17. bölüm · SHADOWS MONARCH
17. Bölüm: Kanıtın Ağırlığı
Güvenli eve döndüklerinde, gül ve kart masanın ortasına, dikkatle bir cam kavanozun içine yerleştirildi — sanki kırılgan bir kanıt, bir umut parçası gibi korunması gerekiyordu. Herkes masanın etrafında toplanmış, sessizce o güle bakıyordu.
Felix, ilk konuşan oldu, sesi düşünceliydi. "Elimizde artık somut bir şey var. Bu bir hayal değil, bir kanıt. Yiğit hayatta ve bizi izliyor. Ama bu bilgiyle ne yapacağız, işte asıl soru bu."
Kudret Bey, masaya oturdu, parmaklarını kavuşturdu. "Kartta açıkça 'beni bulmaya çalışma' yazıyor. Belki de bir sebebi var. Belki de bizi korumaya çalışıyor."
"Ya da," dedi Lila, sesinde bir şüphe vardı, "bizi uzak tutmaya çalışan başka biri, Yiğit'in adını ve el yazısını kullanıyor olabilir. Bu ihtimali göz ardı edemeyiz."
Naz, elindeki kartı bir kez daha okudu, sesi kararlıydı. "Hayır. Bu onun el yazısı, onun kelimeleri. 'Dikensiz gül' benzetmesini sadece o kullanırdı, kimse bilmez bunu. Bu gerçek."
Maria, masanın kenarındaki dizüstü bilgisayarını açtı, kameradan aldığı görüntü kaydını herkese gösterdi. "Kamera hâlâ aktif olabilir ama sinyali takip etmeye çalıştım, sonuçsuz kaldı — çok gelişmiş bir şifreleme kullanıyorlar. Bu, sıradan bir çete işi değil. Askeri seviyede bir teknoloji bu."
"Bu da 'Sessiz Muhafızlar' teorisini güçlendiriyor," dedi Felix. "Kim olurlarsa olsunlar, ciddi bir kaynakları ve eğitimleri var."
Kudret Bey, uzun süre sessiz kaldı, sonra masaya vurarak konuştu. "Tamam. O zaman iki seçeneğimiz var. Bir: kartın dediğini yapıp bekleriz, Yiğit'in bize ulaşmasını umarız. İki: bu ipuçlarını takip ederiz, riski göze alıp aktif olarak ararız."
"Bekleyemem," dedi Naz, sesi titriyordu ama kararlıydı. "Altı ay bekledim zaten. Her gün onun için endişelenerek, onu kaybettiğimi sanarak yaşadım. Şimdi biliyorum ki hayatta, ve sadece oturup beklemek... buna dayanamam."
Felix, başını salladı. "Ben de aktif harekete katılıyorum. Ama akıllıca yapmalıyız. Doğrudan saldırmak yerine, bilgi toplamaya devam edelim. O kamerayı bulan kişi kim olursa olsun, bize gözlerini gösterdi. Belki de karşılığında biz de onlara bir mesaj gönderebiliriz."
"Ne demek istiyorsun?" diye sordu Maria.
"Demek istediğim," dedi Felix, gözlerinde bir fikir parlıyordu, "eğer bizi izliyorlarsa, biz de onlara bir şey gösterelim. Naz'ın kameraya söylediği sözler gibi. Ama bu sefer daha planlı, daha net bir mesaj. Belki de onlara, hazır olduğumuzu, güvenilir olduğumuzu kanıtlayan bir şey."
Lila, düşünceli bir tavırla masaya eğildi. "Ya da bir tuzak kurabiliriz. Eğer gerçekten izleniyorsak, onları açığa çıkarmak için sahte bir hareket yapabiliriz — mesela yanlış bir konuma gittiğimizi gösterip, gerçek izleme noktalarını tespit edebiliriz."
Kudret Bey, bu fikre karşı çıktı. "Riskli. Eğer bu gerçekten Yiğit'in kurduğu bir ekipse, onları tuzağa düşürmeye çalışmak güveni kırabilir. Belki de daha nazik bir yaklaşım gerekiyor."
Naz, uzun süre sessiz kaldı, sonra konuştu, sesi yavaş ama emin: "Bence ikisini de yapmamalıyız. Ne tuzak, ne de sadece bekleme. Bence ona sadece güvendiğimizi göstermeliyiz. Depoyu, istasyonu tekrar ziyaret edelim, ama bu sefer silahsız, açık bir şekilde. Ona, bizim onu bulmaya çalışmadığımızı ama yanında olduğumuzu göstermeliyiz."
Felix, bu fikri düşündü, yavaşça başını salladı. "Bu cesur ama mantıklı bir yaklaşım. Eğer izleniyorsak, bu bize güven inşa etmenin bir yolu olabilir."
Kudret Bey, masaya baktı, sonra Naz'a döndü, gözlerinde bir hayranlık vardı. "Oğlum seni doğru seçmiş," dedi alçak sesle. "Bu kararlılık, bu sabır... nadir bulunur."
Naz, bu söze hafifçe gülümsedi ama aklı hâlâ Yiğit'teydi. "Peki ne zaman gidelim?"
"Yarın," dedi Felix, kararlı bir sesle. "Ama bu sefer farklı bir plan. Herkes silahsız, açık bir şekilde gidecek. Maria, kameraları ve dinleme cihazlarını uzaktan izleyecek ama saldırgan bir hazırlık olmayacak. Sadece bir mesaj bırakacağız — Naz'ın onlara söylemek istediği her neyse."
Lila, hâlâ temkinliydi ama itiraz etmedi. "Umarım haklısınız. Çünkü eğer yanılıyorsak, kendimizi tamamen savunmasız bırakmış oluruz."
O gece, Naz uzun süre gülü elinde tuttu, yapraklarının her birine dokundu, sanki Yiğit'in kendisine dokunuyormuş gibi. Kartı tekrar tekrar okudu, her okuyuşta içindeki umut biraz daha büyüdü. Yarın, ona ulaşmak için attıkları bu yeni adımın ne getireceğini bilmiyordu ama artık pasif bir bekleyiş içinde değildi — aktif olarak, kendi kararlarıyla ona doğru ilerliyordu.
Pencereden dışarı baktığında, gökyüzündeki yıldızları izledi, içinden geçirdi: Yarın, sana ulaşacağım Yiğit. Bir şekilde, bir yolunu bulacağım.
