4. bölüm / 11
~SARTE~SERİN TOPRAKLAR
Bölümler 11Şu an: SERİN TOPRAKLAR
- 1 GEVEZE PAPAĞAN110 kelime
- 2 KAPRİSLİ BİR ŞEHİR1.349 kelime
- 3 NOKSANLIĞIN KEŞFİ1.061 kelime
- 4 SERİN TOPRAKLAR1.437 kelime · Okuduğun bölüm
- 5 APTAL FARE1.215 kelime
- 6 HAYALETİN ADALETİ1.600 kelime
- 7 ZİHİNLERDEKİ ZİNCİR1.314 kelime
- 8 ŞAHSİ İSTEKLER1.430 kelime
- 9 KERHEN1.188 kelime
- 10 Acemi Çoban...821 kelime
- 11 KETUM934 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
° ~ ✯ Bu şehir yabancıyı hemen tanır. Yürüyüşünden, duruşundan ve hatta bakışlarından.. . ~ ᴗ✯
" Vera Hanı!"
Taştan oluşan yapı, şimdilik şehrin içinde gördüklerinin en büyüğüydü.
Kapıya ilerledi, başka hanlar da olmalıydı fakat ne arayacak hâli ne de zamanı vardı. Önünde dururken demir kapıyı işe yaramayacağını bilse de itmeyi denedi. Düşündüğü gibi hareket dahi etmemişti. Bir tokmağı bile olmayan demire vurdu ancak çıkan ses sadece kendinin duyabileceği kadardı.
Sızlayan elini tutarak bir adım geri çıktı. Gelip geçen insanlardan yardım istemeyi düşünürken Demir kapı içerden açıldı.
Karşısında gördüğü iri, esmer, uzun boylu adam hızlı hızlı soluyor ve sanki onu işinden alıkoyulmuş gibi aceleci davranıyordu.
" Gir." Dedi ve umursamazca ilerlemeye başladı.
Arkada öylece kalan Genç, tedirgin olsa da içeri adımını attı.
Girer girmez dışarıdan farkı olmayan buhranlı havası yüzüne çarptı. İlerlerken baygın bakışlarını ilk defa gördüğü Han'ın güzelliğine çıkardı. Detaylı yazabilmek için hiçbir ayrıntıyı kaçırmamaya çalışıyordu ancak beyni çalışmaya ara vermişti. Daha üçüncü adımını atmamışken takılıp düştü. Kumun aksine sert olan zemin canını yaksada kalktı ve önünde onun için duran adama tebessüm etti.
Bu, algısını açmaya yetmişti.
Aklı bir karış havada olan adamın dikkatini çekmiş olacak ki dik dik ona bakıyordu.
Bunu farkında olarak etrafı incelemeye devame etti. Dikdörtgen olan yapının orta kısımda masalar vardı. Birkaç kişi sohbet ediyor olmalıydılar ki az önce düştüğü için olsa gerek şu an herkes gence bakıyordu.
Bakışlarını tavana çıkardı. Ortası açık alanda yukarı bakınca gökyüzü görünüyordu. Tavan yoktu. Kenarlar ise iki katlı olacak şekilde yapılmıştı. Üst katlarda bir sürü kapı vardı. Alt katta ise satıcılar olduğu tahmin ettiği yerler. Galiba üst katlar insanların kalması içinken alt kısımlar ise insanların alış veriş yapabilmesi içindi.
İki yanda olan merdivenler üst kata bağlıyken devamı sütunlarla destekliydi. Alan boyunca bir sürü olan sütunların aralarında ki geçiş, işlemeli taşlarla yapılmıştı.
Taşı işlemek oldukça zor bir zanaattı. Ustalık gerektiren bu iş, hayranlık uyandırıyordu. Üstelik o yetmezmiş gibi ara yerlerde renkli, desenli kilimler asılıydı.
İri adam yaklaştı ve yanında durdu. " Nereden geldin?"
Kalmak için bunu söylemesi gerekiyor muydu?
" Çok uzaktan sayılmaz."
Hızla, " Merlet? Persen?"
Kafasını yüzüne yaklaştırdı.
" Tenin esmer değil! " Tıpkı meraklı bir çocuk gibiydi.
İki haftadır yollardaydı fakat yine de onlar kadar esmer değildi. Bunu demek istiyordu galiba.
" Belki DörtŞehrin kuzeyinden geldim." Bildiği kadarıyla DörtŞehrin tek serin toprakları kuzey bölgesiydi.
Bir adım yaklaştı. Tepeden bakarken sinirli görünüyordu. Yanlış bir şey mi söylemişti.
" Kuzeyden mi? Kuzeyliler buraya inmezler!" Dedi.
Neden olmasın diye düşünürken, " Merletten geldim." Birine karar vermesi gerekiyordu.
Ters bakışları biraz olsun yumuşamadı bile. Yine mi inanmamıştı!
" Hey! Koca Oğlan... Misafirimize düzgün davran."
İkiside İri adamın arkasından gelen sese baktı. İnce, uzun boylu bir gençti. Koyu siyah saçları dalgalı ve uzundu. İki elini de beline koymuş azarlar gibi onlara bakıyordu.
Krem gömleği abes bir şekilde temiz, üstü başı şehre göre oldukça düzenliydi.
Genç, Stresli bir gülümseme sundu. Şükür birileri gelmişti. Yoksa yalanlar yumağı insanların zevkle izlediği bir gösteriye dönüşecekti.
Yanlarına yaklaşırken, " Hoş geldiniz... Harika bir zamanda geldiniz! Boş bir sürü odamız var. Ne istersiniz?"
Han sahibi o olmalıydı. Şaşırtıcı derecede kibardı. Kendi ülkesinde alışkın olduğu kibarlık burada tehlikeli geliyordu. Bunun sebebi onların deyimi ile cehhenemin renklerinin kibar olmayışıydı.
" Bu geceyi geçireceğim bir yer arıyordum."
" Hay Hay! Yerden bol ne var."
Karşısında ki kişi gittikçe daha keyifli birine dönüşüyordu.
" Bir gece ne kadar?"
" Hmm..."
"Sizin ilk gelişiniz olduğu için 10 kavt!"
Yok da devenin pabucu!
Bu kadar olması imkansızdı. Kendi şehrinde bile 2 Penstenden az tutardı. Ve biliyordu ki pensten kavttan yirmi kat daha değerliydi.
Ters ters baktı.
" 6 kavt!"
Hancı gülümsedi.
" 10 kavt!"
Resmen dalga geçiyordu.
" 7 kavt!"
" Ben pazarcı değilim... Pazarlık yapmam! "
" 10 Kavt!"
Genç, yabancı olduğu bu şehirde kendisine yabancı olduğu şeyleri deneyimlerken olurunun ne olduğunu kestiremiyordu.
Keyifsizce, " Pekâlâ, kabul ediyorum. Bir gecelik oda satın almak istiyorum." Dedi.
Sessiz ve az olan kişilerden homurtular yükselmeye başladı. Han sahibi onlara bakınca hepsi önlerine döndü ve konuşmakla meşgul gibi davranmaya başladılar.
Önündeki Gence baktı. Gülümseyen bir suratla elini ileri doğru uzattı " Buyurun... Beni takip edin." Dedi ve Koca adama döndü.
" Sen de kapıyı kapa Koca Oğlan."
İki kenarda da olan merdivenlerin sağ taraftakine doğru ilerlemeye başladılar. Merdivenleri çıktılar ve düz bir şekilde devam ettiler . Sade ve taştan yapılmış duvarlar alışkın olduğunun çok dışındaydı. Garip gelse de hoş buluyordu.
İlerlerken aşağıda bekleyen insanların ne yaptığına baktı. Herkes dik dik onlara bakmaya devam ediyordu. Yabancı olduğu için bakmalarını normal karşılıyordu.
Yanından geçtiği kapılara baktı. Birkaç odanın önünden geçselerde hiçbirine girmediler. Son kapının önüne geldiğinde durdu ve ona döndü.
"Geldik." Kuşağından iple bağladığı bir sürü anahtar çıkardı.
Sol tarafta ki merdivenden çıkınca hemen ilk kapıydı. Neden sol taraftan değil de sağdan gelip, o kadar yolu yürümüştük!
Uzun bir süre arayıştan sonra buldu ve kilit olmasına rağmen hiç güvenilir görünmeyen tahta kapıyı açtı. Geçmesi için onu bekledi.
Genç, bir şey demeden kapıdan geçti. Küçük odada yatak olarak bir şilte vardı. Tek olan pencere oldukça küçük ve işlevsiz duruyordu. Bu sebeple içerisi pek aydınlık sayılmazdı. Duvarda ki gaz lambası ve Yerdeki kırmızı desenli kilim haricinde bir eşya yok denebilirdi.
Gözünün hizasına açılan eli görünce bakışlarını han sahibine çevirdi.
Bir süre boş bakışmalar yaşandı.
" Kavt!" " Sonra anahtar!"
Telaşla arkasını döndü ve boynuna astığı keseyi çıkarıp 10 kavtı hancıya uzattı.
Dolandırıldığını biliyordu. Yine de ses çıkaramıyordu.
Hızla kavtı alan hancı, " Buralardan olmadığın çok belli. Bu şehir yabancıyı hemen tanır. " Bunları söylerken kavtı cebine tıkıştırmakla uğraşıyordu.
Yirmili yaşlarında olduğunu tahmin ettiği adamı izlerken kendisinden çok deneyimli olduğunu düşünmeden edemiyordu.
Açıkçası minnet duyamıyordu. Olumlu anlamda başını salladı.
" Bir ihtiyacın olursa alt katta her şey var. İstediğin gibi takılabilirsin. Sadece Koca Oğlana pek yaklaşma. Yalancıları sevmez!" Dedi.
Yalancı kelimesini duysa da, " Hanın sahibi siz misiniz o mu?"
Gülümsedi. " Sence?"
Beklemeden devam etti. " Ortak diyebilirsin..."
" Neyse ben gidiyorum. Koca Oğlanın sağı solu belli olmuyor. Uzun süre tek bırakmaya gelmez. Dilediğince aşağıya inebilirsin." kapıya giderken, " Ben hep oralarda olurum." Dedi ve cevap beklemeden çıkıp gitti.
Yorgun bir şekilde yatacağı yere baktı. " Bari verdiğim kavta değseydi." Diye mırıldandı.
Ardından şilteye geçip oturdu ve çantasını önüne aldı. Yorgundu fakat Unutmadan aklındakileri yazmak istiyordu. Elini atıp çantayı önüne çekti ve sıkıca kapattığı ağzını açtı.
Fakat gördüğü şey ile öylece kaldı. İlk şaşkınlığı atlatınca panikle elini içine atıp bez parçalarını ve taş parçalarını çıkardı. Eşyaları neredeydi? Kitapları neredeydi? Peki ya Parşömenler...
Bir iki parça kıyafet, Bir sürü kitap ve parşömen, mürekkepler, fırcalar, değerli birkaç takı... Hiçbiri yoktu! Dehşet içinde kaldı. Ne ara soyulmuştu? Daha şehrin kapısından yeni girmişti! Ve nasıl anlayamamıştı?
Hadi kıyafetler ve takılar neyse de kitaplar ve parşömenler olmadan yapamazdı. Keşfettiği şeyleri yazmak için babasından aldığı parşömenler dahi yoktu. Daha korkunç olan şey ise Kitapları saraydan ödünç almıştı. ( Çaldı.) Üstelik saraya ait olan kitaplar, tarihi kaynaklardı.
Panikle ayaklandı ve odada bir oraya bir buraya yürümeye başladı. Bu kadar kolay olacağını düşünmemişti! Daha ilk adımında takılmıştı.
Aklına hiçbir şey gelmiyordu. Telaşla odadan çıktı ve geldiği yolu tek başına ilerledi. Korku ve telaş yorgunluğu silip süpürmüştü. Merdivenden indi, hâlâ aynı yerlerinde oturan kişilere baktı.
" O nerede!"
Kimse cevap vermedi. Koca koca adamlardan bir tık bile çıkmıyordu. Sinirine sinir ekleniyordu.
" Buralarda olacağını söylemişti."
Herkes kayıtsız bir şekilde dururken, o sırada omzuna koyulan elle arkasına döndü.
Hancı telaşlı çocuğu süzdü. Ona bakınca ters bir şeyler olduğunu anlayabiliyordu. Annesini kaybetmiş kedi yavrusu gibi duruyordu.
Çatık kaşlarla, " Ne oldu? Odada yılan mı gördün?"
Endişeli yüzü biraz dağıldı, " Odada yılan mı var?"
Bakışlarını önce duvara sonra tekrar çocuğun gözlerine çevirdi.
" Yılan olmayan yer mi var!"
Genç birkaç saniye ne diyeceğini bilemiyormuş gibi öylece durduktan sonra önemsizmiş gibi geçiştirdi ve endişeli ifadesi daha yoğun ortaya çıktı.
" Şey..."
" Ney?"
" Ben..."
" Sen?"
Han sahibi bir türlü konuşamayan çocuğun kalabalığın onu izlediği için olduğunu düşündü ve onlardan uzak bir masaya çekiştirip oturttu.
" Sessiz ol ve söyle?"dedi.
Panik şekilde, " Çantamın içindekiler çalınmış..."
Zorla söylediği şeyi duyduktan sonra masaya eğik olan vücudunu dikleştirdi.
Bir an böyle aptal birinin buralarda ne aradığını düşündü.
Yabancı olduğu zaten apaçık belliydi. Hiçbir şey bilmediği gibi çetelerden de mi bir haberdi? Böyle aklı bir karış havada gezerse tabi çalarlardı.
" Sen gökten falan mı düştün! Çetelerden haberin yok mu?"
Az önce Merletten geldim diye saçmalıyordu. Oralarda bile bu kadar cahil insanlar yoktu.
Dörtşehir diğer ülkeler gibi bir çok şeyle mücadele ediyordu. Fakat son bir yıldır yeni devir bu topraklarda geziniyordu. Çeteler... Her zaman karışık olan bu yer; son zamanlarda en karanlık, en çetrefilli dönemini yaşıyordu. Bunu duymayan Merletli veya yakın şehirli kalmamıştır. Bu yüzden kendini hemen ele veriyordu.
Haklı olduğunu düşünen ve bunu sonuna kadar savunan Genç, " Tabi ki çetelerden haberim var. Ancak böyle soyulmam imkânsız! Kimseye temas bile etmedim."
Bölüm etkileşimi
