22. bölüm · Savunmasız Kalpler

Özel Bölüm - Efsun & Uras

Lotus Cicegi

Helloo, özel bölüme hepiniz hoşgeldinizzz! Hepinize iyi okumalar diliyorum, ve sizleri bölüme alıyorumm💖

(Oy sınırı: 60 oy, 300 yorum)

Bölüm şarkıları:
Yaşanacaksa - Manifest
Hata - Sezen Aksu
Çatı Katı - Gökhan Türkmen

🥀

"Bazen insan sevdiğini kaybetmemek için ondan vazgeçer; ama bazı yaralar, sevgiyle değil, zamanla iyileşir."

___________

"Yaşanacaksa, yaşanacak,"

"Ayrılıklar, mutsuzluklar!"

Bir elim direksiyonu tutarken bir yandanda bağıra, bağıra şarkı söylüyordum. İşten yeni çıkmıştım ve günün yorgunluğunu sonuna kadar yaşıyordum fakat arabaya bindiğim anda çalan şarkıyla kendimi kaptırmamak elde değildi.

"Ölüm yok ya bunun sonunda,"

"Tüm acılar bir yere kadar!"

Ben tatlı, tatlı arabamı sürerken aniden önüme kıran arabayı fark edince panikle frene yüklendim, son anda frene basmıştım fakat gelen sesle arabaya çarptığımı anlamam uzun sürmemişti, anın etkisiyle öne doğru savrulmuştum, müziğin sesini sinirle kısıp bir hışımla arabadan indim.

Bu araba henüz yeni alınmıştı! Üstelik daha öncede abimin arabasıyla minik bir kaza yaşamışken üstüne birde bu olamazdı!

"Beyefendi! Ne yapıyorsunuz siz y-" sözümü yarıda kesen şey, karşılaştığım kişinin keskin mavi gözleriydi.

Bana o kadar mahçup bir şekilde bakıyordu ki, öylece lafım yarıda kalmıştı.

Uzun boylu, esmer ve mavi gözlüydü. Bugüne kadar hiç esmer ve mavi gözlü biriyle karşılaşmadığım için bunu garipsesemde yakışıklı gözüküyordu.

"Çok ama çok özür dilerim gerçekten, bir anlık dalgınlığıma geldi. Şırnak'a henüz yeni taşındım, burada ki trafiğe fazla hakim değilim dolayısıyla."
Demişti derin bir nefes verip arabamın ön kaputuna bakıp,

"Aniden önüme kırdınız! Trafiğe alışık olup olmamakla bir alakası olduğunu düşünmüyorum!" Dedim aynı sinirle,

"Sizi çok iyi anlıyorum, masraflarınızı izniniz olursa ben karşılamak istiyorum. Polis çağırmaya gerek yok, kendi aramızda halledelim bu işi."

Ona ciddi misin dercesine baktım,

"Polis çağıracağım. Her şeyi kuralına göre olmalı! Kamera kaydından hatalı olanın siz olduğu belli olacaktır!" Ona doğru bir adım attığımda kaşları havaya kalktı,

"Bakın, henüz yeni mesleğimi elime aldım. Eğer bendem şikayetçi olursanız başım derde girebilir! Lütfen yardımcı olun, aramızda halledelim." Yalvarır gibiydi, bu kadar önemli olan mesleği neydi acaba.

"Mesleğiniz ne? Hapishane kaçkını mısınız?" Dedim ona yandan bir bakış atıp, dediklerime sesli bir şekilde güldü.

"Komik kızsın, sevdim seni. Askeri pilotum, merakınız giderdiyse eğer bana numaranızı verin. Yaptığınız tüm masrafları karşılayacağım."

Onun bu triplerine karşı kollarımı göğsümde birleştirip,

"Pardon da, nereden geliyor size bu samimiyet? Bu arabanın kırmızısı çok nadir bir renk! Ben şimdi Şırnak'ta hangi garaja götüreyim arabamı? Bu kaput bir daha eski haline dönmeyecek!" Ağlamaklı çıkan sesime engel olamamıştım, öylece arabama bakıyordum. Onun arabasında oluşan hasarla ilgilenmiyordum.

Annemin hediyesiydi bu araba, kırmızı bir Mini cooper. Yeni mezun olmuş bir psikolog olarak ilk aylarımda sıfır bir araba almam tabikide imkansızdı.

Karşımda ki adam önce uzun bir süre arabamı inceledi,

"Arabanın rengi Chilli Red, boyacıya 851 numara derseniz anlar. Sıkıntı etmeyin, biraz pahalıya patlar; ki onu ben karşılayacağım ama eski halinden de yeni olacak. Adım Kutay Kaan Cesur," cebinden bir kağıt parçası çıkardı,

"Kalemin var mı?" Diye sorunca bıkkın bir şekilde arabamın kapısını açıp çantamda ki kalem kutusunu çıkardım.

İçinde renkli renkli kalemler vardı.

"Hangi renk istiyorsun." Dedim ters bir şekilde,

"Üniversite öğrencisi falan mısın?"
Ona doğru uzattığım kalemlerime bakıyordu, inadına pembe rengi eline tutuşturdum.

"Pembe, güzel seçim. Manifest de dinliyorsundur sen şimdi." Bir yandan da kağıda bir şeyler yazıyordu, telefon numarası olmalıydı.

Kağıdı bana vermeden, ondan önce davranıp cebimden çıkardığım kartvizitimi ona doğru uzattım,

"Psikolog Efsun Atabey, Bir insanı yalnızca ilk izlenime dayanarak değerlendirmek psikolojik açıdan sağlıklı bir yaklaşım değildir. Gözlemlediğiniz birkaç davranış, bir insanın kişiliği ya da niyeti hakkında kesin bir yargıya varmanız için yeterli olmaz. Sizi önyargılarınızı kırıp psikolojik destek almaya davet ediyorum."
Hemen resmi dilime geçmiştim,

Şaşırmış gibiydi, kartvizitimi elimden alıp dikkatle incelemeye başladı.

"Sizle karşılaşana kadar psikolojik desteğe ihtiyaç duyduğumu düşünmüyordum. E işin uzmanı ne derse o, en yakın zamanda destek almak için yanınıza uğrayacağım Efsun hanım. Numaram burada yazıyor, arabanızı yaptırmadan önce yazarsanız zararı neyse öderim." Dedi çapkın bir gülüşle.

Elinden kağıdı alıp ona bakmadan arabama doğru ilerlemeye başladım,

"Eğer arabam eski haline dönmezse seni polise şikayet ederim."

Sanki ustaymış gibi birde boya numarası vermişti, bir bakışla anlaşılacak şey miydi bu!

Arabaya bindiğim anda hiç bir şey olmamış gibi şarkımı son ses açıp yoluma devam etmiştim.

Böylede rahat bir insandım.

Sıkıntısız bir şekilde yolda giderken ekrana düşen aramayla derin bir nefes almak zorunda kalmıştım, babam arıyordu. Bir an açmak istemesemde dayanamayıp aramayı cevapladım,

"Efendim, babacığım?"

"Efsun'um, güzel kızım benim. Nasılsın?" Demişti babam, sesi gayet iyi geliyordu.

"İyiyim baba, işten yeni çıktım. Eve gidiyorum şuan." Gözlerimi yoldan ayırmıyordum,

"İş nasıl geçti, alışabildin mi mesleğine?"

"Alıştım, çok iyi gidiyor. Artık ilk günlerde ki gibi duygusal değilim, yüzüm duvar gibi bomboş baba!" Dedim kendim bile bu duruma inanamıyormuşum gibi.

Babam sesli bir şekilde güldü,

"Bak gördün mü, zamanla alışırsın dedim ben sana. Hemen ilk günden neden ağlıyorsun ben bu mesleği yapamayacağım galiba diye?"

Bana her daim destek çıkması beni mutlu ediyordu, Ankarada okuduğum zamanlarda beni boşluğu oldukça okula bırakır, okul çıkışında ise almaya gelirdi.

Bir an düşündüm, aslında abim harp okulunda okurkende ona gerçekten de çok destek olmuştu. Abimle o kadar çok gurur duyuyordu ki, mezuniyet töreninde ilk kez babamın gözlerinin dolduğunu görmüştüm.

Ne olduysa, abim bordo bereli olduktan sonra olmuştu.

"Abin, nasıl Efsun? Telefonlarımı açmıyor, Alphan'ım iyi mi?"

Babamın sesi durgun çıkmıştı, nasıl cevap vereceğimi bilememiştim...

"Abim görevde baba. Telefonunu açmaması normal değil mi? Eğer çok merak ediyorsan oğlunu, her zaman ki gibi bizden uzak duracağına yanımıza gel ve çabala. Lütfen abimi üzme. Ben şuanda araba kullanıyorum, seni daha sonra ararım. Öptüm."

Hemen telefonu kapatmıştım.

Kızlar annelerinin kaderini yaşar derlerdi ya, gerçekten öyleydi. Babam ve Uras hiç bir zaman ilişkileri için çabalamamıştı. Hep karşı taraftan beklemişlerdi bunu.

Çabalayan erkek kazanırdı.

Sıkıntılı bir nefes verdikten sonra tamamen yola odaklanıp evime doğru sürdüm.

Canım hiç yemek yapmak istemiyor gerçekten!

Oflayarak arabamdan inip çantamı koluma taktım, bir kaç saniye boyası tamamen giden arabamı izleyip önüme döndüm.

Bir kaç saat sonra İclâl ile buluşacaktım. Evden çıkasım yoktu bu zamanlarda, işe bile zar zor gidiyordum fakat İclâl'i kıramamıştım.

Okul zamanlarında birbirimizi tanıyorduk, arada sırada da konuşurduk fakat fazla yakın değildik. Şırnak'ta çalıştığını öğrenir öğrenmez ona yazmıştım ve bir araya gelmiştik, böylelikle son bir kaç aydır görüştüğüm nadir insanlardan biri olmuştu.

Eve girer girmez eşyalarımı bir kenara fırlatıp üzerime rahat bir şeyler giymiştim.

Yemek yapmak için mutfağa gireceğim esnada kendi özgür irademin olduğunun farkına varıp bundan vazgeçtim. Yemek falan yapmayacaktım.

Salona geçip kendimi koltuğa attım, ayaklarını masanın üzerine uzatıp telefonumu elime aldım.

Planım saatlerce sosyal medyada gezip zaman geçirmekti, son zamanlarda yaptığım tek şey buydu.

Ekran açılır açılmaz, gördüğüm tarihle bir an öylece kalmıştım.

18.10

Uras'la tanıştığımız tarihti bu.

Zorlukla yutkundum, aklım o güne gitti.

18-10-2018

Ankara sokaklarında öylece yürüyordu Efsun, havalar o kadar soğuk tu ki elleri buz gibi olmuştu.

Henüz taze bir psikoloji öğrencisiydi, ilk bir kaç ayda bile insanlara olan yaklaşımı tamamen değişmişti. Dertli gördüğü her insanla danışmanıymış gibi konuşup hem yardımcı oluyordu, hemde öğrendiklerini uyguluyordu.

Yakın zamanda genç bir kız intihar etmişti geçtiği sokakta bir dairede, o apartmanın önüne geldiğinde kısa bir süre duraksadı Efsun.

Kim bilir ne dertleri vardı kızın, daha gencecikti. Burada ki evler oldukça lüks ve korunaklıydı. Buna rağmen gencecik kızı koruyamamış, girdiği çıkmazdan çıkaramamışlardı.

Derin bir iç çekti Efsun, keşke o kızla önceden tanışma şansı olsaydı. Onu iyileştirmeyi çok isterdi.

Tam yoluna devam edecekken arkasından seslenen kişiyle duraksadı,

"Bakar mısınız!"

Yavaş adımlarla o tarafa doğru döndü Efsun, karşısında gördüğü kişi koltuk değneklerini sıkıca tutuyordu. Ayakta durmaya zor gücü var gibiydi, esmer ve uzun boyluydu.

"Bana mı seslendiniz?" Diye sormuştu Efsun,

"Evet. Rica etsem bunları şu ileride, bankta oturan kişiye verir misiniz?" Koluna astığı simitleri çıkaracakken düşecek gibi olmuştu, yardım etmek için öne doğru bir adım attığımda hemen karşı çıktı,

"Bunu lütfen ona verin. Kaç haftadır yemek yemiyormuş."

Ona şakın bir şekilde bakıp,

"Veririm, veririm tabikide. Ama siz neden vermiyorsunuz?" Diye sordum çekinerek,

"Beni bu halde görmesin. Bir kardeşini kaybetti, bir kardeşinide kötü bir halde görmesin."

Bu, bu kişi ölen kızın abisi miydi...

Uzakta öylece dalmış bir şekilde bankta oturan kişiye baktım, omuzları çökmüş, saçları dağılmıştı. Soğuğa rağmen üzerinde kısa kolluyla oturuyordu sitenin önünde.

Karşımda duran adamın elinden poşeti alıp "İsminiz neydi?" Diye sordum,

"Göktay. Ama bunu ona söylemeyin, lütfen."

Birden önümüzde duran arabadan bir hışımla inen kişi bana bile bakmadan,

"Gerizekalı herif! Bu halde sen ne işler peşine düşüyorsun! Hastaneye geri dönüyoruz!" Deyip, Göktay'ı arabaya bindirerek ortadan kaybolmuştu.

Önce elimde ki simitlere baktım, daha sonra da bankta oturan, acılı abiye.

Bende abimi kaybetmiştim, kardeşini kaybetmek nasıl bir acı çok iyi bilirdim.

Bir an cesaret edememiştim yanına gitmeye, normalde olsa düşünmeden giderdim konuşmaya. Tabiattım buydu, cana yakın ve aşırı sosyal biriydim. Ama ilk kez ayaklarım gitmiyordu.

Sonunda cesaretimi toplayıp derin bir nefes aldım ve yavaş adımlarla bankta oturan kişinin yanına doğru ilerledim.

Yaklaştıkça elinde tuttuğu toka dahada belirginleşmişti, ara sıra onu kokluyor ve sarılıyordu.

Tam yanına durduğumda bunu fark etmişti, anlamıştım. Fakat bakışları hâlâ aynı yerde kilitli kalmıştı.

"Merhaba, nasılsınız?" Dedim çekingen hareketlerle yanına oturup, normalde asla yabancı bir adamın yanına oturmazdım.

Bana attığı bir kaç saniyelik bakışta karşılaştığım yeşil gözleri oldukça yorgundu.

"Kimsin." Demişti bakışlarını üzerimden çekip.

"Ben Efsun, az önce biri benden sana bunları getirmemi rica etti." Deyip içerisinde simit olan poşeti ona doğru uzattım.

Poşeti almayıp kısaca,
"Gerek yok." Dedi.

O an konuya nereden girsem bilemedim, acısı daha tazeydi. Konuya aslında girmeme gerek bile yoktu çünkü aslında beni ilgilendirmiyordu.

"Acını anlıyorum. Fakat bir şeyler yemelisin."

Bu dediklerim onu birden sinirlendirmişti, bir hışımla bana doğru döndü,

"Nereden anlayacaksın sen benim acımı! Nasıl anlayacaksın! Anlayamazsın!"

Haykırışları etrafta ki bakışların bizi bulmasına sebep olmuştu,

"Anlarım. Seni çok iyi anlarım, bende abimi kaybettim. Çok büyük bir acı, kardeşini kaybetmek. Geçmez, ama alışırsın zamanla. Alışmak zorunda kalırsın," demiştim dalgın bir şekilde, abimi kaybettiğimi söylediğimde bakışlarının yumuşadığını fark ettim.

"Arkanda bıraktıklarını düşünmelisin, kendine iyi bakmazsan seni kaybetmeye korkan insanlar ne halde olur?" Diye devam etmiştim,

"Beni kaybetmeye korkan kimse yok, arkamda kimseyi de bırakmıyorum."

O an bakışlarım göğsüne kadar uzanan askeri künyesine gitti, aynısı Alphan abimde de vardı. Hiç çıkarmazdı.

"Asker misin?" Diye sordum,

Başını ağır, ağır 'evet' anlamında salladı.

"O zaman seni kaybetmeye korkan bir çok insan var, mesela ben. Şehit haberlerine dayanamam. O yüzden kendine iyi bakmalısın."

Gözleri yine gözlerime değdi, fakat bu sefer uzun sürmüştü bakışmamız.

"Hiç tanımadığın birinin yarasına merhem olmaya çalışmak, herkes yapmaz bunu. Sen neden bana yardımcı olmaya çalışıyorsun?" Sesi birer fısıltı gibi çıkmıştı,

"Seni en iyi ben anlarımda, ondan. Mesleğine devam ediyor musun?" Konuyu değiştirmek adına sorduğum saçma soruma karşılık vermez sanmıştım fakat,

"Bordo bereli eğitimimi yeni bitirdim." Deyince kaşlarım havalanmıştı, bunu hiç beklemiyordum.

Babamdan duyduğum kadarıyla mezuniyetlerine sadece bir kaç ay kalmıştı, eğitimler bitmişti ve mezuniyet öncesi tatile çıkmışlardı.

"Mezuniyetine az kaldı o zaman." Dedim ona bakıp,

"Önemi yok."

Bakışlarında ki hissizlik karşısında tüylerim ürpermişti, halbuki bu o kadar gurur verici bir şeydi ki...

Kardeşi vefat edeli bir ay olacaktı, bunu düşündükçe gözlerimin dolduğunu fark ediyordum. Onun yanında ağlamam lazımdı, yarasını daha da fazla deşerdim.

"Neden? Mezuniyetine katılmayacak mısın?" Diye sormuştum dayanamayıp.

"Çağıracak kimsem yok. Nefes..." bir an duraksadı, gözleri dolmuştu. Gözünden bir yaş aktığında kendimi ağlamamak için zor tutuyordum.

"Kardeşim yaşasaydı, gelecekti."

Önce derin bir nefes alıp gözümden akan yaşları elimin tersiyle sildim,

"Ben gelirim."

Şuanda yaptıklarım doğru muydu bilmiyordum, evet insanlara yardım etmeyi seviyordum ve karşımda ki kişiye üzülüyordum fakat nihayetinde hiç tanımadığım biriydi.

"Bana acıma. Sırf bana acıdığın için yardım etmeye çalışma!" Oturduğu yerde dikleşmişti,

"Sana acımıyorum. Bunu bilmeni isterim. Lütfen bu simitlerden ye," deyip ayağa kalktım, boynuma sarılı olan atkımı çıkarıp omuzlarının üzerine bıraktım. Bu soğukta kısa kollu tişörtle kalması akıl işi değildi.

"Mezuniyetinde yalnız olmayacaksın."

Ne olursa olsun mezuniyetine katılması zorunluydu.

Arkamı dönüp gittiğimde bir yanım orada kalmıştı.

Acaba bir şeyler yemiş miydi?

Üşümüş müydü?

Bir kaç ay sonra - Özel Kuvvetler / Mezuniyet Töreni

Babama yalvararak bir şekilde mezuniyete katılım sağlamayı başarmıştım. Şüphelensede askeriyeyi sevdiğimi bildiği için izin vermişti.

Etraf oldukça kalabalıktı, mezun olan personellerin aileleri heyecanla mezuniyetin başlamasını bekliyordu.

Abimin mezuniyetinde annemle beraber aynı heyecanla beklemiştik, kursu birincilikle bitirmesi bizim içinde şaşırtıcı olmuştu. O an mutluluktan hıçkıra hıçkıra ağlamıştık.

Birden sessizlik çöktü, mezuniyet alanının kapıları açıldı ve mezun olan bordo bereliler askeri düzenle içeriye girmeye başladılar.

En önde elinde Türk bayrağıyla gelen bir bordo bereli vardı, hepsinin yüzleri kamuflajlıydı o yüzden bir kaç ay önce tanıştığım kişiyi bulmak zor olacaktı. Aradan aylar geçmişti ve ben sözümün arkasında durup mezuniyetine katılmıştım.

Babam, generaller için özel hazırlanmış alanda oturuyordu.

Ortada bulunan masaların üzerinde bordo bereleri duruyordu. Yanımda oturan kadın gururla göz yaşlarını sildi,

"Ah Emre'm, canım oğlum benim. Bize bu gururu yaşattın ya, bizi dünyanın en gururlu ailesi yaptın..."

Onları yüzümde bir tebessümle izliyordum, bunu hissetmiş olacak ki birden bana doğru dönmüştü.

"Sen kimin için geldin kızım?"

Sahi, ben kim için gelmiştim?

Adını bile bilmiyordum. Soyadını maalesef ki kardeşinin mezarından öğrenmiştim, bu kendimi kötü hissetmeme sebep olmuştu.

"Soyadı Karaer," dedim düşünceli bir şekilde, kadının gözleri mutlulukla kısılmıştı.

"Sen bizim Uras'ın kız arkadaşı mısın?"

Uras mı, Uras mıydı adı?

"Arkadaş sayılmayız sanırım, yeni tanıştık."

O sırada tüm salonda yankılanan sesle dikkatimizi tekrardan mezun olan personellere vermiştik,

"Dönem birincisi, Bordo Bereli Astsubay Çavuş Uras Karaer!"

Ağzım şaşkınlıkla açılmıştı, tamam bordo bereli olması bile beni şok etmişken dönem birincisi olması oldukça şaşırtıcıydı. Çok ama çok zor bir eğitimdi bu, içeriğini bilmesemde ne denli zor olduğunu biliyordum.

Babam, ayaklanıp Uras'a doğru yürüyünce brövesini takacağını anlamam uzun sürmemişti.

Benim, Korgeneral Ahmet Atabey'in kızı olduğumu öğrense çok şaşırırdı. Neyse ki bunu ona söylemeyi düşünmüyordum.

Babam önce ona diplomasını verdi, ardından brövesini göğsüne takıp onu sertçe itti fakat yerinden bir santim bile uzaklaşmadı. Duvar gibiydi.

Ben gözlerimi Uras'tan ayırmazken, Uras yerine geçtiğinden beri öylece önüne bakıyordu. Sanki bir an önce buradan gitmek istiyormuş gibi bir hali vardı, herkesin diploması dağıtılmış, bröveleri takılmıştı.

Mezuniyet sona erdiğinde tüm rütbeliler salonu terk etmişti, aileler hızla tören alanına giriş yaparken Uras hiç etrafına bile bakmadan gidecekti ki hızla koşup ismini seslendim;

"Uras!"

Bir an öylece bekledi, arkasını dönmedi. Bu sefer tam yanında durdum,

"Hayırlı olsun, meslek hayatında sana başarılar dilerim." Dedim, gözleri gözlerime değdiğinde ilk kez soğuk bakışları yerine minnet dolu bakıyordu.

"İstemeden büyük bir sevap mı işledim? Şuanda hiç tanımadığım biri beni yalnız bırakmamak için mezuniyet törenime kadar geliyor. Bir dakika, sen buraya nasıl girdin!" Sonlara doğru çıkan sorgulayıcı sesine karşı güldüm,

"Yani, zor olmadı. Senin davetlin olduğunu söyledim."
Yalan.

Bir şey demeden öylece bana baktı,

"Teşekkür ederim." Demişti, sesi kısık çıksada duymuştum ne dediğini.

Uras'a koşar adımlarla gelen kadını görünce bakışlarımı ona doğru çevirdim, bu tribünlerde yanımda oturan kişiydi. Birden kollarını bir anne edasıyla Uras'ın boynuna dolayınca Uras donup kalmıştı.

"Canım oğlum, seninle çok gurur duyuyorum. Allah'ım sizleri korusun yavrum."

Yavaş yavaş karşısında ki kadının sarılışına karşılık verirken yanına bir başka asker gelmişti, bu sefer de o bana sorgulayıcı bakışlar atmaya başlamıştı.

Uras bu sarılış faslı bittiğinde bir adım geriye doğru atıp,
"Sağol, Şenay annem. İyiki varsınız." Demişti.

"Bu arkadaşın kim Uras'ım?" Diye sormuştu diğer asker.

"Efsun ben. Önemli biri değilim, öylesine gelmiştim. Hepinize çok başarılar diliyorum, gurur kaynağımızsınız." Dedikten sonra kısa bir baş selamı verip arkamı dönmüştüm, ben gitmeyi planlarken Uras hemen peşimden gelip beni durdurmuştu.

"Sana karşı borçlu hissediyorum kendimi. Şuan yaşamaya bile hevesim yok, ama eğer seninle daha iyi şartlarda karşılaşırsak akşam yemeği borcum olsun."

Bir daha karşılaşır mıydık, bilmiyorum ama yinede gülümseyip,

"Olsun, olsun astsubayım." Deyip kısa bir baş selamı verip arkamı döndüm ve tören alanından çıktım...

GÜNÜMÜZ

Sadece ama sadece bir kaç gün sonra staj yaptığım kliniğe gelmişti ve onu iyileştirmeye, aynı zamanda da sevmeye başladığım döneme giriş yapmıştık.

Derin bir şekilde oflayıp telefonumu bir kenara attım.

Telefonumdan yükselen sesle,

"Yeter ama ya! Herkesin beni arayası tuttu bugün!" Diye bağırıp telefonumu fırlattığım yerden aldım.

Annem görüntülü arıyordu ya...

Anında sinirim geçmişti,

"Annem! Gönlümün sultanı! Nasılsın?" Diye açtım telefonu, canım anamı çok özlemiştim.

Sanırım dışarıdaydı, şalını her zaman ki gibi üzerine uygun bir şekilde seçmişti. Yaşına rağmen oldukça genç gözüküyordu, güzelliğim ve kehribar gözlerimin kaynağı annemdi.

"Oy benim nazlı kızım, iyiyim yavrum sen nasılsın asıl?" Annemin sesini duyunca ne dert kalıyordu ne tasa, çok şanslıydım onun gibi bir annem olduğu için.

"İyiyim anneciğim, klinik baya yoğundu bugün. Kendimi eve zor attım! Birazda İclâl'le buluşacağım."

"Ooo, iyi eğlenceler. İclâl kızıma bol bol selam söyle Efsun'um, abin görevde değil mi?"

Yüzünde ki endişe hiç bir zaman sönmemişti. Evliyken babamı kaybetme korkusuyla, (gerçi hâlâ endişeleniyordu onun için) daha sonrada Alpkan abimi kaybetmesi, Alphan Abimin asker olması, benim Şırnak'a gelmem derken kadını yeterince üzmüştük.

"Evet, en son konuştuğumuzda görevdeydi annem." Dedim koltukta dik bir şekilde oturup,

"Alphan'a bundan bahsetme, ama Alpkan'ımı uzun bir süre sonra ilk kez rüyamda gördüm. Çok değişik bir rüyaydı, abin sanki yaşıyormuşta yanımdaymış gibiydi. Bana Alphan'ı koruyun, kardeşimi koruyun dedi. Çok endişeleniyorum, ya Alphan'a bir şey olursa? Mesleğini bırak diyemem, dememde. Ama onu korumanın başka bir yolu yok, elimden hiç bir şey gelmiyor..."

Annemin sıkıntılı bir şekilde söyledikleri benide tedirgin etmişti, Alphan abim tehlikede miydi?

Annemi daha fazla üzmemek için konuyu değiştirmeye çalıştım,

"Ah benim canım annem, senin gelinin o kadar güçlü ve başarılı bir asker ki abime bir şey olmasına asla müsaade etmez! Senin için rahat olsun!" Dedim gülerek, dediklerim doğruydu gerçekten. Devin, korurdu abimi.

Annemin yüzü gülünce derin bir nefes aldım,

"O kadar çok sevindim ki bunu duyunca, oğlum gerçekten sırılsıklam aşık olmuş. Sevgilisi nasıl biri?"

Harika biri.

"Anne, bana burada bir abla, bir dost oldu. Çok ama çok zor şeyler yaşamış, sana bunları anlatmayacağım kusura bakma ama ailesi şehit olmuş. Hiç kimsesi yok, o yüzden onu lütfen kızınmış gibi sev. Devin bunu çok hakkediyor." Dedim sonlara doğru durgunlaşıp, annem asla kaynanalık yapacak biri değildi. Devin'i kendi kızı gibi seveceğinden emindim.

"Ah kuzum benim... Onunla en yakın zamanda tanışmak istiyorum, bundan sonra o da bizim ailemizin bir parçası. Sende ona yalnız olmadığını hissettir kızım, çok zor, ailesini şehit vermiş. Gerçekten çok zor..."

"Merak etme annem, onlar zaten önce Atak timiyle bir aile gibiler. Abimi bir görsen, nasıl güzel seviyor! Ne güzel bir oğlan yetiştirmişsin sen kraliçem! Adam yürüyen green flag!"

Annem bu dediklerime sesli bir kahkaha atmıştı,

"Bizim red flag exlerden sonra oğlumun green flag olması beni nasıl sevindiriyor inanamazsın!"

Annem benim sayemde tüm Z kuşağı tabirlerini biliyordu, red flag exlerimizden kasttı tabikide mal Uras ve babamdı!

"Ay aman ex deme bana anne. Gerizekalı Uras'la tam olarak 4 yıl önce bugün tanışmışız!"

Annemle yaklaşık on dakika boyunca Uras'ı çekiştirip kapatmıştık telefonu, bende sonunda oturduğum koltuktan kalkıp hazırlanmak için odama geçtim.

Gideceğimiz mekan alkollü bir mekandı, İclâl'e bu mekanı astsubay Gökçe önermişti dediğine göre. Fazla alkol kullanan biri değildim, arada bir kaç bardak şarap içerdim o kadar.

Üzerime dolabımdan çıkardığım uzun kollu mini siyah elbisemi giydim, altıma kahverengi külotlu çorabımıda geçirdikten sonra makyaj masama geçmiştim.

Saçlarımı hafifçe dalgalandırıp ön tutamlarını salık bırakıp yarıdan bağlamıştım. Siyah buğulu bir makyaj yapıp son olarak kırmızı rujumu sürdüğümde odamda bulunan büyük boy aynasının tam önünde durmuştum.

Güzel gözüküyordum.

Beni ne mühendisler, doktorlar istemiştide gerizekalı olduğum için illede Uras diye tutturmuştum. Artık Uras falan umrumda değildi. Umarım

Kapım çalmaya başlayınca heyecanla koşar adımlarla kapıma ulaştım, İclâl gelmiş olmalıydı.

Ben yüzümde bir gülümsemeyle kapıyı açınca, Uras'la karşılaşmayı hiç beklemiyordum.

Gülen yüzüm birden solunca kapıyı kapatmak için bir hamlede bulundum fakat anında tutmuş, ve kapıyı kapatmama izin vermemişti.

"Efsun, ne olursun konuşalım!" Dedi içeriye doğru bir adım atıp,

"Git Uras! Benim seninle konuşacak hiçbir şeyim kalmadı!" Dedim onu göğsünden itip, bu hamlem onu bir kaç adım geriye sarsınca öylece durmuştum.

Uras, benim hafif bir dokunuşumla sarsılacak biri değildi.

"Efsun, yemin ederim çok kötüyüm. Ben sensiz çok kötüyüm! Sensiz yaşayamıyorum, aldığım her bir nefes bana zehir oluyor! Ne olur beni affet Efsun, ne olursun beni affet Efsun. Ben seni çok seviyorum." Dedi bana doğru bir adım atıp. Görevden yeni dönmüş olmalıydı, saçları dağınık, yeşil gözleri yorgundu.

"Yüzsüzsün Uras! Ya sen daha ne hakla evime kadar geliyorsun? İlişkimiz boyunca ben seninle uğraştım ya! Biz iki aşık değil, bir psikolog ve danışman gibiydik bu ilişki boyunca!" Diye haykırdım yüzüne, başını yana doğru çevirip bana öyle bir baktı ki, gözlerimi kaçırmak zorunda kaldım. Sinirle ağzımdan çıkan şeyler aslında benim her gece yatmadan önce düşündüğüm, gerçekleşmeyen konuşmalardı.

Bana yaklaşmaya başladığında bir adım geriye attım,

"Ben sana deliler gibi aşığım Efsun. Benim seni sevmediğimi iddia edemezsin."

Seviyordu, beni seviyordu ama her şey sevgi değildi.

Sırtım birden duvara çarpınca daha fazla kaçamayacağımı anladım, gidebilirdim. Onu itebilirdim.

Ama yapmadım.

O kadar yakındık ki, nefesi yüzüme vuruyordu.

"Efsun, ben o gün senden vazgeçmek istemedim." Gözlerini acıyla kapattı, abimin karşısında beni yerle bir ettiği o lanet günden bahsediyordu...

"Ama kafamın içinde öyle çok şey vardı ki... Ne yapacağımı bilemedim."

Yine ne olmuştu da böyle davranmıştı? Yine neye üzülmüştü? Hayatında yine ne bok olmuştu da o siktiğim psikolojisi bozulmuştu!

Derin bir nefes aldığında keskin yeşil gözlerinin dolduğunu fark ettim, başımı yana doğru çevirdim çünkü eğer onu bu şekilde görürsem bende ağlardım.

"Nefes'in ölümünü iki yıl boyunca başka türlü bildim. Kabullendim. Sonra bir gün, babamın tüm bunlara sebep olduğunu öğrendim. Kardeşimin başına gelenlerin düşündüğüm gibi olmadığını öğrendim."

Birkaç saniye sustu,

"Ve sen geldin aklıma."

"Sen yıllardır yanımdaydın. Ben ne zaman dağılsam beni toparladın. Ne zaman kötü olsam yanımda oldun."

Nazik bir şekilde başımı kendine doğru çevirdi ve gözleri yeniden gözlerime değdi.

"Bir an düşündüm... Ya ben seni farkında olmadan buna alıştırdıysam?"

Duyduklarımın karşısında anında kaşlarımı çattım,

"Neye?" Diye sordum sinirle,

Gözlerini anında kaçırdı, "Beni toplamaya." Sesi titriyordu.

"Ya sen beni sevmenin yanında, bana iyi gelmeye de o kadar alıştıysan ve o yüzden ikisini birbirinden ayıramıyorsan?"

Başını yavaşça öne eğmişti, bunları Uras'tan duymayı hiç beklemiyordum, hemde hiç...

"Bunu düşünmek bile beni mahvetti."
Konuşmaya devam ediyordu ama ben, karşısında gözlerimden akan yaşlarla duyduklarımı sindirmeye çalışıyordum.

"Çünkü senin benim yanımda kalmanı istiyordum ama bunun benim yüzümden olduğunu bilmek istemiyordum."

Uras'ın bu düşünceye kapılabilmiş olduğu aklıma gelmişti, ama onun iyileştiğinden o kadar emindim ki asla inanmak istememiştim buna. Onu sevdiğim için otomatik olarak korumaya geçtiğimi düşünüyordum. Bir bahaneye tutunmaya çalışmıştım, Uras'ın bir sebebi vardır demiştim.

Uras'ın dedikleri doğruydu. Son zamanlarda bu hisse kapılmaya başlamıştım, ama Uras'ın sevgisinden emin olduğum için geçirmiştim bu hisleri.

"Seni kendime mecbur bırakmış gibi hissetmek istemedim." Eli yüzüme değdi, yavaşça gözümden akan yaşları sildi.

"Atilla abimin karşısında korkmuş gibi davrandım, ondan korkuyormuş ve aşkımın arkasında duramıyormuş gibi davrandım çünkü başka türlü seni kendimden uzaklaştıramazdım."

"Yaptığım, çok büyük bir hataydı. Sana hiç bir şey sormadım," bir an duraksadı,

"Ne düşündüğünü, ne istediğini, bu ilişkiye devam etmeyi isteyip istemediğini, sormadım."

Acı bir şekilde gülümseyince bakışlarımı ondan kaçırdım, duymak istemiyordum. Dediklerini dinlemek istemiyordum!

"Kendi kendime karar verdim."

"Seni bırakınca seni kendimden koruduğumu sandım." Sertçe yutkundu,

"Meğer sana daha çok zarar vermişim ben Efsun."

Zorlukla söylediklerinden sonra derin bir nefes aldım, kendime gelmem lazımdı.

Öylece Uras'a bakıyordum, sonunda derin bir nefes aldım.

"Sen, tek bir kararınla bunca yıllık ilişkiyi bitirdin Uras. Benim fikrimi sormadan, benim düşüncelerimden emin olmadan. Nasıl düşünürsün benim senden şüphe ettiğimi? Asıl beni kullandığını düşündürten şey, abimin karşısında korkup kaçmandı! O an karşımda ki kişi sen değildin! Benim tanıdığım Uras bu değildi!"

Alnını alnıma yasladığında ona 'bunu yapma' dercesine baktım, etki alanına girmiştim ve kahretsinki ona karşı gelemiyordum.

"Hata bende, ben bunu kabul ediyorum Efsun'um. Sen beni o dipsiz kuyudan çıkardın, sen benim ailem oldun. Her şey için senden özür diliyorum, ne olursun beni affet. Ne olursun beni hayatından çıkarma, beni affet Efsun." Dudaklarının yanağıma değdiğini hissettiğim anda sertçe yutkunup onu hızla üzerimden ittim.

"Git Uras." Dedim gözlerimi kaçırıp,

"Yapma, bana bunu yapma Efsun!"

"Lütfen git Uras." Demiştim bu sefer gözlerinin içine bakarak.

Kapıyı açıp gitmesini işaret ettiğimde birkaç saniye olduğu yerde kaldı.

Sonra birden önümde dizlerinin üzerine çöktü.

Uras.

Dizlerinin üzerindeydi.

Bütün o gururundan, şakacı tavırlarından eser kalmamıştı.

"Benim sensiz ölüden farkım yok demeyeceğim," dedi sesi titreyerek, Uras ağlıyor muydu?

Bunu yapmamalıydı!

"Uras! Kalk, kalk Uras!" Dedim sesimi yükseltip,

"Çünkü seni yeniden üzerine bir yükmüşüm gibi hissettirmek istemiyorum."

Gözlerimin içine baktı.

"Ama ne olur, beni tamamen hayatından çıkarma. Bana kız, benden nefret et, yüzüme bakmak isteme... Hepsini kabul ederim. Yeter ki bir gün sana kendimi affettirebilme ihtimalim olsun. Ben seni çok seviyorum be kızım..." Umutla bakıyordu gözlerime,

Dayanamayıp yanına çöktüm, artık hıçkıra hıçkıra ağlıyordum. Başını yere doğru eğmişti, başını ellerimin arasına alıp bana bakmasını sağladım,

"Bende seni çok seviyorum aptal! Aptal! Her şey daha farklı olabilirdi aptal!" Dedim hıçkırıklarımın arasında,

"Seninle her şeye kabulüm, ne olur bana bir şans ver. Ankara'ya taşınalım, her şeyi arkamızda bırakalım, Ankara'ya geri dönelim." Demişti Uras

Yapamazdım. Bunu yapamazdım.

Çabalasın istiyordum. Bir gecede ayaklarıma kapanarak beni bu bataklıktan çıkaramazdı, içimde ki kırgınlığı geçiremezdi.

"Hayır, Karaer. Senininle gelmem, barışmam. Eğer barışmak istiyorsan, sebep olduğun kırgınlıkların geçmesini sağla. Ama şuan benden seni affetmemi isteme."

Hıçkırıklarım durulmuştu, Uras'ın dolu gözleri dediklerimi kabullenircesine kapandı.

"Haklısın. Sana söz veriyorum, hatalarımı telafi edeceğim..."

Umarım, umarım...

Dedim içimden, Uras, benim en büyük hatalarımdan biriydi.

Ne yazikki, ona değerdi.

-
-ÖZEL BÖLÜM SONU-

Bölümü nasıl buldunuz?

Sizce bundan sonra neler olacak?

Kutay ve Efsun olsun diyenler 👉🏼

Uras ve Efsun barışsın diyenler 👉🏼

Efsun bir arabasını boyatıp gelsin sjjsjsjsj❤️

-❤️🩹