7. bölüm · Sessizlik 2021
7. Bölüm 🌊 düşünceleriniz benim için önemli beğenip yorum yapmayı unutmayın iyi okumalar ✨
Güçlü Değildim, Sadece Öyle Görünüyordum"
Kumsala yavaşça yaklaştım ve yanına oturdum. Gözleri şişmişti, belli ki bir şeyler olmuştu. Belki Bars ona her şeyi anlatmıştı ya da... belki de ayrıldılar. Bunu bilmek zordu, çünkü Kumsal konuşmadan anlamak kolay değildi.
Birden bana sarıldı ve yeniden ağlamaya başladı. Gözlerim doldu. Sırtını okşadım, yumuşak bir sesle sordum:
— Neyin var, Kumsal?
Cevabını bildiğim bir soruydu bu. Ama Kumsal sadece,
— Bilmiyorum,
diye fısıldadı. Ardından,
— Bars beni terk etti…
diyerek daha da hıçkıra hıçkıra ağladı.
— Başkasından hoşlanıyormuş… Bana “bizden bir şey olmaz, çünkü kalbimde başka biri var,” dedi.
O an donakaldım. Gözlerim şaşkınlıkla büyümüştü. Nasıl yani? Bars bütün gerçeği anlatmadı mı? Yoksa hoşlandığı biri olduğunu uydurdu mu? Gerçekten biri mi var? Kafam karmakarışıktı. Kumsal’ın yüzüne baktım. İçimde bir öfke vardı, tokat atıp “Volkan’la yaşadıklarını neden anlattın?” demek istedim. Ama yapamazdım. Çünkü Volkan hâlâ motorlarını bizim bozduğumuzu düşünüyor. Kanıtı yok ama ağzımdan çıkacak en ufak söz eline koz verir.
Yine de... bir şekilde, dolaylı da olsa Kumsal’ın ağzından laf almam gerekiyordu.
— Ağlama Kumsal… Bars iyi biriydi. Ama olmayınca olmuyor. Zorlamanın bir anlamı yok, dedim.
— Ama ben onu sevmeye başlamıştım. Kalbim acıyor… Anlıyor musun beni?
— Seni anlıyorum Kumsal. Hem de çok iyi anlıyorum…
Gerçekten anlıyordum. Ama zihnimi daha da bulandırıyordu. Madem Bars’ı seviyordu, neden Volkan’la oldu? Hem de bunu Bars’a ben anlatmıştım… Şimdi dönüp bakınca, acaba hata mı yaptım? Farkında olmadan bencillik mi ettim?
Kumsal’a sinirle baktım.
— Bugün Volkan’ın adamları barda az kalsın bizi haşat ediyordu, dedim.
O ise gözlerini benden kaçırdı.
— Nasıl oldu? İyi misiniz?
— İyiyiz. Ama Volkan giderek daha da pisleşiyor. Bu cesareti nereden alıyor, anlamıyorum. Hapse attırdım, motorunu aldım ama başka bir hesabı var sanki. Çözemedim.
Kumsal sadece sustu. Beni dinledi. Sonra aniden ayağa kalktı. Gözleri yerde, elleri titreyerek:
— Artık gitmem lazım, Sial, dedi.
— Dikkat et kendine. Ve... bir süre konuşmayalım. Volkan’ın çevremdekilere zarar vermesini istemem.
Eskiden tanıdığım Kumsal, gerekirse kendini bile siper eder, yanımda dururdu. Ama bu Kumsal sadece,
— Tamam... Sen de dikkat et,
dedi ve gitti.
İşte o an yıkılan bendim. Hoşlandığım çocuğu kaybetmiştim. En yakın arkadaşımı da.
Kumsal arkasına bile bakmadan uzaklaştı. Bense içeri girip kapıyı kapattım. Orada, dizlerimin üstüne çöküp sessizce ağlamaya başladım.
Kim demişti güçlü biri olduğumu?
Hiç güçlü olmadım.
Sadece öyle görünmeye çalıştım.
Aslında, gözlerime bakan biri anlardı. Anlamalıydı.
Zaman ne gösterecek bilmiyorum.
Ama şu an hiçbir şey yolunda değil.
Babam ve annem mutfakta kahve içiyorlardı. Sessizce onların karşısına geçip oturdum. Gözlerimden bir şeyleri anlar gibi birbirlerine baktılar. Sonra babam,
— Bir sıkıntın mı var, Sial?
diye sordu.
Kafamı masaya gömdüm.
— Sadece yorgunum, baba…
— Neyle yoruldun Sial? Okulu bıraktın, tamam dedik. Kararına saygı gösterdik. Sonra işe girdin, motor parasını toparladın, çıktın. Şimdi ise ortalarda yoksun. Nerelere gidiyorsun bilmiyoruz. Endişeleniyoruz.
Annem elini saçlarımda gezdirerek usulca konuştu:
— Baban haklı, kızım. Artık kendine faydan olacak, seni geliştirecek şeyler yapmayı dene. Mesela ders çalışmak, dondurduğun bölüme devam etmek… Ya da düzgün bir iş bulup meslek edinmek. En azından içimiz biraz daha rahat eder.
Kafamı kaldırıp zoraki gülümsedim.
— Haklısınız... Bunları düşüneceğim,
dedim ve odama yöneldim.
Yalan söylemiyordum... ama doğruyu da tam söylemiyordum. Onları oyalıyordum. İçlerini rahatlatmak için öylesine söylemiştim. Ama biliyordum ki bir gün bu söylediklerini gerçekten düşünmek zorunda kalacağım.
Ertesi sabah.
Saat 10’da uyanıp kütüphaneye gittim. Ne düşünmek için... ne de Bars için. Sadece kahvaltı yapacaktım. Kütüphanenin kafesi hep iştahımı açardı. Siparişimi verdikten sonra Savaş’ı arayıp birkaç gün gelemeyeceğimi söyledim. Ama başka yerlerde görüşebileceğimizi de belirttim. Evime yakın bir yerlerde buluşmak daha iyiydi. Böylece eve daha erken dönebilir, onları biraz daha mutlu edebilirdim.
Siparişim gelene kadar La Casa de Papel’in 5. sezon 5. bölümünü izliyordum. Bir gölge fark ettim üzerimde. Garson sanıp başımı kaldırdım.
Ama o... Bars’tı.
Elini sandalyeye attı.
— Oturabilir miyim?
— Olur tabii, otur.
Tam o sırada kahvaltım geldiği gibi . O da konuşmaya başladı.
— Sial... Kumsal’la konuştum, dediği an sözünü kestim:
— Hayır, konuşmadın Bars. Ona söylemen gereken şeyi söylemedin. Yalan söyledin.
— Yalan söylemedim, Sial. Gerçekten... başka birinden hoşlanıyorum. Ama evet, gerçeği de söylemedim. Çünkü… çünkü yapamadım. Nedenini ben de bilmiyorum.
Kalbim hızla atıyordu. Sormak zorundaydım:
— Kimden hoşlanıyorsun Bars?
Bir an sustu. Gözlerini kaçırdı. Sonra,
— Bunu bilmen bir şeyi değiştirmez, Sial. O artık bana bakmaz bile...
dedi.
Kaşımı kaldırdım.
— Nasıl yani?
— Boşver. Sadece... her şey için teşekkür etmek istedim.
Gözlerimi ona diktim.
— Bars, bana neden yalan söyledin? Hani şu "gözlem dersi" bahanesiyle beni lunaparka götürdün... Oysa o ders hiç yokmuş. Neden yaptın bunu?
Geri oturdu.
— Seninle vakit geçirmek istedim... Ama sonunun böyle olacağını beklemiyordum. O şeyi söylemeseydin, belki dondurma da yemeye gidecektik.
— Bars, bu cevap değil. Sorunun cevabı bu değil. Neden yaptın?
Tekrar ayağa kalktı.
— Sebebi yok. Öylesineydi,
dedi sadece. Ama bu cevaba kendisinin bile inanmadığı belliydi.
Peşinden kalktım.
— Bars, dur...
Arkasını dönüp beni süzdü. Gözleri üzerimdeydi. Özellikle siyah mini eteğimde... Sonra yukarı çıkıp göz göze geldik. Hafifçe gülümsedi.
— Bugün de güzel olmuşsun. Ama... üzerine giydiğin siyah crop’la fazla serseri gibisin.
_sende bu siyah tişört siyah pantolon fazla sıradansın dedim gülümseyerek
Başta ne dediğini tam anlamadım bars .
— Cool demek istedin sanırım?
— Hayır. Gangster gibisin şu an sial,
deyip güldü ve uzaklaştı.
Kendi kendime mırıldandım:
— Bu nasıl bir benzetme? Ne kadar saçma...
Ama sonra fark ettim ki... Gülümsemiştim.
Ve bazen, saçma şeyler bile iyi gelir insana.
Bars uzaklaşırken arkasından bakakaldım. Gülümsemem dudaklarımda asılı kalmıştı ama içimde dalga dalga yayılan bir sessizlik vardı. İçimdeki sorular, kahvaltım kadar yarım kalmıştı.
Kafamda yankılanan tek cümle:
“Bunu bilmen bir şeyi değiştirmez, Sial.”
Peki ya değiştirirse?
Kahvaltımı bitirmeden masadan kalktım. Kütüphane sessizdi ama zihnimde fırtına kopuyordu. Ayaklarım beni nereye götürdü bilmiyorum, kendimi deniz kenarında buldum. Telefonum elimdeydi. Kumsal’ı arayıp aramamak arasında gidip geliyordum. İçimde bir ses, "Onu rahat bırak," derken, başka bir ses "Gerçekleri konuşmadan hiçbir şey geçmeyecek," diyordu.
Ama neyi konuşacaktık ki?
Kumsal benim en yakın arkadaşımdı.
Bars da belki... en zor duygumdu.
Telefonu cebime koydum. Deniz kıyısında, bir banka oturup yüzümü rüzgâra verdim. Gözlerimi kapattım. Kafamın içinde hâlâ Bars’ın sesi dolanıyordu:
“Gerçekten başka birinden hoşlanıyorum... Ama söyleyemedim.”
Kimdi o?
Neden söyleyemedi?
Neden ben olamıyorum?
Birkaç saat sonra eve döndüm.
İçeri geçtim, odama kapandım.
O gece, defterimi açtım. Aylar sonra ilk defa. Bars’la geçen ilk lunapark günümüzü yazdım.
Ve en sonunda tek bir cümle:
"Kayıp olmak, bazen bulunmaktan daha güvenlidir."
Bir şeyleri açık açık sormam gerekiyordu.
