Sazın Gölgesinde kitap kapağı

2. bölüm / 5

Sazın Gölgesinde

BÖLÜM 2 İlk Nota

Vaveyla Yazarı: CEPHEKALEMI 19

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 5Şu an: BÖLÜM 2 İlk Nota

Pazartesi sabahı Yusuf okula giderken hava kapalıydı.

Gökyüzü griydi. Sokaklarda hafta sonundan kalan sessizlik vardı. İnsanlar işe yetişmeye çalışıyor, öğrenciler ellerinde çantalarıyla otobüs duraklarına doğru ilerliyordu.

Yusuf'un omzunda yine sazı vardı.

Artık sazını okula getirirken eskisi kadar çekinmiyordu.

Bunda Elif'in payı büyüktü.

Okulun bahçesine girdiğinde birkaç kişinin ona baktığını fark etti. Önceden böyle bakışlar Yusuf'un canını sıkardı. Şimdi ise sadece yürümeye devam etti.

Çünkü bir şeyi anlamaya başlamıştı:

Herkesi memnun etmeye çalışırsa, sonunda kendinden vazgeçmek zorunda kalacaktı.

Sınıfa girdiğinde Elif sırasındaydı.

Yusuf'u görür görmez gülümsedi.

“Günaydın.”

“Günaydın.”

Elif sazı gösterdi.

“Bugün de getirmişsin.”

“Sen getir dedin ya.”

“Ben her gün getir demedim.”

Yusuf güldü.

“Ne bileyim? Alıştım.”

Elif başını salladı.

“İyi. Çünkü bugün sana bir şey söyleyeceğim.”

“Ne?”

“Öğle arasında.”

“Şimdi söyle.”

“Yok.”

“Neden?”

“Merak et.”

Yusuf gözlerini devirdi.

“Hiç sevmiyorum böyle şeyleri.”

“Seversin.”

Elif çantasından defterini çıkardı.

Yusuf ise onun ne söyleyeceğini düşünmeye başladı.

---

Öğle arası geldiğinde Elif Yusuf'u okulun arka tarafına götürdü.

Hava biraz açılmıştı. Güneş bulutların arasından kendini göstermeye başlamıştı.

Elif banklardan birine oturdu.

Yusuf da karşısına geçti.

“Evet,” dedi. “Şimdi söyle.”

Elif birkaç saniye düşündü.

“Okulda bahar şenliği yapılacak.”

“Biliyorum.”

“Öğretmenler müzik gösterileri için öğrenciler arıyor.”

Yusuf'un yüzündeki ifade değişti.

“Eee?”

Elif gülümsedi.

“Biz de çıkalım.”

Yusuf hemen başını salladı.

“Hayır.”

“Daha ne olduğunu söylemedim.”

“Ne olduğunu biliyorum.”

“Birlikte saz çalacağız.”

“Hayır.”

“Neden?”

Yusuf cevap vermedi.

Elif onun yüzüne baktı.

“İnsanların önünde çalmaktan mı korkuyorsun?”

“Hayır.”

“Yusuf.”

“Tamam.”

Yusuf başını öne eğdi.

“Korkuyorum.”

Elif'in yüzündeki gülümseme kayboldu.

“Niye?”

“Çünkü hata yaparım.”

“Hata yaparsan ne olacak?”

“Herkes güler.”

“Bırak gülsünler.”

“Sen kolay söylüyorsun.”

“Hayır, kolay söylemiyorum.”

Elif sazını kılıfından çıkardı.

“Ben de korkuyorum.”

Yusuf şaşırdı.

“Sen mi?”

“Evet.”

“Hiç belli olmuyor.”

“Çünkü belli etmemeye çalışıyorum.”

Elif sazının tellerine hafifçe dokundu.

“Bir gün sahneye çıktığımızda insanlar bize bakacak. Bazıları beğenecek, bazıları beğenmeyecek. Belki biri dalga geçecek.”

Yusuf sessizce dinliyordu.

“Elimizden geleni yapacağız,” dedi Elif. “Gerisi bizi ilgilendirmiyor.”

Yusuf:

“Ya rezil olursak?”

Elif güldü.

“Yusuf, biz daha şöhretli sanatçılar değiliz. Rezil olsak bile ertesi gün yine okula geleceğiz.”

Yusuf istemeden güldü.

“Doğru.”

“Eee?”

Yusuf bir süre düşündü.

Sonra:

“Tamam.”

Elif'in gözleri parladı.

“Gerçekten mi?”

“Evet.”

“Pişman olmayacaksın.”

“Bundan pek emin değilim.”

Elif güldü.

“Göreceğiz.”

---

Aynı gün müzik öğretmeninin yanına gittiler.

Öğretmen, ikisini karşısında görünce şaşırdı.

“Ne oldu?”

Elif:

“Hocam, bahar şenliğinde saz çalmak istiyoruz.”

Öğretmen önce Elif'e, sonra Yusuf'a baktı.

“İkiniz mi?”

“Evet hocam.”

“Hazır mısınız?”

Yusuf cevap vermeden önce Elif ona baktı.

Yusuf derin bir nefes aldı.

“Hazırız hocam.”

Öğretmen gülümsedi.

“Güzel. O zaman cuma günü prova yapalım.”

Cuma.

Yusuf'un içinde garip bir heyecan oluştu.

Daha dört gün vardı.

Ama ona dört ay gibi gelmişti.

---

O günden sonra Yusuf ile Elif her gün prova yapmaya başladı.

Derslerden sonra okulun müzik sınıfında buluşuyorlardı.

İlk günler hiç kolay değildi.

Yusuf bir yerde hata yapıyor, baştan başlıyorlardı.

Elif ritmi kaçırıyor, ikisi birbirine bakıp gülüyordu.

Bazen aynı bölümü on kez tekrar ediyorlardı.

Bir gün Yusuf sinirlendi.

“Olmuyor.”

Elif sazını bıraktı.

“Oluyor.”

“Olmuyor.”

“Oluyor.”

“Üç dakikadır aynı yerde hata yapıyorum.”

“Evet.”

“Eee?”

“Daha önce üç dakikada yapıyordun. Şimdi iki dakikada yapıyorsun.”

Yusuf güldü.

“Sen her şeyi böyle mi görüyorsun?”

“Nasıl?”

“İyi tarafından.”

Elif omuz silkti.

“Birinin görmesi lazım.”

Yusuf sustu.

Sonra yeniden sazını aldı.

“Baştan.”

“Baştan.”

Ve tekrar başladılar.

---

Bir gün prova sırasında kapı açıldı.

Mert ve iki arkadaşı içeri baktı.

“Ne yapıyorsunuz?”

Yusuf'un parmakları durdu.

Mert içeri girdi.

“Harbi konser verecekmişsiniz.”

Elif:

“Evet.”

Mert gülümsedi.

“İyi. Biz de geliriz.”

Yusuf onun ne demek istediğini anlamıştı.

“Gel.”

Mert:

“Ne?”

“Gel.”

Mert birkaç saniye şaşırdı.

Yusuf devam etti:

“Beğenmezsen gülersin.”

Mert bir şey söylemedi.

Sonra omuz silkip çıktı.

Kapı kapandığında Yusuf'un elleri titriyordu.

Elif bunu fark etti.

“İyi misin?”

“İyiyim.”

“Emin misin?”

“Evet.”

Elif birkaç saniye ona baktı.

“Sen değişiyorsun.”

Yusuf şaşırdı.

“Nasıl?”

“Eskiden hemen susardın.”

Yusuf sazının tellerine baktı.

“Belki artık susmak istemiyorum.”

Elif gülümsedi.

“İşte bunu sevdim.”

---

Cuma günü geldi.

Prova için müzik sınıfına girdiklerinde öğretmen onları dinlemek için karşılarına oturdu.

Yusuf'un kalbi hızla çarpıyordu.

Elif kulağına eğildi.

“Derin nefes al.”

Yusuf nefes aldı.

“Bir daha.”

Yusuf tekrar nefes aldı.

“Şimdi?”

“Biraz daha iyi.”

Öğretmen:

“Hazırsanız başlayın.”

Yusuf sazını tuttu.

İlk nota çıktı.

Sonra Elif eşlik etti.

Bir süre sonra Yusuf korkusunu unuttu.

Sanki okulda değildi.

Sanki o küçük odasında, gecenin bir vakti tek başına saz çalıyordu.

Müzik bitince sınıf sessiz kaldı.

Yusuf öğretmene baktı.

Öğretmen gülümsüyordu.

“Güzel.”

Yusuf:

“Gerçekten mi?”

“Gerçekten.”

Öğretmen ayağa kalktı.

“Birbirinizi dinliyorsunuz. En önemli şey bu.”

Elif Yusuf'a baktı.

Yusuf da ona.

İkisinin de yüzünde aynı gülümseme vardı.

---

Bahar şenliğine iki gün kala Yusuf'un evinde de hazırlık başladı.

Annesi oğlunun heyecanını fark etmişti.

“Ne zaman çıkacaksınız?”

“Cumartesi.”

“Kalabalık olacak mı?”

“Bilmiyorum.”

“Sen korkuyor musun?”

Yusuf bir süre düşündü.

“Biraz.”

Annesi yanına oturdu.

“Baban senin yaşındayken kalabalığın önüne çıkamazdı.”

Yusuf güldü.

“Babam mı?”

“Evet.”

“Hiç inanmıyorum.”

“İnan.”

Annesi oğlunun eline baktı.

Parmak uçlarında küçük sertleşmeler oluşmuştu.

“Çok çalışıyorsun.”

“Çalışmam lazım.”

“Niye?”

Yusuf gülümsedi.

“Çünkü yapmak istediğim bir şey var.”

Annesi oğlunun yüzüne baktı.

Sonra başını okşadı.

“Öyleyse yap.”

Yusuf o gece uzun süre uyuyamadı.

Yatağında tavana bakıyordu.

Bir yanda sahne vardı.

Diğer yanda yüzlerce göz.

Ya hata yaparsa?

Ya sazın teli koparsa?

Ya herkes gülerse?

Sonra Elif'in sesi aklına geldi.

"Bırak gülsünler."

Yusuf gözlerini kapattı.

İlk kez korkusunun üzerine gitmeye karar verdi.

---

Cumartesi günü okul normalden çok daha kalabalıktı.

Bahçeye sandalyeler dizilmişti.

Öğrenciler gruplar halinde dolaşıyor, öğretmenler son hazırlıkları yapıyordu.

Küçük bir sahne kurulmuştu.

Yusuf sahnenin arkasında bekliyordu.

Sazı elindeydi.

Avuçları terliyordu.

Elif yanına geldi.

“Hazır mısın?”

Yusuf başını salladı.

“Hayır.”

Elif güldü.

“Ben de.”

Yusuf ona baktı.

“Sen de mi korkuyorsun?”

“Evet.”

“Belli etmiyorsun.”

“Sen de etmiyorsun.”

Yusuf etrafına baktı.

Kalabalığın içinde Mert'i gördü.

Mert ona baktı.

Bu kez gülmüyordu.

Yusuf derin bir nefes aldı.

Sunucu sahneye çıktı.

Bir sonraki gösteriyi anons etti.

“Şimdi sizlere iki öğrencimizin hazırladığı saz dinletisini sunacağız.”

Yusuf'un kalbi göğsünden çıkacakmış gibi oldu.

Elif onun koluna hafifçe dokundu.

“Beraber.”

Yusuf başını salladı.

Sahneye çıktılar.

Bir anda yüzlerce göz üzerlerine çevrildi.

Yusuf'un boğazı kurudu.

İlk birkaç saniye ne yapacağını bilemedi.

Sonra sazını tuttu.

Elif ona baktı.

Yusuf gözlerini kapattı.

İlk notayı çaldı.

Ve o anda korkusu biraz olsun kayboldu.

İkinci nota.

Üçüncü nota.

Sonra Elif katıldı.

İki sazın sesi okul bahçesinde yankılanmaya başladı.

Yusuf artık seyirciyi görmüyordu.

Sadece müziği duyuyordu.

Sadece sazını.

Sadece Elif'in onun yanında olduğunu biliyordu.

Parçanın sonuna geldiklerinde son nota uzun süre havada kaldı.

Yusuf elini çekti.

Sessizlik.

Bir saniye.

İki saniye.

Sonra alkışlar yükseldi.

Yusuf gözlerini açtı.

Kalabalık alkışlıyordu.

Elif ona baktı.

Gülümsüyordu.

Yusuf da gülümsedi.

O an hayatında ilk kez şunu hissetti:

Belki gerçekten yapabilirdi.

Belki bu saz, sadece odasında sakladığı eski bir eşya değildi.

Belki bu saz, onu hiç bilmediği bir hayata götürecekti.

Ve o gün Yusuf'un attığı ilk adım, henüz kendisinin bile farkında olmadığı büyük bir yolculuğun başlangıcıydı.

Alkışlar birkaç saniye daha devam etti.

Yusuf sahnenin ortasında öylece duruyordu.

Ellerinin titrediğini hâlâ hissediyordu ama bu kez korkudan mı, heyecandan mı olduğunu anlayamıyordu.

Yanında duran Elif hafifçe ona doğru eğildi.

“Bitti.”

Yusuf gözlerini ona çevirdi.

“Gerçekten bitti mi?”

Elif gülümsedi.

“Evet.”

Yusuf derin bir nefes aldı.

“Ben hiçbir şey hatırlamıyorum.”

“Ben de.”

İkisi birlikte güldü.

Sahneden inerken Yusuf'un ayağı basamağa takılacak gibi oldu. Elif kolundan tuttu.

“Dikkat.”

“Sağ ol.”

Sahnenin arkasına geçtiklerinde müzik öğretmeni onları karşıladı.

“İkiniz de çok iyiydiniz.”

Yusuf başını eğdi.

“Teşekkür ederim hocam.”

Öğretmen Yusuf'un omzuna dokundu.

“Gördün mü?”

“Neyi hocam?”

“İnsanların önünde çalabiliyorsun.”

Yusuf gülümsedi.

“Galiba.”

“Galiba değil. Çalabiliyorsun.”

Bu cümle Yusuf'un aklında kaldı.

---

Gösteriden sonra okulun bahçesi eskisi gibi değildi.

Yusuf yürürken daha önce hiç konuşmadığı öğrenciler yanına gelmeye başladı.

“Güzel çaldınız.”

“Gerçekten çok iyiydi.”

“Şu çaldığınız parçanın adı ne?”

“Bir daha çalacak mısınız?”

Yusuf her soruya şaşkınlıkla cevap veriyordu.

Çünkü birkaç hafta önce aynı insanlar onun sazıyla dalga geçiyordu.

Şimdi ise onu dinlemek istiyorlardı.

Bir grup öğrenci yanından geçerken biri arkadaşına:

“Yusuf bayağı iyi çalıyormuş.”

dedi.

Yusuf bunu duydu.

Ama dönüp bakmadı.

İçinde garip bir his oluştu.

Eskiden insanların ne düşündüğü onun için çok önemliydi.

Şimdi ise ilk kez kendi ne düşündüğünü merak ediyordu.

---

Mert de biraz sonra yanlarına geldi.

Yusuf onu görünce durdu.

Mert ellerini cebine sokmuştu.

“İyi çaldınız.”

Yusuf birkaç saniye sustu.

“Sağ ol.”

Mert Elif'e baktı.

“Sen de iyiydin.”

“Teşekkürler.”

Mert başını salladı.

“Ben… şey…”

Sözünü tamamlayamadı.

Yusuf bekledi.

“Ne?”

“Daha önce biraz fazla dalga geçtim.”

Yusuf şaşırdı.

Mert gözlerini yere indirdi.

“Özür dilerim.”

Yusuf ne söyleyeceğini bilemedi.

Bir süre sonra:

“Tamam.”

Mert başını kaldırdı.

“Tamam mı?”

“Tamam.”

Mert gülümsedi.

“İyi.”

Sonra uzaklaştı.

Elif Yusuf'a baktı.

“Ne düşünüyorsun?”

“Hiç.”

“Yalan.”

Yusuf güldü.

“İnsanlar değişebiliyor galiba.”

Elif:

“Bazen.”

---

Şenlik akşam saatlerine kadar devam etti.

Yusuf eve dönerken sazını yine omzunda taşıyordu.

Ama bu kez sazının ağırlığı farklı geliyordu.

Sabah onu taşırken içinde korku vardı.

Şimdi ise gurur.

Eve girdiğinde annesi hemen kapıda belirdi.

“Nasıl geçti?”

Yusuf cevap vermeden gülümsedi.

Annesi onun yüzüne baktı.

“Güzel geçti.”

“Çok güzel geçti.”

“Anlat.”

Yusuf ayakkabılarını çıkarırken konuşmaya başladı.

“Sahneye çıktık. İlk başta çok korktum. Sonra çalmaya başladık.”

Annesi:

“Kalabalık nasıldı?”

“Çoktu.”

“İnsanlar ne yaptı?”

“Alkışladılar.”

Annesinin yüzünde büyük bir gülümseme oluştu.

“Ben sana demiştim.”

“Neyi?”

“Sen yaparsın.”

Yusuf başını salladı.

“Evet.”

Tam o sırada babası salondan çıktı.

“Ne olmuş?”

Annesi:

“Bizim oğlan sahneye çıkmış.”

Babası Yusuf'a baktı.

“Öyle mi?”

“Evet.”

“Nasıl geçti?”

Yusuf:

“İyi.”

Babası birkaç saniye sessiz kaldı.

Sonra:

“Videoyu çeken oldu mu?”

Yusuf şaşırdı.

“Galiba.”

“İyi.”

Yusuf babasının yüzüne baktı.

“Niye?”

Babası omuz silkti.

“Bir bakarız.”

Yusuf odasına geçti.

Telefonunu yatağın üzerine bıraktı.

Üzerini değiştirdi.

Tam sazını eline alacakken telefonu titredi.

Bir mesaj.

Sonra bir tane daha.

Sonra bir tane daha.

Yusuf telefonu eline aldı.

Okuldan arkadaşları ona videolar göndermeye başlamıştı.

Birisi gösterisini kaydetmişti.

Videoda Yusuf ve Elif sahnedeydi.

Yusuf videoyu açtı.

Kendi görüntüsünü ilk kez dışarıdan izliyordu.

Biraz utandı.

“Çok kötü görünmüşüm.”

Kendi kendine güldü.

Sonra videonun altındaki yorumları okumaya başladı.

“Çok güzel.”

“Bunlar profesyonel gibi.”

“Yusuf'un sazı çok iyi.”

“Bir daha çalsınlar.”

Yusuf telefonunu elinden bıraktı.

Kalbi hızlı atıyordu.

O gece uyumadan önce videosunu tekrar izledi.

Sonra bir kez daha.

Sonra bir kez daha.

---

Ertesi sabah Yusuf'un telefonu alarmdan önce çaldı.

Uyku sersemi telefonuna baktı.

Elif'ten mesaj vardı.

“Günaydın. Dün çok güzeldi.”

Yusuf gülümsedi.

Cevap yazdı.

“Sen olmasan çıkamazdım sahneye.”

Mesajı gönderdikten sonra birkaç saniye ekrana baktı.

Elif hemen cevap verdi.

“Sen çıkardın. Ben sadece yanında durdum.”

Yusuf bu mesajı uzun süre düşündü.

Sonra telefonu cebine koydu.

---

Pazartesi okulda gösterinin videosu hâlâ konuşuluyordu.

Birçok kişi Yusuf'un yanına geliyordu.

Müzik öğretmeni onu odasına çağırdı.

“Yusuf, otur.”

Yusuf sandalyeye oturdu.

“Efendim hocam?”

Öğretmen bilgisayarını açtı.

“Gösterinizin videosunu gördüm.”

Yusuf başını salladı.

“Evet hocam.”

“Bir şey söyleyeceğim.”

“Buyurun.”

“Senin müzik konusunda ciddi bir yeteneğin var.”

Yusuf sustu.

Öğretmen devam etti.

“Ama yetenek tek başına yeterli değil.”

“Biliyorum.”

“Çalışırsan çok daha ileri gidebilirsin.”

Yusuf'un gözleri parladı.

“Ne kadar ileri?”

Öğretmen gülümsedi.

“Bunu sen belirleyeceksin.”

Yusuf o an ilk kez geleceğini gerçekten düşündü.

Sadece okul gösterisini değil.

Daha büyük sahneleri.

Daha büyük kalabalıkları.

Kendi yaptığı müzikleri.

Belki bir gün kendi şarkılarını.

Ama hemen ardından başka bir düşünce geldi.

“Ya başaramazsam?”

Öğretmen sanki aklından geçeni anlamış gibi konuştu.

“Başarısız olmaktan korkma.”

Yusuf:

“Niye?”

“Çünkü denemeyen insan zaten kaybetmiştir.”

---

Okul çıkışında Yusuf ile Elif birlikte yürüdüler.

Elif:

“Hocan ne dedi?”

“Yeteneğim varmış.”

Elif gülümsedi.

“Ben sana söylemiştim.”

“Sen hep söylüyorsun zaten.”

“Çünkü doğru.”

Yusuf birkaç saniye sustu.

“Bir gün büyük bir sahnede çalsak nasıl olur?”

Elif ona baktı.

“Olur.”

“Gerçekten mi?”

“Niye olmasın?”

“Binlerce kişi olsa?”

“Olur.”

“Televizyona çıksak?”

Elif güldü.

“Sen bayağı ileri gittin.”

Yusuf da güldü.

“Hayal kuruyorum.”

Elif:

“Kur.”

“Sen de olur musun?”

Elif bir an durdu.

Sonra gülümsedi.

“Olurum.”

Yusuf'un kalbi hızlandı.

“Her zaman mı?”

Elif ona baktı.

“Bunu zaman gösterecek.”

Sonra yürümeye devam etti.

Yusuf birkaç adım geride kaldı.

Elif dönüp:

“Geliyor musun?”

“Geliyorum.”

Yusuf ona yetişti.

İkisi yan yana yürümeye devam etti.

O gün ikisinin de bilmediği bir şey vardı.

Okul bahçesinde birkaç dakika süren o küçük gösteri, aslında Yusuf'un hayatındaki ilk kapıyı açmıştı.

Henüz kimse onun adını bilmiyordu.

Henüz büyük sahneler yoktu.

Henüz para, şöhret ve kalabalıklar yoktu.

Sadece eski bir saz vardı.

Bir de ona inanan bir kız.

Ama bazen büyük hikâyeler tam da böyle başlardı.

Kimsenin önemsemediği küçük bir sahnede.

Kimsenin tanımadığı iki gençle.

Ve tek bir notayla.

Ertesi gün okul çıkışında Yusuf'un aklında hâlâ öğretmeninin söyledikleri vardı.

"Yeteneğin var."

Bu iki kelime, gün boyunca zihninde dönüp durmuştu.

Yusuf daha önce de sazını seven insanlar olduğunu biliyordu. Elif onu destekliyordu. Annesi onunla gurur duyuyordu. Babası artık eskisi kadar karşı çıkmıyordu.

Ama öğretmeninin söyledikleri farklıydı.

Çünkü bunu sadece onu mutlu etmek için söylememişti.

Bir müzik öğretmeniydi.

Yıllardır öğrenciler görüyordu.

Ve Yusuf'un içinde gerçekten bir şey olduğunu düşünüyordu.

Yusuf okul kapısından çıkarken Elif yanına yetişti.

“Bugün niye bu kadar sessizsin?”

“Düşünüyorum.”

“Neyi?”

“Hocanın söylediklerini.”

Elif başını salladı.

“Ben de düşündüm.”

“Ne düşünüyorsun?”

“Senin daha fazla çalışman gerektiğini.”

Yusuf güldü.

“Sen de mi hocam oldun?”

“Hayır.”

“E o zaman?”

“Arkadaşın oldum.”

Yusuf'un yüzünde küçük bir gülümseme oluştu.

“İyi.”

---

O gün ikisi birlikte okulun yakınındaki küçük parka gittiler.

Hava serindi.

Ağaçların bazı yaprakları sararmaya başlamıştı.

Bir banka oturdular.

Yusuf sazını çıkarmadı.

Elif de çıkarmadı.

Sadece konuştular.

“Yusuf.”

“Efendim?”

“Hiç gerçekten büyük bir sahnede çalmayı düşündün mü?”

Yusuf biraz düşündü.

“Çocukken düşündüm.”

“Sonra?”

“Sonra insanlar dalga geçmeye başladı.”

“Ve vazgeçtin?”

“Hayır.”

“Ne yaptın?”

“Kimseye söylememeye başladım.”

Elif başını eğdi.

“Aradaki fark bu.”

“Ne farkı?”

“Vazgeçmemişsin.”

Yusuf ona baktı.

Elif devam etti:

“Sen sadece hayalini insanlardan saklamışsın.”

Yusuf cevap vermedi.

Çünkü Elif'in haklı olduğunu biliyordu.

---

Tam o sırada Yusuf'un telefonu çaldı.

Ekranda tanımadığı bir numara vardı.

Yusuf açıp açmamak arasında kaldı.

“Kim?”

“Bilmiyorum.”

“Aç.”

Yusuf telefonu açtı.

“Alo?”

Karşıdan bir erkek sesi geldi.

“Yusuf'la mı görüşüyorum?”

“Evet.”

“Ben Kemal. Okulunuzdaki müzik öğretmeniyle görüştüm.”

Yusuf'un yüzündeki ifade değişti.

“Buyurun?”

“Cumartesi günü şehir merkezinde küçük bir kültür etkinliği var. Sizin okul gösterinizi görmüşler. İki genç sazcı için kısa bir gösteri yapmak istiyorlar.”

Yusuf birkaç saniye konuşamadı.

Kemal devam etti:

“Sen ve Elif.”

Yusuf'un kalbi hızlandı.

“Biz mi?”

“Evet.”

“Nasıl olacak?”

“Yaklaşık on beş dakikalık bir performans. Çok büyük bir etkinlik değil ama salonda kalabalık olacak.”

Yusuf Elif'e baktı.

Elif onun yüzünden bir şey olduğunu anlamıştı.

Kemal:

“Düşünün, öğretmeninizle de konuşursunuz. Uygunsanız yarın tekrar görüşelim.”

“Tamam.”

Telefon kapandı.

Yusuf telefonu elinde tutmaya devam etti.

Elif:

“Ne oldu?”

Yusuf ona baktı.

“Bizi sahneye çağırıyorlar.”

Elif'in gözleri büyüdü.

“Ne?”

“Cumartesi.”

“Ciddi misin?”

“Evet.”

Elif birkaç saniye hiçbir şey söylemedi.

Sonra gülmeye başladı.

“Yusuf!”

“Ne?”

“Biz gerçekten yapıyoruz.”

Yusuf da gülmeye başladı.

Ama gülüşünün altında korku vardı.

“Ya kötü olursa?”

Elif hemen:

“Yine başladın.”

“Ne?”

“Korkmaya.”

Yusuf:

“Sen korkmuyor musun?”

“Çok.”

“E o zaman?”

“Beraber korkarız.”

Yusuf ona baktı.

“Beraber mi?”

“Evet.”

---

Akşam Yusuf eve geldiğinde babası salondaydı.

Yusuf çantasını bıraktı.

“Baba.”

“Efendim?”

“Bir şey söyleyeceğim.”

Babası televizyonu kapattı.

“Dinliyorum.”

“Cumartesi bir etkinlik var.”

“Evet?”

“Beni ve Elif'i çağırdılar.”

Babası kaşlarını kaldırdı.

“Ne etkinliği?”

“Müzik etkinliği.”

“Okulun mu?”

“Hayır. Şehir merkezinde.”

Babası birkaç saniye düşündü.

“Kim çağırıyor?”

“Bir organizasyon.”

“Tanıyor musun?”

“Hayır.”

Babası ciddileşti.

“Önce kim olduklarını öğren.”

Yusuf başını salladı.

“Öğretmen de biliyor.”

“Öyleyse konuşurum.”

Yusuf şaşırdı.

“Sen gelecek misin?”

“Bakacağız.”

Yusuf:

“Tamam.”

Odasına giderken babasının arkasından seslendiğini duydu.

“Yusuf.”

“Efendim?”

“Heyecanlanma.”

Yusuf gülümsedi.

“Deneyeceğim.”

---

O gece Yusuf, internetten sahne videoları izledi.

Saz çalan insanları izledi.

Konserleri izledi.

Sahneye nasıl çıktıklarına baktı.

Mikrofonları.

Işıkları.

Seyircileri.

Sonra aynanın karşısına geçti.

Sazını eline aldı.

Kendi kendine:

“Merhaba arkadaşlar.”

dedi.

Sonra durdu.

“Saçmalıyorum.”

Güldü.

Tekrar denedi.

“Merhaba.”

Bu kez daha ciddi söyledi.

Bir süre sonra annesi kapının önünde belirdi.

“Ne yapıyorsun?”

Yusuf utandı.

“Hiç.”

Annesi güldü.

“Konuşma provası mı?”

“Evet.”

“İyi.”

“Niye gülüyorsun?”

“Çünkü seni ilk defa böyle görüyorum.”

“Nasıl?”

“Bir şeyin peşinden giderken.”

Yusuf sustu.

Annesi kapıyı kapatmadan önce:

“Devam et.”

dedi.

---

Cumartesi sabahı Yusuf erkenden uyandı.

Sazının tellerini tek tek kontrol etti.

Kılıfını temizledi.

Akort cihazını çantasına koydu.

Yedek telleri aldı.

Su şişesini koydu.

Sonra tekrar kontrol etti.

Annesi mutfaktan seslendi:

“Yusuf, daha çıkmanıza bir saat var.”

“Biliyorum.”

“Beş kere kontrol ettin.”

“Ya bir şey eksikse?”

Annesi güldü.

“Eksik olan tek şey sakinlik.”

Yusuf derin bir nefes aldı.

“Onu da bulmaya çalışıyorum.”

---

Etkinlik alanına vardıklarında Yusuf'un beklediğinden daha kalabalık olduğunu gördü.

Büyük bir salon değildi.

Ama sahnenin önünde yüzlerce sandalye vardı.

İnsanlar yavaş yavaş yerlerini alıyordu.

Yusuf'un elleri terlemeye başladı.

Elif yanına geldi.

“İyi misin?”

“Hayır.”

Elif güldü.

“Ben de.”

Yusuf:

“Kaçsak mı?”

“Geç kaldık.”

“Doğru.”

İkisi güldü.

Müzik öğretmenleri yanlarına geldi.

“Hazır mısınız?”

Elif:

“Hazırız.”

Yusuf:

“Sanırım.”

Öğretmen:

“Sanırım diye bir şey yok. Çıkın ve çalın.”

Yusuf başını salladı.

---

Sahneye çıktıklarında salonun ışıkları gözlerini aldı.

Yusuf ilk kez bu kadar büyük bir kalabalığın karşısındaydı.

İnsanların yüzlerini seçemiyordu.

Bu iyi bir şeydi.

Çünkü onları görmeyince korkusu biraz azaldı.

Elif yanına geldi.

“Başlıyoruz.”

Yusuf başını salladı.

İlk nota.

Sonra ikinci.

Elif eşlik etti.

Bu kez okul gösterisinden daha rahattılar.

Çünkü artık birbirlerini biliyorlardı.

Birbirlerinin ritmini hissediyorlardı.

Yusuf gözlerini kapattı.

Müzik ilerledikçe kalabalığı tamamen unuttu.

Parça bitti.

Son nota salonda yankılandı.

Bir an sessizlik oldu.

Ardından alkışlar yükseldi.

Yusuf gözlerini açtı.

Bu kez alkış daha büyüktü.

Sahne arkasına geçtiklerinde Kemal onları bekliyordu.

Yusuf ilk kez onu gördü.

Kırklı yaşlarında, düzgün giyimli bir adamdı.

Elini Yusuf'a uzattı.

“Çok iyiydiniz.”

“Teşekkür ederim.”

Kemal Elif'e de döndü.

“Sen de çok iyisin.”

“Sağ olun.”

Kemal tekrar Yusuf'a baktı.

“Senin özellikle dikkatimi çeken bir tarafın var.”

Yusuf merakla sordu:

“Nedir?”

“Çalarken kendini kaybediyorsun.”

Yusuf ne diyeceğini bilemedi.

Kemal devam etti:

“Bu öğrenilecek bir şey değil. Ya vardır ya yoktur.”

Yusuf'un yüzünde hafif bir gülümseme oluştu.

Kemal kartını uzattı.

“Beni ara.”

Yusuf karta baktı.

“Ne için?”

Kemal:

“Belki daha büyük bir şeyler yapabiliriz.”

Yusuf kartı aldı.

O an henüz bilmiyordu.

Elindeki küçük kartın, hayatında büyük bir değişikliğin başlangıcı olacağını.

Şöhret hâlâ çok uzaktaydı.

Para da.

Büyük sahneler de.

Ama ilk kapı açılmıştı.

Yusuf kartı cebine koydu.

Elif yanına geldi.

“Ne dedi?”

Yusuf ona baktı.

“Bilmiyorum.”

“Elindeki ne?”

Yusuf kartı çıkardı.

Elif okudu.

Sonra Yusuf'a baktı.

“Bence aramalısın.”

Yusuf:

“Ya işler değişirse?”

Elif:

“Belki de değişmesi gerekiyordur.”

Yusuf bir süre sustu.

Sonra kartı tekrar cebine koydu.

“Önce babamla konuşacağım.”

Elif gülümsedi.

“Doğru olanı yap.”

İkisi salonun çıkışına doğru yürürken Yusuf'un aklında tek bir düşünce vardı:

Belki de bu sadece bir gösteri değildi.

Belki de hayatında ilk kez, hayal ettiği yere giden yolun ilk taşına basmıştı.

Yusuf, Kemal’in verdiği kartı cebinde hissederek eve doğru yürüyordu.

Elif yanında sessizce ilerliyordu. Az önceki kalabalığın, alkışların ve sahnedeki ışıkların etkisi ikisinin de üzerinden tam olarak geçmemişti.

Bir süre hiçbir şey söylemediler.

Sonunda Elif sessizliği bozdu.

— Ne düşünüyorsun?

Yusuf başını kaldırmadan cevap verdi.

— Bilmiyorum.

— Bilmiyorum mu?

Yusuf hafifçe gülümsedi.

— Hem çok şey düşünüyorum, hem de hiçbir şey düşünemiyorum.

Elif güldü.

— Güzel cevap.

Yusuf elini cebine attı. Kartı çıkarmadı ama parmaklarıyla kartın kenarını yokladı.

— Sence gerçekten ciddi mi?

Elif bir an düşündü.

— Bence ciddi.

— Ya değilse?

— O zaman da değişen bir şey olmaz.

Yusuf ona baktı.

— Nasıl yani?

— Bugün yine sahneye çıktık. İnsanların önünde çaldık. Alkış aldık. Seni dinleyen biri senin hakkında güzel şeyler söyledi. Bunların hiçbiri boşa gitmez.

Yusuf başını salladı.

— Haklısın.

Bir süre daha yürüdüler.

Sokak yavaş yavaş akşam sessizliğine bürünüyordu. Yusuf'un aklı ise hâlâ sahnedeydi.

Işıklar.

İnsanların yüzleri.

Sazın tellerinden çıkan ses.

Ve Kemal'in söylediği cümle...

"Çalarken kendini kaybediyorsun."

Yusuf bu cümleyi düşündükçe içinde garip bir sıcaklık hissediyordu.

Belki de yıllardır aradığı şey buydu.

Kendini kaybetmek.

Ama bir insan kendini kaybederek nasıl kendini bulabilirdi?

---

Evin kapısını açtığında babası salonda oturuyordu.

Televizyon açıktı ama sesi kısıktı.

Yusuf içeri girince babası başını kaldırdı.

— Geldin mi?

— Geldim baba.

— Nasıl geçti?

Yusuf ayakkabılarını çıkarırken durdu.

— Güzel geçti.

Babası televizyonun sesini tamamen kapattı.

— Yüzünden belli.

Yusuf gülümsedi.

— Bir şey oldu.

Babası kaşlarını kaldırdı.

— Ne oldu?

Yusuf çantasını yere bıraktı.

— Bizi dinleyen bir adam vardı. Etkinlikte organizasyonla ilgileniyormuş.

— Hı.

— Bana kartını verdi.

Babası birkaç saniye sessiz kaldı.

— Ne için?

Yusuf cebinden kartı çıkarıp babasına uzattı.

Babası kartı aldı ve üzerindeki yazıya baktı.

— Kemal...

— Evet.

— Ne istiyormuş?

— Daha büyük bir yerde çalmamızı istiyor olabilir. Tam olarak bilmiyorum. "Beni ara, belki daha büyük bir şeyler yapabiliriz" dedi.

Babası kartı tekrar Yusuf'a verdi.

— "Olabilir" demiş yani.

Yusuf'un yüzündeki heyecan biraz azaldı.

— Evet.

Babası bunu fark etmiş olacak ki sesini yumuşattı.

— Oğlum, ben sana kötü bir şey söylemiyorum.

— Biliyorum.

— Ama bir kart almakla hayat değişmiyor. İnsanlar bazen çok konuşur. Önemli olan ne yaptıkları.

Yusuf başını salladı.

— Ben de hemen bir şey olacağını düşünmüyorum.

Babası birkaç saniye onu izledi.

— Peki sen ne istiyorsun?

Yusuf hiç düşünmeden cevap verdi.

— Denemek istiyorum.

Babası bu kez cevap vermedi.

Yusuf devam etti.

— Okulu da bırakmayacağım. Derslerimi de yapacağım. Ama bunu da denemek istiyorum baba.

Babası koltuğa yaslandı.

— O zaman dene.

Yusuf şaşırdı.

— Gerçekten mi?

— Sana "gitme" demedim ki.

— Ama daha önce...

Babası sözünü kesti.

— Daha önce saz karın doyurmaz dedim. Hâlâ da aynı şeyi düşünüyorum.

Yusuf'un yüzü düştü.

Babası hafifçe gülümsedi.

— Ama senin saz çalmanı artık sadece bir heves olarak görmüyorum.

Yusuf sessiz kaldı.

— Ciddiye alıyorsun bunu.

— Evet.

— O zaman sen de ciddi ol.

Yusuf başını salladı.

— Olacağım.

Babası ayağa kalktı.

— Yemek hazır. Annen seni bekliyor.

Yusuf tam odasına gidecekken babası arkasından seslendi.

— Yusuf.

— Efendim?

— Kartı kaybetme.

Yusuf gülümsedi.

— Kaybetmem.

---

O gece Yusuf yatağına uzandığında uyuyamadı.

Komodinin üzerinde sazı duruyordu.

Bir süre tavana baktı.

Sonra kalktı.

Sazını eline aldı.

Odasının ışığını açmadan pencerenin önüne oturdu.

Parmakları tellere dokundu.

İlk nota sessizce odaya yayıldı.

Ardından ikinci nota...

Sonra üçüncü.

Yusuf bir süre çaldı.

Bugüne kadar öğrendiği ezgilerden hiçbirini çalmak istemiyordu.

İçinden başka bir şey geliyordu.

Kendi melodisini.

Bir süre düşündü.

Sonra yavaşça çalmaya başladı.

Melodi tam olarak bir türkü değildi.

Bir oyun havası da değildi.

Daha çok yarım kalmış bir hikâye gibiydi.

Başlıyor, yükseliyor, sonra tekrar sakinleşiyordu.

Yusuf çalarken gözlerini kapattı.

Elif'in sesi geldi aklına.

"Elinde saz varken başka birisin."

Gülümsedi.

Belki de Elif haklıydı.

Çünkü o an gerçekten başka biriydi.

Sahnedeki Yusuf...

Okuldaki Yusuf değildi.

Mert'in dalga geçtiği, insanların arasında sessizce duran çocuk değildi.

Sazı eline aldığında kendisine güveniyordu.

Ve ilk defa bunun nedenini anlamaya başlıyordu.

Saz onun için sadece bir müzik aleti değildi.

Kendisini anlatabildiği tek yerdi.

---

Ertesi sabah okula gittiğinde Elif onu bahçede bekliyordu.

— Günaydın.

— Günaydın.

Elif Yusuf'un yüzüne baktı.

— Aradın mı?

— Kimi?

— Kemal Bey'i.

Yusuf güldü.

— Sabahın köründe mi arayacaktım?

— Belki adam seni bekliyordur.

— Dün kartı aldım. Daha yirmi dört saat bile olmadı.

— Tamam, tamam.

Elif çantasını düzeltti.

— Peki ne zaman arayacaksın?

Yusuf biraz düşündü.

— Akşam.

— Neden akşam?

— Babamla konuştum. Önce ne söyleyeceğimi kafamda toparlayacağım.

Elif başını salladı.

— Doğru yapıyorsun.

O sırada okulun zil sesi duyuldu.

İkisi birlikte sınıfa doğru yürüdüler.

Fakat daha koridordayken Mert karşılarına çıktı.

Yanında iki arkadaşı vardı.

Mert birkaç saniye Yusuf'a baktı.

— Ünlü olmuşsunuz.

Yusuf durdu.

Elif ona baktı.

Eskiden olsa Yusuf başını öne eğerdi.

Ama bu kez öyle yapmadı.

— Ne demek istiyorsun?

Mert omuz silkti.

— Dün herkes sizi konuşuyordu.

Arkadaşlarından biri güldü.

— Yusuf Bey sahneye çıkmış.

Yusuf sakin bir şekilde cevap verdi.

— Evet, çıktım.

Mert'in yüzündeki gülümseme kısa süreliğine kayboldu.

Sanki böyle bir cevap beklemiyordu.

— Eee?

— Eee'si yok.

Yusuf çantasını omzunda düzeltti.

— Çalmayı seviyorum. Çalıyorum.

Elif gülümsedi.

Mert birkaç saniye sustu.

Sonra,

— Neyse, fazla havalanma, dedi.

Yusuf başını salladı.

— Havalanmıyorum.

Sonra Elif'le birlikte yürüyüp gitti.

Elif birkaç adım sonra dayanamadı.

— Gördün mü?

— Neyi?

— Eskiden böyle konuşamazdın.

Yusuf gülümsedi.

— Belki de konuşmayı öğreniyorum.

— Hayır.

Elif başını iki yana salladı.

— Sadece kendine güvenmeyi öğreniyorsun.

Yusuf bu cümleyi düşündü.

Haklıydı.

---

Dersler boyunca Yusuf'un aklı sık sık Kemal'in kartına gitti.

Öğretmen tahtada konu anlatırken Yusuf defterinin kenarına farkında olmadan küçük notlar yazıyordu.

"Aramalı mıyım?"

"Ne diyeceğim?"

"Ya ciddi değilse?"

"Ya gerçekten bir fırsatsa?"

Sonra defterin başka bir köşesine tek bir cümle yazdı:

"Denemeden bilemezsin."

Ders çıkışında Elif onu müzik odasının önünde yakaladı.

— Biraz çalalım mı?

Yusuf başını salladı.

— Olur.

Müzik odasına girdiler.

İkisi de sazlarını çıkardı.

Başlangıçta sadece çalıştılar.

Sonra Yusuf yeni yaptığı melodiyi çalmaya başladı.

Elif bir süre dinledi.

Melodi bittiğinde Yusuf ona baktı.

— Nasıl?

Elif cevap vermeden birkaç saniye düşündü.

— Bunu sen mi yaptın?

— Evet.

— İlk defa mı çalıyorsun?

— Evet.

Elif gülümsedi.

— Güzel.

— Sadece güzel mi?

— Hayır.

Elif sazını eline aldı.

— Bir daha çal.

Yusuf tekrar çaldı.

Bu kez Elif de ona eşlik etmeye başladı.

İki sazın sesi odanın içinde birbirine karıştı.

Yusuf bir noktada gözlerini kapattı.

Elif de gülümsüyordu.

Melodi sona erdiğinde odada birkaç saniyelik sessizlik oldu.

Elif yavaşça,

— Bence bunu kaydetmelisin, dedi.

Yusuf şaşırdı.

— Neden?

— Çünkü bu senin.

Yusuf sazına baktı.

— Daha çok geliştirmem lazım.

— Tabii ki.

Elif gülümsedi.

— Ama herkesin bir yerden başlaması gerekiyor.

Yusuf başını salladı.

---

O akşam Yusuf odasına kapandı.

Telefonunu eline aldı.

Kemal'in kartındaki numarayı birkaç kez yazıp sildi.

Arama tuşuna basmaya bir türlü cesaret edemedi.

Sonunda derin bir nefes aldı.

Numarayı çevirdi.

Telefon birkaç kez çaldı.

Tam kapatacakken karşı taraf açtı.

— Alo?

Yusuf'un kalbi hızlandı.

— Merhaba Kemal Bey. Ben Yusuf.

Karşı taraftan kısa bir sessizlik geldi.

Sonra Kemal'in sesi duyuldu.

— Yusuf. Seni bekliyordum.

Yusuf bir an ne diyeceğini bilemedi.

— Kartınızı aldığım için aradım.

— İyi yaptın.

— Şey... dün söylediğiniz konu hakkında konuşabilir miyiz?

Kemal güldü.

— Tabii. Zaten ben de seninle konuşmak istiyordum.

Yusuf yatağının kenarına oturdu.

— Elif de var.

— Elif'i de unutmadım.

Yusuf rahatladı.

Kemal devam etti.

— Önümüzdeki hafta şehir merkezindeki bir mekânda küçük bir canlı müzik gecesi var.

Yusuf dikkat kesildi.

— Nasıl bir yer?

— Büyük bir salon değil. Yaklaşık yüz, yüz elli kişilik bir yer. Ama sahne düzeni düzgün. Ses sistemi iyi.

Yusuf'un kalbi yeniden hızlandı.

— Biz mi çıkacağız?

— Eğer kabul ederseniz.

Yusuf birkaç saniye sustu.

— Ne kadar çalacağız?

— Yirmi dakika kadar.

— Peki...

Yusuf tam devam edecekken Kemal sözünü kesti.

— Ama bir şartım var.

Yusuf'un yüzündeki heyecan bir anda yerini endişeye bıraktı.

— Nedir?

— Hazırlıklı geleceksiniz.

— Tabii.

— Orada sadece iki parça çalıp inmek istemiyorum. İnsanlar sizi dinlesin. Birbirinizle uyumunuz iyi. Bunu göstermeniz lazım.

Yusuf başını salladı.

— Hazırlanırız.

— Bir de...

— Evet?

— Sakın kendinizi olduğunuzdan farklı göstermeye çalışmayın.

Yusuf şaşırdı.

— Nasıl yani?

Kemal'in sesi daha ciddi bir hâl aldı.

— Daha önce sahneye çıkan gençlerin çoğu, birileri onları izlemeye başladığında değişmeye çalışıyor. Daha süslü görünmek, daha profesyonel görünmek, daha büyük görünmek...

Kısa bir sessizlik oldu.

— Siz bunu yapmayın.

Yusuf sessizce dinliyordu.

— İnsanlar önce müziği duyar, sonra sizi tanır. Müziğiniz samimiyse gerisi gelir.

Yusuf bu sözleri unutmayacağını hissetti.

— Anladım.

— O zaman haftaya görüşürüz.

— Teşekkür ederim Kemal Bey.

Telefon kapandı.

Yusuf birkaç saniye telefonuna baktı.

Sonra yatağından kalktı.

Annesi mutfaktaydı.

Yusuf kapının önünde durdu.

— Anne?

— Efendim?

— Bir iş çıktı.

Annesi dönüp ona baktı.

— Ne işi?

Yusuf gülümsedi.

— Konser.

Annesinin yüzünde hemen bir gülümseme oluştu.

— Gerçekten mi?

Yusuf başını salladı.

— Gerçekten.

Annesi ona sarıldı.

— Senin adına çok sevindim.

Yusuf annesinin omzuna başını yasladı.

Bir süre öyle kaldı.

O an Yusuf ilk defa hayalinin sadece kendisine ait olmadığını fark etti.

Ailesi de onunla birlikte bu yolun içine giriyordu.

---

Ertesi gün Yusuf ve Elif okuldan sonra müzik odasında buluştular.

Kemal'in söylediklerini anlattı.

Elif'in gözleri parladı.

— Gerçekten mi?

— Gerçekten.

— Yirmi dakika mı?

— Evet.

Elif birkaç saniye düşündü.

— O zaman repertuvar hazırlamamız lazım.

Yusuf güldü.

— Daha şimdiden başladın.

— Başlamazsak son gün ne yapacağız?

Yusuf sazını çıkardı.

— Peki. Nereden başlayalım?

Elif onun karşısına oturdu.

— Önce bildiğimiz parçaları yazalım.

İkisi bir kâğıt çıkardı.

Birinci parça.

İkinci parça.

Üçüncü...

Sonra Yusuf durdu.

— Ben kendi yaptığım melodiyi de çalmak istiyorum.

Elif başını kaldırdı.

— Bence çalmalıyız.

— Ama daha tamam değil.

— Tamamlarız.

Yusuf gülümsedi.

— Beraber mi?

Elif sazını eline aldı.

— Beraber.

O gün okuldan en son çıkan öğrencilerden ikisi Yusuf ve Elif oldu.

Koridorlar boşaldı.

Bahçede kimse kalmadı.

Ama müzik odasından saz sesleri yükselmeye devam etti.

Yusuf her nota çaldığında biraz daha cesaretleniyordu.

Elif her eşlik ettiğinde melodi biraz daha şekilleniyordu.

Ve ikisi de farkında olmadan hayatlarının yeni bir dönemine hazırlanıyordu.

Henüz büyük sahneler yoktu.

Büyük paralar yoktu.

Kalabalık hayranlar da yoktu.

Sadece iki genç vardı.

İki saz.

Bir hayal.

Ve açılmak üzere olan küçük bir kapı.

Yusuf eve dönerken gökyüzüne baktı.

İçinden tek bir cümle geçti:

"Belki de gerçekten başlayacak."

Cebinde hâlâ Kemal'in kartı vardı.

Ama artık kartın anlamı değişmişti.

Eskiden bir ihtimaldi.

Şimdi ise bir sorumluluktu.

Çünkü Yusuf ilk defa birinin onun yeteneğine gerçekten inandığını hissediyordu.

Ve bu kez...

Kendisi de kendine inanmaya başlıyordu.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

29okunma 2beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Okumak istediğin dünyayı bul.

Kitap Kategorileri 36

Kitap Temaları 139

abiabilerabilerimabimin arkadaşıabiminarkadasiacıAileAile sırlarıajanAkademi / OkulaksiyonAnlaşmalı Evlilikanonimarkadaş grubuArkadaşlıkArkadaştan Aşkaaskeraskerîaskeri kurguaskerikurguaşiretAşkAşk/ Romantikaşk üçgeniAvukatayrılıkbabaBerdelBilim KurgubilimkurguBiyografiblBüyücadıCinayetçocukluk arkadaşıÇocukluk Aşkıdark romancedarkromanceDistopyadoğaüstüdoktorDostluk#DramdüşmanDüşmandan Aşkaeğlenceenemies to loversFantastikGeçmişgenckurguGenç edebiyatgenç kurgugençlikgerçek ailegerçek ailemgerçekailemgerilimgizemGizli KimlikgücHayran KurguhukukHuysuz x NeşeliHüzünihanetİkinci Şansİlk görüşte aşkimkansızintikamİş Yeri AşkıkaderKaosKaradenizKardeşlikkatilKehanetkomediKomşudan AşkakorkuKraliyetkrallıkkurtadamKüçük KasabaLanetliseLise aşkılise kurgusumaceraMafyamahalleMardinmektupmitolojimizahmutluluknefretNefretten AşkaOkulölümörgüt#özlemPatron x ÇalışanpolisPolisiyePolitik EntrikaPsikolojiPsikolojikPsikolojik GerilimromantikRomantik komediromantizmSahte SevgililiksavaşSeçilmiş KişiSenKul:Maviduslersokagimsevda#sevgisırSırlarslowburnSporsuç#Şiir#takıntıteodenTers KöşetextingtravmaTutkuüniversiteVampirwattpadyalnızlıkYasak AşkZıt KutuplarzorbalıkZorunlu Yakınlık+18