6. bölüm · Sekreter

LAVİTATİNG

Çağla Y.

Alarmımın sesi ile yatağımdan yavaşa kalkıp oturdum. Akşam perdeleri çektiğim için güneşin ışığı odamı aydınlatmaya başlamıştı.

Ilık bir duş alıp saçlarımı kuruttum dün gece yine kıyafet seçmemiştim o yüzden dolabın kapağını açıp birkaç saniye aldıklarıma göz attım. Mürdüm rengi elbisemi altına da siyah topuklularımı aldım. Onları giyince makyajımı yapmak için aynanın karşısına oturdum. Siyah ve mor renklerin karışımı ile abartmadan makyaj yaptım. Saçlarımı düzleştirmedim dalgalı bırakarak kalktım, çanta olarak siyah çantamı aldım.

Evde kahvaltı yapmak istemiyorum daha doğrusu kahvaltı yapar mıyım onu da bilmiyorum. Evden çıkıp binanın önündeki taksiye geçtim. Adama adresi verip bugün ne var ne yok diye tabloya baktım sadece bir toplantı vardı. Taksiden aynı saatte indim güvenliğe selam verip içeri geçtim. Asansörde birkaç kişi daha vardı ama yukarı çıkana kadar hepsi inmişti ben tek kalmıştım. 

Asansörden inip masaya doğru yürüdüm. Rita telefonu ile konuşuyordu beni gördüğünde kapattılar. "Black seni çağırıyor." dedi bana bir bakış atıp. "Geldiğimi nereden biliyor?" dedim adam bilgisayar başında gelmemi beklemiyor herhalde. "Geldiğinde yanıma gelsin dedi." dediler.

Eşyalarımı bırakıp odaya yöneldim. Bu sefer elime tabloyu almadım çünkü bugün ne yapacağımızı biliyordum. Kapıyı tıklatıp odaya girdim. Masasının başında bilgisayara gömülmüş oturuyordu. Dün odasını inceleyememiştim ilk gün olduğu için hazır bakmıyorken etrafa bakıyım. 

İçeriye girdiğimde tam karşı tarafım cam ile kaplıydı onun masası ise odanın ucunda ortadaydı. Yanında birkaç dolap vardı odanın diğer ucunda ise toplantı masası vardı. Bu adam iki yerde mi toplantı yapıyor?

Tekrar ona baktığımda hâlâ bilgisayara bakıyordu. Boğazımı temizleyip ona bakmaya başladım o da varlığımı fark edip başını kaldırdı. Biraz şaşkın bir hali vardı başka birini mi bekliyordu acaba? İki kez süzdükten sonra yüzüme baktı.

"Günaydın." dedi. "Günaydın." Biraz tuhafıma gitmişti bakışları. "Ne güzel olmuşsun." dedi bir kez daha üzerimdekilere bakarak. "Üzerimdekileri göstermeye gelmedim! Beni çağırmışsınız." Tuhaf bakışların sebebi anlaşılmıştı. Arkasına yaslanıp elini çenesinin altına koydu. "Sizli bizli konuşmaya gerek yok bence." Bu adamın derdi neydi? "O dündü!" Dedim taviz vermeden. "Bugün ve sonrası da olsa ne olur ki? Olacak da şimdiden alıştırma yapsak?" Yüzsüz! "Maratona mı katıldınız Bay Black?"

"Hayır Bayan Young katılmadım." dedi gülerek. "Beni niye çağırdınız?" dedim esas konuya dönerek. "Bugün Amerika'da alacağımız yerle ilgili bir toplantı olacak bildiğin gibi. Eğer alım işlemleri sorunsuz olur da o yer alınırsa oraya gitmem gerekecek. Sen de benimle geleceksin tabii bu yüzden önceden bil istedim eğer bir aksilik çıkmazsa bir iki haftaya sonra yola çıkıyoruz.”

Amerika'ya gitmek mi? İkimiz? Beni daha neler bekliyor acaba? Yerinden kalkıp yanıma geldi. Tam önümde durup ellerini cebine soktu. "Aklında olanları bana da söyleyebilirsin Jen." Dağ gibi karşımda duruyordu. "Beni nelerin bekleyip beklemediğini mi sorayım?" dedim tek kaşımı kaldırıp. "Seni güzel şeyler bekliyor." Tabii kesin! "Başka? Bunu söylemek için mi çağırdınız?" Sabırlı bir şekilde beklemeye devam ettim. "Hayır seni de görmüş oldum." dedi gülümseyerek. İki yanağında da gamzesi vardı. Yakından baktığımda daha da fark edilir oluyor.

"Şimdi de yüzümü mü inceliyorsun?" dedi gülerek. Bu işi hiç beceremiyorum. Gülmek istiyordum ama sert duruşumun bozulmasını da istemiyordum o yüzden hiç bozuntuya vermeyip sadece yüzüne bakmaya devam ettim. "Neden böyle davranıyorsun ki? Biri güvenini mi kırdı? Güldüğünü bile görmedim. Birisi senden hoşlandığında hep bu halini mi sergiliyorsun?"

"Ne demek istiyorsun James? Açık konuş!" dedim. İsmi ile hitap etmem hoşuna gitti sanırım. “Niye karşındaki kişiyi görmezden geliyorsun diyorum?" dedi sakince. "Hadi ama! Senin nasıl biri olduğun ilk bakışta anlaşılıyor! Ne yani beni de kullanmana göz mü yumayım? İstediğin bu mu?" Sahte bir şekilde gülerek ona baktım. "Böyle bir şey dediğimi hatırlamıyorum ve ben kimseyi kullanmıyorum."

"Güldürme beni! Kızlarla yatıp sonra yüzüne bakmayan adam mı diyor bunu?" dediğimde gülüp başını salladı. "Sen bilmiyorsun tabii, unutmuşum. Benimle olmak isteyen kişi bunu öncesinden biliyor Jenny. Kimseyi umutlandırmıyorum, açık açık söylüyorum." dedi. Anlamdım. Ne demek şimdi bu? Kadınlara bir daha yanımda olmazsın mı diyor? 

"Evet Jenny bir kez daha bir yakınlaşma ya da başka bir şey olmaz diyorum." Aklımı okudu resmen! "Bana niye söylemiyorsun o zaman? Akıl okuma gibi bir gücüm falan yok."

"Hiç anlamayacaksın değil mi? Sana bir şey soracağım ve dürüstçe cevap ver." Pek dürüst olacağımı sanmıyordum da neyse. "Peki! Sor." Birkaç saniye yüzümü inceledi. "Hiç erkek arkadaşın olmamış." Ne?! Bunu nereden biliyor? "Bir diğer mesleğiniz kahinlik mi?" Yüzümü ifadesiz tutmaya çalıştım. "Seni araştırdığımı söylemiştim. Çalıştığın o küçük şirketten bilgi almak hiç zor olmadı." Yok artık! Pislikler bir de benimle ilgili şeyleri söylemişler! "Bitti mi?" Söylediklerini önemsiz bir şeymiş gibi karşılık verdim. "Jenny amacım seninle yatmak falan değil." dedi. Ne istiyor bu benden?

"O zaman benden ne istiyorsun?" Desem de ve o ne kadar tersini iddia etse de ne olduğunu biliyorduk. Kimse birkaç günlük birine böyle tutulamaz sonuçta değil mi? "Büyük bir şirketin sahibiyim. Yanımda istemediğim kadar kadın ve para avcısı var. Yani bütün her şeye sahibim. İstediğim normal bir ilişki! Yanımda para avcısı olmayacak birisi, ünlü olduğum için yanımda olsun istemiyorum ki! Öyle olsa çoktan birisi olmuştu."

Normal bir ilişki. Onun etrafında parası için olan insanlar yüzünden normal bir ilişki istiyordu ben ise birilerine itilmeden kendi isteğimle normal bir ilişki istiyorum. Aynı sorunlar ama farkı yaşantılar. Ne tuhaf! "Sonuç?" Umursamadım. "Bu kadar karşı çıkmak yerine tanıyabilirsin." Kandırılmayacağımı ya da ortada bırakıp bırakmayacağı hakkında hiçbir fikrim yok. Dün beni alacağını söylediğinde ben mi yanlış düşündüm? Yoksa o mu lafı döndürüyor?

"Dün dediklerin? Seni alacağım dedin bugün ise böyle söylüyorsun." Bir iki saniyeliğine kaşları çatıldı. Anlamadı galiba. "Yani? Ne var bunda?" Biraz daha düşündükten sonra gülmeye başladı. Bu kadar komik olan ne?

"Sen beni çok yanlış anlamışsın. Seni yatağımda istiyorum demedim ve evet senin şu ön yargını kırabilirsem alacağım. Hâlâ karşı çıkmaya devam edecek misin?" Onu duymazdan gelerek “Biraz daha konuşursan toplantıya geç kalacağız." dedim. Saatine bakıp masasına doğru ilerledi. "Dosyanı al gel." Kaşlarımı kaldırıp anlamaz bir şekilde baktım. "Nereye, aşağı inmeyecek misin?" Başını iki yana salladı. "Hayır bu toplantı benim odamda olacak."

"Merak ettim de niye iki toplantı yeri?" Ona bakarken kapının yanına geçtim. "Burada ben kendi çalışanlarım ile toplantı yapıyorum. Aşağısı ise sunum ya da diğer şirketler ile görüşmek için iniyorum" Başımı sallayıp odadan çıktım. Masadan not aldığım defterimi alıp geri döndüm. Etrafta biraz bakındım ama ne Rita ne de Alice vardı eğer onları görebilirsem konuşacağım. 

Odaya girdiğimde toplantı masasına oturmuş bilgisayarına bakıyordu, ben içeri girdiğimde bana bakıp gülümsedi kendim için aynı şeyi söyleyemeyeceğim. Masada onun yanına oturup elimdeki eşyalarımı masanın üzerine bırakıp camdan tarafa baktım. Buradan neredeyse bütün şehir gözüküyordu bıraksalar akşama kadar burada oturabilirdim. Bu tür manzaraları aşırı derece seviyorum bir evim olsa bu şekilde bir manzaraya bakmasını çok isterdim. Özellikle akşam daha da güzel oluyordu. 

Kapı açılınca başımı kapıdan tarafa çevirdim. Odaya beş kişi girdi üçü erkek ikisi kadın. Selam verip yanımızdaki sandalyelere oturdular. "Evet Lucas anlat bakalım." Lucas arazinin durumunu ve satın alma işlemlerini tek tek anlattı. Eğer satın alma kararı verilirse bir iki gün içinde olacağını söyledi bu demek oluyor ki eğer olursa haftaya yolcuyuz. 

Bir saat sonra toplantı bitmişti ve gelenler eşyalarını toplayıp dağılmıştı. Onlar bu gece satın alma işlemleri için Amerika'ya gideceklerdi bizde tahmini haftaya gidecektik. "Gidiyor musun?" Dedi bana dönüp.

"Yatıya kalacak halim yok." dedim ve dışarı çıktım. Masaya geldiğimde Rita ve Alice yan yana oturuyorlardı. "Kızlar sabahtan bu yana nerede dolanıyorsunuz?" Eşyalarımı bırakıp onlara baktım.

"Kahve almaya gittik." dedi Alice. "Bir kahve almak kaç saat sürüyor? Sizin böyle mi canınız çıkıyor? Sohbet ederek mi? Etrafta boş boş dolaşacağınıza burada olun." İkisi öyle bakarken arkamı dönüp lavaboya geçtim. Burası küçük ve dandik bir yer değildi sonuçta.

Önüme gelen saçları arkadan küçük bir toka ile tutturup çıktım. Yerime geldiğimde ikisi de yerlerine geçmiş bir şeyler ile uğraşıyordu. Öğle yemeğinde Rita ve Alice yemeğe çıktılar ben de önümdeki araştırmama devam ettim az kalmıştı zaten. Bilgisayarımı kapatıp arkama yasalanıp boş duvara baktım o arada telefonum titremeye başladı. Ekrana baktığımda Lily'nin aradığını gördüm ama açmadım sadece baktım.

"Neden açmıyorsun?" Arkamı döndüğümde James duvara yaslanmış bana bakıyordu. Bu adam her yerden çıkacak mıydı? "Çünkü istemiyorum." dedim ve önüme döndüm. "Arkadaşın sanırım." dedi ve önüme geldi. "Evet." telefon birkaç saniye sonra kapandı başımı kaldırıp ona baktım.

"Hadi yemek yiyelim." dedi. Bununla çıktığımı falan mı sanıyor acaba? "Ben kendim giderim." Sahte bir gülümseme gösterdim. "Mızmızlanmasan da kalksan mı? Aynı yere gidiyoruz. Hem biraz konuşmuş oluruz." Arkamı dönüp çantamı aldım ve asansöre doğru yöneldim. Aşağı inene kadar konuşmadık sadece kapıya baktık. Arada sıra bana bakıyordu ama aldırış etmedim. Gideceğimiz yer buraya uzak olmadığı için yürüyerek gidecektik. Yolda da konuşmadık. Kafeden içeri girdiğimizde arkalarda bir yer bulup oturduk.

"Ne yiyeceksin?" dedi. Menüye bakmama gerek yoktu yine makarna alacaktım çok hoşuma gitti. "Peynirli makarna. Sen?" O sırada yanımıza dünkü dekolte yapan kız geldi. Bana ters bir bakış atıp James'e gülümsedi. James'e baktığımda 'Yine mi sen?' der gibi bakıyordu. Onun bu haline gülüp önüme döndüm.

"İki peynirli makarna ve kola." Dedi. “Bir tanesinin yanında sarımsaklı ekmek.” dediğimde kız bana bakıp sonra önüne döndü ve isteğimi yazdı. Kız bana ters bir bakış daha atıp gitti. Daha fazla dayanamayıp gülmeye başladım. "Ne oldu?" dedi ben gülerken o da gülümsedi. "Kızın bana bakışlarını görmedin mi?" dedim gülmeyi kesip. "Görmedim, nasıl baktı?"

"Ben bu kızı dün de gördüm sana servis yapmadan önce dekoltesini açıp geldi yanına. Sen onun yüzüne bile bakmadın bugün de beni görünce sinir oldu."  Elini boş ver dercesine salladı. "Evet." Ona baktım o da bana baktı. Sorarcasına başımı salladım. Yine ne istiyor bu adam? "Konuşmayacak mısın?" Mümkünse hayır. "Ne konuşacağım?" 'Gerçekten mi?' der gibi bakıyordu. Derin bir nefes alıp masaya yaslandı.

"Kendinden bahset biraz ailenden." Aile kelimesini duyunca eski soğuk halime geri döndüm. "Beni araştırırken bunları da öğrenmiş olman lazımdı." dedim. Gerçekten de öyleydi. Eğer gerçekten araştırdıysa bunları bilmesi lazımdı.

"Araştırma yaptım ama aileni araştırmadım. İlişkilerine baktım ve eski çalıştığın yer ile görüştüm." dedi. Tabii ya ilişkimin olup olmadığını merak edip öğrenmesi normal yoksa nasıl yanıma gelecek? "Ailem var ama yok." dediğimde kaşlarını çattı. Anlamadı kesin. "Konuşmuyor musunuz?" 

"Kim olduklarını falan bilmiyorum. Yetimhanede büyüdüm ben." Öylece bakakalmıştı. Sanırım bunu beklemiyordu. Ne yetimhanede büyüyen birini hiç mi görmedi yani? "Neyse ne bana öyle boş boş bakma."

"Özür dilerim. Neyse önceden Fransa'da kalıyormuşsun buraya gelmeye nasıl karar verdin?" Konuyu kapatıp özür dilemesi hoşuma gitti. "Arkadaşımın babası burada bizim için bir yer ayarlamış öyle geldik." dedim kısaca. "Arkadaşınla mı kalıyorsun?" Başımla onayladım o da anladım der gibi başını salladı. Aynı kız elinde yemeklerimizle yanımıza geldi. Servisi yaptıktan sonra James'e bakıp geri döndü.

Yemeklerimizi yerken sohbet etmeye devam ettik. Biraz kendinden bahsetti. Ailesi Paris'de yaşıyormuş ve üç kardeşlermiş bir erkek bir kız kardeşi varmış. En büyüğü kendisi bir küçüğü erkek kardeşi en küçüğü ise kız kardeşi. "Aslında dört kardeşiz." dedi yemeğini karıştırarak.

"Niye üç dedin?" Yemeğimden başımı kaldırıp ona baktım. "Bir kız kardeşim daha vardı ama iki sene önce öldü." dediğinde yemek boğazıma dizildi.  "Kanser olmuştu ikinci kez ama bu sefer olmadı." Hiçbir şey söyleyemedim. Üzüldüm gibi saçma kelimeler acıyı yatıştırmıyordu. Acınıza faydası olmuyordu.

"İkimizin de anlatmak istemediği şeyler varmış demek ki." dedi ama bu sefer gülmedi. "Neden anlattın?" Kısaca bana baktı. "Yalan söyleyemezdim. Seni buraya getirmeye zor ikna ettim. Zaten yalan söyleyip seni kandırmamdan korkuyorsun." Ki yatma konusunda hala yalan söylediğini düşünüyordum.

"Bu yalandan sayılmaz bunu söylemek zorunda değildin." Yemek yemeyi ikimizde bırakmıştık. Derin bir nefes alıp bana döndü. "Seni buraya üzülelim diye çağırmadım. Arkadaşından bahsetsene sanırım aranızda sorun var." dedi. Gözlerimi devirip yemeye devam ettim. "Bir ara anlatırım sanırım."

Başını sallayıp yemek yemeye devam etti. Yemeğimiz bitince kalkıp kasaya ilerledik sonra da çıktık. Gidene kadar yine konuşmadık. Asansörden indiğinde o kendi odasına ben de masama geçtim. Gün içinde ara ara dinlenip alışmaya devam ettim bazen Lily aradı ama açmadım. 

Sandalyeme yaslanmış bilgisayar ekranıma bakarken telefon çaldı. "İçeri gel." dedi ve kapattı. Yerimden kalkıp onun odasına geçtim. Masasının başında bilgisayarına bakıyordu beni görünce yanına çağırdı. "Geç otur." Tekli koltuklardan birine geçip oturdum.

"Yarın alışveriş merkezinin inşa edileceği yere gideceğiz." dedi bilgisayara bakarken. "Saat kaçta?" Başını kaldırıp bana baktı. "Seni alacağım sonra gideceğiz. Birkaç saat orada oluruz büyük ihtimalle." dedi. Beni o mu alacak yani? "Beni sen mi alacaksın?" diye sordum. "Evet sorun olmaz sanırım." Başımı hafifçe sallayıp ona bakmaya devam ettim. Bir şey söyleyeceği sırada telefonu çaldı. "Efendim anne." dedi. Sessizce yerimde oturup konuşmasını dinledim.

"Hayır aramadı... Bir sorun mu var?.. Tamam ararım şimdi bekle." dedi ve telefonu kapattı sonra başka birini aradı sanırım. "Austin ne oldu?.. Ciddi misin?.. Anladım... Tamam görüşürüz."  Tekrar başka birini aradı sanırım annesini arıyor. "Anne öğrendim... Sesinden belli... Ne zaman?.. Tamam görüşürüz... Ben de." dedi. Telefonu kapatıp bana döndü.

"Erkek kardeşim evleniyor." dedi. "Ne güzel." Sevindi mi sevinmedi mi pek anlamadım gerçi. "Hafta sonu için annem aile yemeği düzenleyeceğini söyledi. Büyük ihtimalle Cumartesi olur." dedi ve sıkıntılı bir şekilde bana baktı. "Ne?" Başımı hafifçe eğip ona baktım. "Senin de Paris'e gelmen lazım." Yok daha neler? "Saçmalama benim orada ne işim var?" dedim. Gerçekten benim orada ne işim var?

"Cumartesi günü Amerika'ya gitmemiz lazım. Paris'e gidip sonra buraya gelip oraya geçemeyiz çok zahmetli olur. Yemekten sonra Amerika'ya gideceğiz zaten gece kalmayacağız." dedi. Ben ne yapacağım orada? Daha önce gidip gezmiştim yine gezebilirim aslında.

"Peki ben de gezerim." Bir şey demeden bana bakmaya devam etti. Benimle gitmeyi düşünüyorsa daha çok düşünür. "Aklından geçirmen bile hata Black!" Benimle bir birliktelik isteyebilir ama ailesinin yanına göstermesi çok daha büyük bir şey. "Neden? Kötü bir şey değil ki. Seni sevgilim diye tanıtmayacağım." Konu sadece sevgili olmak da değil aslında kim sekreterini aile yemeğine götürür? "Ne olarak tanıtırsan tanıt ben gelmem." Arkasına yaslanıp saçlarını karıştırdı. "Seni yemezler Jen. Gelsen bir şey olmaz."

Göz devirip dışarı baktım. Benim orada ne işim var ki? Sekreteri olarak gitsem bile saçma! Onun böyle düşünmesi daha da saçma! "Tamam seninle tartışmayacağım. Yarın sekizde seni alacağım geldiğimde ararım." Başımı sallayıp odadan çıktım. Yerime geçip yarım kalan işlerime devam ettim.

Saat beşte ben çıktım ama James biraz daha kaldı. Benim kalmama gerek olmadığını söylediği için ben de gitmeye karar verdim. Bir saatlik yolculuğun sonunda evin önündeydim. İçeri geçip asansör ile yukarı çıktım. Katımıza geldiğimde kendi anahtarım ile içeri girdim. Lily koltukta oturmuş televizyon izliyordu. Normalde bu kadar çok evde kalmazdı ben ne zaman gelsem evi boş bulurdum. 

Kapının sesi ile bakışlarını bana çevirdi. "Jen neden telefonlarıma bakmıyorsun?" dedi yerinden kalkıp. "İşim olduğu zamanda arıyorsun." diye küçük bir yalan uydurdum. "İşin bitince arayabilirdin." Kollarını bağlayıp bana baktı. "Ne istiyorsun Lily?" Sıkılmış gözlerle ona bakmaya başladım. 

"Bir yemek yüzünden böyle davranman fazla abartı değil mi? Buraya gelebilir ne var bunda? Benim sevgilim sonuçta." Sadece bir yemek olarak düşünmesi bile ona laf anlatamayacağım demek oluyordu. Sorun bir yemek değildi. İki günlük birini tanıyordu ve ertesi gün evin içine kadar sokuyordu, sadece kendisi kalsa beni ilgilendirmezdi ama bende burada yaşıyorum sonuçta ve bunu hep görmezden gelmesi kesinlikle anlayacağım bir şey değil. "Ne yapmak istiyorsan onu yap Lily."

Gözlerini devirip televizyon izlemeye geri döndü. Ev onun sonuçta ne istiyorsa onu yapsın umurumda bile değil artık. Hafta sonu burada olmamak güzel gelemeye başladı. Kaç gün kalacağız acaba? Odamdaki sandalyeye oturup çantamın içinden telefonumu çıkardım. James'e mesaj atıp beklemeye başladım. Aradan birkaç dakika geçtikten sonra cevap verdi. Salı gecesine kadar orada kalacakmışız gece de geri dönecekmişiz. Güzel birkaç gün burada olmamak güzel olacak.

Telefona bakarken Lily içeri girdi. "Jackson gelecek bu gece burada kalır." dedi ve geri çıktı. Sanırım bana sinirliydi. Kendimi kötü hissettim sebebi bana kızması değildi. İstenemeyen bir ev arkadaşı gibi davranmasıydı ve her ne kadar beni istemese de beni yok sayıp onu buraya getirmesiydi.

Telefonu masama bırakıp üzerimi değiştirmek için dolabımın karşısına geçtim. Mavi bir tişört ve kot pantolon alıp giydim. İçeriye geçmeyi düşünmüyordum odamda kalacaktım ama o gelmeden yiyecek birkaç şey almam lazımdı.

Mutfağa gidip hazır makarnalardan birini pişirmeye karar verdim. Makarnanın pişmesini beklerken kapı çaldı ve benim kimseye gözükmeme hayallerim suya düştü. Lily koşarak kapıyı açtı ve kollarını Jackson'un boynuna doladı. İki saat kapıda kucaklaştıktan sonra içeri girdiler.

"Merhaba." dedi bana bakarak. Kısaca selam verip geri döndüm onlar da içeri geçtiler. Lily elinde yemek poşetleri ile yanıma gelip poşetleri açamaya başladı. Hepsini tabağa yerleştirip tabaklar ile içeri geri döndü. Ben de makarnamı alıp odama gideceğim sırada Jackson bana seslendi.

"Jenny sen bize katılmıyor musun?" dedi. Arkamı dönüp ona baktım Lily göz devirip önüne döndü. "Hayır siz keyfinize bakın." dedim Lily'ye bakıp önüme döndüm. "Güle güle." Bu kadarı da fazla artık! "Lily sabrımı sınama! Benimle düzgün konuş!" Diye patladım. Bir erkek sevdası yüzünden yok sayılmaktan çok sıkıldım artık.

"Neden? Bir şey mi oldu Jenny?" dedi bilmiş bilmiş. Aklı sıra beni rezil etmek istiyordu. "Lily düzgün konuş bence." dedi Jackson. Gülüp odama geçtim. Burada kalıp onları dinlemeyi hiç istemiyordum. 

Odama geçip yemeğimi dedikten sonra bilgisayarımı açıp maillerimi kontrol ettim. James bana bir dosya atmıştı başka da bir şey yoktu. Gönderdiği dosyayı açıp çalışmaya başladım. Hem çalışıyor hem de Lily'nin çığlıklarını dinliyordum. Elimdeki kalemi masaya bırakıp sakin olmaya çalıştım. Bana inat olsun diye böyle davranıyordu. Aradan biraz zaman geçtikten sonra sesi kesildi kısa bir süre sonra da kapım açıldı. "Jen hadi gel gece kulübüne gidiyoruz." dedi sırıtarak. "Senin arkanı toplayamam kendi başının çaresine bak." dedim ve önüme döndüm. "Ben demedim Jackson istedi. Senin sevmediğin kişi seni düşünüyor işte." dedi imalı bir şekilde. Sanki düşünülmeye çok ihtiyacım varış gibi.

"Kimsenin beni düşünmesine ihtiyacım yok beni kendinle karıştırma istersen." Gözlerini devirip odamdan çıktı kısa bir süre sonra da evden çıktılar. Kalan işlerimi bitirip yerimden kalktım. Dolabımın yanına gidip yarın için giyeceklerimi çıkartacaktım. Beyaz bir gömlek, beyaz kalem etek ve beyaz ceket. Tamamen beyazlar içinde olacaktım yarın. 

Eşyalarımı da hazırlayıp yatağıma geçtim. Işıkları tamamen söndürüp gökyüzüne bakarak uykuya daldım.

Sabah yedide kalkıp hazırlanmaya başladım içeriden sesler geliyordu ama çıkıp bakmadım. Saat sekiz olmadan hazırlanmıştım ve James'in aramasını bekliyordum. Aradan kısa bir zaman geçtikten sonra mesaj attı. Ayakkabılarımı giyip çantamı alıp odamdan çıktım. Lily mutfakta kahvaltı yapıyordu beni görünce biraz şaşırdı. Ona hiç bakmadan evden çıktım. Binanın önünde siyah bir araba bekliyordu arabanın önüne geldiğimde bir adam kapımı açtı. Ona teşekkür edip içeri geçtim. James oturmuş etrafa bakıyordu benim içeri girmemle bakışlarını bana çevirdi. 

"Günaydın." dedi gülümseyerek. "Günaydın." diye karşılık verdim. "Neyin var?" Bir şey yok der gibi başımı sallayıp camdan bakmaya başladım. Aradan biraz zaman geçtikten sonra yine ne olduğunu sordu. Ona Lily ile son günlerdeki tartışmalarımızı anlattım ve Amerika'dan geldikten sonra ev aramaya başlayacağımı söyledim.

"Ev konusunda sana yardım edebilirim çok aramana gerek kalmaz hemen bir yere yerleşir buradan kurtulmuş olursun." dedi. Sanırım buna hayır diyemeyecektim çünkü ne kadar çabuk bulursam o kadar iyi olurdu. 

Başımı sallayıp önüme döndüm o ise hâlâ bana bakıyordu. Elini elimin üstüne koyunca ona baktım. "Neden bu kadar çok içine atıyorsun?" İlk önce eline sonra da ona baktım. "Ne yapayım?" Basit gibi görünen ama basit olmayan bir soru. "Birine anlatabilirsin." dedi. Kime anlatacaktım ki? Bir arkadaşım ya da tanıdığım yoktu.

"Neden bana anlatmaktan bu kadar çekiniyorsun ki? Bana anlattığında 'üzülme, aranız düzelir' gibi şeyler diyemem ama seni dinleyebilirim istediğinde yardım da edebilirim. Yani kısacası yapmacık davranamam anlatıp rahatlamana yardım edebilirim." dedi. Biraz daha konuşursa kesin ağlardım. Bir şey demedim daha doğrusu diyemedim. Önüne döndü ama elini çekmedi ben de bir şey demedim.

Biraz zaman geçtikten sonra tekrar bana döndü. "Bir şey söyleyeyim mi Jen?" Başımı sallayıp bekledim. "Bazen beni farklı bir havaya sokuyorsun." dediğinde şaşırdım. "Nasıl yani?"

"Bilmiyorum. Sen çok farkı bir kızsın. Dün gece yatmadan bunu düşündüm. Para ya da başka şeyler umurunda değil yanımda kendin gibi davranabiliyorsun. Sanırım ben de dün ilk defa kendim gibi davrandım." dedi. Sanırım kardeşinden bahsediyordu. Elimi hafifçe sıkıp önüne döndü.

Alışveriş merkezinin yapılacağı yere geldiğimizde birkaç adam daha vardı. James etrafı dolaşıp her yeri inceledi sanırım aklında bir plan oluşturmaya başlamıştı. Biraz daha inceledikten sonra ayrıldık. Kahvaltımızı da yapıp iş yerine geçtik.

Perşembe ve cuma bir toplantı ya da başka bir şey olmadığı için James çizimlere başlamıştı bazen ben de onun yanında kalıyor yarım ediyordum bazen de kendi masamda çalışıyordum. Onun yanında olduğum zamanlarda o çizim yaparken onu seyrediyor ara verdiğinde ise sohbet ediyorduk. 

Cuma günü hazırlanmak için biraz daha erken çıktık. Beni evime bırakıp o da kendi evine geçecekti. "Seni akşam yedi de alırım." Başımla onayladım. "Oraya gittiğimizde alınan yere bakacaksın bu bir günlük bir iş neden iki gün daha kalıyoruz?" dedim merak ederek. "Bir şeyler yapmış olabilirim." dedi gülerek. "Nasıl şeyler?" Kaşlarım hafifçe yukarı kalktı.

"Görürsün." dedi. Arabadan inip ters ters ona baktım o ise gülüyordu. Bir şey demeden binaya doğru yürümeye başladım. Hazırlanmak için üç saatim vardı. Binadan girmeden arkamı dönüp ona baktım o ise hâlâ bana bakıyordu. Gülümseyip içeri girdim. Bakalım beni neler bekliyor?