8. bölüm / 11
~SARTE~ŞAHSİ İSTEKLER
Bölümler 11Şu an: ŞAHSİ İSTEKLER
- 1 GEVEZE PAPAĞAN110 kelime
- 2 KAPRİSLİ BİR ŞEHİR1.349 kelime
- 3 NOKSANLIĞIN KEŞFİ1.061 kelime
- 4 SERİN TOPRAKLAR1.437 kelime
- 5 APTAL FARE1.215 kelime
- 6 HAYALETİN ADALETİ1.600 kelime
- 7 ZİHİNLERDEKİ ZİNCİR1.314 kelime
- 8 ŞAHSİ İSTEKLER1.430 kelime · Okuduğun bölüm
- 9 KERHEN1.188 kelime
- 10 Acemi Çoban...821 kelime
- 11 KETUM934 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
" Öngörülemez tek değişken, kaderdir... "
・~ . ~・✯ ・~ . ~・
Yüzü duvarla bütün olmuşken hâlâ neler olduğunu anlayamıyordu. Şiddetli sürtünmeden dolayı yüzü yanıyor, aldığı hızlı nefesler duvara çarpıyordu. Kimseye zarar vermemişken başına gelen olaylar tercihlerinin mi getirisiydi? Yoksa sadece Dörtşehrin gerçekleri mi böyleydi? Zihni sadece sorularla doluyken, Başını tutan kuvvetli el;
" Sakinleştin mi biraz?" Diye konuştu.
" Niye kaçıyorsun ki! Boşuna ikimizi de yordun."
Tüm bunların sebebi hırsızlık içinse neden bu kadar ileri gidiyordu ki! Direkt çantasını alsa yeterliydi.
Göz hizasına giren kısa, kızıl saçlı bir genç adam dikkatle yüzüne baktı. Sahi'nin sakinleştiğini düşünmüş olacak ki yavaşça elini kafasından çekti. Sahi ise duvardan destek alarak yere oturdu. Az önce ki koşuşturma sadece kalbine değil bacaklarına da fazlasıyla yorucu gelmişti. Yüzünün bir tarafı aldığı darbeden dolayı uyuşmaya başlamışken bakışlarını tepesinde dikilen uzun boylu adama kaldırdı. Koşmadan önce neye benzediğini görememişti. Hareketli geçen dakikalar yüzünden olsa gerek başında ki örtü dağılmış ve omuzlarına dökülmüştü. Artık onu net bir şekilde görebiliyordu. Dikkat çeken saçlarının yanında buğday teni, hafif çilleri ve yüzünde küçük küçük lekeleri vardı. Kızıl birine rastlamak her gün olan bir şey değildi.
Yorgun halde, "Benden ne istiyorsun?" Diye sordu. Bunu söylerken çantasını çıkarmaya hazırdı. Onun gibi güçlü birine direnmeden vermeye razıydı. Şimdilik canını kurtarmayı seçmişti.
Yüzünden çenesine inen sıcaklığı hissedince koluyla sildi. Sızlayan suratı kanayacak kadar yara almıştı anlaşılan.
Bir süre kıyafeti ile bastırdı.
Kızıl saçlı genç adam, omzunu duvara yasladı ve ağırlığını oraya verdi. Az önceki koşuşturma onu da yormuştu.
Birşey demeden öylece beklerken bulundukları ara sokağın başında iki kişi daha belirdi. Orta yaşlı, sıska bir adam ve onu kolundan tutarak getiren biri daha. Bunlar Pazarda gördüğü diğer kişiler olmalıydı.
Adamın kolundan tutan, üstü başı diğerlerine göre daha düzenli olan siyah saçlı genç; yaklaştı ve ikisinide süzdükten sonra " Zarar verme demiştim!" Dedi.
Zarar... Bu şehre girdiği ilk günden itibaren peşini bırakmayan tek etkendi. Şimdi ise boyun eğmiş bir şekilde yerdeydi. Nasıl mı bu hâle gelmişti? Aslında herşey birkaç dakika önce olmuştu.
• ◔
✧ { Kısa bir süre önce } ✧
◕ ∘
Güneş yere yaklaşmak üzereyken daha yeni pazardan çıkacak olmanın gerginliğini yaşıyordu. Çocuğu Han'a bırakmış ve buraya kadar olabildiğince hızla ilerlemeye çalışmıştı. Telaşlı adımlarını ardı ardına atarken sorun sadece günün batması değil takip edildiğini düşünmesiydi. Bu varsayımının sebebi uzun süre önce gördüğü üç adamın hâlâ peşinde olmasıydı.
Birkaç satıcıda durmuş ve gitmelerini beklemişti ancak o durduğunda onlar da duruyor hareket ettiğinde devam ediyorlardı. Şüphelerinden neredeyse emin olsa da bunu anlamanın bir yolu vardı. Pazar yerinden ayrılır ayrılmaz önüne çıkan ilk araya girdi ve biraz ilerledi. Eğer hâlâ peşinden geliyorlarsa onu takip ettikleri kesinleşmiş olacaktı.
Taştan evlerin ara sokaklarından geçerken dudakları dualar mırıldanıyordu. Ümitleri şanssızlığının arkasına gizlense de ruhu dualarına sığınıyordu. Biraz ilerlemişken kısa bir an arkasına döndü ve aynı kişi ile göz göze geldi. Artık hiç şüpheye gerek yoktu. O andan itibaren yapabileceği tek şeyi yaptı ve hızlı bir şekilde koşmaya başladı. Dualar yerini derin soluklara bıraktı. Bir yandan bu kadar talihsiz olduğu için kendine kızıyor diğer yandan ise hayatının en hızlı koşusunu yapıyordu. Kocaman adımları ardı ardına atarken, çatallı bir odun gibi olan sokaklarda nereye gittiğini bilmiyor sadece kendini kurtarmayı umuyordu. Bir oraya bir buraya dönüp duruyordu. Nefesi boğazından acı ile dökülürken, kalbi göğsünü dövüyordu. Korkuyor, elinde kalan birkaç eşyayı da hırsızlara kaptırmak istemiyordu.
Bağırsa ona yardım eden olur muydu? Sanmıyordu! Bu şehir misafirperverlik konusunda oldukça berbattı. Kapıdan içeri adım attığı andan itibaren hiçbir yol kat edememiş, aksilikler ilmek ilmek işlenmişti.
Düşünceleri de tıpkı ayakları gibi karmaşık vaziyetteydi. Üstelik önüne aldığı çantası adımlarına mâni olurken bu yaptığının koşmak için iyi olmadığının anlıyordu. Kendi adım ve nefes sesinden arkasından gelen kişilerin sesini duyamıyordu. Zaman kavramı kendisi için yok olmuşken hâlâ koşabiliyor olmanın yarattığı ' kurtulmuş olabilir miyim?' düşüncesi zihnine oturdu.
Bakmak için arkasına döndüğüne gördüğü tek şey kendisine doğru gelen kocaman bir el olmuştu. Başına aldığı darbe ile duvarla bir bütün olurken çırpınmak sadece düşünce aleminde faaliyete geçmişti. Zira donmuş bedeni, zihninin aksine oldukça kayıtsız kalmıştı.
İşte kaçışın sonu böyle sonlanmış, herşey böyle gerçekleşmişti...
~
" Zarar verme demiştim!"
Kızıl saçlı, " Bu kadar hızlı kaçabileceği kimin aklına gelirdi! Durdurmak için bunu yapmam gerekiyordu. " Dedi.
Sahi ters bir şekilde suratına baktı. Yaptığı şeyi normalmiş edası ile anlatışı zihninde öfke yaratıyordu.
Sonradan gelen kişi, tıpkı kızıl saçlının yaşlarında bir genç adamdı. İnce bir yüzü ve bağlı uzun siyah saçları vardı. En çok dikkatini çeken şeylerden biri de gözünün altında ki ben olmuştu. Kısa bir süre yabancıyı inceledi. Sakin duruşu ister istemez karşısında ki kişiyi de ciddi olmaya itiyordu.
Kolundan tuttuğu yaşlı adama, " O olduğuna emin misin?" Diye sordu.
Bunu derken başı ile Sahiyi işaret etmişti. Yaşlı adam kısa bir anlığına Sahi'ye baktıktan sonra panikle yere kapaklandı. " Yemin ederim ki bu çocuktu! Yalvarırım bırakın beni gideyim artık!. Yalvarırım..." perişan hali berbat halde olan Sahi'nin bile üzülmesine sebep olmuştu.
Siyah saçlı, beline bağladığı kuşaktan bir parşömen çıkardı ve açıp Sahi'ye gösterdi. " Bunu sen mi yazdın?"
Çatık kaşlarla gösterdiği parşömene baktıktan sonra telaşla elinden almak için uzandığında geri çekti.
Sinirle, " O benim!"
" Siz mi çaldınız?"
Çantayı boşaltıkları yetmiyormuş gibi tekrar mı peşine düşmüşlerdi! Hışımla ayağa kalktı. " Ne iğrenç insanlarsınız! Herşeyimi almışken daha ne istiyorsunuz?"
Haklı öfkesini kontrol etmek istemiyordu.
Kızıl saçlı olan çatık kaşlarla bir adım atmışken diğeri eli ile önünü kesti.
" Bekle Nefa!"
Sahi, kızıl saçlı adamın isminin Nefa olduğunu duyduğunda ters bir şekilde gözlerine baktı.
" Kalk!"
O sırada gergin ortamı bölen ses, tüm bakışları kendine çekti.
Kendisine söyleneni yapan yaşlı adam, yerden bitik bir halde kalktı ve siyahlı olan adama döndü. Başı yerde onun ağzından çıkacak kelimeleri bekliyordu. Onun için endişelenmemek mümkün değildi. Sahi onların nasıl bir ilişkileri olduğunu anlayamıyordu.
" Kitapları Saray pazarında hangi satıcıya sattın?"
Yaşlı adam, cılız bir sesle; " Köprünün hemen yanındakine..."
Bakışlarını ondan ayırmadan, " Pekâlâ... Gidebilirsin."
Yaşlı adam cümleyi duyar duymaz ciddi olup olmadığını kontrol etmek adına, gözlerine yerleşen ışıltı ile bir süre bekledi. Ardından ciddi olduğunu düşünmüş olacak ki tebessümle onun gibi birinden beklenmeyecek bir hızda gözden kayboldu.
Neler olup bittiğinden Sahi'nin en ufak fikri bile yoktu. Afallamış bir şekilde olanları izliyordu.
Siyah saçlı genç, elini Sahi'ye uzattı. " Ben Akit! Öncelikle tüm bu karışıklık için özür diliyorum." Dedi.
Sahi tereddütle eline baktı.
" Beni soyan elleri tutmamı mı bekliyorsun?" Dedi.
Nefa sinirli bir nefes verdi. Akit ise elini geri çekti. " Haklısın... Şunu söylememe izin ver; seni soyan biz değil, az önce ardına bakmadan kaçan adamdı."
" Biz sadece tesadüfen senin eşyalarını satarken denk geldik."
Yalan konuştuğu konusunda emin olduğunu düşünen bir tavır ile onu dinleyen Sahi'ye elinde ki parşömeni kaldırdı.
" Ralflere ait bu yazılar senin olduğuna göre Valerya dilini bildiğini varsayıyorum?"
Sahi bir süre bekledi. Bunun nereye bağlanacağını kestiremeden," Biliyorum..." Dedi.
Akit Nefaya baktıktan sonra, " Pekâlâ, Sana bir teklifimiz olacak..."
" Uzun süredir Valerya dilini bilen birini arıyorduk. Buralarda bunu bilen kişi neredeyse yoktur. Küçük bir ihtimal ya saraydan birisindir ya da bir Ralf! Eğer saraydan geldiysen teklifi hiç duymamış, tüm bu olanları hiç olmamış sayabilirsin. Ve eğer dışarıdan geldiysen elimizde ki Valerya diline ait yazıları çevirmek için yardımını istiyoruz?"
Sahi, duyduklarını kafasına oturtmaya çalıştı. Yaptıklarının aksine mütevazı konuşmasını ve ettiği teklifi nereye çekmesi gerektiğini bilmiyordu.
Fakat bir amacı olan Sahi'nin bu bırak kabul edebileceği bir teklif, düşünerek zamanını kaybedebileceği bir konu bile olamazdı!
" Benim tercüme için kaybedecek zamanım yok! Buraya gelme amacımı aksatacak herhangi bir şeyi göze alamam."
" Başkasını bulsanız daha iyi olur."
Kendisini ondan uzaklaştıran her eyleme karşıydı. Ve bunda Kararlıydı. Sadece buradan bir an önce çıkmak istiyordu.
Teklifi yapan kişi düşünceli şekilde bir süre yere baktı.
Sahi devam etti. " Eşyalarımı verirseniz benim artık gitmem gerekiyor." Madem hırsız değillerdi sözlerinin doğruluğunu kanıtlamak için elinde olan parşömeni vermesi ve onu bırakması gerekiyordu.
Nefa denilen adam uyarıcı bir sesle " Akit!" Dedi.
Herkes Akit denen adamın ağzından çıkacak olan sözü bekliyordu.
Olayın gidişatı aklına yatmayan Sahi, çantasını yerden aldı. Çalınan eşyalarını almasa da olurdu. Yokluklarını çoktan kabul etmişti zaten.
Akit, " Ben Saray pazarından kitapları almaya giderim. Onu sana bırakıyorum. Güneş batana kadar sınırda olurum. Kargayı göndereli uzun zaman oldu. Çoktan haberi almışlardır. Bekletmeyelim..."
Kızıl saçlı Genç adam, olumlu anlamda başını salladı. Akit onları orada bırakıp ilerlerken Sahi ise geldiği yöne döndü ve gitmeye yeltendi.
Hemen bu ara sokaktan çıkmalıydı!
Attığı adım derin bir karanlığa gömülürken Zihni düşünmekten uzak, varlığı ise hiçliğe düşen bir damla gibi öylece süzüldü. O andan sonrası sadece yoktu...
¤ 〰 ¤ 🔅Bilgilendirme:🔅 ¤ 〰 ¤
DörtŞehir; DELV kıtasında bulunan en geniş topraklara sahip ülkelerden biridir. Diğerlerinden ayıran en büyük özelliği; dört yakasının da farklı iklime ve coğrafyaya sahip olmasıdır. Zıtlık ve çeşitliliği toy bir inançla içinde yetiştiren DörtŞehir, kendi kargaşasını, kuralsız adaletini, kişisel hükmünü ve efsanelerini kendi yaratır!!!
Bölüm etkileşimi
