25. bölüm · Sahte Sevgilim

25.Bölüm

Kafra Luu

Aradan geçen bir-iki gün, Ece için sanki asırlar kadar uzun, ama bir o kadar da göz açıp kapayıncaya kadar hızlı geçmişti. İki aile kendi arasında konuşup günü kararlaştırmıştı. Bugün hem isteme hem de nişan bir arada olacaktı. Sevdiği adamla ilk resmi adımı atacak olmanın heyecanı, sabahın ilk ışıklarından itibaren Ece’nin tüm bedenini sarmıştı.

Odasındaki boy aynasının karşısına geçtiğinde kalbinin ritmi neredeyse dışarıdan duyulacak kadar hızlıydı. Üzerine tam oturan, lacivert kumaşının üzerini zarif küçük puantiyelerin süslediği bir elbise tercih etmişti. Elbisenin yakasında göğsüne doğru uzanan birkaç şık düğme detayı vardı. Altında bileklerini ve duruşunu ön plana çıkaran zarif, siyah topuklu ayakkabıları duruyordu. Özenle düzleştirip omuzlarından aşağı doğru saldığı saçları, fönün etkisiyle ipek gibi parıldıyordu. Aynadaki yansımasına son kez bakarken ellerinin titrediğini fark etti.

"Kızlar, ben çok heyecanlıyım..." diye fısıldadı odadaki arkadaşlarına dönerek.

Oturduğu koltukta kahvesinden bir yudum alan Maya, gülümseyerek kaşlarını kaldırdı: "Neye bu kadar heyecan yapıyorsun güzelim?"

"Maya, beni istemeye geliyorlar, farkında mısın?" dedi Ece, avuç içleriyle kızaran yanaklarını serinletmeye çalışarak.

"Farkındayız güzelim ama bu kadar heyecan yapmasan mı acaba? Kendini bi sakinleştir," dedi Maya tatlı bir sitemle.

Diğer taraftan elindeki makyaj fırçasını bırakan arkadaşı da söze girdi: "Bence de yapma, birazdan nefes almayı unutacaksın."

Kızların kendi arasındaki bu neşeli atışması sürerken, sessizliği koridorun sonundan gelen o keskin ve beklenen ses böldü: Kapı zili çalıyordu.

Ece sanki bir elektrik akımına kapılmış gibi olduğu yerde sıçradı. "Ayy geldiler!"

Tam kapıya doğru koşmaya yeltendiği sırada koridordan beliren abisi önünü kesti. "Abicim, bir sakin mi olsan acaba?"

"Sakinim ben!" dedi Ece nefes nefese.

Abisi Efe, kardeşinin bu hâline bıyık altından gülerek gözlerini devirdi: "Aynen, çok sakinsin. Git kapıyı aç... Ya da dur, açma, biraz beklesinler."

"ABİİ! Saçmalama!"

Abisinin daha fazla takılmasına fırsat vermeyen Ece, heyecan dolu adımlarla antreye koşup dış kapının kuluna sarıldı. Derin bir nefes alıp kapıyı açtığında, karşısında takım elbisesi içinde dimdik duran Mert’i ve hemen arkasında ailesini buldu. Mert’in elinde kocaman, mis kokulu bir papatya buketi ve şık bir çikolata kutusu vardı. İki gencin gözleri buluştuğunda, odadaki tüm telaş bir anlığına yerini derin bir tebessüme bıraktı.

Mert, elindeki çiçekleri ve çikolatayı heyecanla Ece’ye uzattı. Ece hediyeleri alıp kenara çekilirken kibarca kenara çekildi: "Buyurun, içeri geçin lütfen."

Ev halkının karşılamasıyla birlikte Mert ve ailesi salondaki koltuklara yerleşti. Salonu kaplayan hafif melisa kokulu mumların kokusu, içerideki tatlı telaşa eşlik ediyordu. Ece, elindeki çiçekleri vazoya koyduktan sonra salona geçip misafirlerin karşısına dikildi.

"Tekrardan hoş geldiniz."

Mert’in babası Mehmet Bey babacan bir tebessümle yanıtladı: "Hoş bulduk evladım."

"Nasılsınız, iyi misiniz?"

"İyiyiz evladım, çok şükür. Sizler nasılsınız?"

"Biz de iyiyiz amcacım, teşekkür ederiz."

O sırada ortamdaki resmiyeti dağıtmak isteyen Mehmet Bey, neşeyle Ece’nin annesine döndü: "Peki siz nasılsınız, hanımefendi?"

Ece'nin annesi hafifçe öksürerek duruşunu dikleştirdi: "Ben de iyiyim Mehmet Bey."

Yan tarafta oturan Mert, bacağını sabırsızca sallayarak babasına doğru eğildi: "Baba, direkt isteme faslına mı geçsek artık?"

Efe anında lafa atladı: "Ne bu acele Mert? İsteriz tabii de mal kaçırmıyoruz ya buradan!"

Ece gözlerini devirerek abisine çıkıştı: "Abi! Yapma şöyle!"

Anneleri tatlı bir uyarıyla araya girdi: "Kızım, sen abini dinleme. Haydi git, kahveleri yapmaya başla."

"Tamam anneciğim," diyen Ece, mutfağa geçmeden önce herkese döndü: "Kahvelerinizi nasıl alırsınız?"

Salondakilerden tek tek "orta", "sade", "şekerli" yanıtları alındıktan sonra kızlar hep birlikte mutfağa geçti. Tezgahın başına geçtiklerinde Maya muzip bir gülümsemeyle Ece’ye yaklaştı.

"Eee, tuz koyacak mısın?"

Ece cezveleri ocağa yerleştirirken kararlı bir tavırla başını salladı: "Tuz mu? Elbette hayır."

"Nedenmiş o? İsteme kahvesi dediğin tuzlu olur, tuzsuz kahve mi olurmuş?"

Ece, kahve kavanozunun kapağını kapatırken tebessüm etti: "Tuzlu kahve 'Seni istemiyorum, seni zorla veriyorlar' demek. Ben Mert'i isteyerek evleniyorum, o yüzden asla tuzlu kahve yapmayacağım."

Maya kaşlarını kaldırdı: "Nasıl yapacaksın o zaman?"

"Görürsünüz," dedi Ece ve kahveyi en güzel kıvamında tutturmak için köpüklerini dikkatle fincanlara paylaştırdı.

Kısa süre sonra tepsideki dumanı üstünde tüten fincanlarla salona geçildi. Ece, büyüklerden başlayarak herkese kahvesini ikram etti. Mert kendi fincanını alırken Ece’nin gözlerinin içine bakıp hafifçe göz kırptı. Herkes kahvesinden birkaç yudum aldıktan sonra salonda o beklenen, derin ve saygın sessizlik oluştu.

Mert’in babası boğazını temizleyerek oturduğu koltukta dikleşti: "Evet, sebebi ziyaretimiz belli... Allah’ın emri, Peygamber’in kavli ile kardeşiniz Ece’yi oğlumuz Mert’e istiyoruz."

Ortamdaki ciddiyeti bozma fırsatını kaçırmayan Efe, kahve fincanını sehpaya bırakıp Mert’e baktı: "Kızımız ve oğlunuz birbirini sevmiş, eyvallah... Ama oğlunuz ne işle meşguldür acaba?"

Mert şaşkınlıkla Efe’ye baktı: "Efe, ne iş yaptığımı bilmiyor musun Allah aşkına?"

"Bilsem bile, kardeşimi emanet edeceğim kişiyi bizzat resmiyete uygun şekilde tanımam lazım değil mi ama?"

Mert gözlerini devirdi: "Sanki hiç tanımıyorsun..."

Ece oturduğu yerden fısıltıyla karışık tepki gösterdi: "Abi! Yeter ama!"

Efe, kardeşinin bu hâline gülmemek için kendini zor tutarak elini kaldırdı: "Tamam tamam kızım be! Evlenmeye ne meraklıymışsın sen de... Ne diyelim, iki gönül birbirini sevmişse bize de 'tamam' demek düşer. Verdik gitti."

Salonda bir anda neşeli bir alkış koparken, Ece ve Mert rahat bir nefes alarak birbirlerine gülümsediler. Tatlı telaş, yerini nihayet resmiyet kazanan o büyük mutluluğa bırakmıştı.

Salonda yükselen alkış sesleri ve tebessümlerle birlikte evdeki tüm gerginlik yerini neşeli bir bayram havasına bıraktı. Mert’in babası Mehmet Bey, ceketinin iç cebinden kadife kaplı, şık bir yüzük kutusu çıkardı. Kutunun kapağı açıldığında, üzerinde ince işçilikli alyanslar ve onları birbirine bağlayan parlak, kırmızı bir kurdele belirdi.

"Madem gençler kararını vermiş, bize de bu güzel birlikteliği mühürlemek düşer," diyerek söz ve nişan merasimi için ilk adımı attı.

Salondaki Sehpanın üzerine önceden hazırlanan, gümüş kaplama nişan tepsisi getirildi. Tepsinin ortasında yer alan zarif makas, günün anlam ve önemine uygun şekilde yerini almıştı. Ece ve Mert, yan yana gelerek misafirlerin ortasında heyecanla beklemeye başladılar. Ece’nin kalbi yine ilk anki gibi deli gibi çarpmaya başlamıştı; Mert ise onun bu heyecanını fark edip hafifçe elini tutarak güven veren bir tebessüm gönderdi.

Mert’in babası Mehmet Bey, ikilinin yanına geçerek yüzükleri kutusundan çıkardı. Önce Ece’nin, ardından Mert’in parmağına alyansları taktı.

"Allah tamamına erdirsin evlatlarım. Birbirinize olan saygınızı, sevginizi hiç kaybetmeyin," diyerek iyi dileklerde bulundu.

Sıra kordelayı kesmeye geldiğinde, Ece’nin abisi Efe gülerek öne atıldı ve makası eline aldı.

"Durun bakalım, hemen öyle kesmek yok. Bu makas kesmiyor gibi sanki?" diyerek geleneksel takılmasını yaptı.

Mert gülerek cebinden çıkardığı zarfı tepsiyi tutan Maya'ya uzatınca, Efe neşeyle kahkaha attı: "Tamamdır, makas şimdi gayet keskinleşti!"

Efe, kırmızı kurdeleyi gümüş makasın tek bir hamlesiyle kesti. Kırmızı kurdelenin ikiye ayrılmasıyla birlikte Ece ve Mert resmen sözlenip nişanlanmış oldu. Salondakiler neşeyle alkışlarken, Ece ve Mert önce aile büyüklerinin ellerini öptü, ardından birbirlerine sarılarak bu özel anın tadını çıkardılar.

Mermer sehpanın üzerine getirilen nişan pastasının kesilmesi ve içilen şerbetlerle birlikte gece, kahkahalar ve tebriklerle devam etti. Ece, parmağındaki ışıldayan alyansa bakarken sevdiği adamla kuracağı geleceğin ilk gününe mutlu bir tebessümle adım atıyordu.

Sizce Ece Mert'in kahvesini nasıl yapmıştır yorumlarınızı bekliyorum.