5. bölüm / 5
Sazın GölgesindeBÖLÜM 5 — İLK KAYIT
Bölümler 5Şu an: BÖLÜM 5 — İLK KAYIT
Yusuf o gece eve döndüğünde saat oldukça ilerlemişti. Otobüsün camından dışarı bakarken sokak lambalarının birer birer geride kalışını izliyor, zihninde sahnede yaşananları yeniden canlandırıyordu. Bir yerde parmağı yanlış tele basmıştı. Bir başka yerde Elif’in sazıyla aynı anda girmeleri gerekirken aralarında küçücük bir gecikme olmuştu. Seyircilerin çoğu bunu fark etmemişti belki ama Yusuf fark etmişti. İnsan bazen başkalarının görmediği hataları kendi içinde büyütüyordu.
Yine de konser kötü geçmemişti.
Süreleri kısaltılmış, hazırladıkları bazı parçaları çalamamışlardı. Ama son parçaya geldiklerinde, kendi besteleri olan “Başlangıç”ı çalarken Yusuf ilk kez bütün akşam boyunca hissettiği gerginliğin yavaş yavaş dağıldığını fark etmişti. Elif’in sazı onun melodisine eşlik etmiş, birkaç saniyeliğine ikisi de prova odasındaymış gibi hissetmişti kendilerini.
Son nota bittiğinde alkışlar yükselmişti.
Çok büyük bir alkış değildi. Kimse ayağa fırlamamış, kimse isimlerini haykırmamıştı. Fakat ön sıralarda oturan yaşlı bir adam başını memnuniyetle sallamış, küçük bir çocuk annesinin kulağına eğilip bir şeyler fısıldamıştı. Birkaç kişi de performansın sonunda yanlarına gelerek onları tebrik etmişti.
Yusuf için bunlar yeterliydi.
Şimdilik.
Otobüs durağında Elif’le vedalaşırken ikisi de yorgundu. Elif, sazının kılıfını omzuna yerleştirip Yusuf’a baktı.
“Bugün iyiydik,” dedi.
Yusuf hafifçe gülümsedi.
“Bir yerde beraber giremedik.”
“Evet.”
“Bir de ikinci parçanın sonunda—”
“Yusuf.”
Elif’in sesindeki hafif sertlik onu susturdu.
“Konser bitti. Eve gidip biraz dinlenebilirsin. Her şeyi sabaha kadar kafanda tekrar tekrar çalmak zorunda değilsin.”
Yusuf başını eğerek güldü.
“Bunu yapacağımı nereden biliyorsun?”
“Çünkü seni tanıyorum.”
Elif bunu söylerken gülümsedi ama ardından bakışları bir anlığına ciddileşti. Sanki söylemek istediği başka bir şey vardı. Otobüsün uzaktan gelen sesi ikisinin de dikkatini dağıttı.
“Yarın konuşuruz,” dedi Elif.
“Tamam. İyi geceler.”
“İyi geceler, Yusuf.”
Elif otobüse bindiğinde cam kenarına oturdu. Araç hareket edene kadar elini kaldırıp ona küçük bir selam verdi. Yusuf da karşılık verdi. Otobüs köşeyi dönüp gözden kaybolduğunda elini indirdi ve birkaç saniye boyunca boş yola baktı.
Elif’in yüzündeki o kısa değişimi fark etmişti.
Ama ne anlama geldiğini bilmiyordu.
---
Eve girdiğinde annesi mutfakta oturuyordu. Masanın üzerinde yarısı içilmiş bir bardak çay, yanında da açık bırakılmış bir kitap vardı. Yusuf’un kapıyı kapatmasıyla başını kaldırdı.
“Geldin mi oğlum?”
“Geldim anne.”
“Nasıl geçti?”
Yusuf sazını dikkatlice duvarın yanına bıraktı. Ayakkabılarını çıkarırken cevap verdi.
“İyi geçti. Ama program gecikti. Bize ayrılan süreyi azalttılar.”
Annesi kaşlarını kaldırdı.
“E peki, ne yaptınız?”
“Parçaları değiştirdik. Bazılarını çıkarıp en önemlilerini çaldık.”
“Zor oldu mu?”
Yusuf biraz düşündü.
“Oldu. İnsan hazırladığı şeyi son anda değiştirmek istemiyor.”
Annesi çayından bir yudum aldı.
“Hayatta da öyle olmuyor mu zaten? Bazen insanın hazırladığı şeyler değişir. Önemli olan, değişince ne yaptığı.”
Yusuf annesinin karşısına oturdu. Bu cümleyi daha önce de benzer şekillerde duymuştu ama o gece başka türlü hissettirmişti.
“Anne, sence gerçekten bu iş olur mu?”
Annesi hemen cevap vermedi. Yusuf’un yüzüne dikkatlice baktı.
“Ne işi?”
“Yani… müzik. Saz çalmak. İnsanların bizi dinlemesi. Belki ileride daha büyük yerlerde çalmak.”
Annesi gülümsedi ama bu kez onu avutmak için acele etmedi.
“Olur mu, olmaz mı, bunu bugün kimse bilemez. Ama senin elinde olan şeyler var. Çalışmak, öğrenmek, yanlış yaptığında yeniden denemek… Bunları yaparsan kendine bir yol açarsın. Yolun nereye kadar gideceğini ise zaman gösterir.”
Yusuf başını salladı.
“Babam da böyle mi düşünüyor artık?”
Annesinin gülümsemesi biraz genişledi.
“Baban düşündüğünden daha fazla destekliyor seni. Sadece bunu senin kadar kolay söyleyemiyor.”
Yusuf cevap vermedi. Babasının kendisine verdiği küçük desteğin bile onun için ne kadar önemli olduğunu biliyordu. Fakat bunu açıkça konuşmak, ikisi için de hâlâ kolay değildi.
“Git uyu,” dedi annesi. “Yarın yine okul var.”
Yusuf ayağa kalktı.
“İyi geceler anne.”
“İyi geceler oğlum.”
Odasına geçtiğinde sazını kılıfından çıkardı. Bir süre yatağının kenarında oturup tellerine baktı. Sonra parmaklarını tellerin üzerinde gezdirdi. Ses çıkarmadan, yalnızca hareketlerini kontrol eder gibi.
O gün sahnede hissettiği heyecan hâlâ içindeydi.
Ama onun yanında başka bir duygu daha vardı.
Belirsizlik.
Telefonunu eline aldı. Elif’ten mesaj gelmiş miydi diye kontrol etti. Yeni bir mesaj yoktu. Birkaç saniye düşündükten sonra ona yazdı.
“Eve vardın mı?”
Cevap birkaç dakika sonra geldi.
“Vardım. Sen?”
“Ben de. Bugün için teşekkür ederim.”
Elif’in cevabı kısa oldu.
“Ben de teşekkür ederim.”
Yusuf ekrana baktı. Normalde Elif, konserden sonra mutlaka bir şeyler anlatırdı. Hangi parçayı daha çok sevdiğini, nerede heyecanlandığını, seyirciler arasında dikkatini çeken birini… Bu kez konuşma burada bitmişti.
Yusuf mesaj kutusunu kapattı.
Belki yorgundu.
Belki de kendisi gereksiz yere anlam yüklüyordu.
Telefonunu masaya bıraktı ve ışığı kapattı. Fakat uykuya dalması uzun sürdü.
---
Ertesi sabah okulun koridorları her zamanki gibi kalabalıktı. Öğrenciler sınavlardan, ödevlerden ve hafta sonu planlarından söz ediyordu. Yusuf sınıfa girdiğinde Mert onu kapının yanında gördü.
“Dün sahnedeymişsin yine,” dedi Mert.
Yusuf çantasını sırasına bıraktı.
“Evet.”
“Video atmışlar. Gördüm.”
Yusuf, Mert’in yüzündeki ifadeyi anlamaya çalıştı. Eskiden olsa bu sözün ardından bir alay beklerdi. Artık Mert’in ne söyleyeceğini önceden kestiremiyordu.
“Nasıl buldun?” diye sordu.
Mert omuz silkti.
“İyiydi. Özellikle son çaldığınız parça.”
Yusuf’un yüzünde istemsiz bir gülümseme belirdi.
“Sağ ol.”
Mert bir süre sustu, sonra sesini biraz alçalttı.
“Şey… Geçen sene sana çok takılmıştım. Bazen gereğinden fazla.”
Yusuf bu kez doğrudan ona baktı.
“Bazen mi?”
Mert hafifçe güldü.
“Tamam, çoğu zaman. Ne diyeyim, özür dilerim.”
Yusuf hemen cevap vermedi. Mert’in özrünü kabul etmek istiyordu ama geçmişte yaşadıklarını da bir cümleyle yok sayamazdı.
“Tamam,” dedi sonunda. “Ama bir daha yapma.”
“Yapmam.”
Mert elini uzattı. Yusuf elini sıktı. Aralarında bir anda büyük bir dostluk oluşmadı. Geçmişteki bütün kırgınlıklar silinmedi. Fakat en azından ikisi de birbirine karşı yeni bir başlangıç yapabileceklerini kabul etmişti.
Ders zili çaldı.
Yusuf yerine otururken kapının önünde Elif’i gördü. Elif içeri girdi, arkadaşlarından biriyle konuşarak sırasına geçti. Yusuf’a baktığında hafifçe gülümsedi ama yanına gelmedi.
Teneffüste Yusuf onun yanına gitti.
“Bir şey mi oldu?” diye sordu.
Elif defterini çantasına koyuyordu.
“Hayır. Neden?”
“Dün geceden beri biraz değişiksin.”
Elif’in eli bir an durdu.
“Yorgunum sadece.”
“Bana kızgın mısın?”
“Hayır, Yusuf.”
“Emin misin?”
Elif derin bir nefes aldı. Koridor kalabalıktı. Birkaç öğrenci yanlarından geçerken birbirlerine sesleniyor, sınıfların kapıları açılıp kapanıyordu. Elif, Yusuf’un yüzüne baktı ama konuşmaya başlamadı.
Sonunda yalnızca şunu söyledi:
“Bugün okul çıkışında konuşalım mı?”
Yusuf’un içindeki huzursuzluk büyüdü.
“Tabii.”
Elif çantasını omzuna aldı.
“Dersim başlıyor. Sonra görüşürüz.”
Yusuf onun arkasından bakarken aklından onlarca ihtimal geçti. Konserle ilgili bir şey mi olmuştu? Çaldıkları parçayı beğenmemiş miydi? Yoksa kendisinin fark etmediği başka bir sorun mu vardı?
Derse girdiğinde öğretmenin anlattıklarını dinlemeye çalıştı ama zihni sürekli aynı soruya dönüyordu.
Elif ne konuşmak istiyordu?
---
Öğle arasında Yusuf, okulun arka bahçesindeki eski bankta oturdu. Eskiden bu köşede tek başına saz çalardı. Şimdi yanında Elif olmadığında bahçe ona daha sessiz geliyordu.
Bir süre sonra Elif geldi. Elinde iki kutu meyve suyu vardı. Birini Yusuf’a uzatıp yanına oturdu.
“Al.”
“Teşekkür ederim.”
Bir süre konuşmadan oturdular. Elif, kutunun köşesini parmağıyla bastırıp duruyordu. Yusuf sonunda dayanamadı.
“Elif, beni korkutuyorsun. Ne olduysa söyle.”
Elif gözlerini ona çevirdi.
“Dün konserden sonra Barış Bey benimle konuştu.”
Yusuf doğruldu.
“Ne hakkında?”
“Bizimle ilgili.”
“Nasıl yani?”
Elif kısa bir nefes aldı.
“Performansı beğenmiş. Özellikle ‘Başlangıç’ı. Bir de başka bir etkinlik için düşündüğünü söyledi.”
Yusuf’un yüzü aydınlandı.
“Bu güzel bir şey değil mi?”
“Evet. Güzel.”
Elif’in sesindeki tereddüt Yusuf’un sevincini yarıda bıraktı.
“Ama?”
Elif kutuyu dizlerinin üzerinde tuttu.
“Bana ayrıca bir teklifinden söz etti. Birkaç müzisyenle çalıştığı küçük bir kayıt projesi varmış. Önce deneme kaydı alacaklarmış. Eğer uygun bulurlarsa birkaç parçada saz çalmamı istiyorlarmış.”
Yusuf bir an sessiz kaldı.
“Tek başına mı?”
Elif başını salladı.
“Evet.”
Bahçeden gelen sesler bir anda uzaklaşmış gibi oldu. Yusuf, Elif’in yüzüne bakıyordu. Onun adına sevinmek istiyordu. Elif’in de kendi yolunda ilerlemesini her zaman istemişti. Fakat teklifin yalnızca Elif’e yapılmış olması, içinde beklemediği bir duygu uyandırmıştı.
Kıskançlık mıydı?
Korku mu?
Yoksa kendisinin geride kalabileceği düşüncesi mi?
Elif devam etti:
“Bana hemen karar vermemi söylemedi. Önümüzdeki hafta stüdyoya gidip ortamı görebileceğimi söyledi. Henüz kesin bir şey yok.”
“Peki, sen ne dedin?”
“Düşüneceğimi söyledim.”
Yusuf başını salladı.
“Güzel bir fırsat.”
Elif onun yüzünü dikkatle inceledi.
“Gerçekten böyle mi düşünüyorsun?”
“Tabii. Neden düşünmeyeyim?”
“Bilmiyorum. Biraz… sessizleştin.”
Yusuf cevap vermekte zorlandı. Çünkü Elif haklıydı. İçinde bir şeyler değişmişti ve bunu saklamak, hissetmediği bir şeyi söylüyormuş gibi davranmak demekti.
“Ben sadece şaşırdım,” dedi. “Teklifin ikimize birden gelmesini bekliyordum galiba.”
Elif gözlerini yere indirdi.
“Ben de önce öyle düşündüm. Ama sonra bunun benim için ayrı bir fırsat olabileceğini fark ettim.”
“Öyle zaten.”
“Yusuf, ben seninle saz çalmayı bırakmak istemiyorum.”
“Ben de öyle bir şey söyledim mi?”
“Hayır. Ama bazen bir şey söylemeden de insanın ne hissettiği belli oluyor.”
Yusuf sustu.
Elif devam etti:
“Seninle birlikte çalışmayı seviyorum. ‘Başlangıç’ı seninle yazdık. Sahneye seninle çıkmak istiyorum. Ama benim de kendi başıma bir şeyler öğrenmek istediğim zamanlar var. Bu, senden uzaklaşmak istediğim anlamına gelmiyor.”
Yusuf, Elif’in haklı olduğunu biliyordu. Yine de içinde büyüyen o küçük korkuyu hemen susturamıyordu. Şimdiye kadar müzik yolculuğunda en çok güvendiği kişi Elif olmuştu. Her yeni adımda birbirlerine bakmış, birlikte karar vermişlerdi. İlk kez yollarının aynı yöne gitse bile aynı hızda ilerlemeyebileceğini düşünüyordu.
“Ben senin önüne çıkmak istemem,” dedi sonunda.
Elif kaşlarını hafifçe çattı.
“Ben de senin arkamda kalmanı istemiyorum.”
“Öyle demek istemedim.”
“Biliyorum. Ama bazen seninle konuşurken sanki bütün kararlarımızı birlikte vermek zorundaymışız gibi hissediyorum.”
Yusuf’un boğazı düğümlendi.
“Ben sadece…”
“Biliyorum, Yusuf.” Elif’in sesi yumuşadı. “Senin için de her şey yeni. Benim için de. İkimiz de ne yapacağımızı tam olarak bilmiyoruz. Ama birbirimizi kaybetmekten korkuyoruz diye karşımıza çıkan her fırsattan uzak duramayız.”
Yusuf cevap veremedi.
Bahçenin diğer ucunda birkaç öğrenci gülerek koşuyordu. Bir öğretmen onları yavaşlamaları için uyardı. Hayat, Yusuf’un içinde kopan fırtınadan habersiz, her zamanki gibi devam ediyordu.
Elif ayağa kalktı.
“Ben bu teklifi ciddi ciddi düşünmek istiyorum. Seninle de açıkça konuşmak istedim. Senden izin almak için değil… Bunu senden saklamak istemediğim için.”
Bu cümle Yusuf’un içine oturdu.
Elif ondan izin istemiyordu. Ona güveniyordu. Aralarındaki fark belki de buydu.
“Anladım,” dedi Yusuf.
Elif birkaç saniye daha bekledi. Sanki onun söyleyeceği başka bir şey vardı. Yusuf ise ne söylerse söylesin yanlış anlaşılmaktan korkuyordu.
“Sonra konuşuruz,” dedi Elif.
Arkasını dönüp okula doğru yürüdü.
Yusuf bankta tek başına kaldı. Elindeki meyve suyu kutusu açılmamıştı.
Bir süre sonra telefonunu çıkardı. Barış’ın önceki akşam gönderdiği mesaj duruyordu. Yeni etkinlik için kendilerine tekrar ulaşacağını yazmıştı. Yusuf mesajı okudu, sonra ekranı kapattı.
Bir zamanlar tek istediği şey, insanların onun sazını duymasıydı. Şimdi insanlar duymaya başlamıştı. Önüne yeni fırsatlar çıkıyordu. Fakat bu fırsatların yanında yeni sorular da geliyordu.
Birlikte yürümek, her adımı birlikte atmak mı demekti?
Elif kendi yolunda ilerlerse Yusuf geride mi kalacaktı?
Ve en önemlisi, sevdiği bir insanın büyümesine gerçekten sevinebilmek için kendi korkularını aşabilecek miydi?
O gün ilk kez, müzikte rakibinin başka bir saz ustası olmayabileceğini düşündü.
Bazen insanın en büyük rakibi, kendi içinde sakladığı korkuydu.
Yusuf başını kaldırıp okulun pencerelerine baktı. Ders zili çalmak üzereydi. Ayağa kalktı, sazının bulunduğu sınıfa doğru yürüdü.
Henüz hiçbir şey bitmemişti.
Ama bir şey değişmişti.
Ve Yusuf, ilk kez bu değişikliğin hangi notayla başlayacağını bilmiyordu.
Son dersin bitmesine daha yirmi dakika vardı ama Yusuf’un gözü sürekli saate kayıyordu. Öğretmenin tahtaya yazdığı cümleleri defterine geçiriyor, sonra birkaç saniye geçmeden ne yazdığını unutuyordu. Elif’in bahçede söyledikleri zihninde dönüp duruyordu.
Benim de kendi başıma bir şeyler öğrenmek istediğim zamanlar var.
Bu cümlede yanlış bir şey yoktu. Yusuf bunu biliyordu. Elif’in kendi hayallerinin peşinden gitmesini engellemek istemiyordu. Hatta onun başarılı olmasını herkesten çok istiyordu.
Peki, o zaman neden içinde böyle bir sıkıntı vardı?
Belki de ilk kez, Elif’in hayatında kendisinin olmadığı bir ihtimali düşünüyordu. Bir stüdyoya gidecek, başka müzisyenlerle tanışacak, yeni şeyler öğrenecekti. Belki Yusuf’un hiç bilmediği insanlarla aynı sahneyi paylaşacaktı.
Yusuf ise hâlâ aynı okulda, aynı sıralarda oturuyor, akşam eve gittiğinde eski sazını eline alıp nerede yanlış yaptığını düşünüyordu.
Bu düşüncenin adil olmadığını fark etti. Elif’in bir adım atması, kendisinin yerinde saydığı anlamına gelmiyordu. Ama insan bazen aklıyla kabul ettiği bir gerçeğe kalbiyle yetişemiyordu.
Zil çaldığında çantasını topladı. Sınıftan çıkan öğrencilerin arasından geçerek müzik odasına gitti. Sazı oradaydı. Kılıfını açtı, enstrümanı eline aldı ve birkaç tel çekti.
İlk ses biraz sert çıktı.
Bir daha denedi.
Bu kez de parmakları istediği yere tam oturmadı.
“Hay Allah…”
Sazı dizlerinin üzerine bıraktı. Normalde böyle anlarda kendine kızar, sonra tekrar denerdi. O günse ne kadar uğraşırsa uğraşsın düşünceleri tellerin önüne geçiyordu.
Kapı hafifçe açıldı.
Müzik öğretmeni içeri girdi. Yusuf’u görünce gülümsedi.
“Daha eve gitmedin mi?”
“Biraz çalışacaktım hocam.”
Öğretmen, Yusuf’un önündeki açık saz kılıfına ve yüzündeki sıkıntıya baktı.
“Çalışmak mı istiyorsun, yoksa kafanı dağıtmak mı?”
Yusuf şaşırdı.
“İkisi de olabilir.”
Öğretmen gülerek karşısındaki sandalyeye oturdu.
“Bazen insanın elindeki enstrüman, kafasının içindekileri saklamasına izin vermez. Ne düşünüyorsun?”
Yusuf önce anlatmamayı düşündü. Sonra başını eğerek konuştu.
“Elif’e bir kayıt teklifi gelmiş.”
“Bu güzel bir haber.”
“Evet, hocam. Güzel.”
Öğretmen onun sesindeki isteksizliği fark etti.
“Peki, seni rahatsız eden ne?”
Yusuf sazın sapını başparmağıyla yokladı.
“Teklif yalnızca ona gelmiş. Ben de onun adına seviniyorum ama… Bilmiyorum. Birlikte başladık. Şimdi ilk kez ayrı bir şey yapacak.”
Öğretmen bir süre düşündü.
“Yusuf, siz birlikte müzik yapıyorsunuz diye her fırsatın ikinize birden gelmesi gerekmiyor. Elif’in kendi başına bir şey öğrenmesi, sizin birlikte yaptığınız müziği değersizleştirmez.”
“Biliyorum.”
“Biliyorsun ama kabul etmekte zorlanıyorsun.”
Yusuf hafifçe gülümsedi.
“Galiba öyle.”
Öğretmen masanın üzerindeki notaları düzeltti.
“Şunu unutma. Birlikte müzik yapmak, birbirinin bütün seslerini aynı anda çıkarmak değildir. Bazen biri önden gider, diğeri geriden gelir. Bazen de ikisi ayrı ayrı çalışır ve sonra yeniden bir araya geldiğinde ortaya daha güzel bir şey çıkar.”
Yusuf bu sözleri sessizce dinledi.
“Peki ya yolları ayrılırsa?”
Öğretmen hemen cevap vermedi.
“Bunu şimdiden kimse bilemez. Ama birinin yanında kalmasını istiyorsan, onun gelişmesine engel olmadan da yanında durabilmeyi öğrenmelisin.”
Bu söz Yusuf’un içine dokundu. Çünkü Elif’i kaybetmekten korktuğunu artık kendisinden bile saklayamıyordu.
Öğretmen ayağa kalktı.
“Bir de şunu söyleyeyim. Elif’in sana bunu anlatması güzel bir şey. Demek ki sana güveniyor. O güveni korumak istiyorsan korkularını ona yüklemek yerine onlarla kendin de yüzleşmelisin.”
Yusuf başını salladı.
“Teşekkür ederim hocam.”
“Teşekkürü sonra edersin. Şimdi şu sazı eline al ve beş dakika boyunca yalnızca çaldığın şeyi dinle. Başka hiçbir şey düşünme.”
Öğretmen kapıya yöneldi. Çıkmadan önce arkasını döndü.
“Beş dakika. Daha fazlası değil. Bugünlük kendine bu kadar izin ver.”
Kapı kapandı.
Yusuf sazını yeniden kaldırdı. Bu kez kusursuz çalmaya çalışmadı. İlk notayı yavaşça çekti, ardından ikincisini ekledi. Melodi ilerledikçe omuzları gevşedi.
Elif’in teklifini düşünüyordu hâlâ.
Ama artık o düşüncenin yanında başka bir soru vardı.
Ben kendi yolumda ilerlemek için ne yapıyorum?
---
Akşam eve geldiğinde babası salonda oturmuş, eski bir radyonun sesini dinliyordu. Radyoda türkü çalıyordu. Babası yıllardır sevdiği türküleri aynı sakinlikle dinler, bazı yerlerinde farkında olmadan eşlik ederdi.
Yusuf kapının yanında durdu.
“Baba, bir şey sorabilir miyim?”
Babası radyonun sesini kıstı.
“Sor.”
Yusuf karşısındaki koltuğa oturdu. Bir süre ellerine baktıktan sonra anlatmaya başladı.
“Elif’e bir kayıt teklifi gelmiş. Bir stüdyoda birkaç parçaya saz çalması için.”
Babası başını salladı.
“Güzelmiş. Peki, gidecek mi?”
“Henüz karar vermedi.”
“Gitmek istiyor mu?”
“Sanırım istiyor.”
Babası arkasına yaslandı.
“E o zaman neyi düşünüyorsun?”
Yusuf bu soruya hazırlıklı değildi.
“Bilmiyorum. Biz beraber çalışıyorduk. Birlikte başladık. Şimdi onun önüne başka bir fırsat çıktı.”
Babası oğluna dikkatlice baktı.
“Sen de mi o fırsatı istiyorsun?”
Yusuf duraksadı.
“Ben de bir stüdyoya girmek isterdim.”
“Peki, bunun için bir şey yaptın mı?”
Yusuf başını kaldırdı.
“Ne demek istiyorsun?”
“Şunu demek istiyorum oğlum. Elif’in önüne bir kapı açılmış. Sen de o kapının açılmasını istiyorsan, kendi kapını aramaya başlamalısın. Elif’in kapısı açıldı diye seninki kapanmış değil.”
Yusuf bir şey söylemedi.
Babası devam etti:
“Bak, ben senin saz çalmana ilk başladığında ne diyordum?”
Yusuf hafifçe gülümsedi.
‘Saz karın doyurmaz,’ diyordun.”
Babası da güldü.
“Evet. Hâlâ da tek başına sazın her şeyi çözeceğini düşünmüyorum. İnsan çalışacak, okulunu bitirecek, hayatını düşünecek. Ama artık şunu da biliyorum: Sen bu işi öylesine yapmıyorsun.”
Yusuf babasının sesindeki ciddiyeti duyunca sustu.
“Ben senin bir gün ünlü olacağını garanti edemem,” diye devam etti babası. “Kimse edemez. Ama çalışırsan, kendini geliştirirsen, doğru insanlarla karşılaşırsan bir yere gelebilirsin. Bunun için de başkasının başına gelen fırsatı beklemek yerine kendin adım atmalısın.”
Yusuf yavaşça başını salladı.
“Peki, Elif giderse?”
Babası kaşlarını hafifçe kaldırdı.
“Stüdyoya mı?”
“Evet.”
“Gitsin.”
Yusuf babasının bu kadar kolay cevap vermesine şaşırdı.
“Ya orada benden daha iyi müzisyenlerle tanışırsa?”
Babası birkaç saniye sustu. Sonra hafifçe öne eğildi.
“Oğlum, senden daha iyi saz çalan insanlar elbette olacak. Benden de iyi çalanlar var, senden de iyi çalanlar var. Dünyada tek iyi saz çalan insan sen değilsin.”
Yusuf istemsizce güldü.
“Sağ ol baba.”
“Bir dinle de bitireyim.”
Yusuf gülümsemesini bastırdı.
“Tamam.”
“Bir insanın senden daha iyi bir şey yapması, senin değerini azaltmaz. Elif senden daha iyi çalarsa bundan öğrenirsin. Sen ondan daha iyi çalarsan o senden öğrenir. Ama birbirinizin başarısını tehdit gibi görmeye başlarsanız, o zaman müzik size iyilik etmek yerine aranıza girer.”
Yusuf’un yüzündeki gülümseme yavaşça kayboldu.
Babası doğru söylüyordu.
Belki de en çok korktuğu şey, Elif’in kendisinden daha iyi olması değildi. Elif’in bir gün Yusuf’a ihtiyaç duymadan da mutlu olabilmesiydi.
Bu düşünceyi kendine bile itiraf etmek zordu.
Babası ayağa kalktı ve radyonun sesini biraz daha açtı.
“Bir de şunu unutma. Bir insanın yanında durmak, onun elinden tutup sürekli kendine doğru çekmek değildir. Bazen yanında yürürsün, bazen önünde, bazen arkasında. Önemli olan, birbirinizi küçültmeden yürüyebilmeniz.”
Yusuf babasına baktı.
“Sen bunları nereden öğrendin?”
Babası gülerek omuz silkti.
“Yaşlandık oğlum. Birkaç şey öğrenmişizdir herhâlde.”
Yusuf da güldü. Sonra ayağa kalktı.
“Odamda biraz çalışacağım.”
“Çalış. Ama akşam yemeğine kadar kendini odaya kapatma.”
“Tamam baba.”
Yusuf odasına giderken babasının söylediklerini düşünüyordu. İlk kez, kendi hayalleriyle ilgili konuşurken yalnızca sazı değil, kendisini de geliştirmesi gerektiğini hissetmişti.
---
Ertesi gün öğleden sonra telefonuna bir mesaj geldi.
Gönderen Barış’tı.
“Merhaba Yusuf. Dünkü etkinlikteki performansınız için tekrar teşekkür ederim. İkinizin de emeğine sağlık. Önümüzdeki ay yapılacak başka bir etkinlik için sizinle yeniden çalışmak isterim. Ayrıca kayıt konusunda da bir tanıdığımla görüşebilirim. Uygun olduğunuzda konuşalım.”
Yusuf mesajı iki kez okudu.
Kayıt.
Bu kelimeyi düşündüğünde aklına ilk olarak Elif’in teklifi geldi. Ardından kendi sazı, odasında kaydettiği küçük melodiler ve telefonunun mikrofonuna aldığı, kimseye dinletmediği denemeler…
Kendi yaptığı müzikleri bir gün düzgün bir kayıt hâlinde dinlemek istiyordu. Yalnızca kendisi için değil, başkalarının da duyabileceği bir şey ortaya çıkarmak istiyordu.
Fakat şimdiye kadar bunu gerçekleştirmek için ciddi bir adım atmamıştı.
Barış’a cevap yazdı.
“Merhaba Barış Bey. Bizimle yeniden çalışmak istemeniz bizi mutlu etti. Uygun olduğunuzda görüşebiliriz. Kayıt konusunda da bilgi almak isterim. Teşekkür ederim.”
Mesajı gönderdi.
Sonra Elif’in sohbetini açtı. Birkaç saniye düşündükten sonra ona da yazdı.
“Bugün okul çıkışı biraz çalışalım mı? ‘Başlangıç’ı yeniden düzenlemek istiyorum.”
Elif kısa süre içinde cevap verdi.
“Olur. Müzik odasında buluşalım.”
Yusuf telefonu masaya bıraktı.
Bu kez Elif’in cevabındaki kısalığı yorumlamamaya çalıştı. Onun ne düşündüğünü tahmin etmek yerine, karşısına çıktığında sormaya karar verdi.
---
Okul çıkışında müzik odasına ilk gelen Yusuf oldu. Pencereyi açtı, sandalyeleri düzeltti ve sazını çıkardı. Ardından defterini masaya koyup “Başlangıç”ın notalarını açtı.
Besteyi ilk yazdıkları gün aklına geldi. Elif karşısında oturmuş, onun çaldığı melodiyi dinlemişti. Yusuf her yanlış yaptığında baştan başlamış, Elif ise her defasında sabırla dinlemişti. Sonunda ortaya çıkan parçanın adı konusunda uzun süre konuşmuşlardı.
Elif, “İlk Adım olsun,” demişti.
Yusuf ise “Başlangıç”ta ısrar etmişti.
Şimdi bu isim ona yeniden anlamlı geliyordu.
Kapı açıldı. Elif içeri girdi.
“Selam.”
“Selam.”
Elif sazını çıkardı, sandalyesine oturdu. Aralarında bir önceki günün gerginliği vardı ama ikisi de konuşmaya nereden başlayacağını bilemiyordu.
Yusuf sonunda defterini ona doğru çevirdi.
“Parçanın girişini değiştirmeyi düşündüm. Biraz daha sakin başlayabiliriz. Sonra senin melodin girer.”
Elif notalara baktı.
“Güzel olabilir.”
“Deneyelim mi?”
“Deneyelim.”
İlk denemede birbirlerine tam uyum sağlayamadılar. Elif’in melodisi Yusuf’un beklediğinden erken girdi. İkisi de durdu.
“Bir daha,” dedi Yusuf.
Yeniden başladılar.
Bu kez giriş daha iyi oldu ama parçanın ortasında Yusuf’un ritmi hızlandı. Elif durup ona baktı.
“Yine acele ettin.”
Yusuf başını eğdi.
“Farkındayım.”
“Biraz yavaşlaman gerekiyor.”
“Tamam.”
Elif sazını dizlerinin üzerine bıraktı.
“Yusuf, dün söylediklerim yüzünden bana kızgın mısın?”
Yusuf hemen başını kaldırdı.
“Hayır.”
“Bana öyle geliyor.”
Yusuf cevap vermeden önce derin bir nefes aldı.
“Biraz korktum galiba.”
“Neden?”
“Senin benden uzaklaşmandan.”
Elif’in yüzündeki ifade değişti. Sözünü kesmeden onu dinledi.
Yusuf devam etti:
“Biliyorum, bu senin suçun değil. Sana bir şey yapma demiyorum. Hatta gitmeni, denemeni istiyorum. Ama bir yandan da… bilmiyorum. Ya orada benden farklı bir hayatın olursa? Ya bir gün benimle müzik yapmak istemezsen?”
Elif gözlerini ondan ayırmadı.
“Bunları bana daha önce söyleyebilirdin.”
“Ben bile kendime söyleyemedim.”
Elif hafifçe gülümsedi. Sonra sazını kenara bıraktı.
“Ben de korkuyorum, Yusuf.”
Yusuf şaşırdı.
“Sen mi?”
“Evet, ben. Oraya gittiğimde herkesten daha kötü çalarsam ne olacak? Benden beklediklerini yapamazsam? Yanlış bir karar verirsem? Bir sürü şey düşünüyorum.”
Yusuf onun yüzüne baktı. Elif’in kendisinden daha cesur olduğunu düşünmüştü. Oysa Elif de korkuyordu; yalnızca korkmasına rağmen ilerlemeyi deniyordu.
“Bunu bilmiyordum,” dedi.
“Çünkü ben de her şeyi anlatmıyorum.”
Elif bu sözün ardından kısa bir sessizlik bıraktı.
“Yusuf, seninle müzik yapmak benim için çok değerli. Ama yalnızca seninle müzik yapabiliyor olmam, kendimi geliştirmem için yeterli değil. Ben de başka insanlardan bir şeyler öğrenmek istiyorum. Sonra öğrendiklerimi buraya getirmek istiyorum. Belki sen de başka yerlerde çalarsın. Belki bir süre farklı şeylerle uğraşırız. Ama bu, birlikte yaptığımız şeyi silmez.”
Yusuf başını salladı.
“Biliyorum. Yalnızca bunu kabullenmem biraz zaman alıyor.”
“Buna zaman ayırabilirsin. Ama benim adıma karar verme.”
“Vermeyeceğim.”
Elif elini uzatıp masadaki defteri kendine çekti.
“Peki. Şimdi şu parçayı düzeltelim. Çünkü stüdyoya gidersem orada da senden söz edeceğim.”
Yusuf gülümsedi.
“Benden mi?”
“Elbette. Beraber yazdığımız bir parçayı nasıl anlatmayayım?”
“Belki benim adımı unutursun.”
Elif gözlerini devirdi.
“Yusuf, bazen gerçekten çok yorucusun.”
İkisi de güldü.
O küçük gülüş, aralarındaki bütün korkuları ortadan kaldırmadı. Ama konuşmanın ardından odadaki hava değişmişti. İlk kez birbirlerinden bir şey saklamadan, hissettikleri şeyleri olduğu gibi söylemişlerdi.
Yeniden sazlarını ellerine aldılar.
Yusuf bu kez ritmi aceleye getirmedi. Elif’in melodisini bekledi. Elif de onun girişini dinleyerek kendi bölümüne başladı. Parça ilerledikçe iki ayrı ses yavaşça birbirine karıştı.
Bir süre sonra Yusuf durdu.
“Biliyor musun,” dedi, “bence bu hâli daha güzel oldu.”
Elif başını salladı.
“Ben de öyle düşünüyorum.”
“Bunu kaydetsek iyi olur. Sonra unuturuz.”
Elif telefonunu çıkardı.
“Ben kaydederim.”
Telefonu masaya koyup ses kaydını başlattı. İkisi de parçayı baştan çaldı. Bu kez kusursuz değildi ama duygusu vardı. Bazı notalar hafifçe kaydı, bir yerde Elif’in parmağı tele takıldı. Buna rağmen sonuna kadar devam ettiler.
Son nota bittiğinde Elif kaydı durdurdu.
“Dinleyelim mi?”
Yusuf başını salladı.
Telefonun küçük hoparlöründen kendi sazlarının sesini duydular. Kayıt, profesyonel değildi. Odanın dışından gelen ayak sesleri, sandalyenin hafif gıcırtısı ve Yusuf’un nefes alışları bile duyuluyordu.
Ama ikisi de sessizce dinledi.
Kayıt bittiğinde Elif gülümsedi.
“Bence güzel.”
Yusuf telefonun ekranına baktı.
“Biraz ham.”
“Zaten deneme kaydı.”
Yusuf bir an durdu.
“Belki bunu daha düzgün kaydedebiliriz.”
Elif ona döndü.
“Stüdyoda mı?”
“Evet. Eğer fırsat çıkarsa.”
Elif’in gözlerinde heyecan belirdi.
“Bunu gerçekten istiyor musun?”
Yusuf başını salladı.
“Evet. Ama bu kez yalnızca bir fırsat gelsin diye beklemek istemiyorum. Kendim de araştıracağım. Nasıl kayıt alınır, kimlerle çalışabiliriz, ne kadar para gerekir… Öğrenmeye başlayacağım.”
Elif gülümsedi.
“İşte bu, Yusuf.”
Yusuf da gülümsedi.
O gün müzik odasından çıktıklarında ikisi de bir şeylerin değiştiğini hissediyordu. Elif’in önündeki yol hâlâ belirsizdi. Yusuf’un yolu da öyleydi. Ama artık bu belirsizlik yalnızca korkulacak bir şey gibi görünmüyordu.
Bazen insanın ilerlemesi için önce neyi kaybetmekten korktuğunu anlaması gerekiyordu.
Yusuf o gün bunu biraz olsun anlamıştı.
---
O akşam Barış’tan yeni bir mesaj geldi.
“Yusuf, yarın öğleden sonra kısa bir görüşme yapabilir miyiz? Kayıt konusunda konuşabileceğim bir müzisyen var. Sizin çalışmalarınızı dinlemek isteyebilir. Yanında birkaç kayıt örneği getirmen iyi olur.”
Yusuf mesajı okuduğunda kalbi hızlandı.
Bir kayıt örneği.
Elinde yalnızca telefonla alınmış birkaç deneme vardı. Sesleri istediği kadar temiz değildi. Çaldığı bazı parçalar da yarım kalmıştı.
İlk düşüncesi, hazır olmadığını söylemek oldu.
Sonra müzik odasında Elif’le yaptıkları konuşmayı hatırladı.
Bir şeylerin kendiliğinden olmasını beklemek yerine adım atmalıyım.
Barış’a cevap yazdı.
“Merhaba Barış Bey. Yarın görüşebiliriz. Elimde birkaç deneme kaydı var, onları getireceğim. Teşekkür ederim.”
Mesajı gönderdi.
Ardından bilgisayarını açıp telefonundaki kayıtları aktarmaya başladı. Birini dinledi, sonra diğerini. Bazılarını baştan sona dinlemeden sildi. Bazılarında ise yaptığı hataları not etti.
Saat ilerledikçe gözleri yoruldu ama çalışmayı bırakmadı.
Bir ara annesi kapısını çalıp içeri baktı.
“Yine sazın başında mısın?”
Yusuf gülümsedi.
“Bu kez yalnızca saz değil anne. Kayıtlarla uğraşıyorum.”
Annesi masanın üzerindeki kâğıtlara baktı.
“Bir şey mi çıktı?”
“Yarın bir görüşmeye gideceğim. Belki kayıt işi için bir fırsat olabilir.”
Annesinin yüzü aydınlandı ama heyecanını abartmadı.
“Güzel. Baban da duysun. Yarın ne zaman gideceksin?”
“Öğleden sonra.”
“Peki. Ama şimdi biraz uyu. Sabah yine erken kalkacaksın.”
“Biraz daha bakıp yatacağım.”
Annesi kapıda durdu.
“Yusuf?”
“Efendim?”
“Her fırsatın son fırsatınmış gibi davranma. Önüne bir kapı açıldı diye o kapıdan hemen koşarak geçmek zorunda değilsin. Bak, öğren, sor. Ama kendini de küçümseme.”
Yusuf gülümsedi.
“Tamam anne.”
Annesi odadan çıktıktan sonra Yusuf bilgisayarın ekranına yeniden döndü. Son kaydı açtı. Bu, Elif’le birlikte çaldıkları “Başlangıç”ın telefonla alınmış hâliydi.
Dinlerken bazı eksiklikleri duydu. Ses dengesi iyi değildi. Birkaç yerde ritim kayıyordu. Fakat melodinin içinde ikisinin de emeği vardı.
Dosyanın adını değiştirdi.
Başlangıç — Deneme Kaydı 1
Bir süre ekrana baktı.
Sonra bilgisayarı kapattı.
Ertesi gün onu neyin beklediğini bilmiyordu. Belki karşısındaki müzisyen kayıtlarını beğenmeyecekti. Belki kendisine bazı eksiklerini söyleyecek, Yusuf da eve dönüp yeniden çalışmak zorunda kalacaktı. Belki de yalnızca birkaç tavsiye alıp oradan ayrılacaktı.
Bunların hepsi mümkündü.
Ama ilk kez, başarısız olma ihtimali onu adım atmaktan vazgeçirmiyordu.
Sazını kılıfına yerleştirip ışığı kapattı.
Yatağa uzandığında aklından son bir düşünce geçti:
Belki de ilk kayıt, insanın sesinin başkalarına ulaşmasıyla başlamıyordu.
Belki de insanın önce kendi sesini duymaya cesaret etmesi gerekiyordu.
Ve Yusuf, ertesi gün ilk kez kendi müziğini yalnızca kendisi için değil, başka birinin önünde de savunmak zorunda kalacaktı.
Bölüm etkileşimi
