9. bölüm · Şafağın Eşiğinde
Sekizinci Bölüm: Dağılma
Aylin
Soğuk sandığım şeyin aslında hava olmadığını, o gece anladım. Soğuk, içimdeydi. Ateş yanıyordu. Alevler yüksekti. Kıvılcımlar havaya sıçrıyor, karanlığa karışıyordu. Ama buna rağmen içim buz gibiydi. Sanki göğsümün içinde bir boşluk vardı ve o boşluk, her saniye biraz daha genişliyordu.
Arda ve Çağla ormanın içine gitmişti. Okan gözünü karanlıktan ayırmıyordu. Lila ise Burak'ın yanında çökmüş, onun yüzüne bakıyordu. Burak yarı baygın hâlde oturuyordu. Sırtını odun yığınına yaslamıştı ama başı öne düşüyordu.
"Burak?" dedim hafifçe. Cevap vermedi. Ateşin ışığı yüzüne vurduğunda solgunluğu daha da belirginleşti. Dudakları morarmaya başlamış gibiydi. "Üşüyor," dedi Lila.
Gerçekten titriyordu. Ama bu normal bir üşüme değildi. Titremesi düzensizdi. Sanki vücudu istemsiz kasılıyordu. Parmakları arada bir sertleşiyor, sonra gevşiyordu. Yanına biraz daha yaklaştım. Elimi alnına koydum.
Ateşi yoktu. Ama derisi... normal değildi. Soğuktu ama altında bir hareket varmış gibi hissettim. Elimi hızla çektim. "Ne oldu?" dedi Okan. "Bir tuhaflık var," dedim istemsizce. Lila hemen bana baktı. "Ne tuhaflığı?"
Bir şey söylemeden Burak'ın koluna baktım.
Yaratığın ısırdığı yer. Yara hâlâ kanlıydı ama asıl korkutucu olan kan değildi. Yaranın etrafında, derinin altında koyu bir şey vardı. Siyahımsı. İlk başta gölge sandım. Ateşin ışığıdır diye düşündüm. Ama değildi. O şey hareket ediyordu. Yavaşça. Isırığın olduğu noktadan başlayarak damar gibi yayılan siyah bir iz... derinin altında ilerliyordu.
Boğazım kurudu. "Lila..." dedim yavaşça. Lila başını eğdi. O da gördü. Bir an ikimiz de konuşamadık. "Bu ne?" diye fısıldadı Lila. Cevap veremedim.
Siyah sıvı, yavaş ama kararlı bir şekilde Burak'ın kolundan yukarı doğru ilerliyordu. Omzuna doğru. Burak bir anda sertçe nefes aldı. Vücudu kasıldı.
"Burak!" dedi Lila panikle. Burak gözlerini araladı ama bakışları odaklanmıyordu. Göz bebekleri sanki büyümüştü. "Yanıyor..." diye mırıldandı. "Ne yanıyor?" dedim hemen.
"İçim..." dedi dişlerini sıkarak. "İçim yanıyor." Lila'nın yüzü bembeyaz oldu. Okan dizlerinin üzerine çöktü. "Bu normal değil." Hayır. Bu kesinlikle normal değildi. O an, arkamızdan adım sesleri duyduk.
Hepimiz aynı anda arkamızı döndük. Arda ve Çağla. İkisi de nefes nefeseydi. Üstleri başları dağılmıştı. Ama yaşıyorlardı. İçimde bir anlık rahatlama oldu.
Ama sonra Burak'ın titremesi yeniden arttı. Arda bunu fark etti. "Ne oldu?" dedi. Kimse cevap veremedi. Arda yaklaşıp Burak'ın koluna baktı. Gözleri büyüdü. "Lanet olsun..."
"Ne biliyorsun?" diye sordum sertçe. Arda bir an durdu. Sanki söylemek istemiyordu. "Depoda bir defter buldum," dedi. Mahmut Ekinci'nin adını söyledi. Kamp alanının sahibi. O an her şey biraz daha korkutucu hâle geldi.
Arda hızlıca anlatmaya başladı. Deneyi. Sıvıyı. Güçlü insan yaratma fikrini. Kontrol kaybını. Oğluna saldırmasını. "Bu ısırık..." dedi Arda, Burak'ın kolunu işaret ederek. "Bu sadece yara değil." Hepimiz sustuk. "Bu şey... DNA aktarıyor." Boğazım düğümlendi. "Ne demek o?" dedim.
"Isırdığı kişiyi de kendine benzetiyor demek," dedi Arda net bir şekilde. Sanki biri göğsüme ağır bir taş koymuştu. Lila başını iki yana salladı.
"Hayır." Ama siyah sıvı hâlâ ilerliyordu.
Burak bir kez daha kasıldı. Dişlerini sıktı. Gözleri bir anlığına tamamen siyaha yakın bir tona büründü gibi geldi bana. Belki de ışık oyunuydu. Belki. "Bunun tek çözümü panzehir," dedi Arda. "Var mı?" diye sordum hemen. "Var," dedi. "Ama nerede olduğunu bilmiyoruz."
O an anladım. Bu gece bitmeyecekti. Bu daha başlangıçtı. Arda ayağa kalktı. "Dağılmamız gerekiyor."
"Ne?" dedi Okan. "Panzehiri bulmamız lazım. Defterde yazıyordu. Bir yerde ormanda düşmüş."
"Şimdi mi?" dedim. "Başka şansımız yok." Hepimiz bir an birbirimize baktık. Ateşin ışığı yüzlerimizi yarı aydınlatıyor, yarı karanlıkta bırakıyordu. Sanki hepimiz ikiye bölünmüştük. Korku ve zorunluluk arasında. Okan kamp alanındaki haritayı getirdi. Büyük, plastik kaplı bir haritaydı. Gölü, kamp evini, iskeleyi, orman yollarını gösteriyordu. Arda parmağını haritaya bastı. "Biz depo tarafını aradık. Lila ve Burak orman içindeki yapıları, eski depoları kontrol edebilir."
"Ben mi?" dedi Lila refleksle. Arda gözlerine baktı. "En iyi o biliyor ormanı." Lila bir şey demedi ama kabul etti. "Okan ve Aylin," dedi Arda. "Kamp evi ve çevresi." Başımı salladım. "Çağla ve ben," dedi Arda, "göl ve iskele tarafını kontrol edeceğiz." Herkesin yüzünde aynı ifade vardı. Korku. Ama geri dönüş yoktu. Burak bir kez daha titredi. Siyah sıvı omzuna ulaşmıştı.
Zamanımız daralıyordu. Ve o an anladım ki artık hiçbirimiz sadece eski lise arkadaşları değildik. Birinin insan kalıp kalmaması bizim ellerimizdeydi.
