9. bölüm / 11
~SARTE~KERHEN
Bölümler 11Şu an: KERHEN
- 1 GEVEZE PAPAĞAN110 kelime
- 2 KAPRİSLİ BİR ŞEHİR1.349 kelime
- 3 NOKSANLIĞIN KEŞFİ1.061 kelime
- 4 SERİN TOPRAKLAR1.437 kelime
- 5 APTAL FARE1.215 kelime
- 6 HAYALETİN ADALETİ1.600 kelime
- 7 ZİHİNLERDEKİ ZİNCİR1.314 kelime
- 8 ŞAHSİ İSTEKLER1.430 kelime
- 9 KERHEN1.188 kelime · Okuduğun bölüm
- 10 Acemi Çoban...821 kelime
- 11 KETUM934 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
" Umutların ve ideallerin şehri sadece bir hayaldi. Fakat öfkeli biri hayallerle yetinemezdi!"
°ᘛ°" Kaybettiği, bilerek unuttuğu... Ne varsa hepsini tekrar bırakmaya hazırdı. " °ᘛ°
⚔️ ͡ᵔ NEFA ͡ᵔ ⚔️
Omzumdaki bedeni indirip kaya parçasına yaslı şekilde koydum. Çocuk, ağır olmayan bir vücuda sahip olsa da uzun süredir yürüdüğüm için yorulmuştum. Durduğumuz yer üç yakanın da sınırının kesiştiği bir araziydi. Küçük tepelerin olduğu bölgede, belirlediğimiz yere herkesten önce gelmiştim. Akit'in gelmesi muhtemelen biraz daha uzun sürecekti. Karga ile haber gönderdiğimiz Güney ekibi ise hâlâ burada değildi.
Sızlanan çocuğa baktım. Buraya gelene kadar uyanmamış sadece şimdi olduğu gibi sızlanmaları olmuştu. Eğilip, başına sardığım örtüyü rahat nefes alabilmesi için çıkardım.Temiz olan yüzünün bir tarafı vurduğum için kızarıklık ve yara içindeydi. Üstelik buraya getirebilmek için başına bir darbe daha vurmak zorunda kalmıştım. Hâline bakınca biraz fazla abarttığımın farkındaydım.
Ne vardı sanki güzelce istediğimizi yapsaydı!
Buralardan olmadığını belli eden beyaz teni ve alnına inen siyah saçları vardı. Çantasını sırtından çıkardım ve yanına koydum. Yola çıkmadan önce baktığım için içinde neler olduğunu biliyordum. Birkaç tane parşömen, fırça ve mürekkep. Biraz da kurutulmuş yiyecek...
Boş olduğunu unutarak mataramı yokladım. Ardından çocuğun belinde duran mataraya uzandım. Ona su vermeyi istiyordum ancak Verta'ya kadar uyanmasa daha iyi olacağını düşündüğüm için bundan vazgeçtim.
" Offf!" Yerden doğruldum ve uzun bir nefes verip etrafı izlemeye başladım. Güneş çoktan batmışken beyaz incinin bahşettiği ışık, geceyi karanlıktan ayıran tek şeydi.
Şu an sınırlar oldukça sakin görünüyordu. Ancak yarım yıl öncesine kadar buralar çöp kaynıyordu. Tüm yakaların sınırları, yakalardan gelen çöplerle, pisliklerle, ne yapacaklarını bilmedikleri artıklarla doluydu. Verta'yı bir çöp sahasına dönüştüren yine DörtŞehrin kendisiydi.
Verta'ya Batı yakasından gelen çöpleri temizlemeyi neredeyse bitirmiştik. İlk halinden eser kalmayan Batı sınırı; uzun ve meşakkatli uğraşlar sonucu nefes almayı biraz olsun başarmıştı. Toprak, çöplerin bıraktığı hasarı yeni yeni toparlıyorken, yeşillenmeye başlayan arazi ruhumu rahatlatıyordu.
Emeğimizin sonucunu görmek büyük bir nimmetti bizim için.
Diğer yakalar, çöpler temizlenmeden önce sınırların güvenliğine pek önem vermezdi. Bilirlerdi ki aşılması oldukça zor olan çöplükten geçebilen herhangi bir insan, DörtŞehir tarafından bilinir ve kabul görmezdi. Bu sebeple yaşayanlar göreceği tepkilerden korkar ve çöplükten çıkmamayı tercih ederlerdi.
Hiçbir zaman güzellik bahşetmeyen yakalar, aksine hor görülen, istemedikleri her insanı bile Verta'ya atmaktan geri durmazlardı. Bu ıslah edemedikleri suçlu, katil, canavar ruhlu insanlar için de geçerliydi.
Başlattığımız ayaklanma diğer yakaları rahatsız etmiş olacak ki sınırlarda neler olduğunu öğrenmek için gözcülerin sayısını artırmış ve asker göndermeye başlamışlardı. Şu anda bulunduğumuz yere gelene kadar gözlem yapan birkaç kişiye denk gelmiştim. Dikkatli olmak artık çok daha önemliydi.
Duyduğum hışırtı ile bakışlarını arkama çevirdim.
" Bu kadar derin ne düşünüyorsun da geldiğimizi bile fark etmedin?"
Ruhan'ın sesini duyunca yönümü onlara döndüm. Güneydekiler, Ruhan ve Faris sonunda gelebilmişti.
Ruhan'ın omzunda ki kargam uçtu ve omzuma kondu. Cebimde ki yemlerden verirken, " Neden bu kadar geciktiniz?" Diye sordum.
Yerde yatan çocuğa bakarken, " Faris dükkan sahipleri ile kavga -"
Sözü yarıda kesildi.
" Bu ?" Dedi ve çocuğa yaklaştı.
" Karga ile yazdım ya!"
" Kırk yılda bir şeye denk geldik. Valerya Dilini bilen kişi!" Resmen kumun içinde bir hazine bulmuş gibi hissediyordum.
Ruhan, çatık kaşlarla yere eğildi ve çocuğa yakından baktı. Sevinir diye düşünürken yüzünde ki ifadeye anlam veremedim.
" Üstü temiz." Dedim. Eğer merak ettiği şey buysa.
Uzandı ve başını yan tarafa eğdi. Kulağının arkasına gelen saçları yukarı kaldırdı ve kulağının arkasına baktı. Ne arıyordu?
Ne yaptığına bakmak için yanına yaklaştım. Çocuğu aramış olmama rağmen kulağının arkasına bakma gibi bir şey aklıma gelmemişti.
Merakla, " Bu da ne!" Dedim.
Kulağının arkasında yarısı yanmış bir şekil vardı.
Ruhan, afallamış bir şekilde geriledi.
" Siktir!"
Sinirle çocuğun başından tuttu ve saçlarına baktı. Yüzünü buruşturan çocuk her an uyanabilirdi.
Ruhan, " Nasıl?"
Onu hiç böyle görmemiştim. Kolundan tuttum. " Ne oluyor?"
Benim sorumu duymuyor gibiydi. Kulağını çocuğun kalbine yaklaştırdı.
Benim gibi şaşkın halde olanları izleyen Faris'e baktım. Daha sonra ona döndüm. Hayretle, " Öldürmedim! O kadar da değil."
Beni salak mı Sanıyordu? Çocuğun hayatta olduğu çok belliydi.
Faris, " Neyin var Ruhan? " Diyerek yaklaştı.
Endişeli bir şekilde yere bakarken, kendi kendine konuşuyordu.
Ardından kulağıma eğilen Faris, " Onu tanıyor mu?" Diye sordu.
Ben de bilmiyordum.
Ruhan ters bir şekilde bize doğru döndü.
" Onu geri göndereceksiniz! Burada olanları ve bu çocuk ile ilgili kimseye hiçbir şey söylemeyeceksiniz!"
Bu bir emirdi. O kadar sinirliydi ki alnındaki damarlar bile belli oluyordu. Yaklaştım ve elimi omzuna koydum.
" Hey... Biliyorsun sen ne dersen biz onu yaparız." Yerdeki çocuğu işaret ederek, " Ancak bize ne olduğunu söylemelisin."
Hiçbir şey söylemedi. Evet dediğim gibi Ruhan'ın sözü bizim için bir görev bir emirdi. Bu bizim üstümüz olduğu için değil ona güvendiğimiz içindi.
Genelde sakin olan birinin böyle davrandığını görmek beni bile endişelendirmişti. Normalde bu hareketler benden beklenecek türdendi.
" Agghh!"
Çocuktan yükselen sesle herkesin bakışları onu buldu. Az önceye kadar bu yabancı yüze hiçbir merakım yoktu. Sadece değerli bilgilerine ihtiyacımız vardı. Fakat şimdi onu tanımak için can atıyor haldeydim.
Elini boynuna götürdü ve gözlerini yavaşça açtı. Etrafında ne döndüğünü anlamak için herşeyi süzdü.
Yavaşça neler olduğunu hatırlayınca olay çıkaracağını düşünüyordum. Bakışları hemen yanımda ki Ruhan'a döndüğünde gözlerini birkaç kez açıp kapadı. Ardından hızla yerinden kalkmaya çalıştı fakat acı çekiyor olmalıydı ki küçük bir inleme ile dengesini sağlamayıp geri oturdu.
Faris, hemen kolundan tuttu ve kalkmasına yardımcı oldu. Çocuk her an ağlayacakmış gibi duruyordu.
" Sen!" Diye bağırdı.
Bakışlarımız bir Ruhan'a bir çocuğa dönüyordu.
Ne oluyordu?
Ne yapacağını kestiremeyen hâlde Ruhan'ın boynuna atladı. Ruhan donup kalmıştı. Onların tanışıyor olduğuna artık kesin gözü ile bakıyordum.
Çocuk kısa bir süre sonra sarıldığı hareketsiz bedenden ayrıldı. O zaman yüzüne inen yaşları görebildim.
Ruhan, kendine gelmiş olacak ki; " Hemen buradan gideceksin!" Dedi.
Çocuk hızla, " Hayır! Ben seni bulmak için buralara geldim. Ne kadardır yollarda olduğumdan haberin varmı?"
Söyledikleri ile ilgilenmediği çok belliydi. Normalde bu kadar soğuk değildi.
Çocuk, kolundan tutundu ve ondan güç alarak konuşmaya devam etti. " Sen... Ne yaptığının farkında mısın? Öldürecekler seni!" Dedi.
Kim öldürecekti?
" Yıllardır kurulmayan mahkemede yargılandın."
Daha fazla konuşmasına izin vermeden, " Geldiğin yere döneceksin... Hemen bu akşam! "
Karşısındakine bir seçenek bile bırakmıyordu.
Çocuk Ruhan'a aldırmadan, " Hayır!" Dedi.
Eğer isteseydi onun konuşmasına bile izin vermezdi.
Buna daha fazla dayanamadığım için konuştum.
" Akit güvercini Yakut'a göndereli uzun zaman oldu. Çocuktan haberi var. Büyük ihtimalle bizim Verta'ya dönmemizi bekliyordur. Onu götürmemiz gerek. "
Ruhan'ın ne düşündüğünü bilmiyordum ancak tam şu zamanlarda, ters bir hareket yapmak istemeyeceğini düşünüyordum.
Ruhan sinirle, " Açıklamayı ben yapacağım. Siz bir şey söylemeyin."
" O bugün DörtŞehirden gidecek!"
Normalde sakin ve aklı başında olan onun ilk defa anlık duygularına kapıldığını görüyordum.
Faris, afallamış bir halde, " Bundan emin misin?" Diye sordu.
Ruhan öfkeyle baktı. Emin olduğu belliydi. Endişe ile bekleyen çocuğa baktım. Kimdi bu çocuk? Neden onda bu kadar öfkeye sebep olmuştu?
Eğer sorumluluğu kendisi alacaksa bizim yapabileceğimiz bir şey yoktu. Fakat yine de bunu kabul etmek istemiyordum. Herşeyi yeni yeni toparlamaya başlamışken başka bir sorun, ancak zaman kaybı demek olurdu.
" Valerya Dilini bilen birini bulmak neredeyse imkansız. Bizden daha iyi biliyorsun..."
Eğer bu yaptığı ortaya çıkarsa zaten muallakta olan adı, başlattığımız ayaklanmanın başında olan kendisine daha da büyük bir zarar verecekti.
Öfkeli bakışları hiç dinmedi. Eğer devam edersem daha da artacak gibiydi.
" Neler oluyor?"
Akit!
Onu görünce rahatlayacağım bir zaman olacağını hiç düşünmezdim.
Bölüm etkileşimi
