır metal zırhlar ve elinde tuttuğu 1.8 metrelik devasa Tetsubari kılıcıyla, o bir samuraydan çok aşılması imkansız canlı bir duvardı. Onun yanında, omuzlarına attığı vahşi kurt kürkü yeleği ve ayaklarındaki kanlı sargı bezleriyle 9. Tümen Kaptanı Shiranui Byakko pençelerini bileyen bir yırtıcı gibi sabırsızca bekliyordu.
Gözleri mor bir tülle tamamen bağlanmış olan 11. Tümen Kaptanı Meiji Yomi ise gotik, koyu mor elbisesi içinde, dünyayı sadece ruhların diliyle izliyor, elindeki Shinigami ile ölümün tam kıyısında sessizce süzülüyordu. Onun hemen yanında, kaynak gözlükleri, yüzündeki makine yağı lekeleri ve belindeki alet çantasıyla 12. Tümen Kaptanı Hatsume Karakuri duruyordu. Elindeki 1 metrelik mekanik kılıcı Kikaizin ile o, bu efsanevi ordunun beyni ve yaratıcısıydı. Ve en sonda... Toplantı masasının en asil köşesinde, 13. Tümen Kaptanı Ryuuzaki Ryu duruyordu. Gece mavisi saçları, saçındaki gümüş ejderha tokası ve bembeyaz, altın işlemeli haorisiyle o kadar kusursuz, o kadar asil duruyordu ki, onun ruhunda tek bir ihanet kırıntısının barınabileceğine dair en ufak bir şüphe duymak bile imkansızdı.
Yamato, kendi Kurunomi’sinin ağırlığı altında ezilirken, bu 13 devin arasında gerçek bir kaptan olmanın ne kadar zor olduğunu bir kez daha anladı. Ryousuke ise hiç istifini bozmadan, sessiz ve kendinden emin adımlarla başköşeye geçti. Toplantı başlamak üzereydi; her rengin, her kılıcın ve birazdan dökülecek olan o kanlı ihanetin hikayesi bu salonda yazılacaktı.
