10. bölüm / 11
~SARTE~Acemi Çoban...
Bölümler 11Şu an: Acemi Çoban...
- 1 GEVEZE PAPAĞAN110 kelime
- 2 KAPRİSLİ BİR ŞEHİR1.349 kelime
- 3 NOKSANLIĞIN KEŞFİ1.061 kelime
- 4 SERİN TOPRAKLAR1.437 kelime
- 5 APTAL FARE1.215 kelime
- 6 HAYALETİN ADALETİ1.600 kelime
- 7 ZİHİNLERDEKİ ZİNCİR1.314 kelime
- 8 ŞAHSİ İSTEKLER1.430 kelime
- 9 KERHEN1.188 kelime
- 10 Acemi Çoban...821 kelime · Okuduğun bölüm
- 11 KETUM934 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
✧
{ GEÇMİŞ }
Dünya... Zenginliklerin Tanrı tarafından karşılıksız verildiği düşünülen, umursamazca unutulan, görünen ve küçük görünen cennet! Ayrımın farklılıklar olduğu, herşeyin bir dengede aktığı yeryüzü; terazide var olan tüm noksanlarının eşit geldiği Kara parçası. Ve üzerinde; toprağı kanla, birbirini yalanla aldatan İnsanoğlu.
Yeryüzü yaratılışı gereği bir döngüde akıp giderken üzerinde bir sürü ihtimaller barındırırmış. Rüzgâr eser tohumlar uçuşur, yağmur yağar yaşam beslenir, güneş açar canlılık doğar... Karanlık ve aydınlık arşı iki parçaya böler, günleri aşarmış.
Dünya bütünlüğünü korurken, kara parçası kıtalara, kıtalar şehirlere, şehirler, sokaklara bölünmüş... Aynı ağaca dadanan insan ilk bencilliği tatmış, içindeki şeytana bir vücut sunmuş. İlk adımlar ardı ardına atılırken her adım daha büyüğünü doğurmuş. Böylelikle hayatta kalmak insan olmaktan daha önemli hâle gelmiş..
✧
...Ve Bir varmış, Bir yokmuş....
Günlerin birinde... VALERYA sınırı;
Şehirleri insanlar korurdu, biri hariç... VALERYA! Dünyanın kaosundan, caniliğinden uzakta fakat yine aynı yeryüzünde sadece hayal edilerek bahsedilen bir ülke. Etrafını saran büyük bir orman, yabancıyı yol vermeyen en güçlü miğfer.
Ormanın koruduğu Valerya; yüksek ve ihtişamlı ağaçların arasında ki saklı diyar. Dışarıdan gelen herkesi aldatan, Tanrının onlara bahşettiği en büyük hediyesi; Aif Ormanı!
Güneşli bir hava ve her zamanki gibi yüksek ve gösterişli ağaçların Sur gibi dizildigi Valerya sınırı. Kuş, çekirge, koyun, ara ara köpek seslerinin birbirine karıştığı sıradan ama garip bir gündü.
Koyun sürüsü yeşillikte otlarken bir ağaca yaşlanmış dikilen, koyunları aklında dolaşan tilkilerden bile sakınmaya çalışan, bulunduğu topraklara yabancı, acemi bir çoban... Ruhan!
Birçok kez ormana girmiş, günlerce ilerlemiş fakat hiçbirinde Valerya'ya ulaşamamış, her seferinde girdiği yerden geri çıkmıştı. Zamanını böyle geçirmeye devam ederse eli boş dönecek olduğunu bildiğinden ruhunda ki ateşle yeni yollar bulmaya çalışıyordu.
Sonucu değişmeyeceğini bilse de bugün yine deneyecekti. Fakat önce koyunları ağıla götürmesi gerekiyordu.
Aklı ve ruhu hemen önündeki ormandayken bakışları koyunlardaydı. Tam o sırada yüksek bir patırtı ve anlayamadığı bir ses duydu. Bakışlarını sesin geldiği yöne, ormana çevirdi. Kaç aydır burada olmasına rağmen ilk defa ormandan bir ses yükselmişti.
Kalbi hızlanmaya başlamışken koyunları hiç düşünmeden orada bıraktı ve çabucak ormana girdi. Sabah çok fazla yağmur yağdığından yerler çamur ağaçlar ıslaktı. Beline sardığı kuşaktan hançerini çıkardı ve hazır tuttu.
Az önceki sesten eser yokken etrafta dolanmaya devam etti. Pes etmeden bir süre sesi arasa da hiçbir şeye denk gelmedi. Yüksek ağaçlar başını döndürmeye başladığında Genç Adam, durdu ve sinirle kendini bir ağacın gövdesine yasladı. Büyük öfkesi ona geçit vermeyen ormana karşıydı. Çaresiz... Buraya her girişinde çaresiz hissediyordu.
Zihni durulmaya başladığında geri gitmek için yaslandığı yerden doğruldu. Koyunları uzun süre yanlız bırakmasa iyi olacaktı. Orman ilerlemeye izin vermese de çıkışı kolaylıkla sağlıyordu. Bunu net bir şekilde fark etmek, doğanın onu aptal yerine koyduğunu düşündürüyordu.
" Ahh"
Sesi duyar duymaz olduğu yerde durdu ve hızla o yöne doğru koştu. Yakındaydı, emindi. Önündeki yosun tutmuş ağacı da geçtiğinde yerde uzanmış bir beden görmeyi beklemiyordu.
Önce etrafını yokladı ardından yanına yaklaştı. Acaba o da mı kendisi gibi Valerya'ya gitmeye çalışıyordu?
Yaklaşınca gördü ki baygın beden, Genç bir çocuğa aitti. Fakat alnına dökülen saçları yüzünün aksine tıpkı bir İhtiyara ait gibiydi. Beyaz! Normalde böyle bir saç yaşlılarda olurdu.
Bedeni başından tuttu ve iyi olup olmadığına baktı. Dudaklarından sadece acılı iniltiler çıkıyordu. Biraz seslense de hiçbir dönüt alamadı.
Çocuğa ne olmuş olabilirdi ki!
Yönünü çevirince sıyrılan kıyafetten sırtının kızarmış, kanamış ve yaralarla dolu oldugunu gördü.
Bakışlarını ağaca kaldırdı. Ağaçtan mı düşmüştü? Anlayamadığı şey, bu kocaman ağaca nasıl çıkmıştı? Belki de çıkmaya çalışırken düşmüştü?
Buna bir cevap bulamasada uyanınca çok canının acıyacağı belliydi.
Yanındaki sudan biraz yüzüne döktü. Beyaz ve temiz duran saçlar, açık tenine daha da aydınlık katıyordu. Çobanın yapabileceği şeyler sınırlıydı. Başına sardığı örtüyü belinden çözdü ve yere öylece temas etmemesi için çocuğun sırtına sardı. Bu sırada sızlanan çocuk, kendi kendine mırıldanıyordu.
Onunla zaman kaybettiğini biliyordu, gidip koyunlarına bakmalıydı. Biraz düşündükten sonra çocuğu omzuna atıp hızla ormandan çıkmak için ilerledi. Pürüzsüzce akan orman, kısa sürede ona çıkışı sundu.
Çıkışa yaklaştığında gözleri koyunları aradı fakat onları göremedi. Tamamıyla çayıra çıktığında ise gördüğü karşısında kalakaldı.
Yirmiden fazla olan koyundan sadece sağlam 3-4 tane kalmış gerisi karnı deşik, hırpalanmış halde yerde, kanlar içinde yatıyordu.
Kan kokusu, çiçek ve otların kokusunu bastırmaya yetecek kadar çoktu. Sağlam kalan koyunlar, ne otlanıyor ne kaçıyordu. Öylece duruyorlardı.
Elini burnuna götürdü. Vahşi bir hayvan bile zayıf olanı boğar ve kendine götürürdü. Doğanın kanunu buydu. Bunu yapan bir hayvan olamazdı.
Omzundaki beden kımıldanmaya başlasa da Ruhan, bulunduğu anda değil öfkesinin ve düşüncelerinin esiri haldeydi. Aldırmadan koyunların arasında geziyor, bir bir hepsine bakıyordu.
Bunu yapan her neyse öldürmek, kanını göle çevirmek, gelen geçen herkesin ibret alması için bir anıt bırakmak istiyordu. Ruhan'ın merhametini zincirlemiş Şeytan, göğüs kafesinde, kalbine en yakın yere fısıldıyordu.
Başına gelen azabı yaşarken hemen omzunda ki hazineden bir haberdi.
Uyanan çocuğun ise gördüğü ve hissettiği ilk şey acı oldu. Yerde ölü koyun bedenlerinin biriken kanı, sırtında ise dayanılmaz bir ağrı.
Canının acısını umursamadan tutulduğu bedenden kendini aşağı attı. Çobanın kollarından kolayca kurtulan çocuk, ölü bir koyunun üstüne düştü. Kana bulanmış halde acı ile doğruldu.
Anlayamadığı ve bilmediği bir Öfkeyle, " Sen ne yaptın?" Diye bağırdı.
Devam edecek...
Bölüm etkileşimi
