21. bölüm · Şah ve mat : kalbin oyunu
21.bölüm- yarım kalan satranç
25 Şubat Çarşamba –
İkinci dönem ikinci yazılı sınavlarımız başlamıştı. Çok yoğun bir şekilde Mert'le ders çalışıyorduk; hem restoran hem okul bizi zorluyordu. Hakan, sınav haftamız bitene kadar sekizde gelip dört buçuğa kadar çalışabileceğimizi, eve gidince de ders çalışabileceğimizi söylemişti.
...
Tezgâhta Soner Bey'le kahvaltı siparişlerini hazırlarken Hakan yanıma geldi.
— Aslı Hanım, siparişler hazır olunca birkaç saatliğine servis bölümüne bakar mısınız?
Başımı onaylar anlamda salladım.
— Birazdan geçerim Hakan Bey.
Restoranda sürekli "Hanım" veya "Bey" demek zorundaydık; sonuçta Sera ve Mert dışında kimse aramızdaki durumu bilmiyordu.
Siparişler hazır olunca servis bölümüne geçtim. O sırada Rüya Hanım geldi.
— Aslı, bir soğan çorbası, bir mercimek.
Başımı sallayarak onu onayladım. Kaseleri çıkartıp çorbaları koydum, özenle hazırlayıp garsona verdim.
...
14:00 –
Bahçede oturmuş, kahvaltı niyetine yayla çorbası içiyordum. Arada kolyeme bakıyordum. O sırada tanıdık bir sesle irkildim:
— Aslı Hanım, satranç oynar mıyız?
Bakışlarımı çevirdiğimde Hakan'la göz göze geldim. Başını yana yatırmış gülümsüyordu, gözlüğü hafifçe öne düşmüştü.
— Olabilir ama tek tur, dedim.
Hakan teklifimi onayladı ve satranç masasının yanına geçtik. Taşları düzenledik. İlk hamleyi ben yaptım, ilk piyonumu ileri aldım. Hakan ise at hamlesini kullandı, ben de fili çapraz şekilde koydum.
Saatler su gibi geçmişti; molayı unutmuş, resmen satranca odaklanmıştık. Tam Hakan hamlesini yapacakken Rüya Hanım'ın sesi ile irkildik:
— Bölmek istemezdim ama Hakan, lazımsın.
Oldukça donuk bakıyordu.
— Geliyorum, dedim.
Hakan'ın keyfi biraz bozulmuştu, çok güzel ilerliyorduk. Bir anda yarıda kalması canımızı sıkmıştı tabi ki. Restorandaydık ve Rüya Hanım bizi bölmekte haklıydı. İkimiz de aynı anda kalktık, taşları öylece yarıda bıraktık...
16:30 –
Önlüğümü çıkartıp askıya astım. Derin bir nefes alıp verdim. Mantomu giyip çantamı aldım. Mutfaktan çıkarken Hakan'ı Rüya ile konuşurken gördüm, bir saniyeliğine göz göze geldik.
Soğuk hava sert bir şekilde yüzüme vurmuştu. Gözlerimi kıstım, içime çekildim. Buz gibi havada çantamı sıkıca tutmuş tam gidiyorken, Hakan'ın bana seslendiğini duydum. Kaşlarım merakla çatıldı, arkama döndüm.
— Efendim Hakan Bey?
Elinde gri bir atkı gördüm. Yavaşça yanıma yaklaştı, etrafa bakındı. Atkıyı boynuma saracakken onu durdurdum.
— Gerek yok, siz üşüyeceksiniz.
Hakan başını iki yana salladı.
— Ben zaten arabaya gidiyorum ama sen yürüyeceksin, hasta olursun.
Bu havada atkıyı boynuma sarmaya başlamıştı bile. Öylece baka kaldım. Yeşil gözlerine gülümsedim.
— Teşekkür ederim.
— Rica ederim.
Yol boyunca Hakan'ın kokusunu içime çektim. Gece onun kokusuyla yatmak için can atıyordum...
