11. bölüm · Sessizlik 2021

11. Bölüm ilk kurşun

Omega B

Kumsal beni görür görmez koşup boynuma sarıldı.
“Sial, iyi misin? Havva Teyze anlattı, kaç gündür neler yaşamışsın… Bana niye haber vermedin? Yanında olurdum, seni yalnız bırakmazdım,” dedi gözleri dolu dolu.

Onu yavaşça kendimden uzaklaştırdım.
“Kumsal… Ben iyiyim. Hasta olan Savaş.”

Kafasını yana eğdi, gözlerimin içine baktı.
“Sial… Bir sorun mu var? Neden benden kaçıyorsun?”

Kaşlarımı çattım. İleri doğru birkaç adım attım, sonra aniden dönüp bağırdım:
“Sence uzaklaşan ben miyim, Kumsal?”

Gözlerini kaçırdı. Sessizlik ağırlaştı.
“Kumsal, biz yakındık. Ben sadece seninle bu kadar uzun süre konuştum. Yanındaydım, her ihtiyacına koştum. Sana sırlarımı anlattım, evimi açtım. Peki sen… sen benim için ne yaptın?”
Sesim titremeye başlamıştı. Gözlerim doluyordu ama ağlayamazdım. Güçlü görünmek zorundaydım.

Kumsal, bana değil de çevresindeki her şeye bakıyordu. Etraftan hastalar geçiyor, hemşireler öfkeyle bizi izliyordu.
“Sial, ne diyorsun sen? Ben sana ne yaptım?” dedi sonunda.

“Burası uygun değil,” dedim kısık sesle. “Dışarı çıkalım.”

Aşağı inerken hâlâ, “Ben bir şey yapmadım,” deyip duruyordu. Ama ben biliyordum. Her şey ortadaydı.

Dışarı çıkar çıkmaz derin bir nefes aldım. Sonra… tokadı indirdim.

Kumsal bir adım geriye sendeledi, elini yanağına götürdü. Gözleri dolmuştu. Ağlamamak için dirense de başaramadı.
“Neden?” diye fısıldadı.

Benim de gözümden yaşlar süzülmeye başladı.
“Bu tokat, bana ihanet ettiğin içindi, Kumsal. Arkamdan iş çevirdiğin, Volkan’la birlikte olduğun içindi. Neler anlattın ona?!”

Sesim o kadar yüksekti ki hastane önündeki herkes dönüp bize bakmaya başladı.

Kumsal, “Açıklayabilirim, Sial…” dedi. Arkasındaki park halindeki motosiklete bakarken gözleri ayıcığa takıldı. Yüzü değişti. Kaşlarını çattı, ağlayan gözlerle bana baktı. O an… yumruk gibi sıkılmış elim yavaşça açıldı. Çünkü… benim de bir hatam vardı.

Elimi alnıma götürüp sağa sola yürümeye başladım.
“Ne düşünüyordun Kumsal? Arkamızdan iş çevireceksin de ben anlamayacak mıyım?!”

Kumsal kolumdan tuttu. “Beni dinle,” dedi gözlerimin içine bakarak.
İlk defa… onun gözlerinde keder gördüm. Gözleri bir şey anlatıyordu ama dili susuyordu.

“Ben… ona âşık oldum,” dedi sonunda.

Ellerimi çektim, yüzümü kapattım.
“Âşık oldum mu?! Volkan her gün başka bir kızla, her pis işin içinde… Kumsal, seni kullanıyor!”

“Hayır! Seviyor beni!” diye bağırdı.

Yakasına yapıştım.
“Mal mısın sen?! Gerizekalı mısın?! Kör müsün?! Hani Bars’ı seviyordun? Geçen gün onun için ağlamadın mı?!”

Tam arkamı dönecektim ki… bir motor sesi duydum. Geriye döndüğümde, motosiklet Kumsal’ın arkasında durmuştu. Üzerinde iki kasklı adam vardı. Kumsal, “Bars aslında…” diyordu ki…

Arkadaki adam silahını çıkardı.
Sadece bağırabildim: “KUMSAAAAL!”

Onu çekmeye çalıştım… ama geç kaldım.
Kurşun sırtına saplandı. Kumsal, ağır çekimde yere yığıldı.

Dünya sustu.

Ellerim titriyordu. Ne yapacağımı bilemedim. Kumsal’a mı koşmalıydım, adamları mı takip etmeliydim?

İçimdeki ses kararımı verdi. Motoruma atlayıp peşlerine düştüm.

Yollar dar, rüzgar keskin, gözyaşlarım kaskım olmadığı için yüzüme savruluyordu. Kumsal... yaşıyor muydun? İçim parçalansa da onları yakalamalıydım. O kurşunu sıkan kimdi?

Telefonu el çabukluğuyla çıkardım, babamı aradım.
“Alo… Baba? Duyuyor musun?”

“Sial, Savaş iyi mi?” dedi endişeyle.

Ağlayarak, titreyerek konuşabildim:
“Baba… Kumsal vuruldu. Onu vurdular, hastanenin önünde… çok korkuyorum!”

Babam bir süre sessiz kaldı.
“Hemen geliyorum,” dedi kararlı bir sesle. “Ama sen...”

“Baba, ben onu vuranları takip ediyorum! İki kişiler. Plaka yok, yüzlerini göremedim! Onu dışarı çıkardım, konuşacaktık... Bu benim suçum!”

“Kızım, dön hastaneye. Sana bir şey olmasın. Ben bulurum onları. Hemen çıkıyorum!”

Telefonu kapattım, hızımı artırdım. Adamlar fark etmişti. Daha hızlı, daha tehlikeli gitmeye başladılar. Gözyaşlarım artık rüzgarla karışmıştı.

Tam o sırada kulaklığımdan bir ses geldi.

“Sial? Neredesin? Bugün hiç gelmedin…”

Savaş’tı.

“Savaş… özür dilerim… çok özür dilerim,” dedim ağlayarak. “Senden daha önemli bir şey yoktu… hata yaptım…”

“Sial, sesin kötü geliyor… Hızlısın… motor sesi… nereye gidiyorsun?”

“Hastaneye döneceğim… ama biraz gecikeceğim…”

“Tamam… ben ayağa kalktım az önce. Kendimi bomba gibi hissediyorum. Sen gelmezsen ben gelirim!” dedi gülerek.

“Savaş, bunu sana kim yaptı?” dedim. İçimdeki şüpheler büyüyordu.

Sesi birden kesildi. Benim hızım arttı. Onlara çok yaklaşmıştım. Bazen yan yana gidiyorduk ama kim olduklarını hâlâ anlayamıyordum.

“Bu Volkan değil!” diye bağırdım. “Başka biri! Ama bulacağım onları!”

Telefonu kapattım. Motorlar artık yolları kesmeye başlamıştı. Onlara neredeyse dokunabileceğim kadar yakındım.

Bu sırada hastanede… Kumsal ameliyata alınmıştı. Babam güvenlik kameralarını izliyordu. Beni bulmak için ekip kurmuştu. Biliyordum.

Motora elimi uzatsam… vurana dokunacaktım. Kaskın ardından göz göze geldik sanki.
Onun kim olduğunu bilmiyordum.
Ama içimde bir ses… “Bu, tanıdığın biri,” diyordu.

Motoru neredeyse son hızda sürüyordum. Rüzgâr, kulağıma çığlık gibi çarpıyor, gözlerim yola değil, hedefime kilitlenmişti. İçimde bir volkan patlamış gibiydi. Kumsal hastanede yaşam savaşı verirken, ben onu vuranları yakalamak için ölümle yarışıyordum.

Sokaklar daraldı. Araçlar kenara çekilmemeye başladı. Adamlar bir kavşaktan keskin bir dönüşle sapak yaptı. Ben de peşlerinden dönmek isterken, önümde aniden beliren beyaz bir minibüsle göz göze geldim.

Fren… çok geçti.

Çarpma sesi keskin bir çığlık gibi gecenin içine karıştı.

Motor havaya fırladı. Gökyüzü bir anlığına ters döndü. Zaman yavaşladı.

Düşüyordum…

Yere çarpışımı hissetmedim. Ama kemiklerimin sesi kulaklarımda yankılandı. Bir şeylerin yerinden oynadığını… kırıldığını… içimde bir yerin sustuğunu hissettim.

Yerdeydim. Sırtım taşlara, asfaltın sıcaklığına yapışmış gibiydi. Gözlerim gökyüzüne kilitlendi ama net göremiyordum artık. Görüşüm bulanıktı. Sadece maviyle gri arasında gidip gelen bir boşluk…

Nefes almak… zorlaşmıştı.

Biri koşarak yaklaştı. Sesler uzaktan, yankılı geliyordu.
“Genç kız! Hey! Duyuyor musun? Ambulans çağırın!”

Kıpırdayamıyordum. Sadece gözlerim hareket ediyordu. Ve ağzımdan çıkan fısıltı:
“Bars…”
Diğer motosiklette durmuştu arkadaki adam bana doğru koşmuştu ama gözlerim bulanıklaşıyordu belki de hayaldi .

Bedenim taş gibi ağır, nefesim çürük yaprak gibi hafifti.

Sireniyle gelen ambulans, sanki göğsümün içinde çalan çanlar gibiydi. Her şey flu… her şey hızlıydı. Eller, sesler, ışıklar… Hepsi birbirine karıştı.

“Damar yolu açın!”
“Kalbi yavaşlıyor!”
“İç kanama olabilir, hemen BT!”

Bilincim gidip geliyordu. İçimde Kumsal’ın silah sesi vardı. O an, o kurşun. Bir türlü çıkmıyordu kafamdan.

Yüzüme oksijen maskesi yerleştirdiler. Son gördüğüm şey, ameliyathane lambalarının göz kamaştıran ışığı oldu.