11. bölüm · Sekreter

TEK BEDEN

Çağla Y.

Evde işlerim bitince çıktık, James bir şey söylememe konusunda hâlâ kararlıydı. Eve geldiğimizde hava kararmıştı ışıkları açmak istediğimde James izin vermedi elimden tutup beni terasa götürdü. Terasa çıktığımızda terasın ışıklarını açtı.

Yemek masasında yemeklerimiz ve küçük metal bir kovanın içinde şarap vardı etrafına ise gül yaprakları konulmuştu. Arkamı dönüp ona baktığımda bana gülümseyerek bakıyordu. "Bunlar benim evden gideceğim için mi?" dedim.

"Hayır." dedi gülümseyerek. Ona sorarcasına baktığımda elimden tutup yemek masasına ilerledi. Ben oturduktan sonra kendisi de oturdu. Küçük kovanın içinden şarabı alıp açtı ve kadehlerimize doldurdu. Masanın diğer tarafında olan yemeklerden tabağımıza alıp yemeye başladık. "Ne zaman yaptın bunları?" 

"Şirketten çıktığımda." Dedi. Yemeklerimizi yedikten sonra biraz oturup sohbet ettik. Yarın eşyalarımı toplayıp götürdüğümde benimle geleceğini söyledi. Yarın şirkette işi yokmuş, bir sonraki hafta başlamak istediğimi söylediğimde biraz dinlenmemi söyledi. 

Masayı birlikte kaldırıp bulaşıkları yerleştirdik ve sonra üst kata çıktık. Odaya girdiğimde ışığı yakmadı, biraz daha ilerlediğimde ay ışığı sayesinde yataktaki kırmızı gülleri gördüm. Arkamdan gelip belime sarıldığında ona baktım yanağımdan öpüp gülümsedi. Ona dönüp sarıldığımda o da bana karşılık verdi ve boynumdan öptü.

"Şimdi anladın mı?" dedi kulağıma doğru. Başımı sallayıp gülümsedim. 

💧

Sabah kalktığımda gözümün içine giren güneşle arkamı döndüm James koluyla gözünü kapatmış uyuyordu. Yatağa oturup etrafıma bakmaya çalıştım. Gözüm güneşe alışında etrafıma baktım güller etrafa saçılmıştı dün geceyi hatırladığımda yüzümde istemsizce bir gülümseme oldu. 

Arkamdan gelen sesle dönünce James uyanmış gelen güneşi engellemeye çalışıyordu. Yüzüne gelmeyecek şekilde önüne eğildiğimde gözlerini kırpıştırıp açtı. Elimden tutup omzuna yatırdığında yüzüne gelen güneşle yine sinirlendi ben ise onun bu haline gülüyordum.

"Hiç komik değil." dedi uykulu sesiyle. Bana doğru dönüp başını yastıklara dayadı ama güneş hâlâ geliyordu. Yerimden kalkıp perdeyi örttüm ve geri yattım.

Biraz daha yatakta kaldıktan sonra kalkıp kahvaltımızı yaptık sonrasında bana bir bavul verdi ve eşyalarımı yerleştirmeye başladım. Ben yerleştirirken o da gelen maillere baktı. 

Bir saat sonra tüm eşyalarımı hazırlamıştım gitmek için hazırdım. Çalışma odasına girdiğimde James telefonda birisiyle konuşuyordu sanırım Mia idi, telefonu kapatınca bana döndü.

"Mia mı?" Başını sallayıp gülümsedi. "Hazırım ben." dediğimde yerinden kalkıp yanıma geldi. Gitmemi hiç istemiyordu.

Bavullarımı alıp evden çıktık kısa süre sonra evimin önüne gelmiştik, bavulumu da alıp içeri geçtik. Kapıdan girdiğimde etrafa baktım çok hoş gözüküyordu. Yatak odasına gidip yatağa oturdum James'de gelip yanıma oturdu. Bavulu yatağın üzerine koyup dolabın kapaklarını açtım o da bavulu açıp içindekileri teker teker bana vermeye başladı.

İç çamaşırlarımı verdiğinde yüzünde pis bir gülüş vardı koluna vurup yerleştirmeye devam ettim. Bu adam beni niye bu kadar utandırıyor ki?  Eşyalarımı yerleştirince yatağa uzandım. "Yoruldun mu?" dedi yanıma yaslanıp.

"Evet haftanın da yorgunluğu var." dedim. Gerçekten bir hafta hiç durmadan şu evle uğraşmıştım iki gün dinlendim ama yetmedi. "Jen." dediğinde ona baktım. "Ne oldu?"

"Daha evin alışverişi var güzelim." dedi gülerek. Ona dudaklarımı büzüp baktım ve ben de gülmeye başladım. "Biraz dinlen öyle çıkalım." dedi yanağımı öpüp. Yanıma yattığında yan dönüp onun omzuna yaslandım o da kolunu kaldırıp beni kendine çekti.

Bir saat boyunca sarılıp yatakta uzandıktan sonra kalktık. James içeri geçtiğinde ben de üzerime bir elbise giydim. Çıkmadan önce telefon çaldı arkama baktığımda komodinin üzerinde bir telefon vardı. Elime alıp baktığımda Mia'nın ismi vardı ama telefon James'in değildi. Sonunda telefonu açıtım.

"Jen!" Mia'nın neşeli sesiyle yüzümde bir gülümseme oldu. "Mia bu telefonun kimin olduğunu bilmiyorum." dedim hemen. "Abim söylemedi mi?" dedi sesinden güldüğünü anladım. "Yine ne karıştırdı?" 

"O karıştırmadı biz karıştırdık. Benim sana hediyem." dedi küçük kız çocukları gibi. "Mia bunu niye yaptın?" dedim sakince. Benim için çok şey yapmışlardı sanırım biraz utandım. 

"Hiç itiraz etme ablacım o benim sana küçük bir hediyem." 

"Abisine çekmiş." dedim gülerek o da benimle birlikte gülmeye başladı. "Ne yapıyorsun?" Dedi. "Eve geldim şimdi James ile birlikte mutfak alışverişine çıkacağız." O da bir ya da iki saat sürerdi herhalde. "Akşama doğru yanına gelirim yorgunluk kahvesi yaparım sana ne dersin?" 

"Harika olur derim." dedim ve gülmeye başladım. Kapattıktan sonra içeri geçtim James koltukta oturmuş dışarı bakıyordu. Karşısına geçip telefonu gösterdiğimde gülüp ellerini suçum yok dercesine havaya kaldırdı.

"Mia ile konuştum az önce o söyledi. Bu akşama doğru yanıma gelecek bana yorgunluk kahvesi yapacak." dediğimde güldü. Evden çıkıp büyük bir markete girdik. James market arabasını alıp yanıma geldi, ben önden o da arkamdan geliyordu.

Sebzelerden etlere, kahvelere kadar birçok şey alıp arabayı doldurduk. Ben alırken James gözüne güzel gördüğü sevebileceğim bir şey varsa onu da ekliyordu, ona baktığımda bana gülümseyip devam ediyordu.

Kasada ödemeyi yapıp poşetleri alıp çıktık. Ağırları kendisi aldı bana hafifleri verdi, ağırlardan da almak istedim ama izin vermedi. Poşetleri bagaja yerleştirip arabaya geçtik.

Eve gelince poşetleri mutfağa bırakıp koltuklara geçtik. Otururken onun telefonu çalınca şirkete gitmek zorunda kaldı. James gittikten sonra biraz dinlenmek için odama geçip yattım.

Zilin çalmasıyla yerimden sıçradım ne olduğunu anlamadım sonra bir kez daha zil çalınca kalkıp kapıyı açtım. Mia elinde küçük bir poşetle kapıda duruyordu beni görünce gülüp içeri geçti. "Bu ne hal?" dedi gülerek.

"Biraz dinlenmek için uzanmıştım uyuya kalmışım kapı birden çalınca anca kendime geldim." dedim ve koltuğa geçip oturduk. Kendime geldiğimde mutfağa geçip aldıklarımı yerleştirmeye başladım.

Buzdolabına konulacakları koyarken Mia ise diğer poşette olan eşyaları tezgaha çıkarıyordu. Mutfakta işimiz bitince Mia kahve fincanları çıkartıp kahve yapmaya başladı. Kahveleri yapınca içeri geçip oturduk biraz okulundan ve abisinden bahsetti.

"Jessica iki kez aradı bir kez de geldi ama abim kabul etmedi." Dedi omuz silkerek. "Açık konuşmak gerekirse iyi yapmış." Şu an böylelerse evlendiklerinde ne olacaktı. "Katılıyorum." dediğinde güldüm. Televizyonu açıp biraz seyrettikten sonra evine gitti.

O da gidince evde tek başıma kaldım açıkçası biraz tuhaf oldu. Düşünmeyi bırakıp mutfağa yöneldim altığım tavuklardan birini çıkartıp kızartmaya başladım, onlar kızarırken televizyon önündeki masayı hazırladım ve tavuklar kızarınca masaya oturup kanalları dolaştım. Saat on ikiye kadar kanalları dolaşıp ilgimi çekenleri izledim gözlerim kapanmaya başlayınca üzerimi değiştirip yattım.

Sabah gelen kokularla gözlerimi açtım etrafıma bakınıp içeri geçtim. Mutfaktan sesler geliyordu içeri girdiğimde James tezgaha yaslanmış salata yiyordu. İçeri girdiğimi görünce gülümseyerek baktı, onun geldiğini tahmin etmemiştim ve biraz korkmuştum onu görünce rahatlasam da kızıyordum da.

"Öğlen oldu." dedi salatasını yerken. "Ne zaman geldin?" dedim. Yanıma gelip gülerek baktı. "Bir saat önce geldim, yanına da geldim ama kalkmadın." dedi omuz silkip arkasına baktım. 

"Üzerini değiştirir misin yoksa değiştireyim mi?" dedi gülerek. Ona göz devirip odama gittim. Elimi yüzümü yıkayıp geceliğimin sabahlığını giydim şimdi değiştirmeye üşeniyorum sonra değiştiririm. 

İçeri geçtiğimde masaya oturmuş başını eline yaslamış masaya bakıyordu. Beni daha görmediği için biraz onu izleyip yanına geçtim. Beni görünce gülümseyip üzerime baktı.

"Üşendim." dedim ve oturdum. "Değiştirebilirim." dedi başını yan yatırmış bana bilmiş bilmiş bakıyordu. "Sapık." dedim koluna vurup o da gülüp önüne döndü. "Yorgun musun?" Başımı iki yana salladım. "Hayır şu an iyiyim." Kahvaltıya devam ederken kapı çaldı.

"Birini mi bekliyordun?" dedi. Başımı hayır anlamında sallayıp kapıyı açmaya gittim. Açtığımda karşımda Mia duruyordu, beni görünce sarılıp birlikte içeri geçtik.

"Abi seni görmeyi beklemiyordum." dedi James'in yanağından öpüp benim karşıma geçti. "Ben de seni görmeyi beklemiyordum." dedi gülerek. Onlar konuşurken ben de bir fincan daha alıp içeri geçtim.

Biz kahvaltımızı yaparken Mia çayını içiyor James'e yaptıklarından bahsediyordu, ben de onları dinliyordum. James Mia'yı dikkatle dinliyor ve cevap veriyordu, anlattığı önemsiz olsa da sanki çok önemli bir şey anlatıyormuş gibi dinliyordu. Bir kardeşini kaybetmişti ve Mia onun için her şeyden önemliydi. 

"Jen bize yemeğe gelsene evine yerleşmeni kutlarız." dediğinde düşüncelerimden sıyrılıp Mia'ya döndüm. "Ben değil siz gelin." dedim gülümseyerek.

"Mesela yarın akşam gelebilirsiniz." dediğimde başını sallayıp önüne döndü. Kahvaltı bitince James ile masayı toparladık ve sonra gitti, evde Mia ve ben kalmıştık.

Mia'nın yanına geçip oturdum biraz sohbet ettikten sonra yarın olacak akşam yemeğinden konuştuk. Biz masayı toplarken Mia Andrea'ya yarın akşam davet ettiğimi söylemiş. "Bu akşam bende kalsana." dedim. Evde tek kalmak sıkıcı gelmeye başlamıştı. 

Günün devamında Mia için evinden eşya almaya gittik, akşam yemeğine kadar televizyon karşısında oturup kanalları gezip filmler izledik. Yemeğimizi yedikten birkaç saat sonrasında yattık. Evde başka oda yoktu koltukta kalmak istedi ama ben izin vermedim geceliklerimizi giyip birlikte yatağa geçtik. 

İkimizde uyumuyor tavana bakıyorduk. "Bana ablam gibi davranıyorsun." dediğinde başımı ona çevirip baktım, bunu beklemiyordum. "Nasıl yani?" 

"Bana olan yaklaşımın davranış şeklin. Senin yanında yabancılık çekmiyorum." dedi tavana bakarak. Gözümden bir damla yaş aktı ama görmedi. Bir şey diyemedim, ne diyebilirdim ki? 

Bana baktığını hissedince ben de ona baktım, gülümsüyordu. Kolumu kaldırdığımda yanıma sokulup gözlerini kapattı biraz zaman geçince alıp verdiği nefeslerinden uyuduğunu anladım. 

Sabah kalktığımda Mia hâlâ uyuyordu onu rahatsız etmeden yataktan kalkıp giyindim. Sessizce odadan çıkıp mutfağa geçtim, çayı hazırlayınca diğer kahvaltılıkları hazırladım. Hazırladıklarımı masaya yerleştirdim ve masa hazır olunca Mia'nın yanına gittim. Odaya girdiğimde yatakta oturmuş gözlerini ovuşturuyordu beni gördüğünde gülümsedi.

"Günaydın!" dedim yanına oturunca. "Günaydın." dedi uykulu bir ses tonuyla. "Hadi gel içeri ben kahvaltıyı hazırladım." dediğimde yavaşça yataktan kalkıp lavaboya girdi. Ben de içeri geçip masaya oturup onu beklemeye başladım. 

Kahvaltımızı yaptıktan sonra biraz televizyon seyrettik sonra canımız sıkılınca dışarı çıktık. Evden çıkıp yürürken ikimiz de kulaklıklarımızı takıp yürümeye öyle devam ettik. Bir saat yürüdükten sonra eve gelip ikimiz de duş aldık. Saat daha erken olduğu için biraz oturup sonra yemeği hazırlamaya başlayacaktık. 

Saat üç olduğunda yemekleri yapmak için mutfağa geçtik. "Ne yapacağız?" dediğinde dolaptan et çıkartıp tezgaha bıraktım. "İlk önce şunları kesip buharda pişirelim." dediğimde yanıma gelip etleri kesememe yardım etti. 

Etleri kesmeden tencerelerden birine su koyup ocağa kaynaması için bıraktım. Biz etleri kesip bitirdiğimizde su yavaş yavaş kaynamaya başlamıştı, demir süzgeci çıkartıp su kaynadığında tencerenin üzerine yerleştirdim. Süzgecin suya değip değmediğini de kontrol ettikten sonra etleri içine dizip kapağı kapattık.

"Kırk beş dakika kalacak sonra kızartacağız. Etin yanına sebze kızartması ve patates püresi yapmayı düşünmüştüm ne dersin?" dediğimde sesli bir şekilde yutkununca ikimizde gülüp içeri geçtik. 

Yarım saat sonra mutfağa geçip sebzeleri çıkartmaya başladık. Ben sebzeleri seçip kenara koyarken Mia patatesleri yıkayıp kenara bıraktı, onun için bir tencere verdim ve içini su ile doldurup ocağa yerleştirdi. Ben de sebzeleri yıkayıp kenara bıraktım. Su kaynadığında Mia patatesleri yerleştirdi ben de etleri kontrol edip ocaktan çıkardım. 

Geniş bir tava çıkartıp yağladım ve biraz ısınınca sebzeleri yerleştirmeye başladım.

"Mia ne zaman gelirler? Ona göre hazırlayalım." dedim saate bakıp. "Sorayım mı?" Başımı salladım. "Sor sıcak sıcak yeriz tekrar ısıtmayalım tadı kaçmasın." dedim ve telefonunu çıkartıp aradı ama kimi aradığını bilmiyordum.

"Abi ne zaman geleceksiniz?" dedi biraz bekledikten sonra kapattılar.

"Beş gibi burada olacaklarını söyledi." dediğinde başımı sallayıp sebzeleri kızartmaya devam ettim. O sıra Mia patatesleri çıkartıp soyup ezmeye başladı.

Sebzeleri kızarttıktan sonra etleri alıp aynı tavada kızarttım, Mia püreyi yapmış karıştırıyordu. Onun işi bitince etleri kızartmaya başladı ben de masayı kurmak için gerekli malzemeleri çıkardım. Çıkardıklarımı alıp içeri geçtim ve hepsini masaya yerleştirmeye başladım, Mia kızartma işini bitirdiğinde içeri gidip üstünü değiştirdi o gelince ben de içeri geçip üstüme beyaz tulumumu giydim.

Her şey hazır olduğunda koltuğa geçip beklemeye başladık aradan on dakika geçtiğinde kapı çalmıştı. İkimizde kalkıp kapıya ilerledik açtığımda önde Andrea ve Paul vardı selamlaşıp içeri geçtiler onlar geçince içeri James ve Austin girdi. 

Herkes masaya oturduğunda servisleri yapıp biz de geçtik. Yemeğimizi yerken evden, günlük yaşamdan konuştuk sonrasında erkekler maç sohbetine girince biz de onları dinleyip kendi aramızda konuşuyorduk.

Yemekler bittiğinde tatlı olarak buzdolabındaki dondurmayı kuplara koyup servis ettim. "Yarın kitap fuarının ilk günü." dedi James.  "Gideceğiz değil mi?" dedi Mia herkese bakıp.

“Tabii ki gideceğiz canım." dedi Andrea gülümseyip. "Daha önce fuara gittin mi Jen?" dedi Austin. "Hayır Fransa'da kitap fuarı olmuyor bildiğim kadarıyla. Olsa da ben gidemezdim zaten." 

"O zaman yarın gidelim. Hem kütüphaneyi yerleştirmiş olursun." dedi James. Başımı sallayıp onayladım. Tatlılar bitince herkes koltuklara geçti biz de masadaki kupaları kaldırıp yanlarına gittik. 

Akşamın ilerleyen saatlerde sohbet edip erkeklerin maç konuşmasını dinledik ve maçtan ne anladıklarını anlamaya çalıştık. Andrea, Paul, Austin ve Mia gittiğinde evde James ile ben kalmıştık.

Herkes gidince onun yanına geçip sessizce oturduk. Başımı onun omzuna dayamış dışarı bakıyordum o ise saçlarımı okşuyordu. "Bu gece kalsana." dedim kalkmadan. Onaylarcasına ses çıkartıp saçlarımı öptü bu sırada gülümsediğini hissediyordum. 

Biraz daha dışarıya bakıp odaya geçip sarılıp uyuduk. Aslında biraz daha oturup dışarıyı seyrederdik ama yarın erken kalkmamız lazımdı.

Saat yedide kalkıp kahvaltımızı yaptıktan sonra çıktık. İlk kez fuara gideceğim için heyecanlıydım ve bu heyecanımı saklama gereği duymuyordum. Arabada bu yüzden ellerimle oynayıp sırıttığım için James bana bakıp gülümsüyordu.

"Annenler de gelecek mi?" dediğimde başını salladı. "Evet onlar birkaç saat sonra gelirler belki şu an kahvaltı yapıyorlardır." dedi.

Fuar alanına geldiğimizde arabadan inip girişe doğru ilerledik, etrafıma baktığımda insanlar yavaş yavaş gelmeye başlıyordu. "Öğlen buralar tıklım tıklım olur." dedi elimi tutup.

İçeriye girdiğimizde biletlerimizi alıp kapıların açılmasını bekledik. On beş dakika sonra kapılar açılmış herkes içeri girmeye başlamıştı. İçeri girdiğimde burnuma gelen o kitap kokusunu içime çektim. Her yerde stantlar, stantların arkasında yayın çalışanları vardı ve hepsinin yüzünde bir tebessüm vardı. Önümüzdeki bir yayının yanına gidip kitaplara bakmaya başladık, ilgimi çekeni elime alıyor arkasını okuyup içini karıştırıyordum. 

Benim için kitapların kapakları çok önemli çünkü bana göre bir kitabın kapağı okuyucuyu kendine çekebiliyor bu düşüncemi bazı kişiler yanlış bulsa da bana göre bu böyleydi. Bazen kapağını sevmediğim ama okuduktan sonra güzel bir kitap olduğunu anladığım kitaplar da oldu ama bu düşüncem değişmedi yani ilk kapağı sonra konusu. 

Birkaç yayını gezmiştik ve ben iki tane kitap almıştım James daha bir şey almamıştı çünkü baktıklarımız hemen hemen hepsi kütüphanesinde vardı. 

Aradan bir saat geçtiğinde benim elimdeki poşetler artmaya başlamıştı James ise bazı yayınlardan almadığı ya da yeni çıkan kitapları alıyordu. Ben kitap okumayı sevsem de çok okuyamıyordum ve şu an elimde fırsatım varken istediğim kitapları alıp okuyacaktım. Bir standın önüne geldiğimizde geçtiğimiz hafta James'in kütüphanesinden alıp okumaya başladığım Zalim Ve Güzel kitabını gördüm. Elime alıp diğer kitaplara bakmaya başladım James elimde gördüğünde gülümsedi.

"Merak ettin değil mi?" dedi. Başımı sallayıp gülümsedim. Biz dolaşırken telefonum çaldı arayan Mia idi. "Efendim." Onunla konuşurken kitaba bakmaya devam ediyordum. "Geldiniz mi?" dedi. Onun da sesinde benim gibi heyecan vardı. "Evet siz?" Etrafıma bakıp onları görmeye çalıştım. "Biz de geldik neredesiniz?" dediğinde hangi salonda olduğumuzu gösteren duvara baktım. "Üçüncü salon girişindeyiz." dediğimde oraya geleceklerini söyleyip kapattı.

Biraz zaman sonra Andrea, Paul, Austin ve Mia gelmişti. Onlar da bize katılınca beraber gezmeye başladık, James sol tarafımda sağ tarafımda Mia ve onun yanında annesi, babası ve abisi vardı. 

Herkes stantlara bakıyor alacağı kitabı arıyor veya hoşuna giden olursa eline alıp inceliyordu. James ise okuyup sevdiği kitap varsa konusundan bahsedip öneriyordu. Biraz daha ilerleyip bir yayında durduk.

"Burası Türk Edebiyatından benim okuduğum kitaplar var. Mesela Sergüzeşt ben çok sevdim ve üzüldüm okumanı isterim beğenirsin diye düşünüyorum." dedi Kitabı elime alıp baktım içini karıştırdım ve alamaya karar verdim. Bana Türk Edebiyatından birkaç kitap daha önerdi ve onları da aldım.

Saat üç olduğunda fuardan çıktık, yorulmuştuk ama güzel bir yorgunluktu ve hepimiz acıkmıştık. Bir yere geçip yemek yemeye karar verdik, aldıklarımızı arabaya bırakıp geçtik. Masaya oturduğumuzda herkes fuardan aldığı kitaplar ve fuar hakkında konuşuyordu. 

Yemeklerimizi yedikten sonra evlere dağılmak için arabaların olduğu yöne doğru yürüdük.  "Mia bizimle gelmek ister misin?" Dönüp bize kararsızca baktı. "Bilmiyorum." dedi ellerine bakıp. Sanırım utanıyordu.

"Neden benden çekiniyorsun? Hadi sen de gel." dedim koluna girip. Gülümseyerek o da benim kolumu tuttu. "Sizi rahatsız etmez miyim?" dediğinde ona şaşkınca döndüm. "Mia saçmalama ne rahatsızlığı?" dedim ve önüme döndüm. Döndüğümde James bize bakıp gülümsüyordu. 

Eve geldiğimizde kitapları kütüphaneye bıraktık, Mia oturma odasına geçti biz de yatak odasına geçip üstümüzü değiştirdik. "Mia seni çok sevdi." dediğinde geçen gece dediği aklıma geldi.

"Bende kaldığı gece birlikte yattık. İkimizde tavana bakarken bana ablasına benzediğimi, yanımda yabancılık çekmediğini söyledi." dedim onun yanına oturup.

"Ona abla gibi davranıyor ve önemsiyorsun bu yüzden seni ablası yerine koydu o boşluğu sen tamamlıyorsun." dedi ve sarıldı. Bunu yapabilmek gerçekten de çok güzel bir duyguydu. Anlatılmaz yaşanır derler ya, onun gibi bir şeydi.

Üstümüzü değiştirip içeri geçtiğimizde Mia televizyon seyrediyordu biz de onun iki yanına geçip seyrettiği şeye baktık. Ülkelerin anlatıldığı bir program vardı ve şu an Meksika'yı anlatıyorlardı Mia ise dikkatle anlatılanları dinliyordu. James'e baktığımda gülümseyerek bakıyordu.

"Mia Meksika'yı çok sever bir gün onu oraya götüreceğim." dediğinde Mia gülümseyip televizyona geri döndü. Anlatıcı başka bir ülkeye geçtiğinde Mia'nın da ilgisi azaldı. James ise elinde telefonla bir şeylerle uğraşıyordu.

"Hanımlar." dediğinde ikimizde ona döndük. 

"Hazırlanın üçümüz Meksika'ya bir haftalığına tatile gidiyoruz."