22. bölüm · Şah ve mat : kalbin oyunu

22.bölüm- beklenmedik baskın

Esmanur Taşlıbeyaz

27 Şubat Cuma –
Günlerdir mutlu olmadığımdan daha mutluydum. Ablamla kahvaltı yaptıktan sonra restorana doğru yol aldım. Yolda Mert ve Sera’yı el ele görünce sırtım hızla arkalarından geldim.
— Günaydın aşk kuşları! dedim neşeyle.
Mert ve Sera aniden irkilmişlerdi, şaşkınla bana bakıyorlardı.
— Günaydın da bir nisan yavaş gelir, korktuk, dediğinde Sera, gülmeden edemedim.
— Bugün biraz enerjim yüksek de kendimi tutamıyorum.
Mert imalı bir sırıtışla:
— Bu enerjiye neye borçluyuz peki? dedi.
— Kimseye canım...
Mert başını yavaşça doğru eğdi, kaşları havalanmıştı.
— Yani biraz da Hakan’a diyebilirim.
Mert ve Sera aynı anda:
— Tabi tabi canım, biraz! dediler.
Mert sıkıca omzuma elini koydu:
— "Biraz" desen ayıp olur, bayağı Hakan sayesinde. Enerjin var, normalde böyle değildin.
Gözleri devirip Sera’ya döndüm, dudaklarımı büzdüm:
— Şey, Sera... Restorana giriş yapmadan bir şey rica edebilir miyim senden?
Sera merakla bana bakıyordu.
— Dinliyorum.
— Şey... Ben bugün Hakanlarda kalacağım da ablama "Sende kalıyormuşum" gibi...
Ben daha sözümü bitirmeden Sera araya girdi:
— Anladım, ablan bende kaldığını sanmasını istiyorsun.
Mahcup bir şekilde Sera’ya baktım. Mert’in kaşları çatıldı:
— Ne demek Hakan’da kalacağım Aslı?!
Bakışlarımı Mert’e çevirdim.
— Ne saçmalıyorsun Mert?!
Sera araya girdi:
— Mert, anlıyorum böyle tepkini ama ben Hakan Bey'i tanıyorum. Düşündüğün gibi biri değil, Aslı’ya izni olmadan dokunmaz bile.
Başımı sallayarak Sera’ya onay verdim. Mert ise:
— Allah aşkına bu devirde babana bile güvenme derler Aslı. Nitekim Hakan’la kalmana içim el vermez.
— Allah aşkına Mert, Hakan böyle biri değil. Hem güvenmesem ben sence gider miyim?
Mert ikna olmuş gibi değildi ama konuyu bir şekilde kapattık.
...
Mutfak girişi yaptığımızda gözlerim Hakan’ı arıyordu ama görememiştim, modum biraz düşmüştü. Ama bahçede olduğunu düşündüm. Önlüğümü giyip Soner Bey'in yanına gittim. Bahçenin yanından geçerken gözlerim dışarıya kaydı. Geri çevirdiğim gibi tekrar baktım; Hakan ve Rüya satranç oynarken gördüm. Kaşlarım ister istemez çatıldı, enerjimden kalan hiçbir şey kalmamıştı. Hakan’ın Rüya’ya bakıp gülümsediğinde bana özel o gülüşünü onda kullanması derinden bir şeyler hissettirmişti.
— Aslı... Neyi bekliyorsun?! dedi Soner Bey.
Derin bir nefes aldım.
— Geliyorum...
...
15:20 –
Çıkmamıza bir saat kalmıştı, ben daha yeni çıkıyordum. Sakinleşmem için sevdiğim elmalı bitki çayımı içiyordum. Sessiz sedasız bir yere odaklanmış duruyordum. Küçük bir şeyden canım niye bu kadar yanmıştı, bilmiyordum.
O sırada Hakan giriş yaptı, hiç oralı olmadım.
— Yarım kalan satranç oynamaya ne dersin? dedi, utanmadan tebessüm ediyordu.
— Gidin Rüya Hanım'la oynayın derdim, dediğimde tebessüm yerine merakla kaşlarını çattı.
— Ne demek istiyorsunuz Aslı Hanım?
— Siz çok iyi anladınız, lütfen beni yalnız bırakın.
— Bu konuyu konuşmadan gitmeyi düşünmüyorum.
Sandalye çekip karşıma oturdu. Gözlerini benden hiç ayırmadı, benim aksime.
— Dinliyorum, neye kızdınız bana? dedi donuk bir ifade ile.
— Kızmaktan çok kırgınım. Bana baktığın gibi bakıp benimle oynadığın gibi...
Hakan o yalandan öksürdü:
— Öhöm öhöm... Aslı Hanım, ses tonunu hafiften bastırmıştı. Siz sanırım bakışlarımı arada farkını anlamışsınız, anlarsınız, böyle düşünmezdiniz.
Gözlerimi devirdim:
— Gayet de farkındayım, defalarca uyarmama rağmen hala Rüya Hanım'la satranç başında görüyorum sizi.
— Birincisi, gözlerime bakıp konuşsanız sevinirim. İkincisi, bir bakın bakalım nasıl bakıyorum size?
Yavaşça başımı Hakan’a doğru çevirdim. Gözlüğü öne doğru düşmüş, yeşilleri derin bakıyordu. Başını sağ doğru yatırdı. Kalbim deli gibi atmaya başlamıştı. Bir nisan bakışından bile etkilenir miydi insan, bilmiyorum.
— Farkı göremedim, dedim.
Tabii ki yalandı, fark çok belliydi. Hakan anlamış olacaktı ki bakışları alaycı tavra dönüşmüştü.
— Hımm, öyle mi? Bence gayet fark ettiniz, tribi uzatmak istiyorsunuz.
Alınmış gibi tavırla yükseldim:
— Alakası bile yok!
Ayağa kalkıp gidecekken bileğimi tuttu. Etrafa bakındım, fısıltıyla:
— Birileri görecek, bırak! dedim.
— Seni seviyorum, dediğinde sence kalakaldım. İlk defa bana "Seni seviyorum" demişti. Yüzümde belli belirsiz tebessüm oluştu.
— Kendinizi böyle affettiremezsiniz...
...
Saat dört buçuk olduğunda Mert'le birlikte eve doğru yürüdük.
— Hani sen Hakan’ın yanında olacaktın? dedi Mert.
— Hakan altına çıkacak, bugün eve gidip hazırlanacağım. O çıkınca beni alacak.
Mert başını sallamakla yetindi.
— Bence gitme derim abla, şüphelenirler.
— Şüphelenmez, Sera Hanım'ı tanıyor, seviyor da izin verir.
— Ben yine de diyeyim.
Gözlerimi devirdim.
— Hiç öyle göz devirme Aslı, valla her an her şey olabilir.
Hiçbir cevap vermedim.
Eve geçtiğimde ablam dışarı çıkmak için hazırlanıyordu.
— Aslı? diye seslendi.
— Efendimmm?
— Hiç, sevmişim diye...
— Benden başkası kim olabilir?
Ablamın odasının kapısı açıktı, başımı duvara yasladım. Ablamın makyaj yapışını izledim.
— Abla, bugün Seralarda kalabilir miyim? dediğimde kaşları çatıldı.
— Sen de iyi alıştın Serada kalmaya, kızı rahat bırak.
— Kendisi davet etti lütfen...
Masum gözükmeye çalışarak dudaklarımı büzdüm.
— İyi, tamam. Bana yazmayı unutma, dedi sevinçle.
— Tamam!
Hızla odama çıktım. İlk çantamı hazırladım. Tatlı, bordo renkli, kareli pijamalarımı yanıma aldım. Duş almak için lavaboya girdim.
...
18:30 –
Son kez eksikliğim var mı diye baktım, salona geçtim. Hakan işten çıkmış beni alacaktı. Dakikalar geçtikçe heyecanım artıyordu. Telefonum çalınca daha da heyecanlandım; arayan Hakan’dı. Hemen açtım.
— Geldin mi?
— Geldim, bekliyorum.
— Tamam.
Telefonu kapattım. Ablam benden önce çıktığı için evi kilitlemek bana düşmüştü. Hakan her zamanki gibi arabayı durdurmuştu. Heyecanımı gizlemek için derin nefes alıp verdim, öne koltuğa bindim.
— Selam.
— Selam... Hazırsan gidelim, başımla onayladım.
Yol boyunca her zamanki gibi konuşmadık, neden bilmiyorum ama ölüm sessizliği beni bazen geriyordu ki nefes almayı unutuyordum.
...
Arabayı garaja koyduktan sonra eve geçtik. Hakan montumu elimden alıp dolaba koydu.
— Hoş geldin, nazikçe kollarını belime yerleştirdi.
Ben de kollarımı Hakan’ın boynuna yerleştirdim, başımı omzuna yatırdım.
— Aç mısın? diye sordu, başımı iki yana salladım.
— Çok değil ama açsan sana bir şeyler hazırlayayım, sen bütün gün mutfakta yoruluyorsun, dediğimde gülümsedi.
— Birlikte yaparız.
Mutfağa geçtik. Hakan salata, ben de tavuk köfteleri fırına vermiştim. Birkaç dakika sonra soframız hazır olmuştu...
20:00 –
Film izlemek için mısır patlatmıştık, çaylarımızı alıp salona geçtim. O sırada kapı çaldı.
— Birini mi bekliyordun?
Hakan’la merakla kaşını çattı.
— Hayır.
Hakan dürbünden kimin olduğuna baktığında hızla bana döndü:
— Aslı, çabuk yukarı çık!
Bir çay hızla mutfağa ötürdü.
— Ne oluyor Hakan?
— Diyeceğim sonra, hadi çık hadi! sesi oldukça kontrollü çıkıyordu.
Ben yukarı çıktım, görünmeden aşağıyı izliyordum. Hakan kapıyı araladı.
— Rüya? dediğinde şaşkınlıkla donup kaldım.
Fısıltıyla:
— Rüya ne alaka? dedim.
...