5. bölüm · Sahilde tanışmıştık
4. Bölüm ormanda asla yalnız olmazsın
Özge
Yorganı sertçe ittim ve yataktan kalktım. Dolaba doğru ilerledim. Bu gün annem babam Miray ve Ada şehirde gezecekler ve tabiki ben okula gideceğim. Ama onlar gezerken ben kalırmıyım tabiki hayır okula gitmeyeceğim ve ormanda dolaşacağım.
Bu gün bir farklılık olmasını istiyordum ve bu yüzden yeşil bir bluz ve yaşile yakın bir pantolon giyerim ardından altın gineş şeklindeki kemerini takarım. Fazla rahat giyinmiştim çünkü annemler erkenden çıktılar.
Merdivenlerden aşağı indim şarkı sözlerini mırıldanmaya başladım.
"Hüzün benim ekmeğimdi şunca zaman. Ama yıprandım çok, bununla uğraşamam. Kalbim savaşlarda şehit düşmenin eşiğinde. Aşk gazisiydi, sonra durdu zaman." dedim eğlenerek, söylediğim şarkı Ezhel-Ay ışığına bezenmiş aşk.
Mutfağa girdim dolaba baktım. Yiyecbileceğim hiç bir şey yoktu. Ve tabiki umursamadım. Mutfak zemininde bir çengelli iğne buldum ve onu cebime koydum.
Ardından hiç vakit kaybetmeden saat 09.46 olduğunda dışarı çıktım. Yolda uzun bir trafik vardı herkes işe gidiyordu sanırım. Sokakta sakince yürüdüm. Etrafıma baktım ve fark ettim bu gün heryer farklıydı.
Sokakta yürürken birden yerde bir şey fark ettim. Daha sönmemiş bir sigara, Yarısı ezilmiş ruj ve kan lekesi. Bunlar garipti ama bunuda umursamadım ve yoluna devam ettim.
"Abla abla!" Dedi bir ses.
Etrafıma baktım ve küçük bir oğlan gördüm. Muhtemelen sekiz yaşındaydı.
"Ne oldu?" Dedim sakince.
"Beş taş oynuyordum başımı ezdin!" Dedi endişeyle.
"Fark etmedim özür dilerim" dedim ve geri çekildim.
"Neden özür diledin ki?" Dedi merakla.
"Şey..." Cevap veremediğim çocuğa.
"Her neyse boş ver. Görüşürüz." Dedim ve el sallayarak uzaklaştım. Çocuk haklıydı neden özür diledim ki heryerde taş var sadece iki üç tane taş için özür dilemek...
Cebinden telefonumu çıkardım ve saati kontrol ettim 10.12 geç olmamıştı. İlk ormana gidecektim sonra sahile gidecektim ve ardından kitapçıya gidip eve gelecektim.
Dün akşam haberleri görmüştüm. Bir katil... Ve insanları sevdikleri yollar ile öldürüyor. Bir ressamın ağızına boya dökmek, kafasında tuval kırmak ve fırçalar ile organlarını gıdıklandırmak gibimi? Muhtemelen evet.
Bu katılın en sevdiği şey: gitti şehirlerin duvarlarına × işareti bırakmaktı. Sanırım bu şekilde hangi şehire gittiğine dair izler bırakıyordu.
Ormana yajlaşmıştım. Ormanın sınırları teller ile çevreliydi. Tellerin üzerinden atlayarak geçtim. Kolumda uzun bir çizgi çizildi ama önemli değildi.
Ormana doğru yürümeye başladım. Kuşların sesi, ağaçların yapraklarının arasından düşen Güneş ışıklar, yemyeşil çimenler ve harika görünen çicekler...
Ormanda uzun süre vakit geçirdim. Geç olmaya başlamıştı. Saat 19.46 olmuştu bile. Karanlık ormanda yavaş yavaş yürüyordum. Daha sahile gideceğim ardından kitapçıya uğrayacağım.
Ormanda farklı garip sesler vardı. Yalnız olduğumu düşündüm. Ve bunu düşüneren en büyük aptallığı yaptım. Ormandan bir çığlık sesi duyuldu. Bu ses çok çaresizdi, zavalıydı, korkuluydu ve yalvarandı...
Olduğum yerde sona kaldım. Bir an için hareket edemedim. Etrafıma bakındım ama kimseyi göremedim. Bu çığlık aslında tanıdıktı ama kim bilmiyordum.
Korkuyla ormanda yürüdüm döndüğüm yerden geri gitmek istedim ama heryer aynı geliyordu. Korkuyla titremeye başlamıştım bile. Telefonumu kontrol ediyordum henüz şarjım yüzde seksen altıydı. Ve her zamanki gibi internek çekmiyordu, tabii sonuçta ormandayım.
Garip bir ses duydum. Parçalama sesi, tıpkı bir insanın derisinin parçalanması gibi, tıpkı bir insanın organlarının ayrılması gibi, tıpkı bir insanın derisinin yüzülmesi gibi ve tıpkı bir insanın cesedinin düşme sesi gibi...
Yavaş yavaş yürümeye devam ettim. Uzaklaştığımı sanıyordum ama aslında yaklaşıyordum. Büyük bir çalılık çıktı önüme ve yerde kan gölü vardı. Kan çalılığın arkasından geliyordu.
Tenin bu kesti yüzüm beyazladı. Korktum. Ne yapmam gerek bilmiyordum. Geri dönemezdim çünkü iç güdülerim o karanlığa gitmemi istemiyordu ve bir aptal gibi hayvanın kanı olduğunu düşündüm.
Tüm sesler kesildi sadece düzensi nefes alışlarım, yerdeki dalların sesi. Sanki herşey durmuştu. Çalılığın yanından geçtim ve kanın bir hayvana ait olduğuna emin olmak istedim.
Kana doğru titreyerek yaklaştım ve bir ceset gördüm. Sıcak görünüyordu kanı da sıcaktı. Kimin öldüğü umrumda değildi ama bu... En yakın arkadaşım olarak bildiğim nefes'ti...
Cesedi görünce kusma isteği geldi ama bu isteğimi bastırdım. Gözlerimden yaşlar aktı. Nefesin yanına koştum ve eğildim. Nefesin kanı elini tuttum.
"Nefes!" Dedim çaresizce.
"Hayır... Bunu sana kim yaptı!" Dedim.
Çaresizce mırıldandım. Kelimeler ağızımdan dökülmüyordu. Zorlukla yutkunurum ve aniden bir elin ağızımı tuttuğunu hissederim. Korkarım.
"Aptal oynama özge. Nefes senin arkadaşın değildi. Sadece bir kere senden ödevinin cevaplarını istedi ve sen hiç arkadaşın olmadığı için onu arkadaşın sandın. Ama o seni sevmedi. Fark etmedi mi? Senden kaçmaya çalışıyordu." Dedi acımasızca kulağıma karşı.
"O haberlerde gördüğün katil vardı ya. Bana Yax diyebilirsin." Dedi.
"Seninle bir anlaşma yapalım." Dedi ve devam etti.
"Anlaşma çok basit. Sen bana yardım et bende hayatını bağışlayım." Dedi.
Eli ağızımı sıkıca tutuyordu ve yavaşça beni ayağa kaldırdı.
"Seni kimse sevmiyor. Annen Pınar dere. Baban Hasan dere. Kardeşin Miray dere. Kuzenin Ada özkayagil. Hatta, özgür Karakan bile seni sevmiyor." Dedi aynı acımasız tonla.
Özgür Karakan bile seni sevmiyor dedi evet dedi. Annemde üzülmedim. Babamda üzülmedim. Kardeşimde bir hüzün vardı. Kuzenimde üzgünlüm vardı. Özgür de ise tüm hayatımdın vardı. Hisettiğim bu kadardı.
Konuşmaya çalıştım ama olmadı. Tek gördüğüm elimdeki kan lekesiydi.
"Yani yaoabileceğin hiç bir şey yok. Ölsen kimse üzülmez. Bu yüzden dediğimi yalacaksın." Dedi.
Başımı sallayarak onayladım. Korkuyla titriyordum. Aniden beni bıraktı. Kaçmak istedim ama elindeki bıçağı gördüm. Zorlukla sertçe yutkundum.
"Benden ne istiyorsun?" Dedim titreyen sesimle.
"Planımı şimdilik söylemeyeceğim. Şimdi sahile gideceksin ve orada depresif bir şekilde yalnız basına oturacaksın. Kim gelirse gelsin konuşma." Dedi soğukkanlı bir şekilde.
"Yapabileceğim hiç bir şey yok... Bu yüzden y- yapacağım..." Dedim.
Elimdeki kan lekesini silmeye çalıştım. Ve Yax elimi tuttu ve sertçe elimi ovalayarak kan lekesini çıkarttı.
"Cesedi ben hallederim. Yeterli sen dediğimi yap.iyi şanslar. Yani pek bir şansın kalmadı ama boşver. Sonra görüşeceğiz." Dedi.
~~~~~
Sahile sonunda varmıştık. Islak kumların olduğu yere otururum. Saat 20.39 olmalıydı. Hiç hareket etmedim ve hafif dalgalı Denizi izledim. Koloksiyonum için harika olan Deniz kabuklarını bile toplamadım.
Sahile birinin geldiğini hisettim ama hareket etmedim. İçimde bir şey hareketledi bu gelen kişi muhtemelen özgürdü...
Özgürden yardım istemek istedim. Ondan tavsiye almak istedim. Onunla sohbet etmek istedim. Katili birlikte adalete teslim etmek istedim...
Bir süre bekledim. Şimdi saat 21.58 oldu. Özgür çoktan gitmişti ama ben düsüncelerime dalmıştım. Bir katil tarafından tehdit edilmiştim. Yavaşça ayağa kalktım. Bir iki saniye hareket edemedim.
Yavaş adımlarla sahilden gittim ve nemli sokak duvarları arasında yürüdüm. Annemler çoktan eve gelmişlerdi ve büyük bir azar işiticektim.
Bir süre sonra eve varırım. Ayakkabılarımı çıkartırım ve sessizce odama gitmeye çalısırım ama annem beni görür ilk önce gözleri ile beni baştan aşağı süzdü.
"Sen gel bakiyim." Dedi.
"Efendim anne?"
"Ben sana demedim mi? Okula git dışarda dolaşma diye!"
"Ama anne!"
"Sus! Hadi tamam bir gezmeye gittik ye sen ne ayaksın? Sınavın var git ders çalış."
"Yeter artık anne! Senin problemlerin var hadi tamam dedik benim problemlerim var hadi inada tamam dedik ailem daha önemli dedik! Fark ettim ki senin nefret ettiğin senin iğrendiğin problemin benim!"
"Annene karşı gelme!"
Ve aniden yanağıma sert bir tokat indi. Titreyen gözlerle anneme baktım.
"Anne! Biliyor musun sana anne dediğim her saniyeden nefret ettim. Pınar hanım hatta pınar abla!" Dedim öfkeyle.
"Bende senin gibi bir kızım olmasına!"
"Pınar, biliyor musun? artık odamın önünden geçme!"
"Biliyor musun? Artık önünden geçebileceğin bir evin yok ve bir odan yok hatta bir hayatın yok!"
Babam geldi salondan öfkeyle ve beni arkasına aldı. Babama yaslandım. Kendimi güvende hisettmem gerekti.
"Baba..." Dedim titrek sesimle.
"Her zaman bağrıyorsun. Hiçmi vicdanın yok! Özge'de senin bizim kızımız! Azcık iyi ol!" Dedi babam.
"Lanet olsun..." Dedi annem hayalkırıklığı ile.
Babam beni odama götürdü ve yatağıma yatırdı. Babamın gitmeden kolunu tuttum.
"Baba gitme..." Dedim yalvararak.
"Annemle bir konuşup geleceğim. Tamam mı? Hadi benim küçük deniz yıldızım erken uyu." Dedi babam gülümseyerek ve alnımdan öptü.
Babam odamdan çıktı ve annemle tartışmaya devam ettiler. İş için şehir dısına gidecekler. Bu kavgalı aile ortamı yüzünden Ada kprtktuğu için teyzemin yanına gidecek. Ve tamamen yalnız kalacağım...
" Tamam o zaman ayrılıyoruz! Siktir git!" Dedi annemin boğuk sesi.
Konuşmaları pek iyi duyamıyordum ama ayrılıktan bahsettiğine eminim.
Uyumaya çalıştım ama olmadı. Katil beni elçisi yaptı. Annemle babam ayrılacak. Tek dostum gidecek. Kardeşim muhtemelen annem ile gidecek ve burada babam ile kalacağım...
Göz lapaklarım ağırlaştı ama uyku gelmedi. Gözlerim yanmaya başladı. Yaklaşık iki saat boyunca tavana bakmıştım çünkü. Gözlerimin kan çanağı olduğuna eminim. Ve yarında okula gitmeme kararı aldım...
