Sazın Gölgesinde kitap kapağı

1. bölüm / 5

Sazın Gölgesinde

BÖLÜM 1 Eski Saz

Vaveyla Yazarı: CEPHEKALEMI 19

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 5Şu an: BÖLÜM 1 Eski Saz

Sabahın erken saatleriydi.

Yusuf, odasının penceresinden dışarı bakarken gökyüzünün yavaş yavaş aydınlandığını gördü. Sokak henüz sessizdi. Birkaç araba geçiyor, uzaktan bir fırının kepenk sesi duyuluyordu.

Yatağının hemen yanında duran sazına baktı.

Saz, yıllardır aynı yerde duruyordu. Gövdesinde küçük çizikler, sapında eskimiş bir vernik vardı. Yepyeni değildi. Hatta bazılarına göre eskiydi.

Ama Yusuf için öyle değildi.

O sazın üzerinde çocukluğundan kalan anılar vardı.

İlk kez eline aldığında parmakları tellere yetişmemişti. Babası karşısına oturup sabırla göstermişti.

“Bunu öyle hemen öğrenemezsin,” demişti babası. “Sabır lazım.”

Yusuf o zamanlar bunun ne demek olduğunu anlamamıştı.

Şimdi anlıyordu.

Sazını eline aldı. Parmaklarını tellere hafifçe dokundurdu. Odada ince bir ses yayıldı.

Bir süre çaldı.

Sonra annesinin sesi koridordan geldi.

“Yusuf! Geç kalacaksın oğlum!”

Yusuf saate baktı.

“Tamam anne!”

Sazı dikkatlice yerine bıraktı. Çantasını aldı, aynanın karşısına geçip saçlarını düzeltti ve odadan çıktı.

Kahvaltıda babası çoktan masaya oturmuştu.

“Bugün okuldan sonra ne yapacaksın?” diye sordu.

“Bilmiyorum.”

“Yine saz mı?”

Yusuf bir an sustu.

“Biraz çalışırım.”

Babası başını salladı.

“Derslerini de unutma.”

“Unutmam.”

Babası daha fazla bir şey söylemedi.

Yusuf, babasının saz çalmasına karşı olmadığını biliyordu. Ama onun bu işten bir gelecek çıkacağına inanmadığını da biliyordu.

Babası için hayat daha basitti.

Okul.

İş.

Para.

Ev.

Gelecek.

Saz ise bunların hiçbirinin garantisini vermiyordu.

Yusuf çantasını aldı ve evden çıktı.

---

Okula vardığında bahçe kalabalıktı.

Arkadaş grupları kendi aralarında konuşuyor, bazıları telefonlarına bakıyor, bazıları kantinin önünde sıra bekliyordu.

Yusuf ise her zamanki gibi bahçenin kenarındaki banka oturdu.

Çantasından küçük defterini çıkardı.

Dün gece aklına gelen bir ezgiyi not etmeye çalışıyordu.

Tam o sırada arkasından bir ses geldi.

“Ne yazıyorsun öyle?”

Yusuf başını kaldırdı.

Mert ve yanındaki iki çocuk ona bakıyordu.

“Bir şey yok.”

Mert deftere uzandı.

“Göstersene.”

Yusuf defteri kapattı.

“Boş ver.”

Mert güldü.

“Yine saz için bir şeyler yazıyordur.”

Yanındaki çocuk kahkaha attı.

“Ya Yusuf, gerçekten merak ediyorum. Sen büyüyünce ne olacaksın?”

Yusuf cevap vermedi.

Mert devam etti.

“Sazcı mı?”

Çocuklar güldü.

Yusuf defterini çantasına koydu.

“Ders başlayacak.”

Ayağa kalktı.

Mert arkasından seslendi:

“Ulan sanatçı, sazını da getir bugün! Bir konser verirsin bize.”

Yusuf yürümeye devam etti.

Cevap vermedi.

Ama söyledikleri kulağında kalmıştı.

---

İlk ders boyunca öğretmenin anlattıklarına odaklanmaya çalıştı.

Olmadı.

Defterinin kenarına farkında olmadan saz tellerini çiziyordu.

Öğretmen bir ara yanına geldi.

“Yusuf.”

“Efendim hocam?”

“Dersi dinliyor musun?”

“Evet hocam.”

Öğretmen deftere baktı.

“Emin misin?”

Yusuf utandı.

“Evet.”

Öğretmen başını sallayıp yerine döndü.

Yusuf derin bir nefes aldı.

Bazen herkesin kendisinden bir şey beklediğini hissediyordu.

Öğretmenler ders çalışmasını.

Babası ciddi bir meslek seçmesini.

Arkadaşları onlar gibi davranmasını.

Ama Yusuf ne istediğini biliyordu.

Saz çalmak istiyordu.

Sadece bunu yüksek sesle söylemeye cesareti yoktu.

---

Öğle arasında sınıf neredeyse tamamen boşalmıştı.

Yusuf çantasından sazını çıkardı.

Okula saz getirmesi yasak değildi ama bunu görenlerin ne söyleyeceğini biliyordu.

Koridorun sonundaki boş merdivenlere oturdu.

Sazını dizine aldı.

İlk teli çekti.

Sonra ikincisini.

Kısa bir ezgi çalmaya başladı.

Müzik başladığında Yusuf'un yüzündeki gerginlik kayboluyordu.

Okulun sesi uzaklaşıyor gibiydi.

Bağırışlar...

Kahkahalar...

Öğretmenlerin sesleri...

Hepsi birkaç dakikalığına yok oluyordu.

Yusuf sadece sazını duyuyordu.

Tam o sırada arkasından bir ses geldi.

“Çok güzel çalıyorsun.”

Yusuf'un eli telin üzerinde kaldı.

Başını çevirdi.

Bir kız merdivenlerin başında duruyordu.

Elinde birkaç kitap vardı.

Yusuf onu sınıftan tanıyordu.

Elif.

Ama daha önce hiç konuşmamışlardı.

Yusuf ne diyeceğini bilemedi.

“Teşekkür ederim.”

Elif merdivenlerden aşağı indi.

“Senden daha önce de duymuştum.”

“Benden mi?”

“Evet.”

Yusuf şaşırdı.

“Nerede?”

“Geçen hafta okul çıkışında.”

Yusuf gözlerini sazına çevirdi.

“Kimse duymadı sanıyordum.”

Elif gülümsedi.

“Ben duydum.”

Kısa bir sessizlik oldu.

Sonra Elif sazı gösterdi.

“Ben de çalıyorum.”

Yusuf ilk kez gerçekten şaşırdı.

“Sen?”

Elif başını salladı.

“Evet.”

“Ne zamandır?”

“Çocukluğumdan beri. Babam öğretmişti.”

Yusuf'un yüzünde hafif bir gülümseme oluştu.

“Gerçekten mi?”

“Gerçekten.”

Elif yanına oturdu.

“Bir gün beraber çalabiliriz.”

Yusuf ona baktı.

“Olur.”

Elif, Yusuf'un yüzündeki ifadeyi fark etmiş olacak ki gülümsedi.

“Bu arada…”

“Ne?”

“Az önce bahçede seninle dalga geçenleri duydum.”

Yusuf'un gülümsemesi kayboldu.

“Boş ver.”

“Niye boş vereyim?”

“Alıştım.”

Elif birkaç saniye sustu.

Sonra sakin bir şekilde konuştu:

“İnsanların alıştığın bir şeyi sana yapmaya devam etmesi, onun doğru olduğu anlamına gelmez.”

Yusuf cevap veremedi.

Bu cümleyi daha önce kimse ona söylememişti.

Elif ayağa kalktı.

“Ders başlayacak.”

Yusuf da sazını kaldırdı.

“Evet.”

Merdivenlerden yukarı çıkarken Elif arkasını dönüp sordu:

“Yusuf?”

“Efendim?”

“Yarın sazını getir.”

Yusuf şaşkın bir şekilde baktı.

“Neden?”

Elif gülümsedi.

“Çünkü sana eşlik etmek istiyorum.”

Sonra yürüyüp gitti.

Yusuf olduğu yerde birkaç saniye kaldı.

Elindeki saza baktı.

İlk kez okulda biri ona sazından utanması gereken bir şeymiş gibi davranmamıştı.

Tam tersine...

Birisi onunla aynı dili konuşuyordu.

Yusuf o gün eve giderken her zamankinden farklı hissediyordu.

Henüz bilmiyordu ama o gün, hayatının en önemli insanlarından biriyle tanışmıştı.

Ve belki de yıllardır tek başına çaldığı o sazın hikâyesi, artık iki kişiyle devam edecekti.

Yusuf o gün eve giderken adımlarını farkında olmadan yavaşlatmıştı.

Normalde okul çıkışı eve mümkün olduğunca çabuk giderdi. Özellikle o günlerde. Çünkü okulun kapısından çıktığı anda günün bütün sesleri arkasında kalır, evine vardığında odasına kapanıp biraz saz çalardı.

Ama bugün farklıydı.

Elif'in söyledikleri aklından çıkmıyordu.

"Yarın sazını getir."

Basit bir cümleydi.

Belki başkası için hiçbir anlam ifade etmeyecek kadar sıradan bir cümle.

Ama Yusuf için değildi.

Çünkü uzun zamandır ilk defa biri ondan sazını saklamasını değil, yanında taşımasını istemişti.

Sokağın köşesine geldiğinde cebinden telefonunu çıkardı.

Mesajlarına baktı.

Hiçbir şey yoktu.

Telefonu tekrar cebine koydu.

Bir süre yürüdü.

Sonra kendi kendine gülümsedi.

"Ne oluyor sana?" diye mırıldandı.

Cevabını kendisi de bilmiyordu.

---

Eve girdiğinde annesi mutfaktaydı.

“Hoş geldin oğlum.”

“Hoş buldum anne.”

Annesi elindeki tabağı masaya bıraktı.

“Okul nasıldı?”

Yusuf ayakkabılarını çıkarırken bir an durdu.

“İyiydi.”

Annesi ona baktı.

“Bir şey olmuş.”

Yusuf şaşırdı.

“Ne olmuş?”

“Gülüyorsun.”

Yusuf yüzüne dokundu.

“Gülmüyor muyum?”

“Gülüyorsun.”

“Yok ya.”

Annesi hafifçe gülümsedi.

“Tamam. Anlatmak istemiyorsan anlatma.”

Yusuf odasına doğru yürüdü.

Tam kapıyı kapatacakken annesi arkasından seslendi.

“Yusuf.”

“Efendim?”

“Baban bugün biraz sinirli. İşte bir şey olmuş. Üstüne gitme.”

“Tamam.”

Kapıyı kapattı.

Çantasını yatağın üzerine bıraktı.

Sonra gözleri sazına takıldı.

Sazını eline aldı.

Yatağın kenarına oturdu.

Parmaklarını tellerin üzerinde gezdirdi.

Bir süre hiçbir şey çalmadı.

Sadece baktı.

Sonra Elif'in söylediklerini hatırladı.

"Ben de çalıyorum."

Yusuf'un aklına bir soru takıldı.

Acaba gerçekten iyi çalıyor muydu?

Bir an sonra bu düşünceye kendi kendine güldü.

“Ne saçmalıyorsun?”

Sazı omzuna yasladı.

Çalmaya başladı.

O gün normalden farklı çalıyordu.

Daha dikkatli.

Daha yavaş.

Sanki her notanın bir anlamı vardı.

Bir süre sonra kapı çaldı.

Babası içeri girdi.

Yusuf hemen sazı indirdi.

Babası bunu fark etti.

“Niye sustun?”

“Bir şey yok.”

“Çal.”

Yusuf şaşırdı.

“Ne?”

“Devam et.”

Babası kapının yanında durdu.

Yusuf yeniden sazını aldı.

Bir ezgi çalmaya başladı.

Babası sessizce dinledi.

Yusuf bitirdiğinde babası birkaç saniye konuşmadı.

Sonra:

“Son zamanlarda daha iyi çalıyorsun.”

Yusuf'un yüzünde küçük bir şaşkınlık oluştu.

“Gerçekten mi?”

“Evet.”

Babası yatağın kenarına oturdu.

“Yalnız…”

“Ne?”

“Bunu gerçekten istiyorsan ciddi çalışman lazım.”

Yusuf başını salladı.

“Çalışıyorum.”

“Biliyorum.”

Babası ayağa kalktı.

Kapıya doğru yürüdü.

Sonra durdu.

“Yarın okul var. Çok geç yatma.”

“Tamam baba.”

Babası çıktı.

Yusuf birkaç saniye kapıya baktı.

Babası çok fazla konuşan biri değildi.

Ama o iki cümle bile Yusuf'un içine garip bir sıcaklık bırakmıştı.

---

Ertesi sabah Yusuf normalden erken uyandı.

Alarm çalmadan önce gözlerini açtı.

İlk düşündüğü şey okul değildi.

Elif'ti.

Sonra hemen kendine kızdı.

“Ne yapıyorsun sen?”

Yataktan kalktı.

Yüzünü yıkadı.

Kahvaltısını yaptı.

Çantasını hazırlarken sazına baktı.

Bir an tereddüt etti.

Sonra sazı kılıfına koydu.

Bugün okula onunla gidecekti.

Sokağa çıktığında sazın ağırlığını omzunda hissediyordu.

Normalde bu ağırlık ona huzur verirdi.

Ama bugün başka bir şey vardı.

Heyecan.

Okulun bahçesine girdiğinde birkaç kişi hemen sazı fark etti.

Mert uzaktan bağırdı:

“Bakın! Sanatçı gelmiş!”

Yanındaki çocuklar gülmeye başladı.

Yusuf başını eğip yürümeye devam etti.

“Yusuf!”

Mert yanına yaklaştı.

“Bugün konser mi var?”

“Yok.”

“Niye getirdin o zaman?”

Yusuf cevap vermedi.

Mert sazın kılıfına dokunmak istedi.

Yusuf geri çekildi.

“Dokunma.”

Mert'in yüzündeki gülümseme kayboldu.

“Ne oldu lan?”

“Bir şey olmadı.”

“E o zaman?”

Yusuf ilk kez gözlerinin içine baktı.

“Dokunma dedim.”

Mert birkaç saniye sustu.

Sonra güldü.

“Tamam sanatçı.”

Yusuf yürüyüp gitti.

Kalbi hızlı atıyordu.

Korkmuştu.

Ama bu kez geri adım atmamıştı.

---

İlk ders başlamadan önce Elif sınıfa girdi.

Yusuf onu gördüğünde kısa bir an göz göze geldiler.

Elif gülümsedi.

Sonra Yusuf'un sırasına geldi.

“Getirmişsin.”

Yusuf başını salladı.

“Sen getir demiştin.”

“İyi yapmışsın.”

Elif çantasını açtı.

İçinden küçük bir saz çıkardı.

Yusuf şaşkınlıkla baktı.

“Sen de mi getirdin?”

“Tabii.”

“Gerçekten beraber mi çalacağız?”

Elif güldü.

“Dün ne dedim?”

Yusuf'un yüzünde istemsiz bir gülümseme oluştu.

“Doğru.”

Elif sandalyesini Yusuf'un yanına çekti.

“Okul çıkışında boş bir yer bulalım.”

“Olur.”

Tam o sırada öğretmen sınıfa girdi.

Herkes yerine geçti.

Ders başladı.

Ama Yusuf'un aklı derste değildi.

İlk kez okulun bitmesini dört gözle bekliyordu.

---

Öğle arasında Elif, Yusuf'u okulun arka tarafındaki küçük bahçeye götürdü.

Burada fazla öğrenci olmazdı.

Bir ağacın altında iki eski bank vardı.

Elif sazını çıkardı.

Yusuf da kendi sazını aldı.

“Ne çalalım?”

Yusuf düşündü.

“Sen ne biliyorsun?”

“Bir sürü şey.”

“Göster bakalım.”

Elif gülümsedi.

“Önce sen.”

Yusuf sazını akort etti.

İlk notayı çaldı.

Elif dikkatle dinledi.

Yusuf ezgiyi bitirdi.

Elif:

“Güzel.”

“Gerçekten mi?”

“Evet.”

“Eksiklerim var.”

“Herkesin var.”

Yusuf güldü.

Elif sazını eline aldı.

Aynı ezgiyi çalmaya başladı.

Yusuf'un gözleri büyüdü.

Elif'in parmakları tellere çok rahat basıyordu.

Ezginin sonuna geldiğinde Yusuf istemsizce alkışladı.

“Sen bayağı iyisin.”

Elif başını eğdi.

“Ben de senin için aynısını söyleyecektim.”

Yusuf güldü.

“Dalga geçiyorsun.”

“Hayır.”

Bir süre ikisi de sustu.

Sonra beraber çalmaya başladılar.

İki sazın sesi bahçeye yayıldı.

İlk başta birbirlerine tam uyum sağlayamadılar.

Yusuf hızlandı.

Elif bekledi.

Sonra Elif hızlandı.

Yusuf ona yetişti.

Bir süre sonra aynı ritmi yakaladılar.

Ve o an Yusuf'un içinde uzun zamandır hissetmediği bir şey oldu.

Kendini yalnız hissetmedi.

Sanki yıllardır tek başına yürüdüğü bir yolun yanında biri belirmişti.

---

Tam o sırada bahçenin diğer tarafından birkaç öğrenci geçti.

Sesleri duyup durdular.

Mert onları fark etti.

“Yine mi saz?”

Yusuf'un eli durdu.

Elif ona baktı.

“Devam et.”

Yusuf:

“Boş ver.”

“Hayır.”

Mert yaklaşmaya başladı.

“İkiniz de mi başladınız?”

Yanındaki çocuk güldü.

“Okulun saz ekibi.”

Mert:

“Bir de konser verin.”

Elif ayağa kalktı.

Yusuf şaşırdı.

Elif sakin bir şekilde konuştu.

“Bir problemin mi var?”

Mert:

“Yok.”

“O zaman neden sürekli insanların yaptığı şeylerle dalga geçiyorsun?”

Mert şaşırdı.

“Ne alaka?”

“Alakası şu. Yusuf saz çalıyor. Ben de çalıyorum. Sana ne?”

Mert birkaç saniye cevap vermedi.

“Ben şaka yapıyorum.”

Elif:

“Komik değil.”

Mert omuz silkti.

“Tamam.”

Çocuklarla birlikte uzaklaştı.

Yusuf Elif'e baktı.

“Niye yaptın?”

“Ne yaptım?”

“Ben kendim konuşabilirdim.”

“Biliyorum.”

“E o zaman?”

Elif sazını tekrar eline aldı.

“Çünkü bazen insanın yanında birinin durması iyi gelir.”

Yusuf sustu.

Bu cümleyi aklının bir köşesine yazdı.

---

Günler böyle geçmeye başladı.

Yusuf ile Elif her fırsatta beraber saz çalıyorlardı.

Bazen okulun arka bahçesinde.

Bazen ders çıkışında.

Bazen de okulun boş müzik sınıfında.

Yusuf, Elif'in yanında kendini farklı hissediyordu.

Onunla konuşurken kelimelerini düşünmek zorunda kalmıyordu.

Elif de Yusuf'un sessizliğinden rahatsız olmuyordu.

Bazen yan yana oturup on dakika boyunca hiç konuşmadan saz çalıyorlardı.

Sonra Elif bir anda:

“Bugün niye dalgınsın?”

diye soruyordu.

Yusuf:

“Bilmiyorum.”

diyordu.

Elif:

“Biliyorsun.”

Yusuf gülüyordu.

“Sen her şeyi biliyorsun galiba.”

“Hayır. Sadece seni biraz tanımaya başladım.”

Bu sözler Yusuf'un hoşuna gidiyordu.

Ama bunu belli etmiyordu.

---

Bir cuma günü okul çıkışı yağmur başladı.

Öğrenciler okulun kapısında bekliyordu.

Yusuf'un yanında şemsiyesi yoktu.

Elif de yoktu.

Yusuf bir süre kapının altında bekledi.

Sonra yağmurun altında yürümeye karar verdi.

Sazını montunun içine doğru çekti.

Tam okuldan çıkarken arkasından bir ses duydu.

“Yusuf!”

Döndü.

Elif elinde şemsiyeyle koşuyordu.

“Bekle!”

Yusuf durdu.

Elif yanına geldi.

“Niye gidiyorsun?”

“Eve gideceğim.”

“Yağmur yağıyor.”

“Görüyorum.”

Elif güldü.

“Komiksin.”

Şemsiyeyi onun üzerine tuttu.

“Gel.”

Yusuf:

“Sen ne yapacaksın?”

“İkimiz sığarız.”

Yusuf biraz çekindi.

Sonra yanına geçti.

İkisi aynı şemsiyenin altında yürümeye başladılar.

Bir süre konuşmadılar.

Yağmurun sesi ikisinin arasındaki sessizliği dolduruyordu.

Elif bir süre sonra sordu:

“Yusuf.”

“Efendim?”

“Sen gerçekten ne olmak istiyorsun?”

Yusuf düşündü.

“Bilmiyorum.”

“Yalan.”

Yusuf gülümsedi.

“Tamam.”

Bir süre sonra:

“Sazcı olmak istiyorum.”

Elif:

“Biliyorum.”

“Nasıl biliyorsun?”

“Çünkü sazı eline aldığında yüzün değişiyor.”

Yusuf sustu.

Elif devam etti:

“Okulda herkes seni başka biri gibi görüyor.”

“Nasıl?”

“Sessiz. Çekingen. Kendi halinde.”

“Öyleyim zaten.”

“Hayır.”

Yusuf ona baktı.

“Elinde saz varken öyle değilsin.”

Bu cümle Yusuf'un zihnine kazındı.

O akşam eve vardığında uzun süre bunu düşündü.

---

Hafta sonu geldiğinde Yusuf odasına kapandı.

Sazını eline aldı.

Aynanın karşısına geçti.

Kendi kendine baktı.

Sonra saz çalmaya başladı.

Bir saat.

İki saat.

Üç saat.

Parmak uçları acımaya başladığında bile bırakmadı.

Bir noktada annesi kapıyı açtı.

“Yusuf, yeter artık. Parmakların yara olacak.”

“Biraz daha.”

Annesi oğluna baktı.

“Ne oldu sana?”

Yusuf gülümsedi.

“Bir şey olmadı.”

Annesi başını salladı.

“Sen bir şey olduğunda böyle söylüyorsun zaten.”

Yusuf güldü.

Annesi kapıyı kapatırken:

“Yemek hazır olunca çağırırım.”

“Tamam.”

Kapı kapandı.

Yusuf tekrar sazına döndü.

Bu kez çaldığı ezgi farklıydı.

Kendi ezgisiydi.

Henüz tamamlanmamıştı.

Ama ilk defa bir başkasının eserini çalmıyordu.

Kendi içinden gelen bir şeyi tellere aktarıyordu.

Bir süre sonra durdu.

Defterini aldı.

Sayfanın üstüne tek bir cümle yazdı:

“Belki de benim hikâyem burada başlıyor.”

Kalemi bıraktı.

Sonra pencereye baktı.

Dışarıda akşam olmuştu.

Sokak lambaları yanmıştı.

Yusuf henüz bilmiyordu.

Bu küçük odada, eski bir sazın başında geçirdiği saatler onu yıllar sonra binlerce kişinin karşısına çıkaracaktı.

Ama o gün için bunun hiçbir önemi yoktu.

O sadece sazını seviyordu.

Ve belki de bir insanın hayaline ulaşmasının ilk şartı buydu:

Henüz kimse inanmasa bile, kendinin inanmaya devam etmesi.

Yusuf sazını tekrar eline aldı.

Çalmaya başladı.

Bu kez odada yalnız değildi.

Çünkü aklında Elif vardı.

Ve Elif'in ona söylediği o cümle:

“Elinde saz varken başka birisin.”

Yusuf gözlerini kapattı.

Parmakları tellere dokundu.

Ve ilk kez, geleceğini düşünerek çaldı.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

29okunma 14beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Okumak istediğin dünyayı bul.

Kitap Kategorileri 36

Kitap Temaları 138

abiabilerabilerimabimin arkadaşıabiminarkadasiacıAileajanAkademi / OkulaksiyonAnlaşmalı Evlilikanonimarkadaş grubuArkadaşlıkArkadaştan AşkaaskerAskeriaskeri kurguaskerikurguaşiretAşkAşk/Romantikaşk üçgeniAvukatayrılıkbabaBerdelBilim KurgubilimkurgublBüyücadıCinayetçocukluk arkadaşıÇocukluk Aşkıdark romancedarkromanceDistopyadoğaüstüdoktorDostluk#DramdüşmanDüşmandan Aşkaeğlenceenemies to loversFantastikGeçmişgenckurguGenç edebiyatgenç kurgugençlikgerçek ailegerçek ailemgerçekailemgerilimgizemGizli KimlikgücHayran KurguhukukHuysuz x NeşeliHüzünihanetİkinci Şansİlk görüşte aşkimkansızintikamİş Yeri AşkıkaderKaosKaradenizKardeşlikkatilKehanetkomediKomşudan AşkakorkuKraliyetkrallıkkurtadamKüçük KasabaLanetliseLise aşkılise kurgusumaceraMafyamahalleMardinmektupmitolojimizahmutluluknefretNefretten AşkaOkulölümörgüt#özlemPatron x ÇalışanpolisPolisiyePolitik EntrikaPsikolojiPsikolojikPsikolojik GerilimromantikRomantik komediromantizmSahte SevgililiksavaşSeçilmiş KişiSenkul Hobi Yazar:MaviduslersokagimSenKul:Maviduslersokagimsevda#sevgisırSırlarslowburnSporsuç#Şiir#takıntıTeodenTers KöşetextingtravmaTutkuüniversiteVampirwattpadyalnızlıkYasak AşkZıt KutuplarzorbalıkZorunlu Yakınlık+18