3. bölüm / 13
SARMAŞIK3.Bölüm "Korkular ve itiraf."
Bölümler 13Şu an: 3.Bölüm "Korkular ve itiraf."
- 1 1.Bölüm "Kandan doğan güneş."5.501 kelime
- 2 2.Bölüm “Suçsuz çocuklar.”5.014 kelime
- 3 3.Bölüm "Korkular ve itiraf."4.079 kelime · Okuduğun bölüm
- 4 4.Bölüm "Geçmişi yaşamak."5.625 kelime
- 5 5.Bölüm "Kız çocuğu."5.876 kelime
- 6 6.Bölüm "Güller ve yabancı."3.636 kelime
- 7 7.Bölüm "Yanlışların doğrusu"3.920 kelime
- 8 8.Bölüm "As ve güller."5.353 kelime
- 9 9.Bölüm"Gözler yalan söylermiş."3.052 kelime
- 10 10.Bölüm "Kan damlatan aşk"3.599 kelime
- 11 11.Bölüm “Panzehir”3.102 kelime
- 12 12.Bölüm “Güç Kazanmak”5.450 kelime
- 13 13.Bölüm “Hisler ve Duygular.”3.510 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
İyi okumalar🌿
...
Korkular.
Korkular ve cesaret. Size ne anlatıyordu bilemem ama benim için iki uçurum noktasıydı. Biri siyah, biri beyazdı.
Korku siyahtı, korku karanlıktı. Korku insanın üstüne yapışıp kurtulamadığı bir lekeydi.
Cesaret ise beyazdı. Cesaret çok tehlikeli bir renkti. Hata kabul etmezdi. En ufak bir karanlık görünürdü içinde.
Şimdi korkak mıydım ben? Cesur mu?
Kim verecekti bana bunun cevabını?
Mesela kimsesi kalmamış biri, kimsesi olabilir miydi kendinin?
İçinde bulunduğum karanlık bir ormanda gözlerimi açtığımda korkarak etrafıma bakındım. Kimse yoktu.
"Anne." dedim seslenerek ama cevap gelmedi.
O an üzerimdeki beyaz elbiseyi fark ettim. Tülden, incecik bir elbiseydi ve ben çok üşüyordum.
"Hazan." dedim bu sefer karanlık ormana seslenerek. Ben buraya nasıl gelmiştim, ailem neredeydi?
"Anne." dedim bu kez ormanın içinde ilerleyerek.
"Seni duyamaz." dedi nereden geldiğini anlamadığım bir ses. Babam.
"Baba? Neredesin?" etrafıma bakınıyor, onu görmeye çalışıyordum ama yoktu.
"Baba bak korkuyorum." dedim hala ormanda ilerlerken.
"Korkmalısın zaten kızım." dedi babam. Ağaçların son bulduğu yerde bir uçurum başlıyordu ve uçurumun başında bir beden vardı.
"Baba?" dedim bedene yaklaşırken.
Beden bana döndüğünde elinde bir bıçak olduğunu gördüm ama yüzü karanlıktı kim olduğunu göremiyordum.
"Kızım." dedi uçurumun kenarındaki ses. Babamın sesiydi ama ben yüzünü göremiyordum.
"Baba o bıçak ne?" dedim korkuyla geri adım atarken. Arkama baktığımda şimdi orman yerine orada da bir uçurum olduğunu görüyordum.
"Senin için kızım." dedi hala üzerime gelen beden.
"Hayır baba bak düşeceğim." dedim birkaç adım daha geriye giderken. Babam hala üzerime geliyordu.
"Baba hayır." dedim uçuruma son bir adım kala. Ama babam durmadı ve daha da hızlanarak üzerime koşmaya başladı. Attığım bir adım ve kayan ayağımla uçurumdan aşağı düşmeye başladığımda beyaz elbisem aynı saniyelerde kanla kaplanmıştı.
"Babaaa." dedim düşerken.
"Hande." dedi bir ses.
"Baba yapma." diye bağırdım tekrar.
"Hande uyan güzelim." dedi bir ses tekrar.
"Babaa." dedim çığlığım boğazımı acıtırken.
Gözlerimi açtığımda alamadığım nefeslerle öksürmeye başladım.
"Geçti." dedi Viran.
"Kabus gördün geçti güzelim." dedi tekrar kolları bedenimi sararken.
Gözlerimden yaşlar akıyor, kabusun etkisiyle nefes alamıyordum.
"V.. Viran, çok gerçekti." dedim kafamı omzuna yaslarken.
"Geçti." dedi sadece ve yanında duran komodinden bir bardak su uzattı. Titreyen ellerim yüzünden uzattığı suyu içemediğim de yardım etti.
"Geçti." dedi tekrar ve kafamı yastığa koydu.
"Geçmiyor Viran." dedim o üstümü örterken.
"Geçecek." dedi baş ucumdaki koltuğa otururken.
Kaç saat kaç dakika uyanık kaldım bilmiyorum ama verdikleri ilaçlar ve ağrı kesici yüzünden tekrar uykumun geldiğini hissediyordum. Son hatırladığım şey ise üzerimdeki bir çift endişeli bakıştı.
Uyandığımda gözlerimi açmadan birkaç dakika bekledim. Sanki birazdan uyanıp Hazan'la kaldığımız odada olacaktım ama öyle olmadığı biliyordum. Karşılaşacağım manzaranın farklı olacağını biliyordum ama gözlerimi açtığımda karşılaşmayı beklediğim Viran'ın dikkatle beni izleyen gözleri değildi. Ama öyle olmuştu.
Öylece beni izliyordu.
"Günaydın." dedi oturduğu sandalyede rahatsızca kıpırdanarak.
Bütün gece burada beklememişti değil mi?
"Günaydın." dedim yeni uyandığım için kısık çıkan sesimle. "Bütün gece başımda beklediğini söyleme." dedim sorar bir ifadeyle. Ama yüzüne baktığımda cevabının evet olduğunu anlayabiliyordum. Çünkü gözleri uykusuzluktan kızarmıştı.
"Ne fark eder?" dedi soruma cevap vermeden.
"Soruya soruyla karşılık verme." dedim onun dün yaptığı gibi. Gülümsedi. Gamzeleri hafifçe gözler önüne çıktığında onlara bakmadan edemedim.
"Çok mu zekisin sen?" dedi alayla.
"Hıhı." dedim bir taraftan da kafamla onaylarken. Baş ucumda duran saate baktığımda saatin sekiz olduğunu gördüm. Yerimden kalkıp banyoya yöneldiğimde Viran'ın bakışları beni takip ediyordu.
Banyoya girip kapıyı kapattığımda aynanın karşına geçtim. Düne göre biraz daha iyi görünüyordum ama yine de oldukça soluk tenim yerinde duruyordu. Aklımdan geçen o kadar soru vardı ki aynada nasıl gözüktüğüm umurumda değildi şu anda.
En önemli sorum Hazan'ın nasıl olduğuydu. Bir telefonu olmadığı için ondan haber alamıyordum. Kaldı ki dün bıraktığı nottan sonra benimle konuşur muydu orası da aşikardı.
Aklımda dönüp duran bir diğer soru da, buradan çıktıktan sonra nereye gideceğimizdi. Viran sen orasını düşünme demişti ama. Yabancım olan bir adama bu kadar güvenmek şu an için bana tuhaf geliyordu. Ben istemeden her şeyi hallediyordu.
İşlerimi halledip elimi yüzümü yıkadığımda banyodan çıktım. Viran camın önünde telefonla konuşuyordu.
"İki saat sürmez oradayız." dedi birkaç saniye bana bakıp bakışlarını dışarı tekrar yönelterek.
İki saate neredeydik biz?
"Oğlum soru sorma işte gelince konuşuruz toplu, hadi kapat." dedi ve karşısındakini dinlemeden kapattı telefonu.
"Birazdan doktor son kontrollerini yapacakmış, sonra çıkacağız. Daha iyisin değil mi bir sorun yok?" dedi yatağın üstüne oturmuş onu izleyen bana bakarak.
"Bir sorun var." dedim.
"Ne sorunu? Bir yerin mi acıyor? Bekle doktoru çağıracağım." dedi kapıya yönelirken.
"Viran." dedim durmasını sağlarken.
"Buyur." dedi bir eli kapıdayken.
"Sorun ben değilim yani bir yerim değil, bir yerim ağrımıyor."
"Sorun ne o zaman Hande, adamı korkutuyorsun durduk yere."
"Sorun da tam olarak bu işte Viran." dedim bende yerimden kalkarken.
"Neymiş sorun?" dedi kapıyı kapatıp büyük birkaç adımla bana yaklaşırken.
"Tam olarak bu işte Viran. Senin bana en ufak bir şey olma ihtimalinden bu kadar korkman. Sorun günlerdir başımda beklemen. Sorun annemin yapmadığı anneliği babamın yapmadığı babalığı yapman. Sorun gideceğim yeri bile ayarlaman Viran." dedim tek nefeste.
Bunları yapmak zorunda değildi. Ama o günlerdir başımda bekliyor her şeye karşı tedbir alıyordu.
"Neden yapıyorsun Viran?" dedim bu kez sakin bir şekilde. Gözleri gözlerim içine bakarken hissettiği duyguyu anlayamıyordum.
"Çünkü." dedi ve devamını getirememiş gibi sustu.
"Çünkü ne Viran?" dedim bu kez sinirle.
"Çünkü bunları senin için kimse yapmamış Hande." dedi gözlerine oturan acıyla.
"Sen." dedim aramızdaki yarım adım mesafeyi kapatıp gözlerine daha yakından bakarken.
"Sen bana acıyor musun? O yüzden mi günlerdir başımda bekliyorsun Viran?" dedim benimde içime dağılan hayal kırıklığı ile. Ben itiraf edemesem de onun burada, yakınımda olması bana güç veriyordu. Ama o bana acıdığı için buradaydı.
"Hayır." dedi hızlıca.
"Dışarı çıkar mısın lütfen?” dedim ondan uzaklaşıp kapıyı gösterirken. Bana acıdığı için burada, yanımda kalmasını istemiyordum.
"Hande öyle bir şey yok bak bir dinle beni." dedi kendini anlatmaya çalışırken. Ama ben anlamam gerekeni zaten çok geç anlamıştım.
"Ben zaten anladım Viran." dedim kafamı hayal kırıklığı ile iki yana sallarken. "Sen o kütüphanede karşıma çıktın, benim telefon konuşmamı dinledin, sonra çalıştığım yere geldin. Yetmedi tuttun elimi çıkardın beni oradan, başka bir ateşe attın. Sonra için rahat etmedi peşimden geldin. Şimdi bana acıdığın için buradasın ve bana acıyan gözlerle bakıyorsun. Bana acıyan gözlerle bakma Viran." dedim gözümden bir damla yaş akarken.
"Hande." dedi çaresiz çıkan sesiyle.
"Bana acıyarak bakma Viran. Benim ihtiyacım olan şey acıdığı için yanımda olan bir adam değil." Gözümden birkaç damla daha aktığında onları durduramadığım için kendime kızgındım.
"Yapma." dedi bu kez.
"Neyi yapmayayım Viran? Bana acıyarak bakan sensin." dedim.
"Yapma, ağlama karşımda." dedi sonlara doğru kısılan sesiyle. Ben duyduğum şeyle şaşırırken odanın içinde volta atıyordu.
"Sana acıdığımı sanıyorsun. Seninle ilk o gün, telefonla konuştuğun gün karşılaştık sanıyorsun." dedi öfkeli çıkan sesiyle.
"O gün karşılaştık çünkü." dedim anlamayarak.
"Hayır Hande." dedi iki adımla yanıma gelirken. Gözlerine bakmak için kafamı kaldırmak zorunda kalmıştım yine.
"Biz seninle o kütüphanede günlerce karşılaştık ama sen beni görmedin. Sen ne beni ne de etrafındaki hayatı görmüyorsun Hande. Sen sana zindan ettikleri hayatın içine sıkışıp kalmışsın. Ne dışarı çıkabiliyorsun ne de o hayatın içinde nefes alabiliyorsun Hande sen ."
"Yeter." dedim onu sustururken. Yaşadıklarım zaten yeterince ağırken bunları duymak çok canımı yakıyordu.
"Yetmez." dedi öfkeyle. Öfkesi kimeydi anlamıyordum. "Yetmez Hande, sen karşımda bu halde dururken yetmez, sen benim sana acıdığımı düşünüyorsun yetmezmiş gibi bunun için karşımda ağlıyorsun. Ben sen artık ağlama istiyorum Hande. Ben sana acımıyorum." durdu ellerini saçlarına geçirirken odanın içinde birkaç tur daha attı.
"Ben o gün o adama bir şey yapmadım." diye devam etti. "Bir şey yapmadım ama onu ve kendimi düşündüğüm için değil seni düşündüğümden. Ben senin acılarına bir tane daha eklememek için kendimi ne kadar zor tuttum Hande sen biliyor musun? Ben eğer sana acısaydım o adam oradan canlı çıkmazdı, tamam mı?"
Duyduklarımın ağırlığı ile yanımdaki koltuğa oturduğumda ellerimi başım arasına aldım.
"Hande." dedi Viran yanıma gelip karşımda diz çökerken. Elleri dizimdeydi.
"Efendim." dedim zar zor çıkan kısık sesimle.
"Ben sana acımıyorum Hande. Ben seni seviyorum."
Bakışlarım dizimdeki ellerinden yüzüne çıktığında göz göze geldik. Koyu gözleri daha da koyulaşmış, anlam veremediğim bir ifadeyle bakıyordu gözlerim içine. Ne demişti o? Beni sevdiğini mi söylemişti?
"Ne?"
"Duydun." dedi gözlerini bir saniyeliğine kapatıp açarken. Artık hissettiklerini okuyabiliyordum ama doğru mu görüyordum ben. Sevgiyle mi bakıyordu o bana?
Aşk mıydı bu gördüğüm duygu? İmkansızdı. Bir adam böyle bir kadını sevemezdi. Acılarından başka hiçbir şeyi olmayan bir kadın ne vadedebilirdi bir adama.
"Böyle bir kadını sevemezsin Viran." dedim başımı iki yana sallarken. Buna inanmazdım. Ben en yakınım olan babam tarafından bu hale düşürülmüştüm yabancım olan bu adamın beni sevdiğine inanamazdım.
"Nasıl bir kadın mışsın sen?" dedi bana daha çok yaklaşırken. Yüzümüz arasında santimler kalmıştı. Nefesini çok yakınımda hissediyordum.
"Acıları olan." dedim titreyen sesimle.
"Ya ben seni acılarınla seviyorsam."
"Acılarımı sevemezsin." acılarımı kimse sevemezdi.
"Sana bunları yaşatan acılarını sevdiğimi söylemedim. Seni acılarınla sevdiğimi söyledim. Nasıl olursan ol kabulüm olduğunu söyledim. Ne yaşarsan yaşa yanında olacağımı söyledim, söylüyorum."
"Yapamam." dedim gözümden akan yaşlarla. Dudakları yanağımdan süzülen bir damla yaşın üzerinde gezindiğinde nefesimi tuttum. Dudaklarımı tenimde hissetmek çok garipti.
Beni göz yaşımdan öpmüştü.
"Neyi yapamazsın?" dedi nefesi hala çok yakınımdayken.
"Eğer." dedim ve farkında olmadan kapattığım gözlerimi açıp gözlerine baktım. Çok yakınımdaydı. "Eğer beni sevdiğin yani benden bir şey beklediğin için buradaysan bunu yapamam Viran. Ne bana nede kendine bunu yapma. Yanımda kalma. Çünkü ben bir daha hiç kimseye güvenemeyeceğim."
Ben öz babam tarafından bıçaklanmış, annem tarafından yalancı bir deli olarak gösterilmiştim. Benim güvendiğim dağlar sadece kar altında kalmamış yıkılmışlardı. Viran benim güvendiğim bir dağ olamazdı artık.
"Senden bir şey beklemiyorum ben. Sevgi bu demek değil Hande, seni sevdiğini zannettiğin insanlar hep senden bir şey beklemiş. Ama gerçek sevgi bu değil güzelim. Sadece izin ver yanında olayım." dedi onunda dolan gözlerini fark ettim o saniyede.
"Veremem Viran. Senin benim içimde gördüğünü söylediğin kız çocuğu var ya. Bana bile güvenmiyor artık, sana güvenemez Viran." dedim ve kendime hakim olamadan onunla birlikte yere oturup sesli bir şekilde ağlamaya başladım.
Önce kolları sardı beni. Sonra başımı yavaşça göğsüne yasladı.
"Çok fazla Viran." dedim hıçkırıklarım arasından. Yaşadıklarım çok fazla geliyordu artık. Önce olanlar sonra annemin yaptıkları ve Hazan’ın gitmesi. Şimdi de bu itiraf çok fazla geliyordu bana. Taşıyamıyordum artık bu yükü.
"Özür dilerim." dedi elleri saçlarımda dolaşırken. "Özür dilerim çok erkendi." dedi tekrar.
"Kaldıramıyorum Viran artık." dedim yüzüm göğsündeyken.
"Biliyorum özür dilerim." dedi tekrar. Öyle bir özür diliyordu ki onun bile ağladığını düşünüyordum ama yüzüm göğsünde olduğu için bunu anlayamıyordum.
"Sadece biraz zaman ver bana hepsini geçireceğim." dedi hıçkırıklarım biraz sessizleştiğinde.
"Ya geçmezse Viran? Ben kendimi bile sevemiyorum artık." elleriyle yüzümü avuçladığın da anlını anlıma yasladı.
"Geçecek, geçireceğim. Söz." dedi anlıma küçük bir öpücük kondururken ve tekrar sarıldı bana.
Kaç saniye kaç dakika orada öylece kalmıştık bilmiyorum ama en sonunda yerde daha fazla oturmamam için beni kucağına alıp yatağa bıraktı.
"Gidelim mi artık buradan?" dedi eliyle yüzümde kalan birkaç damla göz yaşını silerken.
"Gidelim." dedim ağlamaktan kısılmış sesimle.
Ve ben karşımdaki bana hislerini açmış bu adamın peşinden gitmeyi kabul ettim. Ne gelebilirdi başıma? Viran benim karşımda böyle bir şeyi itiraf ettikten sonra babamın yaptığı şeyden daha ağır ne yapabilirdi bana? Hem gitmesem peşinden başka ne çarem vardı?
Benim tek çarem duygularını bana bir hastane odasında açmış bu adamdı.
Benim tek çarem Viran'dı.
Sonraki saatlerimiz Viran'ın eşyalarımızı toplaması ve doktorun son kontrollerimi yapmasıyla geçti.
Bu sırada saatler geçmiş akşam olmasına az bir vakit kalmıştı.
Şimdi de doktorun bir sorun yok çıka bilirsiniz sözünden sonrada çıkış işlemlerini yapmaya giden Viran'ı bekliyordum.
Camdan dışarıyı izlerken daha saatler önce duyduğum itirafın gerçekliğine inanmaya çalışıyordum. Ben bile artık kendimi sevemezken Viran beni sevdiğini söylemişti. Benden bir şey beklemediğini gerçek bir sevgi duyduğunu da söylemişti. Ona bunu yapamazdım. Benim gibi bir kadınla hayatının sonuna kadar hüzün içinde yaşatamazdım. Benim yaralarım geçmeyecekti. Onu da böyle bir hayatın içine sürüklemek istemiyordum.
Ondan başka gidecek yerin var mı? Dedi iç sesim. Yoktu. Benim Viran'dan başka kimsem yoktu. Viran yanımda olan tek insandı.
Düşüncelerimden kapının sesiyle sıyrıldığımda arkamı dönüp kapıdan içeri giren Viran'a baktım. Üstünü değiştirmiş, siyah bir kot ve siyah bir kazak giymişti.
"Hazır mısın?" dedi camın önünde öylece duran bana bakarak.
"Hazırım." dedim. Zaten onun aldıkları dışında ne toplayacak eşyam vardı ne de çantam.
"Yok değilsin." dedi bana bakarak ve koltuğun kenarına astığı montunu aldı. Yanıma gelip montu giymem için omuzlarıma attığında şaşkınlıkla ona bakıyordum.
"Gerek yok." dedim giymeyerek.
"Gerek var mı demedim ki. Unutmuşum sana yenisini almayı." dedi ısrarla giymemi beklerken.
"Sen üşüyeceksin." dedim bana oldukça büyük siyah monttan bir kolumu geçirdiğimde.
"Üşümem." dedi kısaca ve diğer kolumu da geçirmem için yardım etti.
"Teşekkür ederim." dedim o montun fermuarını çekmek için eğildiğinde. İşi bitip kalktığında karşıma geçip bana baktı.
"Bence senin için dikilmiş, çok yakıştı." dedi gülümserken. Gülümseyerek karşılık verdim. Çünkü mont dizlerime gelmiş, ellerim içinde kaybolmuştu.
"Evet tam benim için dikilmiş, tam benim bedenim." dedim bende alayla. Gülümseyerek odadan çıktığımızda aklım her ne kadar daha deminki sözleri tekrarlayıp dursa da daha iyiydim.
İkimizde konuşmadan asansöre bindiğimizde Viran'ın giriş katın tuşuna basmasını izledim.
Asansörün durmasıyla Viran elini belime koyarak bizi çıkışa yöneltti. Hastanenin önündeki siyah bir arabanın yanına geldiğimizde ise cebinden çıkarttığı anahtarla arabayı açtı ve sağ kapıyı açarak geçmemi bekledi. Arabaya bindiğimde kemerimi takmayı da ihmal etmemişti.
"Ben hallederdim." dedim işini bitirip geri çekilirken.
"Ben hallettim." dedi ve kapımı kapatıp sürücü koltuğuna geçti. Kendi kemerini de takıp arabayı çalıştırdığında nereye gittiğimizi bilmediğim bir yola çıktık.
"Soğuk mu araba?" dedi arabayı çalıştırıp yola çıktığımızda.
"Hayır." dedim camdan dışarı bakan bakışlarımı ona yöneltirken.
"Olsun yine de üşüme." dedi klimayı açarken. Sıcak hava içeri dolmaya başladığında monta rağmen üşüdüğümü anladım. Hava kapalı ve yağmurluydu. İstanbul kışın etkisine çoktan girmişti.
"Nereye gidiyoruz?" dedim bilmediğim sokaklardan geçerken.
"Çok soru soruyorsun begonvil sarmaşığı" dedi bakışlarını yoldan birkaç saniye bana çevirerek.
"O ne?" dedim bilmediğim için.
"Begonvil mi?"
"Evet." dedim meraklı gözlerle onu izlerken.
"Bir gün anlatırım belki hikayesini." dedi kırmızı ışıkta durduğumuzda.
"Peki." dedim önüme dönüp camdan dışarıyı izlemeye başlarken. Yağmur hızlanmıştı.
Yaklaşık yarım saat sonra araba bir evin önünde durduğunda yola daldığımı anladım.
"Geldik." dedi Viran arabadan inerken ve yanıma gelip kapımı açtı.
"Nereye geldik, neresi burası?" dedim önünde durduğumuz iki katlı, bahçeli ahşap eve bakarak.
"Şimdilik geçici evine." dedi Viran arabayı kapatıp, bizi eve doğru yürütürken.
"Viran kimin evi burası?" dedim tekrar ama yine bir cevap alamadım. Viran önünde durduğumuz ahşap kapının ziline bastığında gelen adım sesleriyle sadece bekledim.
Birkaç saniye sonra kapıyı orta yaşlı bir kadın açtığında bakışları hemen beni buldu.
"Hoş geldiniz çocuklar" dedi kenara çekip geçmemizi beklerken.
"Hoş bulduk anne." dedi Viran ayakkabılarını çıkarıp içeri geçerken. Ben şaşkınlıkla kapının önünde öylece bekliyordum. Beni kendi evine getirmişti.
"E hadi kızım gelsene sende, bekleme soğukta yaran var zaten." dedi kadın düşünceli bir sesle.
"Hadi Hande." dedi Viran'da durup kaldığımı fark ederken.
"Viran ben..." dedim itiraz etmek için ama lafımı bölen içeriden gelen bir sevinç dolu bir sesti.
"Ayy geldiniz mii." benim yaşlarımda, esmer bir kız Viran'ın boynuna atılırken. Ben şaşkınca onları izliyordum. Viran'da kıza sarıldı.
"Geldik abicim de biraz daha boynumu sıkarsan bir iki günde benim için kalacağız hastanede." dedi Viran kızı kendinden uzaklaştırırken.
Kardeşiymiş dedi içimden bir ses. Bu beni neden ilgilendirsin ki dedim ona cevap olarak.
Viran'dan uzaklaşan kız bu seferde şaşkınlıkla bana yöneldi.
"E sen abimin anlattığından daha güzelsin." dedi ve cümlesini bitirir bitirmez kollarıyla sardı beni. Ben duyduklarıma mı yoksa bana var gücüyle sarılan bu kıza mı şaşıracağımı bilemezken Viran kardeşini bir kedi yavrusu gibi ensesinden tutarken benden uzaklaştırdı.
"Gel buraya geveze." dedi onu kolunun altına alırken. Kız ise yaramazlık yapıp yakalanmış bir çocuk gibi bana bakıyordu.
"Ee hoş geldin o zaman." dedi kız abisini hiç takmadan.
"Kızım geçsene artık içeri." dedi yanımda duran kadın. Ayakkabılarımı bile çıkarmadan öylece kapının önünde dikiliyordum.
Kafamı sallayıp ayakkabılarımı çıkararak içeri geçtim. Ev ferah ve genişti. Ahşap bir merdiven üst kata çıkıyordu.
"Gel bak Canan sultan döktürdü sizin için." dedi Viran'ın kolunun altından çıkan ve benim koluma giren kız. Bizi içeri doğru çekiştirdiğinde geniş bir yemek masası karşıladı bizi.
Masa baştan sona kadar yemeklerle dolu ve muhteşem görünüyordu. Masanın başında ise genç bir adam ve yanında bir kadın oturuyordu.
"Hoş geldiniz." dedi adam yerinden kalkarken. Koyu gözleri ve boyu Viran’a benziyordu.
"Hoş bulduk abi." dedi Viran içeri girerek.
"Hoş geldiniz." dedi Viran'ın abisinin yanında duran ve karısı olduğunu düşündüğüm kadın.
"Hoş bulduk." dedim kısık bir sesle. Burada bu insanların içinde nasıl hissetmem gerektiğini bilmiyor sadece büyük bir çekinme hissediyordum.
"Geçmiş olsun." dedi adam elini sıkmam için bana uzatırken. "Boran, ben Viran'ın abisiyim."
"Memnun oldum." dedim elini sıkarken.
“Ay bende Selin, Viran’n yengesiyim.” Dedi kadın heyecanla yerinden kalkıp yanıma gelirken.
“Hande.” Dedim kısaca ama onun bedenimi saran kolları hiç kısa bir tanışma istiyor gibi değildi. Sıcak kanlı insanlardı.
"Hadi bakalım geçin soğutmayın yemeklerinizi." dedi Canan hanım. Selin abla benden uzaklaştığında tekrar kocasının yanındaki yerine döndü.
Ben ne yapacağımı bilmeden öylece etrafa bakarken onlar tek tek oturmaya başlamışlardı bile.
"Benim yerime geç." dedi belimde hissettiğim elin sahibi. Viran kendi sandalyesini çekmiş oturmam için beni bekliyordu. Ben masadakilerin bakışlarından utanırken hızlıca oturduğumda Viran'da yanımdaki sandalyeye oturdu.
"Hadi afiyet olsun." dedi Canan hanım ve herkes yemeğine başladı. Bense öylece tabağımı izliyordum. İlk defa böyle bir aile tablosunun içinde bulunmak tuhafıma gitmişti. Ama Viran'ın babasını göremeyen gözlerimle içim bir sıkıntıyla doldu. Belki de sadece işi vardı.
"Duyduk çok üzüldük." Dedi Selin abla. "Daha iyi misin bari şimdi? O şerefsiz de yakalanmamış hala."
"Yenge." dedi Viran uyaran bir tonda.
“İyiyim teşekkür ederim.” Dedim kısık çıkan sesimle. O adamın içinde bulunduğu her konuşmada sesim kısılıyor, onun utancını omuzlarıma yüklüyordum.
"Aman canım ne dedim sanki, bu kız cağız bilmiyor mu? Çıkıp o adamı koruyacak hali yok ya. Şerefsiz işte, şerefsiz olmasa öz kızına bunu yapar mı?" dedi omuz silkip yemeğine dönerken.
"Selin yeter!" dedi Boran abi karısını uyarırken. Ses tonları bile benziyordu Viran'la.
"Sen Selin'in kusuruna bakma kızım. Güzelce doyur karnını sonra ilaçlarını içip dinlenirsin." dedi Canan hanım. Sesindeki anne şefkati duyduklarımdan sonra gözlerim dolmaması için kendimi zorlamama sebep olmuştu.
"Ben rahatsızlık verdim kusura bakmayın." dedim mahcubiyetle. Evlerini bana açmış bu insanlar birde çıkmış benden kusura bakmamamı istiyorlardı. Asıl kusura bakmaması gereken onlardı.
"Ne demek o öyle kızım. Ne rahatsızlığı." dedi Canan hanım.
"Teşekkür ederim ama ben zaten çok kalmayacağım." dedim. Bir çaresine bakıp gidecektim buradan. Burası bir aile eviydi burası. Burada benim yerim yoktu.
"Nereye gidecekmişsin sen?" dedi Viran bana dönerek.
"Ee hani küçük evde kalacaktı bu kız?" ben Selin'in ne dediğini anlamazken Viran sinirle ona döndü.
"Yenge bırak da gerekeni gerektiği zaman ben açıklayayım." dedi. Selin abla eliyle ağzına fermuar çekmiş gibi yaptığında ben merakla Viran'a bakıyordum.
"Küçük ev?" dedim sorarak.
"Şimdinin konusu değil bu, o adam tutuklanıp sende iyice iyileşmeden hiçbir yere gitmiyorsun."
Ben ağzımı açıp cevap verecekken araya giren Viran'ın kız kardeşi oldu.
"Ama bir rahat vermediniz kıza, bırakın da bir yemeğini yesin kız." dedi elindeki börekten benim tabağıma koyarken.
"Begüm haklı hadi ye yemeğini." dedi Viran.
"Teşekkür ederim Begüm." dedim tabağıma bıraktığı börekten küçük bir lokma alırken.
Begüm ise gülümseyip öpücük atarak karşılık vermişti. Gülümsedim. Çok tatlı bir kızdı. Esmer kıvırcık saçlarını ona çok yakışıyordu.
Yediğimiz yemek sonrası Begüm hastaneden yeni çıktığımı ısrarla belirterek sofrayı toplamama yardım ettirmemişti. Bense ısrarlarımın karşılıksız kalmasıyla Viran'la birlikte oturma odasına geçmiş öylece oturuyordum. Vural abi de hemen karşımızda oturuyordu.
"Polisten bir haber yok değil mi?" dedi Boran abi düşünceli bir şekilde.
"Yok abi." dedi Viran elinde tuttuğu çakmağı parmakları arasında döndürürken.
"Peki Hande'nin kız kardeşinin ifadesi ondan bir şey çıkmıyor mu?" Amacının beni üzmekten çok gerçekten merak ettiği için sorduğunu anlıyordum.
"Yok." dedi Viran kısaca. Hazan'dan bahsedip beni üzmek istemiyordu.
"Hande." dedi Boran abi.
"Efendim." dedim başımı kaldırıp ona bakarken.
"Başına gelen şeyler için üzgünüm ve sakın burada olduğun için kendini kötü hissetme. Begüm neyse sende osun burada. Ve aklına bir şeyler gelirse de bize ve polise söylemekten çekinme ki o adam sana bunları yapmışken dışarıda gezinmeye devam etmesin abicim." dedi bir abi edasıyla.
Ben dolu gözlerle başımı salladığımda içeri Begüm'le Canan hanım girdi.
"E artık ben bu kızı odasına çıkarayım da dinlensin." dedi Begüm yanıma gelerek.
"Zahmet etme." dedim çekinerek.
"Zahmet falan yok, hadi çıkalım." dedi koluma girerken.
"İyi akşamlar." dedim içeridekilere dönerek. Herkes karşılık verdiğinde Viran ayaklandı.
"Bu senin." dedi cebinden çıkarıp bana uzattığı telefonla. Ben bir ona bir telefona bakarken almam için bekliyordu.
"Bu ne?" dedim.
"Telefon?" dedi.
"Onu anladım Viran." dedim. Begüm'ün kısık gülme sesini duyduğumda Viran'ın ona bakmasıyla sustu.
"Ne güzel alsana o zaman." dedi Viran tekrar bana dönerek.
"Gerek yoktu."
"Var ki veriyorum dimi?" Biraz kibar bir adam olsa ne olur sanki diye düşünürken telefonu elinden aldım.
"Teşekkür ederim." dedim.
"İyi geceler." dedi karşılık olarak. Göz devirmemek için kendimi zor tutuyordum.
"İyi geceler." dedim ve Begüm'ü takip ederek yukarı çıktım. Yukarı çıktığımızda dört tane kapı bizi karşılamıştı. En baştakine girdiğimizde buranın Begüm'ün odası olmadığını anladım. Oda siyah ve yeşil tonlarında döşenmişti. Tek kişilik bir yatak ve birkaç eşya vardı.
"Viran abimin odası." dedi Begüm şaşkınca odaya baktığımı anlamış gibi.
"Gerek yoktu benim yüzümden odasından olmasına, ben söyleyeyim." dedim arkamı dönüp Viran'ın yanına gidecekken ama Begüm beni durdurdu.
"Kabul etmez hem ne güzel kal işte burada o kalır misafir odasında." dedi. Misafir olan bendim ama misafir odasında kalan oydu.
"Bak ben buraya senin için bir şeyler bıraktım, hepsi temiz merak etme." dedi Begüm dolabın boşalttığı ve içine kendi kıyafetlerinden bıraktığı bir kapağı açarken.
"Çok teşekkür ederim Begüm, gerçekten." dedim minnetle.
"Teşekkür etme." dedi elimi tutup beni yatağın üstüne oturturken. Ve o da yanıma oturdu.
"Hande, biz o gün hastaneye geldiğimizde sen uyuyordun. Abimin anlattıkları o kadar ağırdı ki, ben dinlerken dayanamadım sen nasıl dayandın?" dedi gözleri dolarken. Benimde gözlerim dolmuştu ama bir şey diyemedim.
"Bak benim babam yok, yani ben küçükken gitmiş o." dedi tavana bakarken. İçime oturan şüphenin gerçek olmasıyla gözümden bir damla yaş aktı. Ve babam dediği saniyelerde o yaş ilk önce Begüm'ün gözünden akmıştı.
"Ama ben buna dayanamazdım Hande." dedi bana sarılırken. "Sen nasıl dayandın?"
Geldiğimden beri gülmekten ve etrafına neşe saçmaktan başka bir şey yapmayan bu kız şimdi boynuma sarılıp benzer acılarımız için gözyaşı döküyordu.
"Bazen dayanamıyorum Begüm." dedim bende hissettiklerimi saklamadan. "Bazen acıdan nefes alamıyorum, boğazımda eller hissediyorum. Nefes almamam için oradalar sanki. Ama acıdan ölünmüyormuş Begüm." dedim ağlamamak için kendimi çok zor tutarken.
Sadece sarıldı bana. Beni arkalarında öylece bırakıp giden kız kardeşlerim aksine Begüm bana uzunca sarıldı.
Onun babası yoktu. Ama benimde var olduğu halde bir babam yoktu.
Uzun dakikalar sonra geri çekildiğinde kızarmış gözlerine rağmen yüzüne bir gülümseme yerleştirdi.
"Hadi ben gideyim artık sende dinlen. Şu kapı lavabo." dedi odanın içindeki bir kapıyı göstererek.
"Ben oraya temiz havlu, ihtiyacın olur diye bir şeyler bıraktım."
"Teşekkür ederim Begüm." dedim içten bir şekilde gülümseyerek.
"İyi gecelerr." dedi kapıdan çıkmadan öpücük atmayı da ihmal etmemişti.
"İyi geceler." dedim çıktığı için duymasa da.
Derin bir nefes aldığımda yerimden kalkarak banyoya yöneldim. Küçük ama oldukça ferah bir banyoydu.
Begüm’ün lavabonun yanındaki küçük rafa bıraktıklarıyla da gülümsedim. Açılmamış diş fırçası, şampuan, saç kremi ve ihtiyacım olacak birkaç şey daha.
Yorgun bedenim sadece bir duşa ihtiyaç duyarken duşa kabine yöneldim ve suyu açtım. Onun ısınmasını beklerken ise üzerimdekileri çıkarmıştım.
Günlerdir alamadığım duş yüzünden kendimi hiç iyi hissetmiyordum. Bir duş iyi gelecekti.
Saniyeler sonra sıcak suyla buluşan bedenimin gevşemesiyle gözlerimi kapattım. Günlerdir o kadar karanlıktı ki zihnim, insancıl eylemlere bile uzak kalmıştım.
Dışarıdakileri almayı unuttuğum için duşun içinde gördüğüm tek şampuan olan Viran'ın şampuanını kullandığımda ferah bir koku kapladı banyoyu. Köpükler suya karışıp giderken üstümdeki kirlerin ve ağırlığında gittiğini hissediyordum.
Yaklaşık on dakika sonra çıktığım duşla Begüm'ün benim için bıraktığı temiz havluya sarılarak odaya geçtim. Dolabı açıp benim için bıraktığı kıyafetlerden siyah bir gecelik giydiğimde elimdeki küçük havluyla saçımı kuruladım.
Yatağımın üzerinde duran ve benim varlığını bile unuttuğum telefona mesaj geldiğinde şaşkınca telefona baktım. Viran az önce vermişti bu telefonu, kim olabilirdi bu saatte?
Telefonu açtığımda ise şifresiz olduğunu gördüm ve mesajlara girdim.
Bir mesaj vardı.
Viran; Kurutma makinası banyodaki dolapta. Saçlarını kurut.
Telefona sadece kendi numarasını kaydetmişti. Ben şaşkınca etrafıma baktığımda duş aldığımı nereden bildiğini sorguluyordum. Ve o saniyelerde telefona bir mesaj daha geldi.
Viran; Yan odada kalıyorum, suyun sesi geldi.
Bu seni izlemiyorum demekti.
Her şeyi bu kadar iyi tahmin etmesine şaşırırken telefonu yatağın üzerine bırakıp banyoya yöneldim. Dediği yerden kurutma makinasını aldığımda fişe takıp saçlarımı kurutmaya başladım.
İşim bitip odaya geçtiğimde ışığı kapatıp gece lambasını açtım. Adımlarım pencerenin önünde durduğunda camı açtım. Yan odanın camından yükselen sigara dumanının kokusu geldiğinde ise Viran'ın kaldığı oda olduğunu fark etmem zor olmamıştı. Yatağın üzerine bıraktığım telefonu elime alarak Viran'a mesaj attım.
Siz; Küllük oralarda bir yerde. Sigarayı söndür.
Onun bana yaptığını ben ona yapıyordum. Mesaj görüldü olup cevap yazmadığında tekrar yazdım.
Siz; Yan odada kalıyorum, dumanın kokusu geldi. Seni izlemiyorum yani.
Telefonu tekrar yatağın üzerine bırakıp cama çıktığımda sigara dumanının artık gelmediğini gördüm. Söndürmüştü. Gülümseyerek yatağa girip yorganı üzerime çektiğimde aldığım her nefeste Viran'ın kokusunu soluyordum. Ferah ve yumuşak bir kokuydu.
İnanamadığım şey ise bu kokuya daha fazla maruz kalmak için saatlerce bu yastıkta yatmak istiyordum.
Telefondan gelen sesle gelen mesaja baktım.
Viran; İyi geceler begonvil sarmaşığı.
Siz; İyi geceler.
Bugün onun duygularını bana açtığı ilk gündü. Ve bu gece bizim aynı evde uyuduğumuz ilk geceydi.
Bu gece benim onun kokusuyla uyuduğum ilk geceydi.
…
Yorumlarınızı bekliyoruz🍃
Bölüm etkileşimi
