18. bölüm · SHADOWS MONARCH

18. Bölüm: Açık Elle

Yiğit aslan Çelik

Ertesi sabah, ekip yeniden demiryolu bölgesine doğru yola çıktı — ama bu sefer her şey farklıydı. Silahlar arabalarda bırakılmıştı, ekipmanlar minimum seviyeye indirilmişti. Sadece Naz, Kudret Bey, Felix ve Lila gitti; Maria güvenli evde kalıp uzaktan izleme yapacaktı, acil bir durumda destek sağlamak için.
Araç, istasyona yaklaşırken herkesin içinde bir gerginlik vardı — bu sefer silahsız olmak, korumasız hissettiriyordu. Ama Naz'ın gözlerinde farklı bir şey vardı: bir kararlılık, neredeyse bir huzur.
İstasyon binasına yürüyerek yaklaştılar. Gül hâlâ oradaydı — dün bıraktıkları cam kavanozun içinde değil, çünkü onu yanlarında getirmişlerdi, ama toprakta, gülün alındığı yerde küçük bir iz kalmıştı.
Naz, o noktaya yaklaştı, yere çömeldi. Cebinden küçük bir kağıt çıkardı — gece boyunca yazdığı bir mektup. Dikkatlice katladı, tam gülün bulunduğu yere bıraktı.
"Ne yazdın?" diye sordu Kudret Bey, yumuşak bir sesle.
Naz, ayağa kalkarken gözlerinde yaşlar parlıyordu. "Ona güvendiğimi yazdım. Onu bulmaya çalışmayacağımı, ama onu beklerken de sadece oturmayacağımı. Yanında olmak istediğimi, ne olursa olsun."
Felix, çevreyi taradı, gözleri istasyonun çatısındaki kamerayı buldu — hâlâ oradaydı, kırmızı ışığı yanıp sönüyordu. "Bizi görüyorlar," dedi alçak sesle.
Naz, kameraya doğru döndü, bu sefer sesi daha sakin, daha kararlıydı. "Biliyorum orada birileri var, beni izliyor. Ve biliyorum ki bunun bir sebebi var. Ben sana kızgın değilim Yiğit, korkmuyorum da. Sadece... yanında olmak istiyorum. Bu mektubu okuduğunda, belki cevap verirsin, belki vermezsin. Ama ben burada olacağım, senin için."
Uzun bir sessizlik oldu. Rüzgar, istasyonun paslı tabelalarını hafifçe sallıyordu. Sonra, beklenmedik bir şekilde, kameranın kırmızı ışığı iki kez yanıp söndü — sanki bir sinyal, bir cevap gibi.
Lila, şaşkınlıkla fısıldadı: "Bunu gördünüz mü?"
"Gördüm," dedi Felix, gözleri hâlâ kamerada. "Bu bir tepki. Birileri bizi duyuyor, ve bize cevap veriyor."
Kudret Bey, öne çıktı, sesini yükseltmeden ama net bir şekilde konuştu — kameraya, ya da onu izleyen kim varsa ona seslenerek: "Ben de oğluma söylemek istiyorum. Yaptığım hatalar için özür dilerim. Onu bulmak, onunla barışmak istiyorum. Eğer bunu duyuyorsan Yiğit, baban seni bekliyor."
Bu sefer kamera ışığı üç kez yanıp söndü, daha uzun aralıklarla — sanki bir mesaj kodlanıyormuş gibi.
Maria, telsizden heyecanla bağırdı: "Bunu ben de görüyorum! Işık sinyalleri bir düzen izliyor, bu bir Mors kodu olabilir!"
Herkes birbirine baktı, kalpleri hızla çarpıyordu. Felix, hızla telefonunu çıkardı, ışık aralıklarını not almaya başladı. "Tekrar yapması lazım, tam kaydedebilmem için."
Sanki bu isteği duymuş gibi, kamera ışığı yeniden yanıp sönmeye başladı, bu sefer daha yavaş, daha net bir ritimde. Felix, dikkatle her aralığı kaydetti, kısa ve uzun yanıp sönmeleri ayırt etmeye çalıştı.
Naz, nefesini tutarak izliyordu, elleri titriyordu. "Ne diyor Felix? Çözebiliyor musun?"
Felix, telefonundaki notlara baktı, alnında ter damlaları belirmişti. "Bekleyin, çözmeye çalışıyorum... Bu... bu 'yakında' diyor sanırım. Sadece bu kelime, tekrar tekrar."
Kudret Bey'in omuzları hafifçe düştü, hem hayal kırıklığı hem de umut karışık bir ifadeyle. "Yine bekleyeceğiz demek."
Ama Naz, gülümsedi, gözlerinde yaşlar olmasına rağmen. "Hayır, bu farklı. Bu ilk kez ona ulaştığımızı gösteren gerçek bir kanıt. O bizi duyuyor, bizi görüyor, ve bize cevap veriyor. Bu, aylardır aldığım en iyi haber."
Kamera ışığı son bir kez daha yanıp söndü, sonra tamamen söndü — sanki mesaj tamamlanmış, bağlantı kesilmişti. İstasyon, yeniden eski sessizliğine büründü.
Grup, uzun bir süre kameranın söndüğü yere baktı, kimse konuşmadı. Sonra Lila, sessizliği bozdu, sesinde yeni bir umut vardı: "O zaman bekleyeceğiz. Ama bu sefer, bilerek ve güvenerek bekleyeceğiz."
Naz, son bir kez istasyona baktı, sonra dönüp arabaya doğru yürümeye başladı. İçinde, aylardır ilk kez, gerçek bir huzur hissediyordu — Yiğit'in onu duyduğunu, gördüğünü biliyordu artık. Ve bu, beklemeyi çok daha katlanılır kılıyordu.
Araca binerlerken, Felix arkasına döndü, istasyonun karanlık silüetine son bir kez baktı. İçinden geçirdi: Nerede olursan ol patron, seni bulacağız. Ama şimdilik, sana güveniyoruz.