4. bölüm · SARMAŞIK
4.Bölüm "Geçmişi yaşamak."
İyi okumalar🌿
…
"Bunları da götürün bakalım." dedi annem elindeki tabakları Hazan'la bana uzatırken. Evimizin mutfağındaydık. Tabakları alıp salona girdiğimizde büyük yemek masası yemeklerle doluydu. Annem böyle sofralar kurmazdı genelde ama bugün kurmuştu ve bütün aile beraber güzel bir yemek yiyecektik.
"Aferin size, hep böyle çalışın." dedi Hale ablam koltukta, babamın yanında otururken.
"Aşk olsun abla biz yapmıyor muyuz?" dedi Hazan yalandan bir sitemle. Bense gülümseyerek elimdeki tabakları masaya bıraktım.
"Karışma kızlarıma Hale." dedi babam şakayla bir taraftan da yanında oturan ablama sarılarak. Babam böyle şeyler yapmazdı ama o kadar güzeldi ki şu an içinde bulunduğum ev hiç sorgulamak istemiyordum.
"Tamam tamam." dedi ablamda gülümseyerek.
"Ee hadi yemekler soğuyacak." dedi annem içeri girerken. Elinde fırından yeni çıkmış sıcak bir kek tepsisi vardı.
"Geldiikk." dedi ablam babamın koluna girerek onu da masaya doğru çekiştirdi. Herkes masaya otururken bende yerime oturmak için sandalyemi çektim.
"Kızım oturmadan çayın altını açar mısın?" dedi annem.
"Tamam anne." dedim mutfağa doğru giderken.
Soğuk mutfağa girdiğimde içeriden kahkaha sesleri yükseliyordu. Yüzümdeki gülümsemeyle çayın altını açtığımda içeride derin bir sessizlik olduğunu fark ettim. Ve buna ek olarak kısık bir ağlama sesi.
"Anne?" dedim mutfaktan panikle çıkarak ve içeri yöneldim. Ama gördüğüm manzara ile bir an nefes alamadığımı hissettim.
"Anne." dedim tekrar panikle.
Daha az önce burada bıraktığım mutlu aile tablosu tamamen dağılmıştı. Ablam yoktu.
Salonun ortasında ise büyük bir kan gölü vardı. Kanın kime ait olduğunu bilmiyordum ama annem başında oturmuş sessizce ağlıyordu.
Gözlerim etrafı taradığında babamı bir köşede elinde bir bıçakla beklediğini gördüm.
"Baba?" dedi ne olduğunu anlamak için ama o da beni duymamıştı.
"Hazan'la ablam nerede?" dedim panikle. Kanın onlardan birine ait olmamasını umarak.
"Abla gitme." diye bir ses duydum dışarıdan. Ses Hazan'a aitti.
"Hazan." dedim hemen dışarı koşarak. Dış kapıyı açık gördüğümde hızla dışarı çıktım.
Evin önünde bir araba vardı, içerisinde ise Hale oturuyordu. Hazan kapının hemen önünde gitmemesi için ablama bağırıyordu.
"Abla gitme o adamla." dedi tekrar gözünden yaşlar akarken. Ablamdan başka dikkatini verdiği bir nokta da arabanın hemen önünde duran o adamdı.
Akın Aksoy.
Ablamın başına yıllardır bela olmuş, sonunda da onu kaçmaya ikna eden o adam.
Zengindi, hem de çok. Ama bir o kadar da psikopattı. Ablamı günlerce takip etmiş, her yerde karşısına çıkmıştı. Ta ki ablamda ona aşık olduğunu sanana kadar.
Ablam böyle bir adama aşık olmazdı. Ama önündeki hayat ona başka çare bırakmıyordu.
Ablam iş adamı görünümlü bir psikopata sadece yaşadığı hayat yüzünden aşık olduğunu sanıyordu.
Ama neden benim içeride gördüğüm hayat öyle değildi? Neden biz bu kadar mutluyken gidiyordu?
"Abla." dedim bu sefer ben seslenerek. Oturduğu arabada bize sadece bakıyordu. Sanki bakıyordu ama görmüyordu.
"Ablanız artık sizden değil." dedi Akın denilen adam sırıtarak. Sarı saçları ve hangi renk olduğunu çözemediğim gözleriyle öylece bize bakıyordu. Üzerinde yine her zamanki takım elbiselerinden biri vardı.
"O artık sizin gibi acınacak durumda değil."
"Ne saçmalıyorsun sen?" dedim sinirle. Bir taraftan da yerde öylece ağlayan Hazan'ı kaldırmaya çalışıyordum.
"Diyorum ki." dedi Akın arabasına yönelerek ve devam etti "O artık benim karım ama sizin hiçbir şeyiniz." arabasına binip mahalleden uzaklaştığında içeriden tekrar sesler gelmeye başladı.
Ayağa kalkıp içeri yöneleceğim sırada Hazan'ın korkmuş ve şaşırmış sesi durdurdu beni.
"Hande." dedi eliyle karnımda bir noktayı göstererek. Ve o an keskin bir acı hissettim. Tamda karnımda.
Bakışlarım hızla oraya indiğimde içerideki gördüğüm kanın benden geldiğini anladım. Ben bıçaklanmıştım. Kanın rengi ile bedenimi bir korku kapladığında çığlık atmak için ağzımı açtım ama başarısız oldum.
Nefes nefese yataktan doğrulduğumda hızla banyoya koştum. Klozetin kapağını açıp midemdekileri çıkartırken gördüğüm kanın kokusu sanki burnuma geliyordu. Aynı saniyelerde odanın kapısı çalmaya başladığında cevap bile veremedim.
Rüyayı hatırladıkça midem bulanıyor, midem bulandıkça öğürüyordum. En sonunda odanın kapısının açıldığını duyduğumda hala klozetin önünde öylece oturuyordum.
"Hande." dedi Viran tedirgince. Altında siyah bir eşofman altı vardı ve üzerinde hiçbir şey yoktu. Öylece banyonun kapısında duruyordu.
"İyi misin?" dedi hızla yanıma gelirken. O sırada tekrar gelen kusma isteği ile midemde kalan son şeyleri de zorla çıkardığımda yere çöktüm.
Gitmesi için ona elimle git işareti yaparken umursamadı.
Viran'ın bir eli yüzüme gelen saçlarımı toplarken bir eli de sırtımdaydı.
"Kabus mu?" dedi sadece.
Kafamı salladım.
"Çok gerçekti." dedim midemdeki yanma devam ederken. Gözümdeki yaşlar ise ne zaman akmaya başlamıştı bilmiyordum bile.
"Hadi gel elini yüzünü yıkayalım." dedi yerden kalkmama yardım ederek ve bizi lavabonun önüne götürdü.
"Gel bakalım." dedi suyu açıp ellerimi suya uzatırken. Ben öylece aynadaki darmadağın halime bakıyordum. Yüzüme sürdüğü se, ve ellerime değen soğuklukla derin nefesler almaya çalıştım.
"Saçlarını toplamak ister misin?" dedi öylece aynayı izleyen bana. Cevap vermedim ya da veremedim. Zihnim gördüğüm o mutlu aile tablosuyla doluydu ve ben konuşamıyordum bile.
Hem konuşsam ne diyecektim ki? En son kim toplamıştı benim saçımı? Küçükken annem bile toplamazdı benim saçımı. Ben ona kızıp ablalarıma bile elletmemiştim saçıma. Benim saçımı kimse toplamamıştı.
Ben saçımı hep kendim toplardım.
"Viran." dedim bakışlarımı aynadan ona yönelterek.
"Buyur."
"Benim saçımı kimse toplamadı, sen toplar mısın?"
Neden böyle bir şey istemiştim bilmiyordum. Belki de rüyanın etkisindeydim ama ikidir kabuslarımdan sonra Viran'ı yanımda görmek beni rahatlatıyor, kendimi ona kimseye hissetmediğim kadar yakın hissetmemi sağlıyordu.
"Toplarım." dedi birkaç saniyelik şaşkınlığın ardından. Şu an neden böyle bir şey istediğime anlam verememiş gibiydi. Ben bile anlam verememiştim ki onun verememesi çok normaldi.
Önce birkaç saniye bana ve saçlarıma baktı. Belime gelen kumral saçlarım birbirlerine girmişlerdi. Ne yapacağına karar vermiş olacak ki önce lavabonun yanında duran siyah bir tokayı aldı. Bileğine geçirdiği tokadan sonra nazikçe saçlarımı toplamaya başladı.
Saç diplerimde gezinen parmak uçları bir taraftan nefesimi kesiyor bir taraftan da derin nefesler almamı sağlıyordu sanki. Yaptığı atkuyruğu ellerinin arasından düştüğünde bakışları saçımdaydı.
"Yaptım sanırım." dedi yüzünde yer bulan küçük tebessümle. Viran'ı gülerken görmek gerçekten çok değişik bir histi. Bu küçük bir tebessüm olsa bile.
"Bende kimsenin saçını toplamadım, eşitiz." yüzünü saçlarıma yaklaştırırken kalbimin hızlandığını hissettim.
Gözlerimi kapattım ama derin bir nefes aldığını hem duymuş hem de hissetmiştim.
Viran kendi topladığı saçlarımı koklamıştı.
"Bundan hoşlanmadım." Gözlerimi açıp aynadan ona baktım, hala dibimde duruyordu
"Neyden hoşlanmadın?"
"Ben gibi kokuyorsun. Bundan hoşlanmadım. Sen, sen gibi kok."
Dün onun şampuanını kullanmıştım.
"Ne gibi kokuyor muşum ben?" dedim.
"Sen gibi işte. Çiçek gibi sarmaşık.”
Ben bakışlarımı kaçırırken o hala dibimde durmaya devam ediyordu.
"Hikayesini anlatacaktın." dedim saniyeler sonra.
"Zamanı geldiğinde."
"Ne zaman gelecek zamanı?"
"Sana bağlı, sen ne zaman istersen." dedi.
Hem ne zaman istersem öğrene bileceğimi söylüyor, hem de sorduğumda söylemiyordu.
"İlaç saatin gecikecek." dedi yan tarafta asılı duran havluyu bana uzatarak. Havluyu elinden alıp aslında çoktan bir çoğu kurumuş elimi ve yüzümü kuruladım. Bu sırada konuyu değiştirdiğini fark etmiştim ama bir şey demedim.
Viran odaya geçtiğinde bende havluyu yerine bırakarak peşinden gittim.
"Annem kahvaltı hazırladı, aç karnına içmen gereken ilaçlarını dün üst çekmeceye bıraktım. Onları içip aşağı gel." dedi kapının yanında duran çekmeceyi göstererek.
"Tamam." dedim odanın ortasında öylece dururken.
"Daha iyi misin?"
"İyiyim, in sen geleceğim." dedim içini rahatlatmak amacıyla. Ya da tüm amacım kendimi rahatlatmaktı çünkü üstünde bir şey yokken aynı odada bulunmak dikkatimi oldukça dağıtıyordu.
"Tamam."
Odadan çıktığında derin bir nefes alarak yatağa oturdum. Gözlerimi odada gezdirirken dün gece fark etmediğim bir şey fark ettim.
Duvarda bir resim vardı.
Küçük bir oğlan çocuğu ve bir adamın resmi. Adam elini çocuğun omzuna atmış sevecenlikle sarmıştı onu. İkisi de kameraya gülümseyerek bakıyorlardı. Bu bakışları tanıyordum. Yakından.
Viran’n küçüklüğü öylece karşımda duruyordu. Yanındaki adama ise her zerresi benziyordu. Bakışları bile.
Hiç tanımayan biri bile onların baba oğul olduklarını anlayabilirdi.
Begüm babalarının öldüğünü söylemişti. Fotoğrafa bakarken gözlerim doldu. Kim bilir nasıl yanmıştı canları. Ama fotoğraf o kadar güzeldi ki onun karşısında ağlayıp ona saygısızlık etmek istemiyordum.
O yüzden içinde bulunduğum ruh halinden kurtulmak için kafamı iki yana salladım ama pek bir etkisi olmamıştı. En iyisi yalnız kalmamak olduğuna karar verdiğim için kalkıp Viran'ın ilaçları koyduğunu söylediği çekmeceye yöneldim. Dört çekmeceli ahşap bir mobilyaydı.
İkinci çekmeceyi açtığımda ilaçları göremedim.
"Üst çekmece dedi Hande kendine gel." diye söylendim. Aklım o kadar doluydu ki az önce söylediği şeyi bile unutmuştum. Üst çekmeceyi açmak için çekmeceyi geri kapatacaktım ki boş çekmece de gözüme sadece bir şey takıldı.
Bir gazete parçası.
Almak ve almamak arasında kaldığım gazete parçasının büyük ihtimalle önemsiz bir şey olduğunu düşünerek aldım.
Üzerinde gördüğüm başlık ise nefesimi tutmamı sağlayacak kadar önemliydi.
ÜNLÜ İŞ ADAMI AKIN AKSOY'UN ŞOFÖRÜ YUSUF VURAL VE ORTAĞI OKTAY K. KORKUNÇ BİR KAZA SONRASI HAYATLARINI KAYBETTİ.
BÜTÜN ŞÜPHELER ÜNLÜ İŞ ADAMI AKIN AKSOY'DA.
Okuduğum haber ve gördüğüm fotoğraflarla ellerim titremeye başladığında bunun nasıl olabileceğini düşünüyordum.
Akın Aksoy, ablamın kaçıp evlendiği o psikopattı. Haberde hayatını kaybetmiş şoför ise az önce Viran'la fotoğrafını incelediğim adamdı.
Ölen kişilerden biri Viran'ın babasıydı.
Gazete ise 16 yıl öncesine aitti.
Bakışlarım bir elimdeki gazete parçasına birde duvardaki fotoğrafa kaydığında bu iki adamın aynı kişi olduğuna emindim.
Hızlıca haberin alt başlığını okumaya başladım.
Ünlü iş adamı Akın Aksoy'un şoförü Metin Vural ve ortağı Oktay k. dün gece Oktay K'nin bahçesinde patlayan araba sonucu hayatlarını kaybetti.
Ünlü iş adamı Akın Aksoy'un açıklamaları şu şekilde oldu.
Akın Aksoy; Şoförüm Yusuf'u oraya, ortağım olan Oktay'a bir dosya götürmesi için gönderdim. Evden çıkarken çalışanlarım arabanın rutin kontrollerini yapmış hiçbir şekilde patlayıcı bir maddeye rastlamamışlardır. Ne olduysa Yusuf evden çıktıktan sonra oldu. Neden böyle bir şey yaptı bilmiyorum ama ikisi içinde derin bir üzüntü içerisindeyim.
Okuduklarıma anlam vermeye çalışıyordum.
Akın, bu işte kendisinin bir bilgisi olmadığını ve ne yaptıysa Viran'ın babasının yaptığını söylüyordu.
Neden böyle bir şey yapsın ki diye düşündüm. Ve biliyordum ki Akın denen o adam dürüst bir adam değildi. Ona ve onun yalan açıklamalarına inanmıyordum.
"Handee." dedi kapının arkasında olduğunu anladığım Begüm.
"Geliyorum." dedim hızla çekmeceyi kapatırken.
Ne diyecektim şimdi ben bu insanlara? Nasıl bakacaktım yüzlerine? Haberleri bile yoktu o adamın benim ablamla evli olduğundan.
En başta açmam gereken çekmeceyi açıp hızla ilaçlarımı aldım ve yatağımın yanında duran bir bardak suyla hızlı bir şekilde içtim.
"Kahvaltı soğuyorr." dedi Begüm tekrar.
Birkaç adımla kapıya yönelip açtım. Karşımda yine oldukça enerjik bir şekilde Begüm duruyordu. En son dün gece bana sarılıp ağladığı halinden eser yoktu.
Begüm, babasına olan özlemi yüzünden dün gece benim omzumda ağlamıştı ama bilmiyordu ki babasının ölümüne sebep olan o adam benim ablamın kocasıydı.
"Geldim." dedim Begüm'e bir şey belli etmemeye çalışarak. En kısa sürede bu insanların evinden gitmem gerekiyordu. Bugün bir yolunu bulup çıkacaktım buradan.
Bir yolunu bulmam gerekiyordu çünkü Viran öylece gitmeme izin vermezdi.
“İyi misin sen? Bembeyaz olmuşsun?”
“İyiyim.” Dedim kendimi toparlamaya çalışırken.
"Hadi inelim." dedi Begüm koluma girip bizi aşağı indirirken.
"Günaydın." dedi aşağı indiğimizi gören Canan teyze.
"Günaydın." Gülümsemeye çalıştım.
Masada eksiksiz bir kahvaltı kurulmuştu. Canan hanımın yanında Selin oturuyordu. Viran ise dün Vural abinin oturduğu yerde oturuyordu.
"İyi misin sen?" dedi Viran ben hemen yanındaki sandalyeyi çekip otururken.
"İ.. iyiyim." dedim önümdeki boş tabağa bakarken. Bu denk geliş kafamda bir şekilde oturmuyordu.
Viran beni sırf bu yüzden bulmuş olabilir miydi? Sanmıyordum.
"Hande." dedi Begüm. Daldığımı o an anladım.
"Efendim." dedim karşımda oturan Begüm'e dönerek.
"Annem patatesli börek yapmış kesinlikle yemelisin." dedi elindeki büyük börek tabağını bana uzatırken.
"Teşekkür ederim elinize sağlık." dedim börek tabağından bir dilim börek alıp tabağıma bırakırken. Aklımda dönüp duran onlarca soru olmasaydı sanırım nefis bir kahvaltı yapardım.
"Yesene." Viran benim dalgın bakışlarımda bir şey fark etmiş olacak ki anlamaya çalışır gibi bakıyordu.
"Yerim." dedim çatalım ve bıçağımı alıp börekten küçük bir parça alırken. Bıçağın tabakta kaymasının sesi kulaklarımı tırmaladı.
"Ee çocuklar mahkeme işi ne oldu?" dedi Selin abla dikkatle bana ve Viran'a bakarken.
"Selin çocukları rahat bırak da yemeklerini yesinler." dedi Canan hanım gelinini susturmaya çalışırken.
"Ay anne ne dedim sanki. Bu kız bilmiyor mu bıçaklandığını. Üstelik babası tarafından." Kötü bir kadın olduğunu sanmıyordum ama gerçekçi, dobra bir kadındı. Can yakıcı derecede gerçekçi.
"Yenge sus." dedi Viran benim bile beklemediğim kadar yüksek bir ses tonuyla.
"Sorun yok." dedim bakışlarımı tekrar tabağıma indirirken. Ama sağ elimde duran bıçakta takılı kaldı bakışlarım.
"Şimdi sen gerçekten hatırlamıyor musun kız?" dedi Selin tekrar ama ben kafamı kaldırmadım.
"Yenge kızın yalan söyleyecek hali yok ya, bırak da kahvaltısını etsin zaten bir şey yediği yok." dedi Begüm.
"Aman be sustum." dedi Selin abla.
Ama ben bu saniyeler içinde sadece elimde duran bıçağa bakıyordum. Selin ablanın sesi ise tekrar yankılandı kulağımda.
"Bu kız bilmiyor mu bıçaklandığını. Üstelik babası tarafından."
Babası tarafından....
O an günlerdir hatırlamaya çalıştığım anılar bir bir gözümün önüne gelmeye başladığında metalin yere çarpma sesini duydum. Bıçağı ne ara yere fırlattığımı bilmiyordum.
"Hande." dedi Viran panikle ama ben neredeyse duymuyordum onu.
Aklımda sadece bir anı dönüp duruyordu.
Evimizin salonundaydım.
"Kim lan o Viran denen şerefsiz?" bağırdı biri önce.
Bu babamın sesiydi.
Ama benim bakışlarım yerde, aklımda dönüp duran bir ninninin melodisini mırıldanıyordum içimden.
"Annesi onu çok severmiş, öpermiş. Babası onu çok severmiş, öpermiş." dedi ninnide.
"Kimi taktın lan peşine söyle." dedi babam.
Annem ve Hazan'ın seslerini duyuyordum. Ama ne dediklerini hatırlamıyordum.
"Hande bana bak güzelim." dedi Viran ama ben ne onu görebiliyordum ne de tepki verebiliyordum. Sanki hatırladığım bu anıyı içimde tutmak ister gibi gözlerimi sıkıca kapatmıştım. Ellerimi ise kulaklarıma götürmüş gelen sesleri susturmaya çalışıyordum.
"Yapma Zafer." dedi annem bağırarak. Aynı saniyelerde kırılırcasına kapı çalmaya başladı.
Ne oluyordu? Ne yapıyordu? Hiçbir şey bilmiyordum. Çünkü bakışlarım yerdeydi hala.
"Yapmaa." diye çığlık attı Hazan.
Bakışlarımı yavaşça yerden kaldırdım o saniye. Bunu çok net hatırlıyordum. Babam vardı karşımda. Bakışlarım eline indi.
Bıçak vardı elinde.
Bıçağın rengini ve sivriliğini bile çok net hatırlıyordum şimdi.
Hazan onun önüne atladı ama o onu itti. Sonra Hazan'ın dışarı koştuğunu hatırlıyordum. Buradan sonrası önce bulanıktı ama bir şey devamını hatırlamam için zihnimi zorlamamı sağlıyordu.
"Hande." dedi tekrar Viran. Gözlerimi açmadım.
Önce elindeki bıçakla üzerime doğru geldi.
"Zafer yapma." dedi annem ağlayarak.
"Yok yok o anca böyle akıllanacak." dedi gözü dönmüş bir şekilde. Sonrası çok hızlıydı.
"Baba." dedim acıdan yere düştüğümü hissederken.
Çığlıklar ve bağırışlar birbirine karıştı. Ben ninni söylüyordum.
"Babası onu çok severmiş, öpermiş. Babası onu çok......"
Ama babam beni sevmiyordu.
"Hande bana bak." dedi Viran. Gözlerimi açtım. Ne zaman yere çökmüştüm bilmiyordum. Herkes başımdaydı.
Viran benimle beraber diz çökmüş endişeli bakışlarla bana bakıyordu.
"Viran." dedim ağlamaktan zar zor konuşurken.
"Buradayım." dedi açılan saçlarımı geriye atarken.
"Viran." dedim tekrar çaresizce.
"Güzelim." dedi. Bu buradayım demekti. Ailesinin yanımızda olması onun için bir şey ifade etmiyordu.
"Babam beni hiç sevmedi." dedim sesli bir şekilde ağlarken.
"Şhh." dedi sakinleşmem adına ama fayda etmiyordu.
"H... hatırlıyorum." dedim kesik kesik konuşurken.
"Ne." dedi şaşkınlıkla.
"Her şeyi hatırlıyorum ben Viran." dedim tekrar.
"Hatırlıyor musun?"
"Hatırlıyorum." dedim gözümden yaşlar akarken.
"Al iç şunu bir." dedi Begüm ne zaman getirdiğini görmediğim suyu bana uzatırken.
“Ablacım iyi misin?” dedi Selin abla endişeli bakışları üzerimdeyken.
"Hadi gel şöyle oturalım." dedi Viran yerden kalkmama ve koltuğa oturmama yardım ederken. Ve Begüm'ün elindeki suyu aldı.
"Biraz da şundan iç." dedi suyu içmeme yardım ederken. Zihnim o kadar daha deminki hatırladığım anıyla doluydu ki yaşadığım gerçekliğe bile odaklanamıyordum.
"Daha iyi misin?" dedi dikkatle bana bakarken. Kafamı salladım. Konuşmak için bile çok yorgun hissediyordum kendimi.
"Biraz dinlenelim sonra ifade vermeye gideceğiz tamam mı?" dedi ve cevap vermemi beklemeden telefonunu alarak bahçeye çıktı.
"Hande." dedi Begüm yavaşça yanıma otururken. Yaşlı gözlerimle ona baktığımda kollarını etrafıma doladı ve bana sarıldı.
"Daha iyi misin.?" dedi onunda sesi titrerken. Enerjik ve yıkılmaz bir kız gibi duruyordu ama çok duygusaldı.
"Bilmiyorum Begüm." dedim bende ona sarılırken. Onda kız kardeş sıcaklığı vardı. "Ben hatırlamıyorken canım bu kadar acımıyordu." dedim ve gözümden birkaç damla daha yaş aktı.
"Geçecek." dedi sırtımı okşarken.
"Senin acın geçti mi Begüm?" dedim. Neden böyle bir şey demiştim ben bile bilmiyorum. Birden sabahki gazete parçası zihnimde belirmişti.
Begüm'ün babası ölmüştü, öldürülmüştü. Benim ise babam beni öldürmeye çalışmıştı.
Acılarımız ortak değildi.
"Geçmesin." dedi "Geçerse unuturum Hande geçmesin. Ama seninki geçsin sen unut."
Bir şey diyemedim. Acılarımız hem ortak değil hem de çok ortaktı. Dakikalarca sarıldı bana ta ki Viran içeri girene kadar.
"Özkan'la tekrar ifade vermeye gideceğiz, en yakın zamanda da nöbetçi mahkeme talep edecek." dedi yanıma gelirken.
"Özkan kim?" dedim. İlk defa duyduğum isimle.
"Kuzenimiz, polis memuru." dedi Begüm sorumu cevaplarken
Ben buradan gitmeye çalıştıkça Viran hala benim için bir şeyler yapıyordu.
"Daha iyi misin?" dedi Viran yanıma gelirken.
"İyiyim."
"İlaçlarını iç sonra çıkalım." bu kadar düşünceli olması ona uzunca bakmamı sağladı.
"Ben getireyim ilaçlarını." dedi Begüm yanımdan kalkarken.
"Bir şey de yemedin kızım." dedi Canan teyze.
"Begüm sen ilaçları ver biz yolda hallederiz." dedi Viran buna da bir çare bularak.
Yaklaşık on dakika sonra ilaçlarımı da yanımıza alıp yola çıkmıştık. Oturduğum sağ koltukta Viran'ın ne kadar gergin olduğunu görebiliyordum. Ama bu gerginliğinin sebebi daha demin yaşananlar mı yoksa birazdan gideceğimiz karakol mu olduğunu bilmiyordum.
Aklımda ise sadece sabahki gördüğüm haber dolaşıp duruyordu. Viran'ın babası benim bağlantılı olduğum biri yüzünden ölmüştü. Bunu öğrendiğinde yanımda olmayacaktı. Sadece nefretini yöneltebileceği bir insan olacaktım onda. Bundan korkuyordum.
Sadece günler olmuştu ama ben Viran'ın bana açıkladığı hisleri dışında başka bir hisle bakmasından korkuyordum.
Viran'ın bana nefretle bakmasından korkuyordum.
O bana nefretle bakmadan en yakın zamanda buradan gitmeliydim.
Araba durduğunda düşüncelerimden sıyrıldım. Etrafıma baktığımda henüz karakola gelmediğimizi gördüm.
"Neden durduk?" dedim arabadan inmek için hazırlanan Viran'a bakarak.
"Geliyorum birazdan bekle." dedi arabadan inerken. O an büyük bir marketin önünde durduğumuzu fark ettim.
Dakikalar sonra Viran elinde küçük bir poşetle arabaya bindiğinde şaşkınca ona bakıyordum.
"Al bakalım." dedi poşetten bir sandviç çıkarıp bana uzatarak.
"Teşekkür ederim." dedim utanarak. Bu kadar düşünceli olması bazen bana imkansız gibi geliyordu ama Viran beni her seferinde şaşırtmayı başarıyordu.
"Kahvaltı etmedin ilaçlarını içmen lazım." dedi poşetten birde meyve suyu çıkartıp benim için açarken.
Başımı sallarken sandviçimi açıp küçük bir ısırık aldım. Gerçekten iyi gelmişti.
Viran arabayı çalıştırıp tekrar yola çıktığımızda meyve suyumdan bir yudum aldım.
"Viran." dedim dönüp ona bakarak.
"Buyur."
"Sende kahvaltı etmedin sandviç ister misin?" dedim sandviçi ona doğru uzatarak.
"Araba kullanıyorum." Tereddüt etsem de sandviçi ona uzatarak ısırmasını bekledim.
Bir ısırık aldığında gülümseyerek yedi.
"Meyve suyu?" dedim sorarak.
"Olur."
Meyve suyunu da içmesi için ona uzattığımda aldığı yavaş yudumlar yüzünden ona oldukça yakın bir şekilde kalmıştım. En sonunda içmeyi bitirdiğinde arkama yaslandım.
"Her zaman bu kadar yavaş mı içiyorsun?" dedim huysuzlanarak. Bellide az sonra anlatmam gereken şeylerden bir kaçış yolu arayıp, kafamı dağıtmaya çalışıyordum.
"Her zaman değil." dedi bana uyarak. İkimizde birbirimizin gergin olduğunun farkındaydık
Bense ilaçlarımı içip yolu izlemeye devam ettim. Babasının ölümü ile beni kurtardığı ailemin bir bağlantısı olduğunu öğrendiğinde yakın kalmak için değil, uzak kalmak için elinden gelen her şeyi yapacağını biliyordum.
Dakikalar sonra araba karakolun önünde durduğunda inmek için kendimi cesaretlendirmeye çalışıyordum.
Bir kere olanları anlatmıştım. Onda bile çok kötü olmuştum üstelik olay anını hatırlamıyorken ama şimdi olanları en ufak ayrıntısına kadar hatırlayan zihnim sanki yapmamam, anlatmamam için direniyordu.
Ellerim titriyor, soğuk soğuk terliyordum.
"Hande." dedi Viran bir şeylerin ters gittiğini anlayarak.
"Efendim." dedim kısık sesimle.
"Ben buradayım." dedi benim bir elim kapıdayken. Dönüp gözlerine baktım. Koyu gözleri şefkatle bakıyordu.
"Ya yapamazsam Viran." dedim "Ya anlatamazsam olanları."
"Yapabilirsin." dedi önüme düşün saçlarımı geriye iterken. "Daha önce yaptın."
"Evet ama her şeyi hatırlamıyordum." dedim.
"Biliyorum zor, hem de çok zor Hande. Ama sana söz veriyorum son kez ifade vereceksin. Sonra bitecek." dedi beni sakinleştirmeye çalışarak. Ona böyle ağır sözler verdirip tutamadığında üzülmesini istemiyordum o yüzden ısrar etmedim ve kafamı sallarken arabadan indim.
Viran da peşimden gelip bizi bildiği yoldan karakolun üst katına götürürken sadece yanından yürüyordum. Bir masaya yöneldiğinde esmer bir polis memuru ayağa kalktı. Viran yaşlarındaydı. Belki birkaç yaş daha büyük.
"Hoş geldin kardeşim." dedi Viran'a sarılırken.
"Hoş bulduk." dedi Viran. O zaman bu adamın Viran'ın evde konuştuğu, polis olan kuzeni olduğunu anladım.
"Hoş geldin." dedi Özkan Viran'dan ayrılıp bana elini uzatarak.
"Hoş buldum." dedim elini sıkıp hemen bırakarak.
"Benim odama geçelim daha rahat edersiniz, Hande'nin ifadesini de ben alacağım zaten." dedi Özkan Viran'a dönerek.
"Eyvallah kardeşim." dedi Viran.
"Ne demek kuzen." dedi Özkan önden yürüyüp bize odasının yolunu gösterirken.
Viran'ın eli ise belimdeydi.
Odaya girdiğimizde masanın karşısındaki koltuklara oturduk. Viran tam karşımdaydı.
"Çay, kahve ne içersiniz?"
"Çay." dedi Viran ve sorarak bana baktı.
"Su." dedim. Birazdan bana lazım olabilirdi.
Dakikalar sonra çaylar ve su geldiğinde Özkan ifademi almak üzere bilgisayarının karşısına geçti.
"Hazır olduğunda başlayabilirsin Hande, Hazır olana kadar bekleriz." dedi anlayışla.
"Teşekkür ederim." dedim ve suyumdan bir yudum aldım.
Bunu yapmak zorundaydım.
Olanları bir bir anlatmak zorundaydım.
Belki dakikalar belki saatler, ne kadar geçtiğini bilmediğim süre sonunda anlatmam bittiğinde odada derin bir sessizlik vardı.
Özkan bilgisayarda bir şeyler yazıyordu.
Viran ise yumruk yaptığı sağ eli ile öylece bana bakıyordu. Ne hissettiğini anlamıyordum. Birden fazla duygu hissediyor gibiydi. Ama en belirgini öfkeydi.
Bense düşündüğümden iyi dayanmış ağlamamıştım. Boğazımda bir yumru vardı ama günlerdir alıştığım bir şeydi bu.
Sanırım bütün gözyaşlarımı sabah kahvaltıda akıtmıştım.
"Eklemek istediğin bir şey var mı Hande?" dedi Özkan bilgisayardan bakışlarını kaldırarak.
"Yok." dedim.
"O zaman ifade tamam."
"Mahkeme işi en yakın ne zaman sonuçlanır?" dedi Viran Özkan'a bakarak.
"Ben elimden geleni yapıcam kardeşim ama en az yirmi dört saat." dedi Özkan. Gerçekten Viran'ı sevdiği belli oluyordu düşünceli ve ilgili yaklaşıyordu bize.
"O mahkemenin en yakın zamanda olması gerekiyor Özkan. O... şerefsiz adam daha fazla dışarıda gezmemeli." Konuşurken yuttuğu kelimeler tamamen yanında ben olduğum içindi.
"Halledeceğiz kuzen. Sizin avukatınız var mı?"
"Var." dedi Viran şaşkınca ona bakmamı sağlayarak.
"Bizim avukatımız mı var Viran?" dedim.
"Var." dedi kafa sallayarak.
"Kim?"
"Anlatırım yolda."
Özkan'la vedalaşıp karakoldan çıktığımızda arabaya bindik.
"Bizim avukatımız kim Viran?" dedim merakla. Benim bir avukatım yoktu üstelik benim bir avukat tutacak param da yoktu.
"Alp, Kerem'in abisi." dedi.
"Kerem?" dedim hatırlamayarak.
"O gün hastanede sana Hazan'ın notunu getiren çocuk, benim arkadaşım." dedi. Hatırlamamı sağlarken.
"Bunu karşılayamam Viran." dedim avukatın masrafını kast ederek.
"Ona sen karışmayacaksın zaten." dedi.
"Bu kadarına gerek yok Viran."
"Ne kadarına?"
"Bu kadarına işte, avukat masraflarını karşılamana. Zaten yeterince masraf yaptın. Yetmedi bana evini açtın ailenin içine soktun. Daha fazlasını yapma lütfen." dedim. Yeterince masraf yapmıştı.
"Orasına karışma." dedi arabasını sürmeye devam ederken.
"Ne demek karışma." dedim.
"Karışma işte."
"Bunları yapmak zorunda değilsin biliyorsun dimi?"
"Ben bunları zorunda olduğum için yapmıyorum biliyorsun dimi?" dedi kırmızı ışıkta durduğumuzda. Gözleri benim üstümdeydi. Yüzüne düşen kırmızı ışık ise o koyu girdapları kan kırmızısına büründürmüştü.
"Biliyorum." dedim. Diyecek başka bir şeyim yoktu. "Kaç gündür işe falan da gitmiyorsun."
Gerçi ne iş yapıyordu. Çalışıyor muydu onu bile bilmiyordum.
"Abim hallediyor o işleri düşünme sen." dedi tekrar yola çıktığımızda.
"Senin gitmen gerekmiyor mu?" dedim merakla.
"Acelesi yok, abim idare ediyor." dedi. Başımı sallamakla yetindim.
Yaklaşık yarım saat sonra eve gittiğimizde kapıyı Begüm açtı.
"Hoş geldinizz." dedi büyük bir neşeyle.
"Hoş bulduk." dedik aynı anda.
"Tam kek yapacaktım size, siz geldiniz." dedi biz içeri geçerken.
"Annemle yengem nerede?" dedi Viran içerideki koltuğa otururken.
"Komşuya gittiler." dedi Begüm mutfaktan elinde iki fincan kahve ile yanımıza gelirken.
“Hande sende geçip otursana, kahve yapmıştım yeni. İçiniz ısınsın." dedi ayakta dikilen bana bakarak ve elindeki fincanları sehpaya bıraktı.
Geçip bende Viran'ın karşısına oturdum. Günlerdir içmediğim kahve çok cazip bir fikir olarak gelmişti şu an bana. Kahvemden büyük bir yudum aldım.
"Eline sağlık Begüm çok güzel olmuş." dedim günler sonra mideme inen sıcak kahveyle.
"Afiyet olsun." Begüm gerçekten enerjik ve tatlı bir kızdı. Kıvırcık saçlarının rengi abileri gibi koyuydu ama gözleri onlardan farklı olarak çok açık kahveydi.
Viran telefonuna gelen bildirim sesiyle kahvesini sehpaya bırakıp telefonunu aldı.
"Neli kek istersiniz?" dedi Begüm bize bakarak. Çocuk gibiydi ve ben sanırım şimdiden bu kızı kendi kız kardeşlerim yerine koymuştum.
"Çikolata." dedi Viran ondan beklemediğim bir şekilde. O kadar ciddi ve sert duruyordu ki bazen. Çocuk gibi çikolatalı kek istemesine şaşırmıştım.
"Ama Hande nasıl isterse ondan yap." Diye düzeltti kendini.
"Çikolata." dedim bende. Seçmezdim zaten ama Viran çikolatalı istemişti.
"Sana yardım etmemi ister misin Begüm?" dedim heyecanla. Günler sonra mutfakta bir şeyler yapma fikri beni heyecanlandırmıştı.
"Olurr hem senin de biraz da olsa kafan dağılır." dedi Begüm mutlulukla.
“Güzel fikir." dedi Viran. Sanırım kafamın dağılma fikri onunda hoşuna gitmişti.
"Benimde bir şirkete uğramam lazım birkaç işim var. Yalnız kalabilirsiniz dimi?" Sorusu aslına banaydı.
"Çocuk muyuz biz abi?" dedi Begüm sitemle.
"Sen hala çocuksun küçük hanım." dedi Viran Begüm'den makas alırken. Begüm yüzünü buruştursa da Viran mutluydu. Gülümsedi.
Kendi kardeşlerimde evdeki sorunlardan böyle şeyler yapıp, şımaracak bile Vakit bulamıyorduk.
"Kalırız sen düşünme işine git." dedim Viran'ın içini rahatlatmak için.
"Tamam o zaman." Bakışları gözlerimdeydi. Sanki gerçekten kalıp kalamayacağımı anlamak ister gibi.
"Hadi hadi git, aklın kalmasın biz kız kıza takılırız. Dimi Hande?" dedi Begüm koltuğa yanıma zıplarken.
"Evet." dedim gülümserken.
"Bir şey olursa arayın hemen."
"Tamammm abiii, git artık."
Viran gittiğinde bende kahvemi içmeye devam ettim.
"Bir gitmedi adam ya. Seni bırakamıyor." dedi Begüm göz kırparak.
"Ne alakası var canım benimle." dedim. Utandığım için kahvemi kafama dikerken. Ama unuttuğum şey kahvenin hala sıcak olmasıydı.
"Kız yandın yandın." dedi gülerek ve kahveyi elimden aldı. Zaten bitmişti. Az önce hepsini son yudumuna kadar içmiştim.
Bende gülümsedim. Begüm'ün enerjisi bana iyi geliyordu.
Biraz sonra mutfağa geçtiğimizde Begüm iki kişi olduğumuz için iki çeşit yapmamızı önerdi. Bense ne kadar vakit geçirirsek o kadar iyi diyerek kabul ettim.
O yapacağını söylediği kurabiyeyle bana çikolatalı keki bıraktığı için heyecanlıydım. Çünkü hayatımda ilk kez birine 'ki bu kişi Viran'dı' kek yapacaktım.
Kek yapmayı biliyordum ama yine de güzel olmasını istediğim için Viran'ın bana verdiği telefonda bir tarif buldum. Ona uyarak yapacaktım. Çünkü güzel olmasını istiyordum.
"Bak bu şarkı bize gelsin." dedi Begüm mutfaktaki küçük hoparlörün düğmesine basarak.
Mutfakta hoş bir melodi çalarken kek için yumurtaları kırmaya başladım.
"Uzun, uzun yıllar önceydi. Ne ölüm vardı ne ayrılık." diye başladı şarkı. Ben o sırada yumurtalara şekerimi eklemiş çırpmaya başlamıştım.
Begüm ise bir taraftan kurabiye hamurunu hazırlıyor bir taraftan da şarkıya eşlik ediyordu.
"O yol ki yara bere içinde komadan bırakmıyor hiç birimizii." diye eşlik etti.
Şarkının nakaratı geldiğinde beraber eşlik ettik.
"Hani ya hani ya o kız nerde? Hani ya hani ya kanın yerdee." dedim kekin diğer malzemelerini eklerken.
"O şimdi kimseye güvenmiyor, bıraktı oluruna direnmiyor." dedik beraber.
Şarkı sözleri o kadar bendi ki şu an ağlamam gereken acılarıma gülüyor gibi hissediyordum kendimi.
Arkamı dönüp Begüm'ü gördüğümde gülmeye başladım. Kurabiyeyi yapmayı bırakmış mutfağın ortasında dans ediyordu. Nakarat tekrar gediğinde eşlik etmeye devam ettik.
"Hani ya hani ya o kız nerde? Hani ya hani ya kanın yerde. O şimdi kimseye güvenmiyor, bıraktı oluruna direnmiyor."
Şarkı bittiğinde çalan kapıyla Begüm, kapıyı açmaya gitti. Saniyeler sonra Canan hanım ve Selin abla geldiğinde mutfağa girdi.
"Kolay gelsin." dedi Canan hanım gülümseyerek. Ben ise onun mutfağına izinsiz girdiğim için suçluluk hissetmiştim. Begüm, vardı ama Canan hanıma yine de saygısızlık etmek istemezdim.
"Kusura bakmayın Canan hanım biraz izinsiz girdim mutfağınıza." dedim kek harcını kalıba dökmeyi bıraktığımda.
"Lütfen bir daha böyle bir şey duymayayım. Ne demek o öyle istediğini yapabilirsin güzel kızım." dedi Canan hanım yanıma gelip omzumu sıvazlarken.
"Çikolatalı kek mi yaptın?" dedi kalıptaki keke bakarak.
"Evet." dedim gülümseyerek.
"Viran küçüklüğünden beri çok sever." dedi göz kırparak.
Bu insanlar neden beni bu kadar utandırıyordu?
"Aferin kız sana bizimkinin sevdiği keki bile öğrenmişsin." dedi Selin abla gülerek. Kötü bir kadın olduğunu düşünmüyordum sadece biraz duygularını gizleyemeyen ve açık sözlü biriydi.
Diyecek bir şey bulamadığımda keki fırına atmanın iyi fikir olduğunu düşünerek önce kekin son aşaması olan parça çikolataları üstüne attım ve sonra önceden ısıttığım fırının kapağını açarak keki pişmeye bıraktım.
"Abim çok sever dimi Hande?" dedi Begüm benimle uğraşmaya devam ederek.
Benim ise o an kurtarıcım olan bir şey oldu. Kapı çaldı.
"Ben bakarım." dedim atlayarak. İnsanların mutfağına girmem yetmiyor birde kapılarına bakmak için atlıyordum. Ama bu imalardan kurtuluş yolum buydu.
"Bak bak Viran abimdir." dedi Begüm hala gülerken.
"Hıhı." diye mırıldanarak mutfaktan çıktığımda yanaklarımın kırmızı olduğuna neredeyse emindim. Kapının önüne gelip derin bir nefes aldığımda kapının arkasında Viran olduğunu düşünerek rahatlamaya çalıştım.
Ama kapıyı açtığımda tanımadığım iki kadın ellerinde tabaklarla bana bakıyordu.
Genç olan kız sarışındı, uçlarını maşa yaptığı saçları omuzlarından dökülürken yüzünden günlükten çok uzak bir makyaj vardı. Elinde ise bir kek tabağı tutuyordu. Yanındaki kadınsa annesi diyebileceğim yaşlarda ve daha esmerdi. Elinde içinde ne olduğunu bilmediğim bir kap vardı.
"Merhaba, hoş geldiniz." dedim ne diyeceğimi bilmeden.
"Sen osun dimi?" dedi kız beni baştan aşağı süzerek.
"Anlamadım?" dedim kibarca.
"Osun işte Viran'ın eve getirdiği şu kız." dedi kız iğneleyici bir sesle.
Ben şaşkınca kapının önünde duran iki kadına bakarken içeriden adım sesleri duyuldu.
"Kim gelmiş kızım." dedi Canan teyze içeriden çıkıp yanıma gelerek.
"Kızın mı Canan teyze?" dedi kız aynı iğneleyici sesle.
"Melis sus kızım." diye uyardı yanındaki kadın onu. Tahmin ettiğim gibi kızıydı.
"Hoş geldiniz Münevver." dedi Canan teyze. Sanki sesinde bir bıkmışlık vardı.
"Hoş bulduk." dedi kadın içeri geçerken. Melis ise hâlâ dikkatli bakışlarla beni inceliyordu.
"Sende hoş geldin Melis." dedi Canan teyze içeri geçtiğimizde. O sırada Begüm de mutfaktan çıkıp içeri geçmişti.
"Hoş bulduk Canan teyzeciğim." dedi Melis elindeki keki masaya bırakırken.
"Viran limonlu kek çok sever unun için yaptım." dedi bana bakarak.
"Boşuna zahmet etmişsin Melis, abim limonlu kek sevmez, çikolatalı kek sever." dedi Begüm. Salonun kapısına yaslanmış, yüzünde daha önce görmediğim bir hoşnutsuzluk ifadesi ile Melis'e bakıyordu.
Melis'in ise Begüm'ün sözlerinden sonra suratı saniyelik bir şekilde asılmıştı ama toparladı.
"Sever o ben bilirim." dedi geçip annesinin yanına otururken.
Ben bilirim mi? Bu kız Viran'ın nesiydi?
Ve bir şeyi olma ihtimali neden beni bu kadar korkutmuştu?
"Amann Melis sen Viran'la ilgili neyi doğru bildin kız bugüne kadar." dedi Selin abla salondan içeri girerken. Bu kadını gerçekten sevmek üzereydim.
Ve Melis'in yüzü bu sefer gerçekten düşmüştü. Üstelik saniyelik toparlayamayacak kadar.
"Ee Münevver, sen nasılsın?" dedi Canan teyze konuyu değiştirmek adına.
"Ben iyiyim Canan'cığım da senin pek iyi olmadığını duyduk." dedi kadın bana bakarak.
"Neyim varmış benim?" dedi Canan teyze.
"Valla Viran, düşkün bir kızı kaçırmış getirmiş diyorlardı inanmıyordum, bir gideyim bakayım dedim doğruymuş."
Kalbimde bir sızı hissettiğimde bakışlarımı kaçırdım. O kız bendim. Düşkün kız.
"Bunun için neden kötü olacak mışım ben." dedi Canan teyze aynı tepkisizlikle. Sakin bir kadındı.
"Yani kim ister Canancığım oğlunun bir kıza acıyıp eve getirmesini."
Viran bana acıdığı için mi bu evdeydim ben? Viran bana acımadığını söylemişti ve bende ona inanmıştım. Şimdi sırf bu meraklı kadının söylediği şey yüzünden inandığımdan vazgeçmeyecektim.
"Münevver teyze." dedi Selin abla koltuklardan birine oturarak ve devam etti. "Bence sen böyle yalan yanlış şeyler düşünüp konuşacağına kadar Mahmut amcaya sahip çık. Gelirken yine o Sibel'in camının önündeydi." dedi bacak bacak üstüne atarken.
İçeride büyük bir sessizlik oluşurken Selin abla ve Begüm'ün suratında büyük bir zafer gülümsemesi vardı. Aynı saniyelerde kapı çaldı.
"Ben bir çay koyayım, Hande sende kapıyı açar mısın? Bu sefer kesin abim gelmiştir." dedi Begüm bana öpücük atıp mutfağa giderken. Bense o gergin ortamdan kurtulmak için ikince kez kapıyı açmaya gittim.
Kapıyı açtığımda bu sefer beklediğim kişi gelmişti. Viran, arkasında Boran abi ile bana bakıyordu.
"Hoş geldiniz." dedim kapıyı açıp kenara çekilirken.
"Hoş bulduk." dedi Viran.
"Hoş bulduk abicim." dedi Boran abi ve kapının önündeki ayakkabılara baktı.
"Misafir var galiba?" dedi.
"Var abi, komşular." dedim.
"Bilirim ben o geveze komşuları. Canını sıkacak bir şey söylerlerse kovma yetkisi veriyorum sana Hande." dedi Boran abi bana göz kırparak ve içeri geçti. Bense gülümsüyordum.
"Bak bu çok güzel." Viran’ın kulağımın debinde hissettiğim nefesiyle derin bir nefes aldım. Bu kadar yakınıma sokulduğunu hissetmemiştim.
"Neymiş o güzel olan?" dedim bakışlarımı kaldırıp ona bakarken.
"Eve geldiğimde kapıyı senin açman."
Ben şaşkınca alttan alttan ona bakarken o sırıtıyordu. Alttan bakıyordum çünkü beyefendi biraz fazla uzundu. Bir doksan? Bir doksan beş?
"Dünde sen gibi kokmamı beğenmemiştin. Sen böyle her beğendiğin, beğenmediğin şeyi söyleyecek misin?" dedim.
"Söyleyeceğim."
"Çocuklar hadi sofraya." dedi Selin abla yanımızdan mutfağa geçerken.
"Geliyoruz yenge." dedi Viran önden benim geçmemi beklerken. İçeri geçtiğimizde ise sofra hazırlanmış herkes masaya geçmişti.
Viran'la bana yan yana ayırdıkları yere geçtiğimizde karşımızda Melis ve Begüm oturuyordu.
"Hoş geldin Viran." dedi Melis eğilip bükülerek.
O Viran'a cilve mi yapmıştı?
"Hoş bulduk." Melis'e bakmamıştı bile.
Melis'in sürekli Viran'la konuşma çabaları ve Viran'ın cevap bile vermeyişiyle biten yemek sonrası sofrayı topladık.
"Bunlar neden hala gitmedi?" dedi Begüm elindeki boş salata tabağını mutfağa getirirken. Bense çayları doldurmakla meşguldüm.
"Giderler birazdan, siz uymayın onlara." dedi Canan teyze ve yanıma geldi.
"Kızım sende kulak asma onların dediklerine. Kendini bilmezin tekiler işte."
"Sorun değil Canan hanım, siz canınızı sıkmayın lütfen." Dedim onu rahatlatmak adına. Begüm de içeri hazırladığımız ikramlıkları götürüyordu.
Çayları da alıp Canan teyzenin peşinden içeri geçtiğimde herkes koltuklara oturmuştu. Viran'ın oturduğu ikili koltukta ise yanı boştu. Hemen önünde ise Melis'in yaptığı kek duruyordu. Ama Viran tabağına henüz bir şey almamıştı.
Geçip Viran'ın yanına oturdum.
Begüm ise mutfakta kalan benim yaptığım keki almak için geri mutfağa gitmişti. İçeri girdiğinde Viran Begüm'ün elinde tuttuğu çikolatalı keki görmeden konuştu.
"Begüm ben çikolatalı kek istememiş miydim? Ben limonlu kek sevmem ki birde önüme koymuşsun. Unuttun herhalde limon sevmediğimi abicim" dedi tabağı alıp masanın en uzak köşesi olan Melis'in önüne bırakarak.
"Hayır abicim ben biliyorum senin limon sevmediğini onu seni pek tanımayan birisi yapmış. Ama iyi Haber Hande kendi elleriyle sana çikolatalı kek yaptı." dedi Begüm elindeki büyük tabakta bulunan çikolatalı keki abisinin önüne bırakırken.
Viran'ın bakışları anında şaşkınlıkla bana dönerken ben Begüm'ün suratındaki zafer gülümsemesiyle yerine oturuşunu izledim.
"Sen mi yaptın bunu?" dedi Viran bir bana birde önündeki çikolatalı keke bakarak.
"Evet." dedim bakışlarımı kaçırarak.
"En azından bir tadına baksaydın Viran" dedi Melis limonlu keki kast ederek. Nefret dolu bakışları ise benim üzerimdeydi.
"Ben limon sevmem." dedi Viran tabağına çikolatalı kek alırken. Ve ikram etmesi için tabağı geri Canan teyzeye uzattı.
Gerekmedikçe Melis'le konuşmuyor, konuştuğunda ise ona bakmıyordu bile. Bu hoşuma gitmişti.
Konu değişip günlük konuşmalara geçince genelde Canan hanım ve selin ablanın konuşmalarını dinledik çünkü Viran'nın odağı çikolatalı kekte, Melis'in nefret dolu bakışları ise hala bendeydi.
"Şuradan keki uzatır mısın Melis?" dedi Viran, Melis’e doğru bakarken.
Melis heyecanla limonlu kekini aldığında gülümsüyordu.
"Onu değil, çikolatalı olanı." dedi Viran.
Begüm kendini tutamayıp elini ağzına kapatarak kıkırdadığında ben sadece Melis'e bakıyordum.
Suratı düşerek çikolatalı keki Viran'a uzattığında onun tabağına iki dilim daha almasını izledi.
"Anne." dedi Melis tabağı geri yerine bıraktığında.
"Efendim." dedi annesi aynı kızı gibi bana kötü bakışlar atarken.
"Kalkalım mı artık?" dedi ama aynı zamanda kalkmış çantasını almıştı.
"Kalkalım." dedi annesi de kalktığında.
"Güle gülee." dedi Selin abla neşeyle.
Canan teyze onları geçirmek için kalktığında Viran hala kek yiyordu.
"Yavaş ye oğlum kaçmıyor kek." dedi Boran abi Viran'a gülerek. O sırada Canan teyze tekrar içeri girmiş, şakalaşan oğullarına gülümsüyordu.
Viran’ın telefonu çaldığında kekinden ayrılmak istemiyor gibi dursa da telefonu açıp kulağına götürdü.
"Efendim?"
"Ciddi misin?" dedi karşı tarafı dinlerken. Sonra gülümsedi.
"Eyvallah kardeşim." dedi ve telefonu kapattı. Herkes merakla ona bakarken o bana döndü.
"Hande."
"Efendim."
"Yarın mahkeme var. O adam tutuklanacak."
Ben şaşkınlıkla ne diyeceğimi bilemez bir şekilde elimi ağzıma kapatırken kapının kırılırcasına çalınmasıyla sıçradım.
"Verin lan kızımı." dedi bir ses.
O adamın sesi.
Babamın sesi.
Babam beni bulmuştu. Babam beni burada bile bulmuştu.
Şimdi sevinçten değil korkudan titriyordum.
……….
İyi okumalar🍃
