17. bölüm · Şah ve mat : kalbin oyunu

17.bölüm- seni gördüğüm den beri

Esmanur Taşlıbeyaz

4 Ocak Perşembe –
Birinci dönem iki sınav yazılılarının bitmesine bir hafta kalmıştı. Aslan arada beni sınavlara çalıştırıyordu ve bugün de iş çıkışı eğlence parkına gidecektik. Soner Bey'le siparişleri hazırlıyorduk. "Aslı, depodaki dolaptan mantar getirir misin?" "Tamam." Elimde bıçağı bırakıp doğru depoya girdim.
Hakan Bey'i görünce gözlerimi kaçırdım. İki gün geçmişti üstünden, o gündür konuşmuyorduk. Gerekmedikçe kafam allak bullak olmuştu. Mantarları dolabın en üstünde görünce bıkkınlıkla ofladım. Parmak uçlarıma basıp mantarları almaya çalışırken dengemi kaybettim, düşecekken Hakan Bey sıkıca belimden kavradı.
"Dikkat et... Bana söyleseydin ben alırdım." Geri çekilip mantarları aldı, bana uzatıp "Al bakalım... Sırf benimle konuşmayasın diye böyle şeyler yapmana gerek yok," dediğinde bile sesimi çıkartmadan depodan çıktım. Ne düşmem gerektiği ne konuşacağımı bile bilmiyorum ve bu canımı çok sıkıyordu. Mantarları soyup gerisini Soner Bey'e verdim, diğer işlerimi hallettim.
17:00 –
Mert ile molaya çıkmıştık, bahçede oturuyorduk. "Şaka gibi cidden, Hakan Bey'den beklemezdem," dedi Mert hayretle. Olayları dün anlatmıştım ama daha yeni tepki veriyordu. "Ben de şaşkınım, ne yapacağımı bilmiyorum." Mert gözlerini devirdi. "Sera da böyle senin gibi beni öylece bırakıp gitti, sonra bak duyguları ağır bastı. Sen de böyle yapma, seviyorsun adamı, kör bile anlar bence. Uzatma, saçma sapan da konuşmamazlık yapma." İç çekmekle yetindim. Mert'in söyledikleri düşündürdü. Aslında ben de değer veriyordum ama Aslan'la konuştuğumdan beri hislerim büyümemişti bile. "İmkânsız... Sera ile sen gibi değil bizim durum. Aramızda yedi yaş var ve ben stajyerim, o şef." Mert öne doğru yaklaştırdı bedenini. "Aslında haklısın, sizin süreç biraz uzayabilir ama her şeyi yaşa bağlamak iyi değil. Seviyorsan gerçekten susma derim." Yanaklarımı şişirip derince ofladım. "Bir süre düşünmem lazım..."
Çıkış saatimiz geldiğinde önlüğümü çıkarttım, askıya astım. Aslan'ı mutfakta göremeyince bahçeye doğru gittim. Tam girmeden camdan etrafa bakındım. O sırada satranç oynayan Aslan ve Hakan Bey'i gördüm. Derin bir nefes aldım ve içeri girdim. "Merhaba," dedim. Aslan'ın beni görüp nereye gideceğimizi hatırlayıp kalkmasını planlamıştım. Aslan kafası jeton düşmüş gibi ayağa kalktı. "Müsaadenizle Hakan Bey, benim Aslı'ya sözüm vardı," dedi. Sesi oldukça nazik çıkmıştı. Hakan Bey başıyla onayladı. "Görüşürüz." Aslan'la aynı anda "Görüşürüz," dediğimizde Hakan Bey'in bakışları bana çevrildi. Sanki aramızı vermişim gibi bakıyordu ama öyle değildi henüz. Neler hayatımda değişecekti bilmiyorum. Ama hissediyordum, çok şey beni değiştirecekti.
...
19:00 –
Eğlence parkına giriş yapmıştık. Kapalı bir alandı, içerisi oldukça rahattı. Aslan oyunları oynayabilmemiz için kartları almıştı. "İlk basketbol alanına gitsek?" Aslan elimi nazikçe kavradı. "Sen ne istersen o," dedi gülümseyerek. Aslan kartı okuttu, basketbol topları hızla gelmeye başladı ve atmaya başladık. Attıkça nedensizce kahkahalara boğuluyorduk. Son atışımı gerçekleştiremeden oyun bitmişti. Aslan sekiz tane atmıştı, bense altı tane atabilmiştim. "Haksızlık ama, şu an atma şansı verebilseydi ben yedi tane atmış olacaktım," dedim. Hemen çocuklar gibi bızlanmıştım. "Hadi gel, başka atış oyunu buldum."
Elini sırtıma koyarak beni arkamı dönmemi sağladı. Diğer oyun ise küçük komik suratlı palyaçoları küçük toplarla vurmaktı. Aslan kartı okutup eliyle ilk benim başlamamı söyledi. "İyi izle," topu alıp hedefimi belirledim, kontrollü ve hızlı şekilde attım ve ilkinde vurmuştum. O sırada Aslan oynamaya başladı ve birlikte aynı anda vurmaya başladık...
19:50 –
Çoğu oynamıştık ve yorulmuştuk. Dinlenme alanına geçip oturduk. "Bir kahve molası mı yapsak?" dedi Aslan sırtını esneterek. Öne doğru yaslanmış vaziyette duruyordum. Derin bir nefes aldım ve doğruldum. "Bana uyar." Eğlence parkının karşısında olan kafeye girdik, cam kenara doğru yer bulduk.
"Çilekli latte?.. Tadını merak ettim, sipariş mi etsem?" Aslan başını yana yatırdı. Gülümseyerek bana baktı. "Merak ettiysen sipariş edebilirsin." Başımla onayladım. Garson geldiğinde Aslan ben ağzımı açmadan söze girdi: "Biz iki latte, bir de çilekli latte alalım," dediğinde anlamaz gözlerle baktım. "Niye iki tane latte söyledin ki?" O sırada garson çoktan yanımızdan ayrılmıştı. Aslan ellerini bana çevirdi. "Belki çilekli latteyi beğenmezsin diye düşündüm, ne olur ne olmaz," dediğinde mahcup şekilde gülümsedim. "Gerek yoktu." Aslan kaşlarını yalandan sinirlenmiş gibi çattı. "Gerek var, niye olmasın ki?" Mahcup şekilde hâlâ yüzüne bakıyordum. "Bence geç," sözümü tamamlamadan araya girdi: "Vardı, konuyu kapatıyoruz," dediğinde mecburen sustum. Siparişlerimiz geldiğinde latteden bir yudum aldım, çilek tadını almaya çalıştım. Evet, idare ederdi ama güzeldi.
"Pek çilek yoğunluğu yok ama güzel, denemek ister misin?" Kupamı ona uzatarak uzattığım kupamı elimden aldı. Bir yudum aldı, bir saniye duraksadı, sonra bakışları bana çevrildi. "İdare eder... Boşuna ikinci latteyi aldın." "Olsun, biz garantileyelim, bölüşürüz." Kahverengilerime bakıp tebessümle göz kırptı. Kahvelerimizi içtikten sonra biraz daha oyun oynamaya karar verdik...
20:40 –
Oyun bittiğinde biz de bitmiştik. Dinlenme alanına geçip oturduk. Kolumdaki tokayı alıp saçlarımı at kuyruğu yaptım. "Çok yoruldum ama çok güzel bir gündü," dedim Aslan'a dönerek. Aslan öne doğru yaslanmış, ellerini dizlerine koymuş vaziyette soluklanıyordu. "Evet, öyle oldu." Biraz dinlendikten sonra çıktık. "Burada bowling alanı da varmış, bir ara oynayalım," dedi Aslan, gözleri umutla bakıyordu. Ellerim montumun cebindeydi, baş parmağımla oynamaya başladım. "Birkaç haftaya iki haftalık tatile giriyoruz, belki o zaman fırsat bulursak gideriz." Aslan gülümsedi, önüme düşen perçemi nazikçe eliyle kulağımın arkasına yerleştirdi. "İyi fikirmiş."
...
Aslan'la her zamanki gibi evimin ilerisinde durduk, karşıya geçtim. Kahverengilerimi gözlerine diktim, gülümsedim. "Her şey için teşekkür ederim. Güzel bir gündü." Aslan da aynı şekilde sıcak bir şekilde gülümsedi. "Ne demek, ben teşekkür ederim geldiğin için." O sırada yavaşça eğildi, kollarını belime kavradı ve hafifçe, sıkmadan sarıldı. Karşılık olarak ben de kollarımı boynuna doladım. Bir santimlik farkla ayrıldık. Ellerini gözlerimden hiç ayırmadan bakıyordu. Yavaşça eğildi, gözlerim ister istemez kapandı. Yanağıma sıcak ve derin, yumuşak bir öpücük bıraktı. Gözlerimi araladım, elim Aslan'ın göğüs hizasına geldiğinde hızlı atan kalbini duydum. Fısıltıyla "Çok hızlı atıyor," dedim. Aslan yavaşça doğruldu, hâlâ eli belimdeydi. "Seni tanıdığımdan beri hiç yavaşlamadı ki..." dediğinde bu sefer benim kalbim hızlanmaya başlamıştı. Yavaşça geri çekildim, gözlerimi kaçırdım. Ne diyeceğimi, nasıl tepki vereceğimi bilemedim. "Eve girsem iyi olacak, ablam beni şaşırmadan. Görüşürüz." Arkamı döneceğim sırada kolumdan yakaladı. "Sana olan duygularımı söyledim diye lütfen aramıza mesafe koyma Aslı." Göz göze geldik. "Benim... Zamana ihtiyacım var Aslan." Kolumu geri çekip eve doğru yürüdüm. Aslan bir süre gidişimi izledi.
...