9. bölüm · SARMAŞIK
9.Bölüm"Gözler yalan söylermiş."
İyi okumalarr🌿
🌿
Geçmiş vazgeçtiklerimiz miydi?
Vazgeçmesek günümüzde olmazlar mıydı?
Bugün geçmişimde kalmasını istediğim birçok insan vardı. Ama onlardan biri asla Viran değildi.
Stresten titreyen ellerimle kapıyı çaldığımda birkaç saniyede açıldı. Viran tedirgin bakışlarıyla gözlerim içine baktığında aklımdan geçen tüm düşünceler kendini bir bir tekrar etmeye başlamıştı.
Ben gelene kadar evden ayrılmamış, yol boyu bana mesaj atıp benden haber almıştı. Benim için gerçekten endişeleniyordu.
“Geldin sonunda.” dedi beni kendine çekip sarılırken. Başım göğsüne denk geldiğinde çektiğim vicdan azabı biraz daha çoğaldı. Duyduğum kalp ritimleri heyecanlı ve sabırsızdı.
“Geldim.” dedim sadece.
“Geç hadi içeri.” kendiyle beraber beni de içeri çekerken ayakkabılarımı ve kabanımı çıkardım.
“İyi misin sen?” dedi Viran durgun halimi anlamış gibi.
“İyiyim sorun yok.” yüz ifademe küçük bir gülümseme yerleştirmeye çalışırken zorlanmıştım. Duyduklarım ve gördüklerim bedenime oldukça ağır gelmişti.
Üstelik Viran’ın daha bu sabah kollarım arasında ağlama sebebini sadece öğrenmemiş saniye saniye izlemiştim. Aklıma tekrar doluşan görüntülerle gözümün üstüne ince bir su tabakası çekildiğinde Viran’ın görmemesi adına gözlerimi kaçırdım.
“İyi olduğuna emin misin?” inatla gözlerimin içine baktığında kendimi toparlamaya çalıştım.
Mirza’nın düşünceleri gerçekten hastalıklıydı. Daha küçücük bir çocuğun içinde babasının da bulunduğu bir arabaya bomba koyduğunu düşünecek kadar hemde.
Bunu düşündüğü adam ise daha bu sabah kollarımda babası için küçük bir çocuk gibi ağlamıştı.
Nasıl onun böyle bir şey yapacağına inanabilirdim ki? Kaldı ki bu bombanın Akın’ın işi olduğuna neredeyse emindim.
Bir adamın gözlerine bakmak bazen her şeyi açıklaya biliyordu.
Ben ne Viran’ın gözlerinde katili, ne de Akın’ın gözlerinde masum bir adamı görüyordum.
“Düşüncelisin.” dedi Viran düşüncelere dalmış beni kendime getirirken. Kapının önünde öylece dikilmiş Viran’a bakıyordum.
“Ben aslında biraz üşüdüm.” dedim daha fazla yalan söyleyerek. “Bir duş alsam iyi olacak.”
“Peki.” düşünceli bir şekilde suratıma bakıyordu. “Bir şey olmadığına eminsin değil mi? O adam seni rahatsız falan etmedi? Eğer öyleyse bileyim.”
“Hayır etmedi. Duş alacağım.” dedim arkamı dönüp odaya ilerlerken.
Biraz daha kalsaydım gözlerine bakamayacaktım.
Odadan hızlıca birkaç parça kıyafet aldığımda banyoya geçtim. Bu sırada Viran, mutfağa geçmiş olacak ki mutfaktan sesler geliyordu.
Duşa girip kendimi hızlıca sıcak suyun altına attığımda bedenim her ne kadar gevşese de zihnim için aynı şey geçerli değildi.
O videonun görüntüleri gözümün önünden gitmiyor, Viran’ın çığlıkları kulağımdan silinmiyordu.
Her zaman sert ve yıkılmaz tavrı o yaşında bunları yaşadığı içindi. Küçücük bir çocukken şahit olduğu manzara korkunçtu.
Hiçbir şeyden haberi yoktu.
Ne peşimdeki adamın onun kader ortağı olduğundan. Ne de o adamın onu katil bildiğinden.
Ne yapacaktım, bunu Viran’a nasıl söyleyecektim bilmiyordum ama gerçeklerin içinde boğuluyordum.
Daha birkaç gün önce mahkeme de bir bir söylenen yalanlar yüzünden nefesim sıklaşırken şimdi gerçekler yüzünden nefesim neredeyse kesiliyordu.
Ne söylediğim yalanları itiraf edebiliyordum ne de öğrendiğim gerçekleri söyleyebiliyordum. Bir tepedeydim ve dört tarafımda uçurumdu. Nereye adım atsam o uçurumdan düşecek gibiydim.
Saçlarımı ve tenimi defalarca köpüklememe rağmen üstümdeki histen kurtulamadığımda iyice durulanarak duştan çıktım.
Giydiğim siyah şortlu pijama takımı ve siyah çoraplarla giyinmeyi bitirdiğimde. Saçlarımı önce taradım ve sonra hafifçe kurutarak sırtıma bıraktım. Uzamış ve neredeyse belime geliyorlardı.
Banyodan çıkıp salona ilerlediğimde Viran elinde bir kupayla koltukta oturuyordu.
“Gel.” dedi yerinden kalkarken. “Üşüdün diye bitki çayı yaptım, getireyim sıcakça iç iyi gelir.”
“Teşekkür ederim.” mutfağa gitmek için yanımdan geçerken başımın üstüne bir öpücük kondurmuştu.
Bu ince düşüncesiyle gözlerim sulanıp yandığında derin derin nefes alarak koltuğa oturdum. Üşüdüğümde bir yalandı ve o benim için bitki çayı yapmıştı.
Herkese böyle miydi bilmiyorum ama Viran konu ben olduğumda çok merhametli bir adamdı.
“Geldim.” elinde büyük kırmızı bir kupayla geri döndüğünde kupayı sehpaya, hemen önüme bıraktığında yanıma oturdu.
“Teşekkür ederim.” dedim içi sıcak çayla dolu kırmızı kupaya bakarken.
“Rica ederim.”
“Ben yokken ne yaptın?” dedim aklımı biraz olsun dağıtmak için.
“Özkan’a görüntüleri gönderdim. Tutuklama kararı çıkar çıkmaz bize Haber verecek.” dedi gözlerime bakarak.
“Viran, Hazan.” dedim aklıma gelen isimle. “O adamın yanında kalsın istemiyorum. Belki Hale ablam için şu an bir şey yapamam ama onu orada bırakmak istemiyorum.”
“Biliyorum. Onu da düşündü ben. Tutuklama kararı çıktığında, o adam ve annen o evden çıktığında gidip Hazan’ı alacağız.”
“Annem?” dedim sorarak.
“O yalancı şahitlik yaptı Hande biliyorsun değil mi? Biz seninle ikisinden de şikayetçi olmadık mı güzelim. Babanın itirafı annenin mahkemede yalancı şahitlik yaptığını kanıtlıyor. Yani o itiraf etmese de o da suçlu.” haklıydı. Ama bir insan annesi de tutuklanacağı için nasıl sevinirdi ki?
Gerçi bir insan kızının karşısında nasıl yalancı şahitlik yapardı diye düşünmek gerekiyordu önce.
“Anladım.” dedim sadece.
Şu an tek isteğim Hazan’ı alıp buradan uzaklaşmaktı. Ne Viran’ın başını belaya sokmak istiyordum, ne de onlara daha fazla yük olmak istiyordum.
Hazan’ı aldıktan sonra buradan gidecektim. Böylelikle Mirza da benim üzerimden onlara zarar veremeyecekti.
Viran ise babasının cinayetinden suçlandığını öğrenmeyecekti.
Bu çok ağırdı. Sadece bu sebep için bile buradan gitmeliydim. Viran bunu öğrenmemeliydi.
“Çayını neden içmiyorsun?” dedi Viran bir bana birde önümdeki kupaya bakarak.
Onun ince düşüncesini yalanlarla kirlettiğim için kendimi suçluyor, çaydan içmek istemiyordum.
“İçerim.” zorla da olsa kupayı alıp çaydan bir yudum aldım. Boğazımı yakarak inen çayın tadı ne kadar güzel olsa da ben zar zor yutmuştum.
“Film izleyelim mi?” dedi Viran yanında duran kumandayı alarak.
“Olur.” belki kafam biraz da olsa dağılırdı.
Film seçimine karışmayıp ona bıraktığımda bir bilim kurgu filmi açmıştı. Filmi izliyor ama düşüncelerim yüzünden hiçbir şey anlamıyordum.
Sessizlik içinde bir saat geçip filmin yarısına geldiğimizde yerimden kalktım.
“Ne oldu?” dedi Viran dikkatle izlediği filmi durdurarak.
“Su alacağım.” dedim mutfağa doğru ilerlerken.
Mutfağa girip kendime tezgâhın üstünden bir bardak su doldurduğumda arkamda bir beden hissettim. Arkamı döndüğümde ise hemen dibimdeydi. Ellerini iki yanımdan tezgaha dayadı.
Çok yakınımdaydı ve benim kalbim çoktan onun burada olduğunu anlayıp hızlanmıştı.
“Su içecektim.” dedi başını eğip yüzüme doğru konuşurken. Kafa salladım sadece.
Elimdeki yarısını benim içtiğim suya uzanıp içtiğinde bardak hala ellerimin arasındaydı. Elimin üstüne sardığı elini yavaşça açıp bardağı geri tezgaha koyduğunda aramızdaki mesafe tamamen sıfıra inmişti neredeyse.
Ne ben hareket edebiliyordum nede o ediyordu. Ne kadar olduğunu hesaplayamadığım bir süre öyle kaldığımızda kararan gözleriyle dudaklarını dudaklarıma yaklaştırdı.
Onu gördüğümde bile kalbim hızlanıyorken bu kadar yakınımdayken ne yapacağımı bilmiyordum. Onu sevmemeye, ona bağlanmamaya çalışıyordum ama ben çoktan Viran’a bağlanmış, itiraf edemesem de sevmiştim.
Viran’ı çıkış yolum olarak görüp sevmiş değildim. Ben Viran’ın bakışlarını sevmiştim, kokusunu, merhametini sevmiştim.
Ben Viran’ı Viran olduğu için sevmiştim.
“Senden uzak durmak neden bu kadar zor?” dedi dudaklarıma doğru fısıldayarak.
“Zorundayız.” dedim sessizce.
Onun gerçekleri öğrenmemesi için ben Viran’dan uzak durmalıydım.
“Değiliz.” dedi nefesi dudağıma çarparken. Nefesi nefesime karışıyor, düşüncelerimi tamamen durduruyordu.
“Sen hiçbir şeye zorunlu değilsin artık ben varım.” aynı saniyede dudakları dudaklarıma temas ettiğinde aniden geri çekildim.
“Yalan söyledim.”
Bunu yapamazdım.
Ona yalan söylediğim dudaklarla onu öpemezdim.
“Ne?” dedi Viran anlamayarak. Hala yakınımdaydı ve ne dediğimi anlamaya çalışıyordu.
“Yalan söyledim Viran.” dedim bu kez sesim yükselirken. “Ben bugün sana yalan söyledim. Kızlarla değildim.”
Kelimeler bir anda dudaklarımdan dökülmüştü.
Viran yüzündeki hayal kırıklığı ile geri çekildiğinde aynı saniyelerde gözümde akmak için hazırda bekleyen yaşlar bir bir akmaya başladı.
“Yalan söyledin?” dedi sorarak emin olmak için.
“Yalan söyledim.” dedim ayakta kalabilmek için tezgâha tutunarak.
“Sana sordum?” dedi anlamayarak. Sanki duyduklarını idrak etmeye çalışıyor gibi bir etrafa birde bana bakıyordu. “Sana neredesin dedim, kızlarlayım dedin bana defalarca Hande.” dedi birkaç adım atıp küçük mutfağın içinde yürürken.
“O adama gittin değil mi? Sana o gün sadece bana söylediklerini söylemedi daha fazlası var. benden sakladın. Dimi?” dedi karşımda durup çatık kaşlarıyla bana bakarak.
Her şeyi tahmin edebiliyordu. Akan yaşlarımla sadece başımı salladım.
“O adama gittin.” dedi kendi kendine konuşurken. “Sana yardım etti diye mi?”
“Hayır.” dedim hızla konuşurken. Yanlış anlaması en son istediğim şey bile değildi.
“Ne söyledi sana?” düz bir ifadeyle. Ne sinirli ne de üzgün görünüyordu.
“Söyleyemem.” dedim gözümden akan yaşları silmeye çalışırken ama hemen ardından yenileri eklendiği için bu olanaksızdı.
“Söyleyemezsin.” dedi Viran etrafına bakarak. Sanki çok büyük bir patlamanın eşiğinde gibiydi. “Söyleyemezsin tabi.” dedi kendi kendine konuşur gibiydi. “Söyleyemezsin, ama bana yalan söylersin dimi Hande? O adamın ne söylediğini bana söyleyemezsin ama bana yalan söylersin.” ilk defa gözlerinde kırıklığının yanı sıra nefret gördüm.
Ona yalan söylediğim için zaten kendimden yeterince nefret ediyordum, onun bana nefretle bakmasını kaldıramazdım.
“Viran, yanlış anla...”
“Yanlış mı anladım?” dedi bu kez sesi ilk defa yükselirken. “Elin adamı senin nerede olduğunu adım adım biliyor, sana kırmızı güller gönderiyor. Sonra yetmiyor sana yardım edip o şerefsizi kaçırıp konuşturuyor. Sen bana yalan söyleyip onun yanına gidiyorsun, söylediklerini söylemiyorsun ama ben yanlış mı anlıyorum Hande?” dedi öfkeyle.
Onun açısından bakıldığında anladığında çok haklıydı. Olay tamamen böyle görünüyordu. Ama ona yalan söylemem de ona gerçekleri açıklamamam da onun içindi.
Ben ona onun için yalan söylüyordum.
Hiçbir çocuk babasının cinayetinden sorumlu tutulduğunu öğrenmek istemezdi.
“Evet yanlış anlıyorsun.” dedim sadece. Ama doğrusunu açıklayamadım.
“O zaman doğrusunu anlat bana Hande.”
“Anlatamam.” dedim dudaklarımdan bir hıçkırık kaçarken. Görmüyor muydu ne kadar zorlandığımı?
“Anlatamazsın.” dedi kafasını sallarken. “O zaman ben anlatayım sana doğruları. O şerefsiz önce sana güller gönderdi, videolar, notlar. Güzel sözler belki.”
“Ne diyorsun sen?” dedim imasını anlamayarak.
“Ne diyorum biliyor musun Hande? Bana yalan söylemekte haklısın. Ben sana ne videolar ne kırmızı güller verdim. Benden uzak durmaya çalışırken o adamın bir notuyla bana yalan söyleyip yanına gittin.”
“Yeter.” dedim şaşkın gözlerle onu izlerken. Bunu böyle anlayacağını asla düşünmemiştim
“Yetmez.” dedi Viran öfkeyle. Benden uzaklaştı. “Ben sana bir şey daha söyleyeyim mi Hande.” dedi ve gözlerini kapatıp birkaç saniye bekledi. İçinde fırtınalar kopuyordu.
“Ben bu sabah anladım.” dedi gözlerime bakarken. “Gözler yalan söylermiş.”
Sözlerinden sonra bana bir daha bakmadan mutfaktan çıktığında saniyeler sonra dış kapının kapanma sesi geldi.
Viran gitmişti.
Ağlamam çoğalırken tutunduğum tezgâhtan daha fazla güç bulamayıp yere çöktüm. Bilmediği şeyler için beni yanlış anladığını biliyordum ama yine de bana bunu yakıştırması canımı yakıyordu.
Ben ona doğruları söyleyemezdim. Ama o aklına gelen ilk doğrularını bana öylece söylemişti. Ne kadar kalbimi kanatıp canımı yaksa da onun babasının katili olarak suçlandığını ona söylemeyecektim.
Dakikalarca mutfağın zemininde oturup öylece ağladığımda en sonunda kendimi zorla yerden kaldırdım.
Boş evde daha demin Viran’ın keyifle film izlediği koltuğa ilerledim. Onun kokusunun sindiği yastığı başımın altına koyup yan bir şekilde uzandığımda gözümden yaşlar akmaya devam ediyordu.
Sehpanın üzerinde bana yaptığı ama benim suçluluk duygusuyla birkaç yudum ancak içebildiğim çay duruyordu. Onu gördüğümde daha çok ağlamaya başladım.
Yastığın kokusu burnuma geliyor, içimi sızlatıyordu.
Belki saatlerce o koltukta öylece uzandım. Bir süre sonra göz yaşlarım kurumuş kendini sessiz iç çekişlere bırakmıştı.
Zaman ilerleyip saatler geçtiğinde yaptığım tek şey bundan sonra ne yapacağımı düşünmekti. Ve bulmuştum.
Hazan’ı da alıp buradan gidecektim. Viran’dan oldukça uzağa.
Saat üçe geliyordu. Şehrin ışıkları sönmüş neredeyse herkes uykuya dalmıştı. Bense hala öylece Viran’ı bekliyordum. Çünkü ne uyuyacak ne de ayakta kalacak gücüm vardı. Bedenim yorgunluktan titriyor, yaşadığımız olaydan sonra sanki tepki veriyordu.
Viran’ın gitmesi öyle yakmıştı ki canımı nefeslerim bile boğazımda takılı kalıyordu.
Kapı sesi duyduğumda yorgunlukla kapattığım gözlerimi hızlıca açtım.
Viran gelmişti.
Yorgun ve kızarmış gözleriyle salonunun girişinde durup öylece bana baktı. Koltukta oturur konuma gelip bakışlarına karşılık verdim. Ama o daha fazla bana bakmadan arkasını dönüp gitti.
Dakikalar sonra gelen su sesiyle duşa girdiğini anladım.
Karanlık salonda öylece oturmaya devam ettim. Ona yalan söylemiştim, Viran için artık bir değerim kalmamıştı. İçimden buradan gitmem gerektiğini tekrarlayıp duruyordum.
Viran duştan çıkıp üstündeki eşofman altıyla bana bakmadan mutfağa geçtiğinde. Gelen sigara kokusuyla, sigara içmek için küçük balkona çıktığını anladım.
O gece ikimizde birbirimizi görmeden öylece bekledik.
Ben onu düşündüm. O ona söylediğim yalanları.
Sabah olduğunda uykusuzluktan kapanıp duran gözlerimle koltukta kıvrılmış bir şekilde uzanıyordum.
“Gidiyoruz.”
Viran’ın sesiyle gözlerimi aniden açarak doğruldum. Hazırlanmış bir şekilde salonun girişinde bana bakıyordu. Elinde araba anahtarları ve telefonu vardı.
“Nereye?” dedim anlamayarak.
“Hazan’ı almaya.” dedi sadece ve arkasını dönüp montunu giyindi. “Arabada bekliyorum.”
Evden çıktığında öylece kapıya bakakalmıştım.
Tutuklama kararı çıkmıştı.
Ve ben sonunda ablama kavuşuyordum.
Viran’ın benim için artık bunu yapmayacağını düşünmüştüm ama o beni merhametiyle yine şaşırtmıştı. O olmasaydı Hazan’ı almaya gidemezdim.
Ne evle ilgili bir bilgim ne de imkânım vardı.
Ama Hazan’ı aldıktan sonra bir işe girip en yakın zamanda onunla birlikte buradan gidecektim.
Viran’ı daha fazla bekletmemek için hızla yerimden kalktım ve önce banyoya yöneldim. Bütün gece uyumadığım için yorgun ve soluk görünüyordum. Hızla yüzümü yıkayıp dişlerimi fırçaladığım da kabarmış saçlarımı da tarayıp banyodan çıktım.
Hızla giyindiğim kahve rengi pantolon ve beyaz kazakla kabanımı da alarak hızla evden çıktım.
Aşağı indiğimde Viran, evin önünde arabada bekliyordu. Arabaya binip kemerimi taktım. Ama Viran bana bakmamıştı bile. Bu canımı acıtıyordu.
Arabayı çalıştırdığında nerede olduğunu bilmediğim eve doğru yola çıktık.
Ona yaptığı imalar yüzünden her ne kadar kızmak istesem de şu anda yapamıyor, ona söylediğim yalanın suçluluk duygusunu daha çok yaşıyordum.
Yaklaşık kırk dakika sonunda araba şehir içinden uzaklaşıp daha kırsal bir yola girdi. Viran yol boyunca ne benimle konuşmuş ne de bana bakmıştı. Sadece yola odaklanıyordu.
Belki konuşsa daha çok can yakacaktı ama susması da oldukça can yakıcıydı.
Araç büyük bir malikanenin önüne yaklaşırken polis sirenleri duyulmaya başladı. Arabanın aynasından baktığımda peşimizde birçok polis arabası vardı.
Viran sanki bunu bekliyormuş gibi onlara yol verdiğinde ünümüze geçtiler ve büyük malikanenin kapısında durdular.
Onları almak için gelmişlerdi.
Bizde onların hemen gerisinde durduğumuzda arabadan indik.
Polis araçlarından her ihtimale karşı geldiklerini anladığım özel harekât indiğinde oldukça tedbirli olduklarını anladım.
Akın’a kimse güvenmiyordu.
Polisler kapıdaki korumalara kapıyı açtırırken etrafta büyük bir karmaşa vardı. Onları içeri almamak için direnen ve silah çeken korumayı etkisiz hale getirmeleri birkaç saniyelerini aldı.
“Arabada bekle.” dedi Viran benim kapımı açıp geçmemi beklerken. Yüzüme bakmıyor boşluğa doğru konuşuyordu.
“İstemiyorum.”
Onun aksine yüzüne bakarak konuşmuştum.
Viran cevap verecekti ki büyük demir kapı gürültülü bir şekilde açıldı. Kapının hemen arkasında ise Akın, vardı.
“Evimin önündeki bu gürültünün sebebini öğrenebilir miyim?” dedi evin önünü doldurmuş polislere bakarak. Gürültünün sebebini gayet iyi bilmesine rağmen oyunlarından birini oynuyordu.
“Zafer ve Nevra Akar’ın evinizde olduğu bilgisini aldık.” dedi aralarından yaşça büyük bir polis memuru. Dik duruşlu ve sert bakışlı bir adamdı.
“Öyleler. Eşimin ailesi olurlar kendileri bir sorun mu var?” dedi Akın iyi damat rolü oynayarak. Evinde iki suçlu barındırıyordu. Yetmiyormuş gibi kız kardeşlerimi esir tutuyordu.
“Haklarında kasıtlı adam yaralamadan tutuklama kararı var.” dedi polis memuru sert sesiyle.
“Mahkeme kararı temiz çıkmışken nasıl olur böyle bir şey?” dedi Akın bilmiyormuş gibi. Babamın evinden alınıp o halde geri getirilmiş olmasını fark etmemiş olamazdı. Kaldı ki o da ona kesinlikle ötüp yardım istemişti.
“Bunu karakolda avukatlarınızla öğrenirsiniz şimdi izin verin de içeri girip işimizi yapalım. Hoş izin vermeseniz de işimizi yapacağız.” dedi polis ekip arkadaşlarına içeri giriyoruz gibi bir hareket yaparak.
Akın bunun üzerine diyecek bir şey bulamamış sinirle etrafa bakınmaya başlamıştı. Gözleri bizde durduğunda Viran ve bana büyük bir nefretle baktı. Bizde ona.
Bu sırada polisler içeri girmişti. Büyük bahçede içeri yayıldıklarını görsek de içeri girememiş öylece kapıda beklemeye devam etmiştik. Yaklaşık on dakika sonra polisler teker teker dışarı çıkmaya başladığında yanlarında getirdikleri bedenlerle suratıma benim bile tahmin edemeyeceğim bir gülümseme yayıldı.
Önde Zafer Akay, vardı. Babam.
Arkada ise Nevra Akay. Annem.
Bir insan anne babasının bu görüntüsünden hoşlanır, gülümser miydi? Ben gülümsüyordum. Öyle bir gülümsemeydi ki dışarıdan bakan gerçekten mutlu olduğumu sanırdı ama bu gülümseme bana sadece acı veriyordu.
“Ben yapmadım.” diyordu babam polislerin elleri arasında çırpınırken. Arkasından ağlayarak annem geliyordu. Kafası yerdeydi. Oysaki mahkemede benim kendimi bıçakladığımı söylerken başı gayet dikti.
Viran bir adım atarak yanıma yaklaşıp orada durduğunda sanki konuşmuyor ama varlığı ile bana destek oluyordu. Ben buradayım diyordu.
Polis onları araçlara bindirdiğinde büyük demir kapıya doğru yürümeye başladım. Viran arkamdan gelirken bir polis memuru önümüzde durdu.
“Bu adam benim kız kardeşimi zorla evinde tutuyor.” dedim Akın’ı göstererek. Buradan Hazan’ı almadan gitmeyecektim.
“O benim karım, neden zorla tutayım?” dedi Akın anlamamazlıktan gelerek.
“Karından değil Hazan’dan bahsediyorum, bunu sende biliyorsun. Hazan nerede?” dedim bu kez bağırarak.
“Emin misiniz?” dedi daha demin Akın ile konuşan polis memuru. Kır saçlı, mavi gözlü bir adamdı.
“Şüpheleniyoruz.” dedi Viran araya girerek. “Onu görmek istiyoruz, bizimle gelecektir.” dedi açıklama yaparak.
Hazan’ın tehdit edildiği taktirde burada zorla kalmıyorum deme ihtimali vardı ve Viran yalancı çıkmamamızı sağlıyordu.
“Neden baldızımı zorla evimde tutayım. Geliyor işte.” dedi Akın içerideki evin girişi gösterirken. Hazan bize doğru geliyordu. Beni gördüğünde yüzünden geçen hüzünle bana koştu. Aynı şekilde karşılık verip ona sarıldığımda ne kadar zayıfladığını fark etmiştim.
“Hande.” dedi ağlarken. “Geldin.”
“Geçti.” dedim ona daha sıkı sarılırken. “Geçti gideceğiz buradan.”
“Aa sevgili baldızlarım, burası sizin de eviniz kalın istediğiniz kadar.” dedi Akın o yapmacık ifadesiyle. Bu adamın gerçek ifadesinin daha korkunç olduğuna neredeyse emindim.
“Kes sesini.” dedi Viran Akın’a. Etrafımız polis olmasa sanırım birbirlerine girmeleri an meselesi olurdu.
“Hazan hanım, kardeşiniz sizin bu evde Akın bey tarafından zorla tutulduğunuzdan endişeleniyor böyle bir şey var mı?”
Hazan korkuyla arkasındaki Akın’a baktığında bir şey hatırlamış gibi kafasını iki yana salladı.
“H... hayır yok. Ben kendi isteğimle kalıyordum. Ama şimdi kardeşimle gitmek istiyorum.” dedi bana biraz daha sokularak.
Nefretle Akın’a baktım. Kızı bir şeyle tehdit etmişti.
“Neden ama güzel baldızım, ablan sen ve ben gayet mutluyduk.” dedi Akın Hazan’ı iğrenç gözlerle süzerek. O an Viran’dan önce ben onun üstüne atlamak için harekette bulunmuştum ki Viran bu kez onu boş verip beni tuttu. Elini belime sarıp biz arabaya doğru götürdüğünde Akın hala arkamızdan sırıtarak bakıyordu.
“Hazan geç arabaya.” dedi Viran benim kapımı açıp geçmemi beklerken ama ben geçmeyip hala elinden kurtulmaya çalışıyordum. Akın’ın boğazına yapışmamam için tek bir neden yoktu.
“Bırak beni Viran.” dedim Akın’ın sırıtan suratına hala nefretle bakarken. Viran yüzünden görüş alanım oldukça dardı.
“Bırakayım da beni o şerefsizin katili et dimi?” dedi gözlerime bakarken. “Geç arabaya Hande.”
Akın’ın üstüne atlamamam için tuttuğu kolumu sinirle ondan kurtarıp arabaya bindiğimde sinirden delirmek üzereydim.
“Neden bırakmıyorsun ki?” dedim Viran arabaya bindiğinde. Onun kız kardeşim üzerindeki iğrenç bakışlarını görmek delirmemem için hiçbir sebep bırakmıyordu.
“Çünkü o adam sana dokunursa bu kadar polisinin içinde onu bayılana kadar dövemem Hande yeterli bir sebep mi?” dedi bu kez Viran’da sinirlenerek.
Derin bir nefes alıp arkada sessizce bizi izleyen Hazan’a döndüm. Şaşkınca bize bakıyordu.
“İyi misin?”
“İyiyim.” dedi başını sallarken.
Viran arabayı çalıştırıp geldiğimiz yola geri dönerken. Bu kez gideceğimiz yeri bilerek yola çıktık. Eve gidiyorduk.
Ama benim çok uzun kalmayacağım o eve.
Babam ve annem tutuklanmıştı ama ben bu konuda ne hissedeceğimi bilmiyordum. Ne hissetmem gerekirdi. Onu da bilmiyordum.
“Hande.” dedi Hazan.
“Efendim.”
“Ablam.” dedi sanki söyleyeceklerini nasıl söyleyeceğini bilmeden.
“Biliyorum.” dedim benimde canım sıkılırken.
“Nasıl?” dedi Hazan şaşırarak.
“Geçen gün gizlice yanımıza geldi. Her şeyi anlattı. Zorla tutulduğunu o şerefsizin onu bebeği ile tehdit ettiğini.”
“Ne yapacağız?” dedi bu kez.
“Bilmiyorum ama bir yolunu bulacağım. Onu da seni de alarak buradan gitmenin bir yolunu bulacağım.”
Viran’ın bana dönmeyen bakışları gitmek lafını duyduğunda aniden bana döndü. Gitmem onu şaşırtmış mıydı? Şaşırtmamalıydı.
Ben ona onun iyiliği için yalan söylerken o iğrenç imalarda bulunmuştu. Ne yalanları ortaya çıkarabilirdim ne de onun imasını unuta bilirdim. İkimiz için de en iyisi olan buydu.
Bu aşkın başlamadan bitmesi, ikimiz içinde en iyi olandı.
Belki de bazı aşkların gerçekten yarım kalması gerekiyordu.
🍃
Sizce de bazı aşklar yarım mı kalmalı?
