10. bölüm · Sekreter
LONDON BOY
Uyandığımda yatak boştu, yerimden kalkıp etrafıma ve lavaboya baktım ama orada da yoktu. Üzerime sabahlığımı giyip lavaboya geçtim sonra da bana aldığı kıyafetlerden krem rengi bluz ve siyah pantolonu giydim.
Odadan çıktım ve aşağı kata indim oturma odasına ve terasa bakarken arkamdan sesler geldi. Mutfağa geçtiğimde James'in bana arkası dönüktü ve orada bir şeyler yapıyordu. Sessizce yanına gidip beni göremeyeceği şekilde ne yaptığına baktım. Taze ekmeğin üzerine çikolata sürüyordu öyle bakarken canım çekti.
Hâlâ arkasındaydım ve beni fark etmemişti. Yanına ve tezgaha bakarken açıkta kalan ensesi gözüme çarptı. Öpsem ne olur ki? O benden biraz daha uzun olduğu için ayak parmaklarıma basarak yükseldim ve ensesine küçük bir öpücük bıraktım. Beni fark etmediği için şaşkınlık ile başını kaldırıp arkasına döndü. Parmaklarıma basmayı bırakıp eski boyuma geri döndüm ve ellerimi arkada birleştirip küçük çocuklar gibi iki yana sallandım. Bana döndüğünde yüzünde bir şaşkınlık ve gülümseme vardı.
"Günaydın." dedi ve alnımı öptü. "Günaydın." Yan tarafa geçip ekmeklere baktım en az on dilim vardı. Elindeki kahvaltı bıçağını kenara bırakıp kavanozu kapattı ve bana döndü. "Beklemiyordun değil mi?" dedim gülümseyerek.
"Beklemiyordum. Eski haline dönmüş gibisin tabii daha farklı." dedi gülümseyerek. "Nasıl faklı?" Ona karşı olan sert tavrımın gittiğinden bahsediyordu ama ondan duymak istiyordum.
"O asi kız gitmiş." dedi dudaklarıma küçük bir öpücük bıraktı. Portakal suyunu sürahiye boşalttı sanırım çünkü ben hâlâ aynı şekilde duruyordum.
"Seni her öptüğümde böyle mi kalacaksın?" dedi arkamdan kulağıma fısıldayarak. Şu an yüzünde kocaman bir gülümse olduğuna emindim. Arkamı dönüp ona baktım.
"Hayır." dedim ve yanağını öptüm. Sanırım biraz utanmıştım. Masaya geçip kahvaltımızı yapmaya başladık. "Bugün ne yapacaksın? Çizimler vardı." dedim çikolatalı ekmeği yerken. Kesin ağzımın kenarına çikolata bulaştı çünkü sırıtarak bana bakıyordu. Yanımdaki peçete ile silerken o da anlatmaya başladı.
"Devam ediyorum. Bugün seninle şu boyaları alalım sonra eve geliriz ben de çizimler devam ederim."
"Boyaları o eve bıraksak olur mu?" dedim. Başını sallayarak onayladı. Belki Mia da bizimle gelirdi. "Mia da gelsin. Sözleşmiştik, eve götürecektim ama olmadı." dedim. Aklıma yine o yanan ev geldi. "Gelir gelir hem de koşarak gelir." dedi elimi tutarak. Ben ne düşünsem sanki anlıyordu ve ona göre konuşuyordu. Bazen hoşuma gitse de bazen gitmiyordu çünkü süzerken beni yakalıyordu.
Masayı toparlayıp yukarı çıktık odasına daha önce incelememiştim çünkü aklım hep o yangındaydı.
Odası baya büyüktü. Sağ tarafımda yatağı vardı ve önünde ise siyah bench vardı. Yanlarda siyah komodin vardı, odanın ortasında çok büyük olmayan beyaz tüylü halı vardı. Sol tarafımda orta boylarda şifonyer vardı. Kapının hemen yan tarafında bir kapı vardı orası lavaboydu, komodinin yan tarafında bir kapı daha vardı ama ne olduğunu bilmiyordum. Kapının karşısı tamamen camdı ve her yeri görebiliyorduk.
James yanımda duvara yaslanmış kollarını göğüsün de bağlamış bana bakıyordu. "Sevdin sanırım." dedi gülümseyerek. Ona dönüp başımla onayladım. "Şuradaki oda ne?" dedim başımla odayı göstererek.
"Giyinme odası." dedi. "Bu arada boyaları alıp bırakınca alışverişe çıkacağız." dediğinde gözlerimi camdan ayırıp ona baktım. "Daha erken değil mi?" dedim. Boya bile yapmadan eşya almak olmaz.
"Ev için değil senin için. Bu kıyafetler bugün idare eder." Dedi. "Benim her şeyim yandı biliyorsun değil mi?" başıyla onayladı. "Cüzdanım falan da yandı yani." dedim imalı bir şekilde. Şu an elimde para bile yokken nasıl büyük bir alışveriş yapacağım ki?
"Tartışmaya niyetli değilim güzelim." dedi ve giyinme odasına girdi. "James olmaz!" dedim arkasından. Odanın kapısı açtı ve bezgin bir şekilde çıktı. Üzerindeki tişörtü çıkarmıştı ve çıktığında gözüme direkt kasları çarptı.
"Çıplak mı dolaşmak istiyorsun? Benim yanımda dolaşabilirsin sorun yok." dedikleri ile kendime gelip yüzüne baktım. Yüzünde pis bir gülümseme vardı. "James saçmalama ve gülmeyi kes!" dedim ve cama doğru ilerledim. Sanırım arkamdan geldi.
"Asi kız gitti sanmıştım." dedi kollarını belime sarıp. "Para konusu açıldığı sürece burada olacak." dedim ona bakmadan. Derin bir nefes alıp beni kendine çevirdi. "O zaman daha çok tartışacağız özellikle evi yerleştirirken." dedi. Ev? Daha kıyafet alamıyorsam evi hiç yerleştiremem.
"Jen bırak şu inadını bırakmazsan seni burada bırakıp evi ben yerleştiririm." dedi kaşlarını kaldırıp. Olabilir aslında kendi evine bakarsak zevki güzel.
"İyi hadi git giyin!" dedim yere bakarak. Ona biraz daha bakarsam yüzündeki pis gülüş gitmeyecekti. "Sen utandın mı?" dedi gülerek. "Ne alakası var? Nereden çıktı şimdi bu?"
"Düşüneyim. Yüzünün kızarması, yüzüme bakmaman? Ya da bakmamaya çalışman ama başaramayıp bakman?" dedi gülümseyerek ben ise kollarının arasından çıkmaya uğraşıyordum.
"Tamam James git hadi! Yer yarıldı içine sığamadım." dedim. Kahkaha atıp beni kendine çekip sarıldı ben ise odun gibi duruyordum. "Kıyamam sarılmıyor da." dedi gülerek. "James defol!" dedim ve onu itip odadan hızlıca çıktım.
Kapıyı da kapatınca ellerimi yanan yüzüme koydum gerçekten çok utanmıştım. Koridora baktım birçok kapı vardı birkaçını açıp içeri baktım hepsi de yatak odasıydı. Bir kapıyı daha açtığımda lavaboyu buldum içeri geçip yüzümü yıkadım, gerçekten de kıpkırmızı olmuştum. Niye bu kadar utandırıyorsa? Ne yapayım yani gözüm takıldı.
Biraz daha aynada kendime baktıktan sonra çıktım. Kapıyı kapatıp önümü döndüğümde James bu tarafa doğru geliyordu. Üzerinde beyaz bir gömlek ve kollarını dirseğine kadar katlamıştı, altında ise siyah bir pantolon vardı. Beni gördüğünde gülümseyerek yanıma geldi ben ise ona göz deviriyordum.
"Şu an rahat olabilirsin bence." dedi ve elimi tutup koridorun sonundaki odaya girdi ben de arkasından girdim. Burası çalışma odasıydı. Masasından rulo halindeki kağıtları alıp yan taraftaki çizim masasına oturdu.
"Orada öyle durma gel otur." dedi ve yerleşmeye başladı. Karşısındaki yuvarlak masaya oturup etrafa bakmaya başladım.
Odanın orta duvar tarafında çalışma masası vardı biraz yan tarafında ise şu an oturduğu çizim masası vardı. Karşımızda yine camlar vardı, sağ tarafta büyük bir çiçek sol tarafta ise ikili kitaplık vardı. Orada dosyalar duruyordu. Odanın diğer yarası yani bizim oturduğumuz tarafın duvarları kitaplık ile kaplıydı ve çeşit çeşit kitaplar vardı. Kapının karşı duvarında James'in çizim masası vardı onun karşı köşesinde ise benim oturduğum masa vardı. Tepedeki güneşin ışıkları odayı aydınlatıyordu ve içeriye güzel bir hava katıyordu.
Yanımdaki kitaplığa baktığımda İngiliz edebiyatından kitaplar vardı. Çoğunu okumamıştım zaten çalıştığım için pek fırsat bulamıyordum, elime ne zaman fırsat geçse bir kitap okurdum ama çok sık olmazdı.
"Bütün hepsine bakmaya ne dersin?" dediğinde ona döndüm. Çizim masasına eğilmiş bir kolunu masaya yaslamış bana bakıyordu. Gülümseyip tekrar çizim yapmaya döndü ben de kalkıp kitaplığa bakmaya başladım.
Arkamdaki kitaplığa bakarken bir kitap dikkatimi çekti. Yerinden çıkardım ismi Zalim Ve Güzel idi. "Bunu okudun mu?" dedim elimdeki kitabı gösterip. Başını kaldırıp bana baktı ve önüne gelen saçları eliyle arkasına attı.
"Evet güzel bir kitap ama sonunu sevmedim ben." dediğinde ilgimi biraz daha çekti. Kitabı alıp yerime oturdum. "Okuyacak mısın?" dediğinde başımı kaldırıp ona baktım. Başımla onaylayınca işine geri göndü. Şu an çok hoş gözüküyordu, güneş yavaş yavaş yüzüne vurmaya başlamıştı ve dağınık saçları ise ayrı bir hava katıyordu. Ona gülümseyip önümdeki kitaba geri döndüm.
Aradan biraz zaman geçtiğinde James'in telefonu çaldı. Açtığında konuşmadı karşı tarafı dinliyordu ben de kitabıma geri döndüm. "Jen Mia seni istiyor." dedi telefonu bana uzatarak. Yerimden kalkıp telefonu aldım ve geri oturdum. Ayracım olmadığı için kitabı da elime almıştım. "Efendim."
"Jen nasılsın!" dedi neşeyle. Onun bu hali ve sesi beni gülümsetmişti. O sırada James yerinden kalıp arkasındaki kitaplıktan bir şey alıp yanıma geldi. Kitabın içine bir ayraç koyup başımı öpüp yerine oturdu.
"İyiyim sen nasılsın?" Kitabı kucağıma bırakıp ona gülümsedim. "İyiyim. Yarın şunların nişanı var sen de geliyorsun!" dedi imalı bir şekilde ve devam etti. "Kıyafet almaya gideceğim birlikte gidelim." dedi.
"Bugün dışarı çıkacağım zaten hem boya alacağız ev için seni de yanımıza almayı düşünüyorduk evi gösterecektim sana."
"Çok güzel olur! Ne zaman çıkacaksınız?" dediğinde James'e baktım. "James ne zaman çıkacağız?" dediğimde başını kaldırıp bana baktı.
"Yarım saate çıkarız ben onu aradığımda hazırlansın." dedi ve dediklerini Mia'ya söyledim sonrasında kapattık ve telefonu geri verdim. Biraz daha kitap okuduktan sonra James yerinden kalktı ben de onunla birlikte kalktım. Benim alacak bir eşyam olmadığı için aşağıda onu bekledim o da geldiğinde evden çıktık.
İlk olarak gidip ev için iki tane beş kiloluk boya ve fırçaları alıp Mia'yı almak için evine gittik. Mia çıktığında annesi ve babası da çıktı ve yanımıza geldiler. Nasıl olduğumu sordular ev ile ilgili konuştuk ve nişandan bahsettik.
Yol boyunca Mia Austin ve Jessica'nın tartışmalarını anlattı. "Abim sade istiyor gösterişi sevmiyor Jessica ise tam tersini istiyor. Her alacakları düzenleyecekleri şeyde bu tartışmayı yaptılar ben de mısır patlatıp karşılarına oturdum ve onları dinledim." dedi gülerek. James ile Austin'e üzülsek de gülmeden edemedik. Mia'nın öyle güzel bir enerjisi vardı ki yanındaki herkesi güldürüyordu.
Eve geldiğimizde boyaları alıp yukarı çıktık. Mia fazla belli etmese de heyecanlı olduğu her halinden belli oluyordu. Asansörden indiğimizde James'in verdiği anahtar ile kapıyı açıp içeri girdik, biz boyaları kenara bırakırken Mia içeriye bakmaya başlamıştı.
Biz birlikte odalara bakıp konuşurken James de arkamızdan gelip bizi dinliyordu. "Jen burası çok güzel! Ne zaman başlayacaksın badanaya?" "Bilmiyorum ki." dedim. James yanımıza gelip sohbete dahil oldu. "Yarın nişan var pazartesi olur mu?" dedi bana bakarak. "Olur."
Evden çıkıp alışveriş merkezine doğru yola çıktık. Mia ile alacaklarımızı konuşurken James karşımızda bizi dinliyordu.
Alışveriş merkezine geldiğimizde ilk nişan için kıyafet bakacaktık sonra diğer eşyaları alacaktık. Mia bir mağazaya girince biz de arkasından girdik. Gördüğü kıyafetlere bakıyor sonra bana dönüyordu sanırım üstümde nasıl duracağını düşünüyordu.
"Nasıl bir şey almayı düşünüyorsun?" dedi James arkamdan. "Tam bilmiyorum ama uzun istemiyorum. İki saat onun etekleriyle uğraşmayı istemiyorum." dedim önümdeki elbiselere bakarak.
Mia elinde birkaç tane kıyafet ile gelip beni kabine götürdü. Ben kabine girdiğimde James ve Mia da oturaklara oturmuşlardı. İlk elbise beyaz ve uzundu, uzun istemiyorum demiştim ama deneyeceğim. Üzerime giyip çıkmadan aynada kendime baktım. İnce askıları olan ve çoğunluğu tül olan bir elbiseydi, büyük bir yırtmaç da vardı. Kabinin kapısını açıp onlara doğru döndüm. Baştan aşağı süzmüşlerdi, Mia gülümseyerek bakıyordu James ise ağzı hafif açık yırtmaca bakıyordu.
"Değiştir." dediğinde Mia abisine somurtarak bakmaya başladı. "Bakma öyle çok açık bir elbise." dedi gözlerini bana çevirdi. Kapıyı kapatıp üzerimdekini çıkarmaya başladım. O sırada Mia'nın sesini duydum.
"Abi sen kıskanıyor musun?" dedi. Vereceği cevabı merak ediyordum. "Neden kıskanmayım?" dediğinde yüzümde bir gülümseme oluştu.
Diğer elbise de ince askılıydı ve altın sarısıydı üzerinde de simler vardı. Bu elbisenin de yırtmacı vardı ve diğerinden çok daha fazla belliydi. Kapıyı açıp onlara döndüm. Mia yine gülümseyerek bakıyordu, James başını kaldırıp bakınca duyabileceğim bir şekilde yutkundu. "Kesinlikle olmaz!" dedi. Mia ise göz deviriyordu. Kapıyı kapatmak için döndüğümde gözüme bir elbise takıldı elbiseyi almak için kabinden çıktım.
"Jen gir içeri!" James'e baktığımda şaşkınlıkla bana bakıyordu. "Elbise gördüm onu alacağım." dedim sakince. Onun bu hali hoşuma gitmişti, biraz kıskansın.
"Mia alsın sen gitme." dedi arkasına yaslanıp. Mia'ya elbiseyi gösterdim ve o tarafa doğru gitti. "Ne oldu?" dedim James'e biraz yaklaşarak. Beni böyle görmek onu afallatmıştı.
"Gerçekten soruyor musun?" dedi kaşlarını yukarı kaldırıp sonra gözleri yırtmaca döndü. "Ayıp!" dedim bacağımı örterken. Bana gülümseyerek bakmaya başladı.
"Evet ayıp olduğu için almıyorsun zaten. Orada başkaları da bakacak, benim yanımda istediğin gibi giy ama dışarıda olmaz!" dediğinde sustum bir şey demedim. Onun bu kıskanç hali çok hoşuma gitmişti.
Mia istediğim elbiseyi getirdiğinde içeri girdim. Elbisenin kalın askıları vardı ve V şeklinde göğüs altına kadar dekoltesi vardı. Bu elbisede de yırtmaç vardı ama eteği ile kapatabiliyordum. Kapıyı açıp tekrar onlara döndüm.
"İtiraz etmiyorsun çünkü çok hoşuma gitti." dedim ve Mia'ya döndüm. O da bana gülerek bakıyordu James ise ağzı bir karış açık bana bakıyordu. "Mia güzelim sen de kendin için bak." dedi ve elbiseleri gösterdi. Mia abisine göz devirip elbise bakmak için kalktı. Mia gidince James de yanıma geldi.
"Jen bu çok açık!" dedi dekolteye bakıp. "Benim hoşuma gitti. Yırtmacını kapatabiliyorum." dedim aynada kendime bakarken. "Ben göğüslerinden bahsediyorum!" dedi sanırım sinirlendi. Ona döndüğümde tam dibimdeydi.
"Bütün erkeklerin gözü de bende olmayacak herhalde!" dedim bıkkınlıkla. "James uzatmayalım çünkü alacağım." dedim ve yanağından öptüm. Derin bir nefes alıp pes etti ve çıktı. Elbiseyi çıkartıp giyindim ve kabinden çıktım.
"Ben de bunları deneyeceğim." dedi Mia koluna koyduğu elbiseleri göstererek. Mia kabine girdiğinde ben de James'in yanına oturdum. "Alacak mısın?" dedi bana bakıp. "Evet fiyatına da baktım ben." dediğimde hızla bana döndü. "Konu fiyat mı? Kaç defa söylemem lazım?" dedi. Baya sinirlenmişti.
"Tamam sustum." dedim ve önüme döndüm. Birkaç dakika öyle oturduk sonra Mia giydiği elbiseyi gösterdi ikimizde beğenmemiştik. İçeri girdiğinde James iç çekip kolunu bana sarıp beni kendine çekti, bana doğru hafifçe döndü ve başımı omzuna yaslamamı sağladı.
"Bir daha para konusunu açma!" dedi ve saçlarımı öptü. Başımı hafifçe salladım bir şey demedim. Mia denedikleri içinde beyaz, kısa tüllü bir kıyafet seçmişti. İkimizin de işi bitince ödeme yapıp çıktık. Günün ilerleyen saatlerinde alışveriş merkezinde birçok mağazaya girip kıyafet aldık. O kadar çok mağazaya girmiştik ki Mia ile artık yürüyecek halimiz kalmamıştı.
Mia'yı evine bırakıp biz de eve geçtik. Poşetlerin birazını ben birazını da James alıp binaya girdik, eve geldiğimizde içeri girip üst kata çıktık. Elimdekileri alıp giyinme odasına girdi ben de yatağın köşesine oturdum.
"Gel uzanalım." dedi ve diğer tarafa uzandı ben de onun yanına yattım. Sol kolunu kaldırıp beni kendine çekti ve öylece uyuya kaldım. Kalktığımda James yan dönmüş beni izliyordu.
"Günaydın mı demeliyim iyi geceler mi?" dedi gülerek. Ona gülüp sırt üstü döndüm, derin bir nefes alıp biraz tavanı izledim. Ona baktığımda bana bakıyordu ben de ona doğru dönüp bakmaya başladım. İkimiz de konuşmuyor birbirimizi izliyorduk. Göz temasını kesen ilk James oldu çünkü zil çalmıştı.
Yataktan kalkıp aşağı indi ben de yavaşça kalıp ağır adımlarla aşağı indim. Elinde iki tane poşet vardı onları oturma odasındaki masaya bırakıp benim gelmemi bekledi.
"Güzelim ağır çekimde misin?" dedi ellerini beline koymuş gülüyordu. Gülerek başımı salladım ve biraz daha hızlanıp yanına gittim. "Çin yemeği sen seversin." dediğinde gülümseyip yere oturdum. Mutfağa doğru gittiğinde ben de poşetin içindekileri çıkartmaya başladım. Hepsini yerleştirdiğimde James elinde iki kadeh ve şarapla geldi.
Elindekileri masaya bırakıp yanıma oturdu ve koltuktaki kumandayı alıp kanallara bakmaya başladı. Benim Fransa'da izlediğim komik sahneleri gösterdikleri program vardı orada kalıp kadehlere şarap doldurdu.
Gülmekten yemeğimizi zor yiyorduk. Bir ara başka bir sahne çıktığında şarap boğazımda kalıyordu ama gülmekten öksüremiyordum bile. Yemeğimiz bitince koltuğa oturup izlemeye devam ettik televizyondaki program bittiğinde internetten diğer bölümleri izlemeye başladık. Aradan biraz zaman geçince kapattık daha fazla karın ağrısına katlanamadık.
Yukarı çıkıp üstümüzü değiştirdik ve yatağa yattık ikimizde tavanı izliyorduk. James gülmeye başladığında ona baktım. "Hangisi geldi?" dedim gülerek. "Evde tek başına bir." dediğinde kahkaha attık. Biraz daha konuştuktan sonra kolunun kalırdı ve başımı göğsüne yaslayıp uyudum.
Sabah kalktığımda James uyuyordu yerimden kalkıp perdeleri açtığımda arkamdan sesler gelemeye başladı. Arkama baktığımda James uyanmış eli ile gelen güneşi kapatmaya çalışıyordu ben ise onun bu haline gülüyordum.
"Jen derdin ne? Kapat şunu!" dedi uykulu ve sinirli bir şekilde. "Öğlen oldu kalk artık." dedim yatağa dizlerimin üzerine oturup. Elini kaldırıp güneşe alışmaya çalıştı. Birkaç dakika sonra artık gözleri alışmıştı ve bana bakıyordu.
"Çok uyuşuksun Bay Black." dedim gülümseyerek. "Öyle mi?" dedi gülerek. Bu gülümsemeyi sevmemiştim. Kollarını belime dolayıp beni yatağa yatırdı ve ellerini iki yanıma koydu. "Oyun mu oynamak istiyorsunuz Bayan Young?" dedi sinsi sinsi gülerek. Başımı olumsuz anlamda salladım gülümseyerek.
"Ama ben oynamak istiyorum." diye devam etti ellerini bel boşluğuma getirip parmaklarını oynattı. Huylandığım yer olduğu için gülmeye başladım. "Demek buralardan huylanıyorsun öyle mi?" dedi ve devam etti.
Beş on dakika sonra onu yana itip nefes almaya çalıştım. Ona baktığımda hâlâ gülüyordu onu itmeye çalışırken aynı yerden huylandığını anladığım. Madem Bay Black oyun istiyor biraz da ben oynayayım.
Hiç beklemediği bir hareket yapıp üzerine oturdum ve huylandığı yerlere getirdim elimi ve gülmeye başladı. Beni itmeye çalışıyordu ama kendimi geri çektiğim için ıskalıyordu.
"Jen... Yeter." dedi zor zor ve durdum. "Oyun istiyorsunuz sanmıştım?" dedim bilmiş bilmiş ve dizlerimin üzerine yükseldim. "Bu kadar oyun yeter." dedi nefes nefese sonra bana baktı. "Bu arada çok güzel duruyorsun." dediğinde anlamayarak ona baktım.
"Gecelik diyorum." dedi sinsi sinsi bakarak. Anladığımda yan tarafa geçmeye çalıştım ama belimden tutup yanına yatırdı ve boynumdan öptü. "James hadi kalk çok uyuşuksun!" dedim ve kalktım. "Çok utangaçsın güzelim." dedi ve benimle birlikte kalktı.
Kahvaltımızı yapıp James'in ailesinin yanına geçtik orada hazırlanacaktık. Eve girdiğimizde Mia gelip bize sarıldı ve hep birlikte yukarı çıktık. Andrea ve Paul büyük oturma odasındaydı, bizi gördüklerinde yanımıza gelip sarıldılar.
James ve Paul oturup konuşmaya başladığında biz de başka bir odaya geçip hazırlanmaya başladık. Odaya girdiğimizde üç tane kız vardı ve kenarda oturuyorlardı. Odada karşı karşıya iki tane makyaj masası vardı ve genişti. Mia ile ben kapının hemen yanındaki masaya oturduk Andrea ise bizim arkamızdaki masaya oturdu.
Hepimiz hafif bir makyaj istemiştik. Mia saçını hafif dalgalı, Andrea dağınık topuz ben ise düz istemiştim.
İki saat sonra hepimiz hazırdık ve kıyafetlerimizi giymek için yerimizden kalktık. Andrea beyaz diz kapağının hemen üstünde biten bir elbise giymişti ve boynunda yine inci kolyesi vardı. Mia elbiseni giymiş kenara oturmuş annesine bakıyordu ben de çıktığımda ikisi de gözlerini bana döndürdü.
"Jen tatlım çok güzel olmuşsun." dedi Andrea. "Abim çok şanslı" dedi Mia. Onlara gülümseyip beraber içeri geçtik. James ve Paul hâlâ konuşmaya devam ediyordu. Paul bizi gördüğünde James de bize doğru döndü, bana baktığında gülümsedi.
Hepimiz hazır olunca evden çıkıp nişan için tutulan evin yolunu tutuk. Mia Anrea ve Paul ile birlikte ben de James ile birlikteydim. "Çok güzel olmuşsun." dedi bir saniyeliğine bana bakıp sonra tekrar yola döndü. Beğendiği her halinden belliydi zaten.
Nişan yerine geldiğimizde arabadan inip içeri girdik, konuklar yavaş yavaş gelmeye başlamıştı. Biz evin içine girip Jessica'nın yanına gittik. Aynanın karşısında son hazırlıklarını yapıyordu. Üzerinde mini mavi bir elbise vardı. Mia'ya baktığımda bıkkın bıkkın bakıyordu. "Austin nerede?"
“Yan odada." dedi rujunu sürerken. "Yeter ruj bitti!" dedi Mia bıkkın bir sesle. Jessica ruju bırakıp aynada kendisine bir kez daha bakıp bize döndü. Birkaç dakika sonra Austin de gelmişti yanımıza arkasında annesi babası ve James vardı.
Biz aşağı inip bir köşeye geçtik. Andrea ve Paul konuklar ile sohbet ediyordu. "Kimsenin gözü ben de değil." dedim kısık sesle. Bana dönüp gülümsedi. "Olmasın da." dedi ve elini belime sardı. Aradan biraz zaman geçince Austin ve Jessica geldiler sonrasında yüzükler takıldı.
Arada sırada bizim masaya birkaç kişi gelir sohbet ediyorlar sonra gidiyorlar. Nişan sakin geçiyordu. "Sıkıldım ben." dedim James'in kulağına doğru. "Ben de." dedi aynı şekilde.
Biraz sonra arkadan gelen gülme seslerine baktığımda Jessica sarhoş olmuş yanındaki kızlar ile gülüyordu. Austin onu görünce yanına gidip biraz uzaklaştılar.
"Bu kızla nasıl evlenmeye karar verdi acaba?" dedi gittikleri tarafa bakarak. Aradan biraz zaman geçince Austin ve Jessica tekrardan yanımıza geldi. Austin gece boyunca yüzü asıktı, Jessica ise hâlâ içiyordu. James Austin'in yanına gidip kulağına bir şeyler söyledi ve tekrar yanıma geldi. Yarım saat sonrasında nişan bitmişti ve son kişilerde vedalaşıp ayrılmıştı. "Saat kaç oldu?" dedim. "Sekiz."
"Erken bitti." dedim. Başıyla onaylayıp içeri girdik. Jessica koltuğa oturmuş elindeki içkisini içiyordu. Austin yanına gidip elindeki içkiyi aldı ve sert bir şekilde masaya bıraktı.
"Niye aldın!" dedi gülerek. "Rezil ettin kendini!" dedi. Gerçekten kızmıştı ve üzgündü. Hiçbirimiz bir şey demeden oturuyorduk Austin ise sağa sola doğru yürüyordu. "Biz kalkalım." dedi James ve elimden tutarak kaldırdı. Vedalaşıp arabaya geçtik.
"Bu gece ilişkileri biter." dedi yola çıktığımızda. Bir şey söylemedim, bitirmekte haklıydı çünkü çok sorumsuz davranıyordu. Eve geçtiğimizde oyalanmadan yattık dinlenmeye ihtiyacımız vardı çünkü yarın yorucu olacaktı.
Sabah kahvaltımızı yaptıktan sonra James birkaç saatliğine şirkete gitti giderken de beni eve bıraktı. Mia sabah kahvaltıyı hazırlarken beni aramıştı ve badananın ne zaman başlayacağını sormuştu bugün başlayacağımı söylediğimde yardım etmek için gelmek istedi.
Eve geldiğimde Mia gelmemişti ben de yukarı çıkıp hazırlıklara başladım. Yukarı çıkıp getirdiğim kıyafetleri yatak odası yapacağım yere bıraktım ve üstümü değiştirdim. Torbanın içinde James'in de kıyafetleri vardı o da işten direkt buraya gelip bana yardım edecekti.
Üzerimi değiştirince içeri geçip boyaları hazırladım işim bittikten biraz sonra Mia geldi. O da üstünü değiştirince oturma odasından boyamaya başladık. O da bana dün neler olduğunu heyecanlı heyecanlı anlatmaya başladı.
"Dün sizde gidince Jessica da dahil bizim eve geçtik, eve gidene kadar abim konuşmadı sinirliydi. Eve geçtiğimizde biraz aylınca abim onu odasına götürdü sonra bağırma sesleri falan geldi baya sinir olmuş. Jessica ağlayarak evden çıktı gitti." dedi heyecanla. "Çok üzülmüş gözüküyorsun Mia." dedim gülerek.
"Üzülmez miyim?" dedi gülerek. Sonrasında sohbet edip boyamaya devam ettik. Boyarken Mia bana kendinden bahsediyor üniversitesini anlatıyor ve üniversite bitince ne yapmak istediğini anlatıyordu.
"Abimle nasıl gidiyor?" dedi gülümseyerek. "Güzel." dedim ve önüme dönüp boyamaya devam ettim. "Onun ilk defa bir sevgilisi oluyor." dediğinde dönüp ona baktım. "Onca kadını saymayı mı unuttun." dedim alaycı bir tavırla.
"Hepsi ya tek gecelik ya da davetlerde yanı boş kalmasın diye yanında birileri oluyor. Bunu herkes bilir, bir geceden sonra bir daha bakmaz ama kızlar şansını denemeden durmaz." dedi bana bakmadan.
"Fark ettim." İlk çalışma günümde buna şahit olmuştum. "Senin yanında mı dediler?" dedi şaşkınca. "Hayır ilk çalışmaya başladığım gün bir kız geldi çıktığında yüzü bin parçaydı." dedim gülerek.
Oturma odasını bitirip mutfağa geçtik orası kısa sürmüştü. Mutfaktan çıktığımızda James gelmişti. James gelince Mia giyinip eve gitmişti yüzünde pis bir sırıtışla, yarın Andrea ve Paul'un da geleceğini söyledi.
James gelirken pizza almıştı o üstünü değiştirirken ben de elimi yıkayıp pizzaları çıkardık. Geldiğinde yere oturup yemeğimizi yedik ve boya yapmaya koridordan devam ettik. "Dediğin doğru çıktı." dedim boyarken.
"Austin mi?" dediğinde başımı salladım. "Evet. Nasıl öğrendin?"
"Bugün yanıma geldi, aslında erken çıkacaktım tam ben çıkarken Austin geldi odama geçip konuştuk. Pişman olmadığını söyledi." dedi gülümseyerek. "Mia çok üzülmüş yazık." dediğimde ikimizde kahkaha attık.
"Bugün biter mi?" dedim arkamı dönüp ona bakıp. "Hızlı olursak neden olmasın?" dedi ve devam ettik. Yatak odası da bitince kütüphaneye geçtik. Başlamadan önce biraz oturup dinlendik sonra devam ettik. Başladığımızda güneş yavaş yavaş batmaya başlamıştı hava kararmadan biter diye düşünüyorduk.
Boyayı alacağım sırada koluna takıldım ve öne doğru tökezledim, refleks olarak elimle duvarı tutup dengemi sağladım elimi çekince elimin için tamamen boya olmuştu. James bana dönünce bir elime bir de bana baktı ve sonra gülmeye başladı. O gülerken ona boş boş baktım ben böyle baktıkça o daha da güldü. Sinsice gülümseyip elime baktım ve sonra parmağımı yanağına sürdüm. Sürünce gülmesi durdu ve yüzü asılıp bana baktı, duvara parmağının ucunu sürüp yanağıma sürdü.
"Yarın işe gideceğini unutma istersen canım, boyalı boyalı gitmek istemezsin." dedim pis pis gülerken. Omuz silkip parmağını yanağıma bir kez daha sürdü ve gülmeye başladı. On dakika boyunca birbirimize boya sürüp güldük sonra elimizi yüzümüzü yıkayıp kütüphaneye geri döndük. Bana hâlâ sinsice bakıyor ve boya sürüp sürmeyeceğimi kontrol ediyordu.
Günün son ışıklarında badana bitmişti ve ikimizde yerde oturup camdan bakıyorduk. Biraz daha oturduktan sonra kalkıp elimizi yıkadık ve üstümüzü değiştirip evden çıktık.
Eve geldiğimizde hemen duş aldık. Ben çıktığımda yatağa uzanmış başını yatağın başlığına yaslamış dışarı seyrediyordu sonra başını bana çevirip gülümsedi. "Gel saçlarını kurutayım." dedi. Ben oturunca o da kurutma makinesini çalıştırıp ellerini saçlarımın içinde dolaştırmaya devam etti.
Saçlarımı kurutunca makineyi masanın üzerine bıraktı ve saçlarımdan öpüp kalkmam için geri çekildi. Aşağı inip mutfağa geçtiğimde ocakta kaynayan bir tencere vardı. "Ne yapıyorsun?" dedim tezgaha yaslanıp.
"En kolayı makarnaydı biraz da üşendim ve makarna yapmaya karar verdim." dedi gülümseyerek. Makarnayı yaptık ve buzluktan dondurma alıp terasa geçtik. Masaya tabakları ve yemekleri bırakırken James bilgisayarı getirip Sherlock Holmes'ün rasgele bir bölümünü açtı masaya koydu ve yanımdaki pufa oturdu. Yemeğimiz bittiğinde kap dondurmalarımızı alıp hem izledik hem de yedik.
Bölüm bittikten sonra ortalığı toparlayıp yukarı çıktık. Üstümü değiştirip yatağa geçtim ve James'i beklemeye başladım o da yatağa gelince sarılıp dışarıyı izledik. Uykum geldiğinde ona doğru dönüp yattım, gözlerim yavaş yavaş kapanmaya başlamıştı o ise gülümseyerek bana bakıyordu. Uyumadan önce gamzesinden öpüp sarılıp gözlerimi kapattım.
Ertesi gün James birkaç saatliğine şirkete gitti ben de eve gittim. Mia ve Andrea da gelmişti, birlikte temizlik yapmaya başladık. Andrea mutfakta, Mia oturma odasında ben ise kendi odamdaydım. Öğlene kadar devam ettik öğlenden sonra James, Paul ve Austin geldiler. Geldiklerinde yemek de almışlardı dünkü gibi yedikten sonra Paul Andrea ile mutfağa geçti, Austin Mia'nın yanında kaldı James ise benimle birlikte geldi.
Andrea ve Paul mutfağı bitirmişlerdi biz de benim odamı bitirince dördümüz kütüphaneye geçtik. Mia ve Austin'in biraz daha işi kalmıştı. James ve Paul temizlik konusunda çok iyiydiler, bizim göstermemize gerek kalmadan yapabiliyorlardı. Onlar sağ tarafı temizlerken ben ve Andrea ise sol tarafı temizliyorduk.
"Temizliği çok iyi yapıyorlar." Dedim. "Evet, James'in bu konuda babasına çekmesi çok iyi oldu." dedi ve birlikte güldük. "James evini kendisi temizliyor değil mi?" diye sordum. "Evet çok nadir birilerini çağırır. Çağıracağı zaman da bizim evdeki kızlar gidiyor." dedi.
Aradan biraz zaman geçince Mia ve Austin'de geldi, Mia bizim yanımıza Austin ise erkeklerin yanına geçti. Temizlik bittiğinde hepimiz yerde yorgun yorgun oturuyorduk. Biraz dinlendikten sonra üstümüzü değiştirip çıktık. Andrea bizi yemeğe çağırınca onlarla birlikte gittik. Yorgun olduğumuz için yemekle uğraşmak istememiştik.
Evden çıktığımızda Andrea kızları arayıp yemeği hazırlamalarını söyledi. Mia bizimle birlikte geldiği için biz arka tarafta kol kola girip oturduk. Eve gidene kadar James yolda birkaç görüşme yaptı biz de onları dinledik.
O günden sonra şirkete gitmiştim, evin yerleşmesini bitirdiğimde ben de gitmeye başlayacaktım. Benim yerime kim idare ediyor bilmiyorum, belki Rita ve Alice idare ediyordur.
"James benim yerime kim idare ediyor?" dedim. "Rita ve Alice var, birini almayı düşünmüyorum." dedi bana bakıp yola döndü. "Ben geleceğim zaten niye alasın?"
"Gelecek misin?" dedi aynadan bana bakıp. "Elbette geleceğim. Niye gelmeyim ki?" dediğimde bana gülümsedi.
Eve gittiğimizde Andrea, Paul ve Austin odalarına çıktı biz de arka bahçeye geçtik. Kızlar yemekleri masayı kurmaya başlamışlardı diğerleri de gelince yemekleri getirdiler. Yemekten sonra biraz daha oturduk uykumuz gelmeye başlayınca kalktık. James Paul'dan bir şoförünü istedi, uykulu olduğu için sürmek istemedi.
Eve geçince duşumuzu alıp oyalanmadan yattık, yarın yine yorucu bir gün olacaktı.
Çarşamba günü Mia, Andrea ve ben alışverişe çıktık. Mutfak ve oturma odası takımları seçtik sonrasında birkaç süs malzemesi aldık oturma odası için. Mutfak eşyaları için mağazalar arasında dolaşmaya başladık, Andrea aldığı bazı yerlere götürdü beni ve önerdiklerini aldım. Günün sonuna kadar mutfak alışverişi bitmişti, biz çıktığımızda James çıkışta bizi bekliyordu. Mia ve Andrea'yı evine bırakıp aldığım eşyaları da kendi evime götürdük. Mutfak ve oturma odası birkaç gün içinde hazırlanıp gönderileceğini söylemişlerdi onlar da gelince mutfak için aldıklarımı yerleştirecektim.
Cuma gününe kadar alışveriş yapmadım çünkü çok yorulmuştum zaten cuma günü de takımlar gelmişti. James ile eve gidip adamların gelmesini bekledik geldiklerinde James adamlara yardım etti ben de eve gelen eşyaların yerlerini gösterip düzelttim.
İki saat sonra oturma odası ve mutfak takımları gelmişti. Biraz oturup dinlendikten sonra mutfağa geçip aldıklarımı silip yerleştirmeye başladım, James ise içerideki yemek masasının sandalyelerinden birini alıp oturdu ve yerdeki eşyaları bana verdi. "Yarın alışverişe çıkalım mı?" dedi. "Olur çıkarız."
Akşam olduğunda her şey yerleşmişti biz de yorgunluktan kendimizi koltuğa bırakmıştık. Biraz daha oturup eve geçtik, yemeğimizi yiyip biraz televizyondaki kanallara baktık birinde Harry Potter Zümrüdüanka Yoldaşlığını görünce orada kalıp seyrettik.
Cumartesi günü yatak odası takımı aldık ve ev için halı süs eşyaları da aldık. Hepsini aldığımızda öğlen olmuştu James ile dışarıda yemeğimizi yedik. "Buralardayken kütüphane için de bir şeyler bakalım." dedi. Başımla onaylayıp kalktık.
Mağazaya geldiğimizde satıcıya nasıl olacağını anlattım ve odaya uygun olacak kitaplıkları gösterdi. Sonrasında kütüphane için koltuk baktık iki tane bordo koltuk aldık. Evin alınacak eşyaları bitmişti geriye eşyaların gelip yerleştirilmesi kaldı.
Salı yatak odası çarşamba ise kitaplık ve aldığım koltuklar geldi. Onları da yerleştirip kitaplıkları sildim, artık evim tamamen hazırdı. Çarşamba günü James gelip eve tamamen baktı, mutluydu ama sanki biraz da üzgündü.
"Ne oldu?" dedim. Bana dönüp yanıma geldi ve sarıldı. "Sanırım bugün evimde son günün öyle mi?" dediğinde gülümsedim ve başımı salladım. "O zaman bugün güzel geçmeli." dedi ve sırıttı. Ona kaşlarımı kaldırıp baktım o ise sadece gülüyordu. "Aklından neler geçiyor?"
"Akşam görürsün." dedi ve başımı öptü.
